YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Televizyon dizileri genlerimizi bozuyor
Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Doğan, televizyon dizilerinin sosyolojik aile yapısını olumsuz yönde etkilediğini söyledi.
Televizyon dizileri genlerimizi bozuyor
11 Şubat 2015 / 15:20 Güncelleme: 11 Şubat 2015 / 15:43

Toplumsal Yapılar ve Tarihsel Dönüşümler, Eğitim Psikolojisi, Eğitim Felsefesi, Eğitim Sosyolojisi, Anne-baba Eğitimi, Aile Sosyolojisi, Bilimsel Araştırma Yöntemleri, Eğitim Bilimine Giriş, Eğitim ve Öğretim Liderliği ve Eğitim Politikaları gibi birçok önemli konuda dersler veren ve araştırma yapan Doç. Dr. Süleyman Doğan, Kanalahaber.com'a kamuoyunu ilgilendirecek önemli açıklamalarda bulundu.

Televizyon dizilerinin artış gösterdiğine dikkat çeken Doğan, konuyla ilgili olarak şöyle konuştu:

Türkiye’de televizyon dizileri son yıllarda sıkça tartışılıyor. Dizlerindeki ana tema, sanat, felsefe ve mesaj özellikle çocuk ve gençler açısından ciddi problem içeriyor. Bu nedenle diziler genelde toplum ve aile yapısını özelde gençliği olumsuz etkiliyor.
 
Televizyon dizi yapımcıları sadece reyting kaygısı ve para kazanma hırsıyla program hazırlamıyor. Şüphesiz farklı gayeler de söz konusu ediliyor. Dizilerinin çoğunda işlenen ortak temanın toplumsal değerlerle taban tabana zıt olması dikkat çekiyor. Dizilerde aile mahremiyeti, korumacılığı ve sıcaklığı büyük ölçüde ihmal ve inkâr ediliyor. Nikâhsız hayat, zina, çarpık ilişkiler, aldatma, lüks hayat, emeksiz kazanç gibi mefhumlar bazen zımnen bazen de alenen teşvik ediliyor.  Mesela bu dizilerde; kız kardeşlerin aşk savaşı... “İki kız kardeşin âşık olduğu bir adam” ya da “abi-kardeş arasında kalmış bir kız” tiplemeleri popüler dizilerin temel konusu oldu.

"Toplum nezdinde kabul görmeyen ve ahlâk anlayışımızı sorgulatan ilişkiler"

En çok seyredilenler arasında yer alan bu dizilerde, yuva yıkan taraf mazlum ve haklı gösteriliyor. Hikâyeler zengin aileler arasında, lüks konaklarda geçiyor. Kız kardeşlerden biri varlık elde etme amacıyla zengin biriyle evleniyor. Ancak baldızlar devreye girip eniştelerine göz koyuyor. Toplum nezdinde kabul görmeyen ve ahlâk anlayışımızı sorgulatan bu tür ilişkiler, neden sıklıkla ekranlara getiriliyor? Bir dizi tuttu diye benzerlerini çekmek için yarışa giriliyor.
 
Televizyon dizileri genlerimizi bozuyor

Toplumsal değerlerle hiçbir şekilde uyuşmayan bazı diziler, çarpık ilişkiler, gayrimeşru yaşantılar, gelenek ve kültürümüze aykırı davranışlarla toplumun dengesini bozmaktadır. Bir dizide, bir eserde, bir yapıtta olması gereken en önemli unsurlardan; sanat, felsefe ve estetik bugün söz konusu dizilerin pek çoğunda yoktur. Sinemanın ve görsel sanatın ruhundan çok daha aşağıda sığ, bayağı ve paçoz bir zihniyet hâkim hale gelmiş durumda. Reyting, fahiş kar ve tanınırlık gibi İslâmi ruhun kabulünden uzak, diğer bütün süfli beklentileri yücelten diziler toplumun ontolojik ve kültürel dinamiklerine dinamit koymaktadır. Böylece geleceğin emanet edileceği bireyler son derece yanlış bir istikamete doğru yönlendirilmektedir. Bu istikamet her halükarda çıkmaz ve bunalım sonuçludur. Televizyon dizileri adeta genlerimizi bozuyor.
 
Diziler hiçbir değer tanımıyor, geleneğe/kültüre meydan okuyor!
 
Okuma alışkanlığının düşük olduğu Türkiye’de, romanlardan uyarlanan televizyon dizileri gençlik üzerinde yarar sağlamaktan ziyade olumsuz yönde etkisini gösteriyor. Senaryoya uyarlanan öykü, roman ve hikâyelerin, bu kitapların okunmasına karşı ilgi uyandırmadığı gibi o kitapların okunmasına da mani oluyor. Senaryo kaynaklarını edebî hikâye ve romanlardan alan diziler, kitaplar hakkında ön fikir vermekte ve bilgi doygunluğuna sebep olmaktadır. 

Okuyucu, kitapların içeriğini bildiğini sanarak, kitapla yüzleşmenin gereksiz olduğuna inanmaktadır. Birçok kişi zamanının büyük bölümünü televizyon karşısında geçiriyor. Ülkemizde düşük olan kitap okuma alışkanlığı dikkate alınarak, dizi, sinema filmi yapımcıları bu doğrultuda hareket etmelidir. Dizi senaryoları hazırlanırken bu olumsuz etki düşünülmeli ve bunu önleyecek önlemler alınmalıdır.

Dizi şikâyetleri! Diziler marka tüketimini teşvik ediyor!
 
RTÜK’e vatandaştan gelen şikâyetlerin yüzde 60’ı diziler hakkında olduğu belirtiliyor. Bu oran geçen yıla göre iki kat artmış durumda. Çünkü dizilerde ciddi oranda marjinalleşme bireysel dürtüleri kışkırtıcı yönler ön planda yer alıyor. Tahrik edici sahneler defalarca gösterilerek bilinçaltına kazınıyor. 2009 yılında yapılan bir araştırmada izleyicilerin yüzde 47’si, dizileri toplumun ahlâkî yapısına aykırı bulduğunu belirtmektedir. Bizim yaptığımızı izliyorlar, beğeniyorlar, reyting alıyor” savunması son derece yanlış ve meseleye çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Böylesi bir savunma program yapımcılarının ucuza kaçma, beceriksizlik ve nitelikten yoksunluklarının bir ifadesidir. Nitekim böyle yapılarak zaaflar üzerinden prim yapmak ve onları istismar etmek denenmektedir.
 
Reytingi yüksek dizilerden pek çoğunun işlediği konular toplumsal kabulün çok ötesinde marjinal durumlar olmakla birlikte insanî değerlerin yüceltilmesinden ziyade yok edilmesi, törpülenmesi üzerine oturuyor. Hiçbir eğitim ve kültür birikimi olmayan kişilerin önüne, ne kadar sığ, basit, içerikten yoksun, sanat ve estetik niteliği barındırmayan ürünlerin konulması kolaya kaçmaktan başka bir şey değildir. Bunu savunma mekanizması haline getirmek de olsa olsa acziyetin ifadesidir!

"Marka hastalığı yaratılarak, çağdaş idoller oluşturuluyor"
 
Prime time’da ekranlara gelen evimizin davetsiz misafirlerinin ilişki biçimleri aile ve gençlik vicdanını, ahlakını derinden zedeliyor.  Dizilerin çoğunda masumiyet, çarpık, sığ ve sadece beşerî, cismani ve cinsî aşk ilişkileri, sefahat ve sefalete vurgu yapılıyor. Birbirleriyle dönüşümlü olarak sevgili olan dizi karakterleri, arkadaşlık kavramını hat çekiyor. Söz konusu dizilerin temel gençlik sorunlarıyla ne kadar ilgili olduğu sorgulanmalıdır.

Dizilerde ortalama Türk insanına hayli yabancı bir hayat tarzının reklamı ve baskısı yapılıyor.  Hiçbir zahmet çekmeden, bedel ödemeden lüks hayatın pırıltılı dünyasını yaşamaları için insanlara zımnen bir baskı söz konusu. Kimse geldiği yere nasıl geldiğini, hangi bedelleri ödediğini anlatmıyor.
 
Diziler bir yönüyle de toplumsal güç ve çıkar ilişkilerinin derin mekanizmalarına gönderme yaparak, herkesi kendi dünya görüşü etrafında toplamaya çağırıyor böylece insanlar belli bir biçimlendirme ameliyesine tabi tutuluyor. Hayata baktığımız pencerelerin aslında bize sunulan pencereler olduğunu kimse fark etmiyor.

"Ahlaki değerler hiçe sayılıyor"

Diziler insanları belli bir hayat tarzını seçmeye, belli markalara yönelmeye icbar ediyor. Böylece içerikten çok biçime, göstergeye önem atfediliyor. Dış görünüşün önemli olduğu bir dünya yaratılıyor. Böylece marka hastalığı yaratılarak, çağdaş idoller yaratılıyor.
 
Netice olarak dizlerin çoğunda ahlâkî değerler hiçe sayılıyor. Yeğen yengesine, komşu komşuya, evliler başkalarına özendirilmekte ve bütün bunlar sıradanlaştırılmaktadır. Bu gidiş, bundan bir asır önce üst düzey Osmanlı toplumunda Tanzimat neslinin yaşadığı buhran ve çöküşü yeniden ve kuvvetle hatırlatmaktadır. İnsanın insanî, ruhî nitelikleri üzerine vurgu yapmak yerine sadece bedenî, biyolojik görünümünü ön plana alan zihniyetle yetişen gençlerin, kısa süre sonra hiç b şeyden tatmin olmayarak derin bir buhran içine girmemesi hiçten bile değildir.

Madde her zaman sonludur ve her halükarda elde edilebilir niteliktedir. Edinilmesinden sonra ise boşluk vardır. Oysa manâ sonsuzdur ancak bedelsiz elde edilemez. Mânaya hükmedenler ve mânayı arayanlar aslında kendini ve mutluluğu arayanlardır.

"Televizyon sektöründe çalışanlara büyük görev düşmektedir"
 
Medya nesillerin sağlıklı eğitimleri ve yetişmesi için azami gayret ve itina göstermek zorundadır. En temelde medya insanları daha iyi ve güzeli aramaya teşvik etmelidir.  Kamu hizmeti yapan kuruluşların kamunun zararına değil yararına iş yapma zorunluluğu vardır.

Mevcut dizilerin pek çoğundaki karakter okumalarına bakılırsa, Türk kültürünün genetik kodlarıyla oynanmakta, adeta genler değiştirilmeye çalışılmaktadır. Geniş ailen ruhuna çoktan Fatiha okundu; ancak tek kişilik hayatların hit yapmaya başladığı şu dönemde çekirdek ailenin de zilleri çalıyor gibi.

Elbette sadece eleştirmek ve “bu kötüdür” teşhisi yapmak hiçbir şey değiştirmeyecek, mukadder akıbetten kaçınılamayacaktır. Burada sinema ve televizyon sektöründe çalışanlara ciddi görev düşmektedir. Daha iyisini ve faydalısını yapmak birinci amaç olmalıdır. İnsanlık olarak, eğer bir yerde sorunun varlığını görebiliyorsak, onun giderilmesine de muktedir bir irademiz var demektir. Bu vadide öncelikle alternatif dizicilere, sinema ve film sektörüne acilen iş düşmektedir.

 

KANALAHABER.COM / HALİDE TONGA

15:54
 // ekrm
Toplumda bi bozulma hakim opusme sahnelerini izleyen cocuga buda su diyemi ogretecez...
11 Şubat 2015 15:54
MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler