22 Ocak 2017 Pazar
  • Altın146,530
  • BIST83.067
  • Dolar3,7912
  • Euro4,0490
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6628
  • İstanbul4 °C
  • Ankara-5 °C
  • İzmir4 °C
  • Konya-3 °C
  • Adana9 °C
  • Antalya9 °C
  • Diyarbakır5 °C
  • Bursa0 °C
  • Kayseri-6 °C
  • Kocaeli-3 °C
  • Şanlıurfa6 °C
  • Gaziantep6 °C
  • İçel9 °C
ABD GİZLİ BELGESİ VE REİNA SALDIRISI!
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Taşgetiren’den esaslı bir Tayyip Erdoğan yazısı…
Taşgetiren’den esaslı bir Tayyip Erdoğan yazısı…
Taşgetiren’den esaslı bir Tayyip Erdoğan yazısı…
11 Kasım 2008 / 10:42 Güncelleme: 11 Kasım 2008 / 00:00

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Doğu ve Güneydoğu gezilerinde söylediği sözler tartışılmaya devam ediyor. Bugün Gazetesi’nden Ahmet Taşgetiren, Tayyip Erdoğan’ın gerçekte kim olduğunu, niçin bu kadar tepkisel olduğunu ve bu zorlukları nasıl aşabileceğini yazdı.


İşte o yazı…


Erdoğan'ın zorluğu

Erdoğan “Bushlaştı" mı? Yoksa "Çillerleşti" mi? Erdoğan'ın son söylemlerini eleştirmeme rağmen, bu şekildeki yorumların "haklı" olmadığını, hatta biraz fazla "kıyıcı" olduğunu düşünüyorum.

Tayyip Erdoğan'ı Pınarhisar'da ziyaret ettiğimde kendisine şunu söylemiştim:
"-Bu dönem sizin için bir nadas dönemi olabilir. Bence burada, kendi siyaset anayasanızı hazırlamalısınız.

Türkiye siyasetini yeniden okumak, yapılabilecekleri tespit etmek, mutlaka söylenmesi gerekenleri ve asla söylenmemesi gerekenleri belirlemek lazım
."

Benim Erdoğan'ı bir de, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde ziyaretim olmuştu. Orada da şunu söylemiştim:

"-Sizinle hiçbir maddi - siyasi çıkar bağı olmayan bir grup olsa ve onlar her ay size nasıl göründüğünüzü söylese..."

Bir şeyi daha hatırlatmam lazım. "Kürt meselesi" denen hadisede ben, Tayyip Erdoğan'a "Kendin ol yeter" diye yazmıştım.

Tayyip Erdoğan'ın Doğu - Güneydoğu'daki imajını üç şey inşa ediyor:


-İslam konusundaki duyarlılığı


-Sistem tarafından mağdur edilmiş olması.


-Belediye Başkanlığı sırasında toplumun ezilmiş kesimlerine yönelik şefkati.

Bana göre bölge insanı, bu üç alanda kendisini Tayyip Erdoğan'la bütünleşmiş görmekteydi. ve Erdoğan, bu üç alandaki duruşunu sürdürdükçe bölge insanı ile kalbi bir bağ kurmuş olacaktı. Bugüne gelirsek...

Aslında Tayyip Erdoğan, eylem planında, bana göre bu çizgiyi sürdürüyor. Ama söylem planında kaymalar var. Söylem planındaki kaymalar, "tepkisel" nitelik taşıyor.

Bu da DTP'nin ve PKK'nın sürdürdüğü gerilim politikasının ürünü. Ben, Tayyip Erdoğan'ın, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği karardan sonra terbiye edildiği ve bilinçli biçimde, "negatif" anlam yüklenen "devlet çizgisi"ne kaydığını düşünmüyorum.

Bu, eşyanın tabiatına aykırı olurdu. "Sistem sancısı" nı gündemden çıkarmak, AK Parti'nin asla yapamayacağı bir şeydir.

Çünkü sancıyı, deyim yerindeyse bedeninde hissediyor. Ve AYM'nin kararı, bu sancının daha da akut hale geldiğinin göstergesi. Bunu AK Parti nasıl gözden uzak tutabilir? Bence bu mümkün değil.

Ama, AYM'nin kararının, halktan daha bir yıl önce yüzde 47 oy almış olan AK Parti'nin önüne, bir "Türkiye gerçeği" çıkardığı da bir vakıadır. Buna ben veya bir başka yazar veya gazete, canımızın istediği gibi tepki verebiliriz, ama hükümet devletin bir parçası ve cari hukukla, bizden daha başka ölçüde bağlı. Halk diliyle söylersek, Erdoğan bizim gibi bekâr değil ve kolay karı boşayamıyor.

"-Hadi sistemi değiştir, Anayasayı değiştir, ne duruyorsun!" Bunlar iyi sorular ama, gel bir de "reel-politik" e bak! Burada, "İyi de, ya o sözlere ne demeli? Onları söylemek zorunda mıydı?" sorusu haklı olarak sorulabilir. Onlar, maalesef, bir "Tayyip Erdoğan tepkiselliği"dir. Keşke olmasaydı, olmamalıydı, Doğu - Güneydoğu'daki "Erdoğan imajı"nı yaralayan sözler olmuştur.

Burada, Erdoğan'ın özgün çizgisi değil, DTP - PKK politikasına endeksli bir tepkisellik vardır. Başbakan bölgeye gelirken, DTP'liler tarafından ifade edilen "Ariel Şaron" benzetmesi, bir yandan Ariel Şaron'un vahşi imajını, diğer yandan da "İsrail'in işgalci imajı"nı hatıra getiriyor. Bu Erdoğan'ı hem kişisel açıdan hem, devlet açısından tepki vermek zorunda bırakıyor.

Bence de bir tepki verilmesi kaçınılmazdı. Ne Erdoğan Şaron'luğu kabul edebilirdi, ne de devlet olarak "işgalcilik" kabul edilebilirdi.

DTP'nin çok açık bir kışkırtmasıydı. ve DTP, bunun için Mescid-i Aksa sembolünü kullanıyordu.

Bu da, çok açık bir istismardı. Ne yazık ki DTP, son süreçte, sadece kışkırtıcılık motifini devreye sokmuştur. Bu politikada hiçbir çözüm hassasiyeti yoktur. Sadece mahalli seçimler öncesinde, zemin kazanma hesabı vardır.

DTP - PKK işbirliği ile şiddetin tırmandırıldığı bir atmosfer, maalesef "güvenlik ağırlıklı" söylemi öne çıkarıyor ve bu, hükümetin diline de yansıyor.

Şu olsaydı: Mesela bölgede, devlet adına Kürt vatandaşlarımızın hukukuna yönelik bir olumsuzluk olsaydı, herhalde Tayyip Erdoğan'ı kendi kimliğine daha yakın bir tavır içinde bulurduk. Peki ya Şemdinli? Onun cevabı da "Burası Türkiye" olmalı herhalde.

"Tayyip Erdoğan, Derin devleti kulağından tutar, teşhir eder ve sokağa atar, bu güç onda var!" diyen var mı, bilmiyorum. Türkiye zor ülke! Ben "Tayyip Erdoğan'ı hesaba çekelim, ama 'Bush'laştı, Çiller'leşti' gibi bir cümleyle çizmeyelim" düşüncesindeyim.

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler