YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Tan: Bölge halkı ölen herkesi 'kendinden' sayar
Tan: Bölge halkı ölen herkesi 'kendinden' sayar
Tan: Bölge halkı ölen herkesi 'kendinden' sayar
05 Mart 2008 / 10:22 Güncelleme: 06 Mart 2008 / 00:00



Kürt sorununun sebeplerini; PKK’nın varlık sebebini, sınır ötesi harekâtın bölge halkı üzerindeki etkilerini; Irak Yerel Kürt yönetiminin Türkiye ile olan ilişkilerini; Özal misyonunun mahiyetini; DTP’nin son zamanlarda dindar simaları ön plana çıkarmasındaki nedenleri; Kürt sorununun somut çözüm yollarını; Diyarbakır Belediyesinin kimin kazanacağını Araştırmacı Yazar Altan Tan’a sorduk.

      ·     “Devletin içindeki bazı odaklar PKK’yı, Ak Parti iktidarını alaşağı etmek için bir araç olarak kullanmaktadırlar.”

·        “Bölge halkı ölen herkesi “kendinden” kabul etmektedir. Yani dağda ölen PKK’lı da, dağda ölen asker de bu halkın evladıdır.”

·        “Türkiye her şeyden önce Yerel Kürt Yönetimini resmen tanıyarak Erbil’de bir Türk konsolosluğu açmalıdır.”

·        “Ak Parti ısrarla Özal’ın misyonuna sahip çıkmalıdır.”

 

 Altan Tan Kimdir?

1958'de Batman'da doğdu. Dedesi 1953'te Bebek'e göç etti. Aslen Midyatlı. Annesi Türk. Babası Bedii Tan. (Bkz. Hasan Cemal'in "Kürtler" kitabının özellikle 32. sayfası) Diyarbakır Maarif Koleji'nde okudu.
13 yaşındayken Cemil Çiçek, Ali Müfit Gürtuna, Ahmet Taşgetiren, Hüseyin Gülerce, Ömer Vehbi Hatipoğlu, Melih Gökçek'in de içinde bulunduğu Mücadele Birliği'ne katıldı. Ancak 12 Mart'tan sonra üst yönetimin derin devletle bağlantısı ortaya çıkınca Birlik dağıldı. Tan, bağımsız İslami gruplara yöneldi ve Güneydoğulu arkadaşlarıyla Girişim dergisini çıkardı. 1981'de Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik'ten mezun oldu. Gökçek'in ANAP'tan Keçiören Belediye Başkanı seçildiği 1984-85 yılları arasında yardımcılığını yaptı. Ancak yedi buçuk ay sonra "tasfiye" edildi. 1987'de RP'ye girdi. Partinin Güneydoğu müfettişi oldu. 1991 seçiminde RP'nin MHP'yle ittifak kurması üzerine istifa etti. İttifakı savunan Erdoğan Abi'siyle o günden sonra bir daha hiç konuşmadılar.
Ali Bulaç, Yalçın Akdoğan, Mehmet Metiner'le birlikte Sözleşme ve Yeni Zemin dergilerini çıkardı. Aydın Menderes hareketinde Genel Başkan Yardımcısı oldu. 2000-2002 yılları arasında ise HADEP'te PM üyeliği yaptı. Halen müteahhitlikle uğraşan Tan, evli ve altı çocuk babası. Kürtçe, İngilizce, Arapça biliyor.

Altan Tan’ın, kanalahaber.com’dan Mehmet Toprak’ın sorularına verdiği cevaplar şöyle:

 

PKK SEBEP DEĞİL, SONUÇTUR.

- “Kürt Sorunu” derken neyi kastediyorsunuz?

- Kürt Sorunu, sadece bir ekonomi, feodalite ve dış devletlerin Türkiye’yi bölme sorunu değildir. Kürt Sorununun uluslar arası bir boyutu vardır. Dış politikada Türkiye üzerine hesap yapan çevrelerin manipülasyonu ve etkileri vardır.  Ekonomik geri kalmışlığın da bu sorun üzerinde tesiri vardır. Ama Kürt sorunu özünde etnik bir sorundur. Kürt Sorunu; Türkiye’de, İran’da, Irak’ta, Suriye’de ve Eski Sovyetler Birliği coğrafyası içerisinde sayıları 30 ile 35 milyon civarında tahmin edilen Kürt halkının dilinin, kültürünün, yasaklanması; kendini ifade edememesi ve bu engellemelere ilişkin verdiği mücadelenin adıdır.

- Kürt Sorununun kaynaklandığı sebepler nelerdir?

- Türkiye 1923’e kadar imparatorluktu. Osmanlı imparatorluğunda farklı ırklar, kültürler, mezhepler, dinler kendilerini rahatça ifade edebiliyorlardı. Osmanlılık bu hakların teminatı olan bir şemsiye idi. Bütün diller rahatlıkla konuşulabiliniyordu. Herkes kendi yerel kıyafetlerini giyebiliyordu. Kendi dilinde eğitim alabiliyordu. Farklı dinlere mensup olan Ermeni, Yahudi ve Rumlar da kendilerini ifade edebiliyorlardı. 1913-1914 yılında şu anki Türkiye Cumhuriyetinin hudutları içerisindeki toplam nüfusun %25’i gayr-i Müslim idi. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte ulus devlet düşüncesi kurucu ideoloji olarak kabul edildi. Fransız ulusalcılığı model olarak alındı. Türkçe haricindeki etni sitelerin varlığı kabul edilmedi. Bu farklı unsurlar kendilerini ifade etme özgürlüğü ve eğitim haklardan yoksun bırakıldı. Kürt meselesi de buna karşı bir tepkidir. Kürtlerin kendilerini ifade etmek istemelerinin adıdır.  Bu dönemde inkar, baskı ve asimilasyon politikaları uygulanmıştır. Bunları kanıtlayan resmi devlet raporları vardır. 1935 yılında dönemin Başbakanı İsmet İnönü Doğu Raporu’nu hazırlamıştır. Bu raporda hangi bölgelerin nasıl asimile edilmesi gerektiği, Kürt meselesinin nasıl ortadan kaldırılması gerektiğini anlatıyor. 1936 yılında ise Bölge Umumi Müfettişi Abidin Özmen ve zamanın İktisat Bakanı Celal Bayar da rapor hazırlamıştır. Son zamanlarda bu raporlar kitap halinde basılmıştır. 

- PKK bu sorunun neresinde?

- Resmi ideoloji ve derin güçler bölge halkı üzerinde oluşturmak istedikleri bir görüş var. O da şudur: “Kürt Sorunu eşittir PKK, PKK eşittir Terör. Bu bir başkaldırı hareketidir. Terör hareketidir. Şiddet haricinde bir politika ile bu sorunu çözmek mümkün değildir”.  Bu kabul edilebilecek bir yöntem değildir. Israrla şunu vurguluyoruz: Kürt Sorunu ayrıdır, PKK sorunu ayrıdır, Terör Sorunu ayrıdır, Barzani ayrıdır, Talabani ayrıdır. Elbette bu sorunların birbirleriyle ilintili olan yanları vardır. Ama sağlıklı çözümlere gitmek için bunların her birisinin ayrı ayrı değerlendirilmesi lazımdır.

PKK, Kürt sorununun sebebi değildir. Yani “PKK ortaya çıktığı için Kürt Sorunu vardır” sözü yanlıştır. Kürt Sorunu olduğu için PKK vardır. PKK sebep değil, sonuçtur. PKK, resmi ideolojinin inkâr ve asimilasyona dayanan politikalarını gerekçe göstererek ortaya çıkmıştır. 12 Eylül döneminde Diyarbakır Askeri Cezaevinde yapılan işkencelere, insanlık dışı uygulamalara karşı olduğunu söyleyerek ortaya çıkmıştır. Bir mağduriyet ve mazlumiyet üzerine tezlerini inşa etmiştir.  

- PKK’yı Devlet mi Kurdu?

- Uğur Mumcu’nun öldürülme sebebinin Devlet-PKK ilişkisine dair edindiği bulgular olduğu söyleniyor. Aslında bu danışıklı dövüşü halk görüyor. Bu ve benzeri iddiaların belgeleri devlet arşivlerinde bulunmaktadır. Bunları araştırmak üzere bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalıdır. Devletin elindeki bütün belgeler incelenip, açıklanmalıdır.  

 

BÖLGE HALKI ÖLEN HERKESİ ‘KENDİNDEN’ KABUL EDER

- PKK’ya dönük gerçekleştirilen Sınır Ötesi Harekât örgütü çözebilecek mi?

- İnsan öldürmek çözüm getirmez. Bugüne kadar bu sorundan dolayı 40 bin insan öldürüldü. Bunların 30 bini PKK’lı. Bu sayıyı 31 bin ve 32 bine çıkarmak sorunu çözecek midir? Türkiye’de statükonun devamını isteyen bazı çevreler PKK’yı manipüle ediyorlar. Bu şahin kesimler ile PKK, Kürt sorununun çözülmesini istemiyorlar. Devletin içindeki bazı odaklar PKK’yı, Ak Parti iktidarını alaşağı etmek için bir araç olarak kullanmaktadırlar. Bu sebeple ülkedeki şiddet anlamsız bir şekilde tırmandırılmak istenmektedir. “Bu ülke yönetilemiyor”, “iktidar muktedir değil” intibaı verilmek isteniyor. Böyle bir ortamda ortaya çıkan şiddet olaylarını daha geniş bir perspektiften incelemek gerekir. PKK, bağlantısız, bloksuz, üzerinde hiçbir etki olmayan bir yapı değildir. Manipülasyonlara ve yönlendirmelere bakmak gerekir.

- Bölge halkı, askerî harekâtları nasıl karşılıyor?

- Bölge halkı ölen herkesi “kendinden” kabul etmektedir. Yani dağda ölen PKK’lı da, dağda ölen asker de bu halkın evladıdır. “Hangi evladım haklıdır?”, “Bu kavga niye başladı?”, “Ölen hak mı etti?”, “Öldüren mi haklıydı?” bu soruların peşinde değildir. Öncelikle bu kanının durmasını istiyor. Bölge halkı şiddeti çözüm olarak görmüyor. Sınır ötesi müdahaleleri istemiyor. PKK’nın saldırılarını da tasvip etmiyor. PKK’nın bu şiddeti neden bu kadar arttırdığını da anlamıyor.

- PKK, devletin sivil ve demokratik açılımlarına karşılık neden şiddeti arttırarak sürdürüyor?

- Türkiye’de mevcut çözümsüzlüğün devam etmesini isteyen odaklarla, PKK işbirliği halindedir. Varlık sebepleri bu sorunlara bağlı olanlar çözümden yana duruş sergilemezler.

 

IRAK’TA KURULACAK BİR KÜRT DEVLETİ TÜRKİYE’Yİ BÜYÜTÜR

- Türkiye, Kuzey Irak’taki Yerel Kürt Yönetimine neden mesafeli duruyor?

- Balkanlar’da bir Arnavutluk devleti var. İkinci bir Arnavutluk devleti, Kosova Cumhuriyeti adıyla kuruldu. Türkiye bu devleti ikinci gün tanıdı. Sovyetlerin yıkılmasından sonra Azerbaycan’ı, Kazakistan’ı, Özbekistan’ı, Kırgızistan’ı, Türkmenistan’ı da tanıdı. Irak Anayasasının tanıdığı bir Yerel Kürt Yönetimini ise Türkiye tanımamakta ısrar ediyor.

Türkiye’deki bazı odaklar ülkenin büyümesini ve bölgesel bir güç haline gelmesini istemiyorlar. Eski Osmanlı hinterlandı olan Kafkaslara, Balkanlara, Ortadoğu’ya hükmetmesini istemiyor. Bunun için de kulaklara şunu fısıldıyor: “Irak’ta Kürtler bir Federe Devlet kurarlarsa yarın bu bağımsız Kürt devletine dönüşerek Türkiye’den toprak koparır. Nihayetinde Birleşik Büyük Kürdistan kurulur. Bundan dolayı Kürtlerin Irak’taki her kazanımı Türkiye’nin geleceğine saldırı niteliğini taşımaktadır. Bu tehlike büyümeden bertaraf edilmesi lazımdır”.  Bu görüş tamamıyla yanlıştır. Kosova’daki Arnavutlar bir devlet kurmakla Türkiye’deki Arnavutları ayaklandırmak mı istiyorlar? Azerbaycan bağımsızlığına kavuşmasıyla Iğdır’ı, Kars’ı, Van’ı almak mı istiyor?

Komşu bütün halklar, ülkemizdeki insanların akrabalarıdır. Irak’ta kurulacak bir Kürt devleti, Kürtlere statü tanıyacaktır. Türkiye’de demokrasinin kökleşmesiyle bu Kürt oluşumuyla entegrasyon artacaktır. Bırakınız Türkiye’den toprak koparmayı bu süreç Türkiye’yi daha da büyütecektir. Bu oluşum Türkiye’ye eklemlenecektir.

- Özal’ın Kuzey Irak’taki Kürtlere dönük siyasi açılımını Ak Parti devam ettiriyor mu?

- Ak Parti, Özal’ın misyonuna sahip çıkmalıdır. O misyon ise Türkiye’yi bölgesel bir güç haline getirmek, içindeki bütün sorunların üstesinden gelmek, komşu ülkelerle her alanda ilişkileri en iyi düzeye çıkarmak, kısacası Türkiye’yi bölgenin lider ülkesi haline getirmektir. Bu misyonu hayata geçirmek için Irak’taki Türkmenlerle, Kürtlerle, Araplarla, Sünnilerle, Şiilerle aynı dostane ilişkileri kurması gerekir.

Bugün Bulgaristan’da %20’ye varan bir Türk nüfusu var.  Onların oradaki varlıkları, bizim orada etkili olmamızın yani ticaret ve, kültürel faaliyetler yapmamızın teminatıdır. Bütün bu ilişkiler Türkiye’yi Balkanlar’da, Kafkaslar’da ve Ortadoğu’da büyütecektir. Bunu istemeyenler Türkiye’nin kulağına “korku” fısıldıyor: “Aman Bulgarlarla şu iyi ilişkileri yapma, ülke şöyle olur”. “Aman Ermenistan’la iyi ilişkilere girme şu olur”. “Sakın Kürtlerle iyi bir diyaloga girme bu olur”. Bunların hepsi Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasını istemeyen çevrelerin yapay endişeleri ve vesveseleridir. Hiçbirinin bir doğruluk payı yok. Onun için Ak Parti ısrarla Özal’ın misyonuna sahip çıkmalıdır.

 

TALABANİ VE BARZANİ İLE ÇATIŞMAMIZ İSTENİYOR

- Irak Yerel Kürt Yönetimi Başkanı Barzani’nin medyaya yansıyan Türkiye karşıtı söylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Barzani’nin söylediklerini iyi değerlendirmek lazım.

BİR, Türkiye’deki art niyetli medya söylenenlerin büyük bir kısmını çarpıtarak yansıtıyor.

İKİ, Bu art niyetli medya Talabani ve Barzani’yi Türkiye ile çatıştırmak istiyor.

ÜÇ, Siz her gün Talabani’ye, Barzani’ye “Aşiret reisi” , “postal yalayıcıları” diyorsunuz. İran, Amerika, Fransa, İngiltere onları tanıyıp Cumhurbaşkanı, Başbakan düzeyinde görüşüp, orada konsolosluklar açarken siz ise onları dışlıyorsunuz. Ondan sonra da diyorsunuz ki “Bu adam bana karşı neden ağzını eğdi?” Gerçekte ise Kürt Yönetiminin tamamı Türkiye’yi dost, ağabey olarak görüyorlar ve iyi ilişkiler geliştirmek istiyorlar. İnsanca bir muameleye muhatap olmak istiyorlar. Yoksa Barzani’nin, Talabani’nin veya başka bir Kürt yöneticisinin Türkiye ile alıp-veremediği bir düşmanlık yoktur.

 

YEREL KÜRT YÖNETİMİ RESMEN TANINMALI

- Türkiye, Kuzey Irak’taki Kürtlerle nasıl bir ilişki kurmalıdır?

- BİR, Türkiye her şeyden önce Irak Yerel Kürt Yönetimini resmen tanıyarak Erbil’de bir Türk konsolosluğu açmalıdır. Buraya gönderilecek Türk yetkilileri bölgenin dili, kültürü ve tarihsel yapısı hakkında bilgili olmalıdırlar.  

İKİ,  Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ve Federe Kürt Devletinin Başkanı Mesut Barzani’yi Türkiye’ye davet edilmeli ve ziyaretler de bulunulmalı.

ÜÇ, Türkiye mevcut sınır kapılarını rahatlatmalı; yeni kapılar açmalı; ticaretin önündeki engelleri kaldırmalı.

DÖRT, Bölge halkına yönelik Kürtçe ve Arapça yayın yapan televizyon kanalları kurmalı.

BEŞ, Bölgede Türk üniversiteleri ve okulları açmalı, oradaki öğrencilerin Türkiye’de okuyabilmelerinin önünü açmalı. Mesela Özal döneminde Türkî Cumhuriyetlerden belli sayıda Türk öğrenciler Türkiye’ye getirildi. Maalesef bu uygulama Özal’dan sonra kaldırıldı.

Bölge halkı Ak Parti’nin Kürt Sorununun çözümüne yönelik attığı adımları nasıl değerlendiriyor?

Bölge halkı hükümetin attığı her olumlu adıma büyük destek veriyor. Şu ana kadar çözümden yana küçük adımlar atılmış olmasına rağmen Doğu ve Güneydoğu halkı son seçimlerde Ak Partiye %54 oranında oy verdi. Metropollerde yaşayan Kürtlerin ise %85’i oy verdi.

 

KÜRTÇE EĞİTİMİN ÖNÜ AÇILMALI

- Kürt Sorununun çözümü için neler yapmalı?

- BİR, Yeni bir Anayasa yapılmalı. Bu yeni Anayasa’da vatandaşlık kavramı herkesi kucaklayacak şekilde “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı” olarak yer almalı. Herkesi Türk kabul eden anlayıştan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığını esas alan bir tanımlama olmalı. Bunların hiçbiri vatandaşlık tanımı yapılmamalı.

İKİ, Türkiye’deki farklı din, mezhep, kültür ve etnik gurupların haklarının Anayasal teminat altında oldukları belirtilmeli.

ÜÇ, Kürtçe eğitimin önü açılmalı.

DÖRT, Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okullara konulması. Şu haliyle kanunlar bu düzenlemeye müsait. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e geçen hafta “Kürtçe’nin seçmeli ders olması önünde hiçbir yasal engel var mı?” soruma karşılık Bakan Çelik: “Hayır, hiçbir engel yok. Siyasi irade buyurursa şu an bile yapabiliriz bunu” dedi.     

BEŞ, Üniversitelerde Kürt kültürünün araştırılması için enstitüler kurulmalı. Bunun önünde hiçbir yasal engel yok. Üniversite senatosu karar alıp, YÖK onaylarsa bu enstitüler kurulabiliyor.

ALTI, Genel siyasi bir af. Bu yaraları saracak, rehabilitasyonu sağlayacak bir af olmalı.

YEDİ, Bölgenin geri kalmışlığını giderecek, işsizliğin üstesinden gelebilecek ekonomik bir kalkınma.

 

EVE DÖNÜŞ İÇİN ÖNCE EVİN İÇİ DÜZELTİLMELİ

- Mevcut “Eve Dönüş Yasası” dağdaki PKK’lıları indirmeye yetebilecek mi?

- Türkiye’de Kürt sorununu çözmek istemeyenler, affı ilk madde olarak ele almak istemektedirler. Hâlbuki af en son yapılacak iştir. Kürt sorununu çözmek istemeyenler, devletin ve Ak Partinin içindeki bazı çevreler önce affı gündeme getirmektedirler.

Şu ana kadar çıkarılan hiçbir “Eve dönüş yasası” istenilen başarıya ulaşamamıştır. Çünkü dağa giden adam kendini suçlu ve pişman hissetmemektedir.  “Onurlu” bir iş yaptığını düşünmektedir. Evdeki şartlar kötü olduğu için evi terk etmek zorunda kaldığını söylemektedir. Eve dönmek için önce evin içini düzeltin demektedir. Bunlar gerçekleşmeden dağa giden kişi nasıl evine dönecek?

Afla bu meselenin çözümü bugün için mümkün değildir. Önce demokratikleşme sağlanacak, iyileştirmeler yapılacak, Türkiye’nin batısı sakinleşecek ve silahlar susacak. Bütün bunlardan sonra bir af yaparsanız çocuğu dağda ölen bir askerin annesi ve diğeri de içine sindirebilecek. Ama bugün bunu dile getirmeniz siyaseten bir netice vermeyecektir. Mevcut affa çocuğu dağda ölen askerin annesi tepki gösterecek, dağdaki de daha evde bir düzenleme yapılmadığı için geri dönmeyecektir. Neticede bugün yaşadığımız durum budur.

 

BELEDİYEYİ KAZANMAYA DEĞİL ÇÖZÜME ODAKLANMALI

- Bir tarafta Leyla Zana’nın kocası Mehdi Zana: “Kürtlerin gerçek dini Zerdüştlüktür. Yanlışlıkla Müslüman oldular” söylemleri, diğer tarafta DTP’nin son günlerde özellikle Diyarbakır’da yaptığı mitinglerde sarıklı ve cüppeli şahısların kürsülerde ellerinde Kur’an ile konuşmaları.. DTP ne yapmaya çalışıyor?

- Bu yanlışı nereden düzeltmek gerekir diye düşündüğümde ben de şaşırıyorum. Ak Parti ve devletin içerisinde bir kesim şöyle düşünüyor: “Bu seçimlerde Ak Parti, Diyarbakır Belediye Başkanlığını kazanırsa DTP yenilmiş olur. DTP yenilmiş olursa PKK yenilmiş olur. PKK yenilmiş olursa Kürt sorunu çözülür.” Bu kolaya ve basite kaçan yanlış bir görüştür. Diyarbakır Belediyesini niye kazanmak istiyorsunuz? “PKK’yı, DTP’yi, Kürt Sorunu’nu bitireyim” diye yaklaşıyorsanız bu yaklaşımınız sorunu bitirmez, daha da alevlendirir. Yani “Ben biraz dini kullanayım, biraz da parayı kullanayım, köy yolları yapayım, millete para dağıtayım, kurban eti dağıtayım ve bu işi bitireyim” demek, meseleyi çözeyim derken sorunu daha da içinden çıkılmaz büyük bir batağa dönüştürmek olur.

- O halde ne yapılması lazım?

- Yapılması gereken ne pahasına olursa olsun Belediyeyi kazanmak değil, ne pahasına olursa olsun bir çözüm ortaya koymaktır. Belediyeyi –yukarıda anlattığım maddelerin içeren- bir çözüm paketini uygulayabilecek kaliteli bir adayı gösterebilirseniz kazanırsanız. Bu gerçek anlamda bütün meseleyi çözmek ve bölgeyi kazanmak anlamına gelir. Buna DTP’ye oy veren kitlenin de bir itirazı olmaz.

 

DİNE KARŞI TAVIR ALMAK YANLIŞTIR

- PKK ile Kemalizm ilişkilendirilebilir mi?

- PKK şu propagandayı yapıyor: “Bazı İslami oluşumlar Kürtlere dinî propaganda yaparak dillerini almak istiyorlar, asimile etmek istiyorlar. ‘Biz Müslümanız, kardeşiz, biriz’ diyerek, biraz da para dağıtarak, Kürtleri Kürtlüklerinden vazgeçirmek istiyorlar”.

Bu söylemi tam tersinden okuyalım: Bu sözleriyle DTP’li milletvekilleri de mevcut statükoya pas atıyorlar. Aysel Tuğluk’un Radikal’de çıkan yazıları ve meclis konuşmaları; Van ve Iğdır DTP milletvekilleri Özdal Uçar ve Pervin Buldan diyorlar ki “Türk Silahlı Kuvvetlerinin Laiklik anlayışıyla, bizim Laiklik anlayışımız birdir. Dincileri kullanarak bizim üzerimize gelmeyin. Ak Parti ve dinciler ılımlı İslam projesini hayata geçirmek istiyorlar. Kemalizm’le, Kürt hareketi ittifak kurmalıdır. Bir olalım dincileri tasfiye edelim”.

Buna katılmak mümkün değil. Dini kullanarak Kürt etnik taleplerini bastırmak ne kadar yanlışsa Kemalist paradigma ile ittifak kurarak dine karşı bir tavır almak da o kadar yanlıştır. 

 

- Elindeki Kur’an’la DTP ne söylemek istiyor?

- DTP’nin bu söylemleri dindar bölge halkından büyük bir tepkiyle karşılaşınca, bunun üstesinden gelmek için “birileri dini kullanıyorsa ben de kullanacağım” demeye başladı. Dini ister PKK, isterse İslami oluşumlar kullanmaya çalışsın bu büyük bir yanlış.

Din insanlıktan, kardeşlikten, dostluktan ve birlikten yanadır. Allah’ın kelamıdır. Allah’ın kelamı bir şeylere alet edilemez.  

- DTP dinden yana bu dönüşümü ile kendi tenceresine (tabanına) uygun bir kapak (yönetici kadro) arayışına girmiş olamaz mı?

- DTP, kapak aramıyor. Tencerenin üzerini hileli bir şekilde başka şeylerle örtmeye çalışıyor. Gerçekten İslamî hassasiyete sahip, samimi Müslüman kadrolara yönelmiş değil. Pragmatist davranıyor.

 

BÖLGE HALKI DİNİNİ, DİLİNİ VE İNSANCA YAŞAMAYI İSTİYOR

- Bölge halkı nasıl bir siyaset istiyor?

- Halk, dindar kesime şunu diyor: “Dini doğru olarak anlayın ve doğru olarak değerlendirin. Kardeşliğin, adaletin ve hukukun teminatı olsun din. Ama art niyetli olarak dini kullanmak istiyorsanız yani ‘ben sana belediye hizmeti vereyim, tramvay yapayım, köy yolu yapayım, biraz para dağıtayım sen de Kürtlüğünden vazgeç’ diyorsanız bizden uzak durun”.

DTP’nin  “Ben sana etnik haklarını vereceğim ama sen de dininden ve belediye hizmetlerinden vazgeçeceksin” söylemine ise halk yine “hayır” diyor.

- Peki, halk ne istiyor?

- Halk dinini inandığı gibi yaşamak, dilini özgürce konuşmak ve insanca yaşamak istiyor. Bunların birinden vazgeçmesini isteyen herkesi ve her kesimi reddediyor.

- Diyarbakır Belediye Başkanlığını kim kazanır?

- Belediye başkanlığını doğru oynayan kazanacak. Eğer Ak Parti doğru bir çözüm ortaya koyabilirse ve bu çözüme uygun adaylar gösterebilirse kazanır. Ak Parti bunu başaramayıp, DTP kendine bir çeki düzen verirse, halkın taleplerini daha iyi anlarsa DTP kazanacaktır.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Türkiye’nin fazla zamanı kalmamıştır. Kürt sorununu en kısa zamanda çözmelidir. Zemin ve şartlar buna müsaittir. Askeri olarak yapılacak olanlar yapılmıştır. Türkiye içeride demokratikleşmeyi hızlandırmalı, dışarıda da Kürt Federe Yönetimiyle çok iyi ilişkileri acilen kurmalıdır. Bu Türkiye’nin geleceğinin de teminatıdır. Kardeşliğin birliğin teminatıdır. Bizim birlikte yaşamaktan başka bir şansımız yok. Bütün Ortadoğu halkları kardeştir. Birbirine muhtaçtır. Ayrılık, çatışma ve kaos hepimizin felaketi olacaktır. Kavganın kazananı olmaz hepimiz kaybederiz.
-Teşekkür ederiz.
MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler