YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Sorun laikliğin net tarif edilmemesinde"
"Sorun laikliğin net tarif edilmemesinde"
"Sorun laikliğin net tarif edilmemesinde"
22 Mart 2008 / 10:59 Güncelleme: 22 Mart 2008 / 00:00


Gündem Ankara’da, dünden-bugüne dışarıdan müdahalelerin Türk siyasetine etkilerini, kriz dönemlerinde Turgut Özal’ın nasıl bir tutum takındığını, parti kapatmalarının nereden kaynaklandığını ve Ergenekon operasyonun ne anlama geldiğini tecrübeli siyasetçi Eski İçişleri Bakanı Korkut Özal değerlendirdi.


Kanal A Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan’ın hazırlayıp sunduğu programda şu çarpıcı değerlendirmelerde bulunuldu.


1950 SEÇİMLERİ EN DEMOKRATİK SEÇİMDİ


· Türkiye siyasetinde geçmişten günümüze neler değişti?

1950 yılına kadar şekli bir demokrasimiz vardı. 1942 yılında yapılan seçimlerde, halk milletvekillerini direk seçme yetkisine sahip değildi. Halk (1.Seçmenler), milletvekillerine oy verecekleri (2. seçmenler) seçebiliyordu. Bu oylar da çoğu zaman halka başvurulmaksızın tepsinin için de geliyordu. Batı’nın Türkiye’den çok partili sisteme geçmesini istemesiyle 1946 yılında seçime gidildi. Bu seçimde ise açık oy, gizli sayım yöntemi uygulandı. Bizzat kendim o seçimde bir sandık başında durarak verilen açık oyların çetelesini tuttum. O sandıkta benim sayımıma göre %75 Demokrat Parti çıkmıştı. Ama oyları saymak üzere gelen devlet memurları, sandığı alarak kapalı kapılar ardında sözde sayım yaptılar. Aynı sandıktan %75 CHP çıktı. Bu sadece benim bizzat tecrübe ettiğim bir olay idi. Türkiye’nin genelinde oylar bu şekilde sayılarak DP’nin hakkı gasp edildi. 1950 yılında yapılan seçim şu ana kadar yaşadığımız en demokrat seçimdir. Çünkü burada seçmen milletvekillerini seçebilme imkânına sahipti.


 · 1960 darbesinin siyasete etkisi ne oldu?


1961 ve 1981 Anayasaları, Türkiye’nin önünü tıkamıştır. 1982 Anayasası, Türkiye’de seçilerek gelen iktidarların ülkeyi yönetememeleri şeklinde düzenlenmiştir. Daha önce hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin iken bu düzenleme ile hakimiyet kayıtsız şartsız Anayasa’nın olmuştur.


“TÜRKİYE YÖNETİLEMEYEN BİR ANAYASAL SİSTEME SIKIŞTI”


· Parti kapatma Anayasa’dan mı kaynaklanıyor?

1982 Anayasası’nı hazırlayanların amacı yönetimi her zaman kontrol altında tutabilecek bir sistem oluşturmaktır. Bunun için Cumhurbaşkanın yetkileri tekrardan düzenlendi. Bu yetkiler ülkeyi daha iyi yönetmek için değil, aksine yönetilmemesi için verildi. Ülkemizin yönetimini bir arabaya benzetirsek gaz pedeli Başbakan’da, fren ise Cumhurbaşkanı’nda diyebiliriz. Ülkeyi düze çıkarmak için Başbakan gaza bastıkça, Cumhurbaşkanı frene basarak bunu engelledi. Bu süreci Sezer’in Cumhurbaşkanlığı döneminde sıkça gördük. Hükümetin atadığı ve sunduğu birçok yasa teklifine veto vererek ülkeyi yönetilmeyecek bir duruma sokmuştu. Yönetilemeyen bir Türkiye’de siyasi ve ekonomik krizler daha da derinleşerek ülkenin geriye gitmesine sebep oluyor. 1950 yılında milli gelirimiz İspanya’nın bir buçuk katı idi. Çünkü o zamanlar bizde demokrasi, İspanya’da ise diktatörlük vardı. Bugün ise İspanya’nın milli geliri 30 bin doları aşmış durumda. Çünkü diktatörlük yönetimini alaşağı ederek demokratikleşme yolunda emin adımlarla ilerledi. Türkiye ise darbeler ve muhtıralar ile demokrasiden uzaklaştıkça çöküşe geçti. Türkiye yönetilemeyen bir anayasal sisteme sıkıştırılmış durumda. Demokrasinin üç vazgeçilmezi olan insan hakları, herkesi kucaklayan katılımcılık ve hukukun üstünlüğünden taviz verilmemeli.


“ÇETELER ANAYASAL YAPININ ÜRÜNÜDÜRLER”


· Peki, bu darboğazı aşmak için ne yapmalı?

6 Kasım 1983 seçimlerinde Turgut Özal her türlü engellemelere rağmen birinci parti olarak seçimin tartışılmaz galibi olmuştu. O gün ağabeyime, “Şu anayasayı Türkiye’yi daha güzel yönetebileceğiniz bir hale getirin” dedim. O ise, “Önce ekonomiyi düzeltelim daha sonra bakarız” dedi. İktidara geldikten sonra ekonomide büyük hamleler gerçekleştirerek Türkiye’yi iyi bir noktaya getirdi. Ama ne zamanki Cumhurbaşkanı olup köşke çıktığında arkasındakiler bütün bu atılımları boşa çıkardılar. 1992 ile 2002 yılları arasında Türkiye sömürüldü. Bu Anayasa ile tek başınıza iktidar olsanız da ülkeyi yönetemezsiniz. Anayasal yapı sağlıklı bir hale getirilmeli. Çeteler bu anayasal yapının ürünüdürler.


“ÖZAL ÇÖZÜM İÇİN HER YOLA BAŞVURMAKTAN ÇEKİNMEZDİ”


· Siyasi ve ekonomik krizlerde Özal nasıl bir tutum takınırdı?

Özal çok farklı makamlarda bulunmuş zengin bir tecrübeye sahip bir siyasetçi idi. Meseleleri önceden değerlendirirdi. Çözüm için her yola başvurmaktan çekinmezdi. Gecenin üçünde beni kaldırıp danıştığı bile olurdu. Özal, Demirel gibi politikalarda pek manevralar yapmazdı. Devlet adamı gibi bildiği yol üzere dosdoğru devam ederdi.


· Başbakan Erdoğan kararlarında danışmaya önem veriyor mu?

İstişare açısından en iyi liderlerden biri Sayın Erdoğan. Ama istişare halkalarını çeşitlendirmeli. Kimi zaman başarınız arttığında kendinize olan özgüven artınca istişare yapmaya ihtiyaç duymazsınız. Asıl bu dönemlerde istişarenin önemi artıyor. Sürücülerin genelde kendilerine en çok güvendikleri anda kaza yaptıklarını unutmayalım.


“SORUN LAİKLİĞİN NET TARİF EDİLMEMESİNDE”


· Başsavcı Yalçınkaya’nın gerekçeleri kapatma için yeterli mi?

Sorun Anayasa’da laikliğin net tarif edilmemesinden kaynaklanmakta. Mesela Sezer laikliği din gibi tarif etmişti. Savcı da kendine göre yorumladı. Laikliğin tarifi yoruma gidilmeyecek bir şekilde yeniden yapılmalı. Bence laiklik şu şekilde tanımlanmalı: “devletin bütün dinlere eşit yaklaşması, devletin yönetiminde dini değerlerin esas alınmaması”. Rahmetli ağabeyim Turgut Özal bir konuşmasında Anayasa’nın üç temel özelliği olarak, “Fikir hürriyeti, inanç ve ibadet özgürlüğü, teşebbüs özgürlüğü” tarif etmişti. Bu üç özgürlüğün yerleştiği ülkeler ileri gider.



"ÖZAL ÜLKENİN KARIŞMAMASI İÇİN SUİKASTI SİNEYE ÇEKTİ"

 · Parti kapatma bu ülkeye ne fayda getiriyor?

Tarihimize baktığımızda parti kapatmaların yarattığı ekonomik ve siyasi kriz, kapatılan partinin daha güçlü bir şekilde dönmesinden dolayı bir faydasının olmadığını görüyoruz. Başsavcı ve Anayasa Mahkemesine böyle bir yetki verilmiş olabilir. Ama bu yetkiyi ülkeyi daha da kötü durumlara düşürmek için kullanmaktan sakınmalılar. 1988 yılında ağabeyime suikast düzenlendi. Yaptığı araştırmalar sonucunda suikastın arkasındaki isimlere ulaştı. O gün bana, “Bu isimleri gündeme getirirsem ülke karışır ve zarar görür. Bunun için ben de bu suikastı sineye çektim” dedi. Ülkenin karışmaması için suikastın arkasındaki isimlerin üzerine gitmeyen Turgut Özal gibi, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi de sağduyu ve ülkenin menfaatlerinden yana bir tutum sergilemeliler.


 


 

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler