YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Selahattin Serçe Hindistan saldırılarının perde arkasını yazdı
Selahattin Serçe Hindistan saldırılarının perde arkasını yazdı
Selahattin Serçe Hindistan saldırılarının perde arkasını yazdı
28 Kasım 2008 / 11:59 Güncelleme: 28 Kasım 2008 / 00:00

Yeni Başkan Obama ile birlikte ABD ilgisini Irak’tan Afganistan’a çevirecek gibi. Irak’tan çekeceği askerlerin Afganistan'a kaydırılacak olması ve Taliban’ın daha çok gündeme gelmesi bu tezi güçlendiriyor. Son günlerde yaşanan Hindistan’daki “11 Eylül” olaylarına da bu pencereden bakıldığında gösterilenin ötesinde farklı sonuçlara ulaşmak mümkün. Amerika'daki 11 Eylül olaylarından hemen sonra Ladin ve Taliban üzerinden yürütülen “İslamcı Terörist(!)” projesiyle Irak ve Afganistan’ın nasıl işgal edildiğini hepimiz gördük. Bugün ise  200 milyon Müslüman’ın yaşadığı Hindistan bu projelerin odağında.


Hindistan’daki saldırıların kimler tarafından hangi amaçla ve neden Hindistan’da yapıldığını yazarlarımızdan Selahattin Serçe yazdı.


İşte o yazı…


Asya'nın 11 Eylül'ü mü?


Hindistan'ın finans merkezi olarak bilinen Mumbai'de son yılların en büyük ve kanlı terör eylemlerinden biri yaşandı.


Daha önce adı duyulmamış Deccan Mücahitleri adlı bir örgüt, 16 ayrı noktaya birden saldırdı ve 130 kişi öldü, yüzlerce kişi de yaralandı.


Vurulan yerler arasında, yabancıların da kaldığı oteller, restoranlar, karakollar, istasyonlar ve bir de Yahudi yardım kuruluşu bulunuyor. Bu yüzden hayatını kaybedenler arasında çok sayıda yabancı da var.


Saldırılar, küresel mali krizle mücadele etmeye çalışan dünyanın dikkatini bir kez daha teröre çevirdi.


Dünya bir kez daha üzerinde hayli düşünülmesi gereken bir terör olayıyla karşı karşıya.


Kim yaptı, amacı ne, neden Hindistan?


****


Hindistan'daki saldırılar kesinlikle küresel ölçekte irdelenmesi gereken bir olaydır.


Irak ve Afganistan'da başarılı olamayan ABD, üstüne bir de mali kriz patlak verince, dünya liderliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Geleceğin dünyasında süper güçler sıralamasının Çin, Hindistan, ABD, Rusya... şeklinde oluşacağı yönünde güçlü işaretler var.


Biz de burada zaman zaman dikkat çekmeye çalıştık; Amerika'nın yeni başkanı Barack Obama, seçim kampanyası boyunca ne söyledi?


ABD'nin kesinlikle Afganistan ve Pakistan'a müdahale etmesi gerektiğini. Yani, Asya'ya yerleşme.


Bu açıklama, Büyük Ortadoğu Planları, Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Suriye'nin ortak tutumu nedeniyle suya düşen Washington'un, bölgede hegomanyasını sürdürebilmek için yeni bir strateji geliştirmesi anlamına geliyordu.


Hedef bölgenin istikrarsızlaştırılması, müdahalelere açık hale getirilmesidir.


Yaşananlar ve bundan sonra yaşanacakların tamamı, yalnızca bölgeyi değil bütün dünyayı yakından ilgilendiriyor.


Deccan Mücahitleri örgütü daha önce duyulmamış bir örgüt.


El Kaide ile bağlantıları üzerinde duruluyor.


Aslında bu örgütün de tıpkı ilişkilendirilmeye çalışıldığı El Kaide gibi, gizli servislerin desteğiyle kurulmuş olması muhtemel. Dolayısıyla, bu saldırılar CIA, Mossad gibi gizli servislerin de dahliyle gerçekleşmiştir. Ayrıca, İngiltere'nin eski sömürgesi olan Hindistan'da halen süren derin faaliyetlerini ayrıca dikkate almak gerekiyor. Hindistan Başbakanı Manmohan Sing de saldırılarda dış istihbarat örgütlerinin olduğu yönündeki kuşkularını açıkça dile getirdi.


Neden Hindistan'ın seçildiğinin cevabını da hem bölgeye hem bu ülkeye bakarak bulabiliriz.


Bir kere Hindistan, yukarıda da vurguladığımız gibi, en büyük küresel güçlerden biri olmaya aday. İstikrarsızlaştırılarak, bu gelişiminin önü kesilmiş olacak.


Sosyal yapısı itibariyle de İslam ve Hindu inançlarının birarada bulunduğu bir ülke. Pakistan'la da aralarında yıllardır çözülemeyen Keşmir sorunu var.


Başta Hindistan olmak üzere, bütün dünya, son saldırıların "Pakistan üzerinden gelen teröristlerce gerçekleştirildiği"ne inandırılmaya çalışılıyor.


Görünen o ki, ikisi de nükleer güce sahip olan bu iki ülke, bir yandan kendi içinde karıştırılırken bir yandan da daha fazla birbirine düşürülmek isteniyor.


Pakistan'da 60, Hindistan'da ise 80 civarında nükleer silah bulunuyor. ABD zaten epeydir özellikle Pakistan'daki nükleer silahların Taliban gibi kontrol edilemeyen güçlerin eline geçebileceği bahanesiyle bu ülkede işgal başlatmaya çalışıyor. Son yaşananlar ABD'yi bu hedefine daha fazla yaklaştırabilecek gibi görünüyor.


Irak'ın kabul ettiği güvenlik anlaşmasıyla 2011'e kadar Irak'ta kalmayı garantileyen ABD, şimdi bu süre dolmadan Asya ve Afrika'da, enerji kaynaklarını ve kritik bölgeleri kontrolünde tutabileceği yeni cepheler oluşturuyor. Somali açıklarında çok sayıda geminin korsan saldırısına uğraması da bu planın parçalarından birisidir. Yoksa durduk yere bir anda ortaya çıkan korsanların bu denli tehdit oluşturması mümkün değildir. ABD'nin hedefi, Asya'dan Afrika'ya uzanan yarım daireyi, iki ucundan kontrolde tutmaktır.


Ayrıca, mali sarsıntı yaşayan ABD'nin, ekonomisinin yüzde 30'lara varan bölümünü oluşturan silah sanayisini bir kurtuluş olarak görmesi de mümkün. Obama yönetimi, bir yandan işgalci dış politikayı sürdürmek, bir yandan da ülkeleri çatışmalara sürükleyerek silah pazarlamak gibi tüm dünyayı felakete götürebilecek bir yolu seçer mi? Dünyanın yakın geçmişteki deneyimleri, bu kaygıyı duymamızı zorunlu kılıyor açıkçası.


Daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız gibi, önümüzdeki dönemde, Asya'dan Afrikaya'ya uzanan bu bölgenin tamamında, istikrarsızlıklar, kargaşalar, belki çatışmalar ve ardından işgaller yaşanabilir. Bu nedenle de, Hindistan'da yaşanan saldırılar hem bu ülkede hem de bölgedeki diğer ülkelerde sürebilir. Hem Hindistan hem de Afganistan'da seçimler yaklaşıyor. Terör olayları sürerse, bu seçimlerin nasıl cereyan edeceği, hatta bölge ülkelerinin demokrasilerini koruyup koruyamayacakları kuşkuludur. Nükleer silahları olan iki ülkede tırmandırılacak olan kargaşanın, körüklenecek olan düşmanlığın dünyayı nerelere götüreceği önceden kestirilemez.


***


Peki tablo gerçekten bu kadar karanlık mı?


Bu kargaşadan az kayıpla çıkmam mümkün mü?


Kuşkusuz bu konuda bölgedeki tüm ülkelere büyük görevler düşüyor.


ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi, özellikle Türkiye'nin 1 Mart tezkeresini reddetmesiyle girilen sürecin devamında, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Suriye gibi ülkelerin ortak tavrıyla suya düşmüştü. Burada da Hindistan'dan Afrika ülkelerine kadar, kesintisiz istişare, görüşme, paylaşım, güven ve dayanışma sağlanmalıdır.


Bu çerçevede, Mumbai'deki saldırıların, Başbakan Erdoğan'ın Hindistan ziyaretinin hemen sonrasına rastlaması hayli düşündürücüdür.


Geleceğin iki önemli gücü olmaya aday iki ülkenin ilişkilerini geliştirmesi küresel hegomanya peşinde koşanların hiç de işine gelmez herhalde değil mi?


Örneğin Erdoğan, Hindistan-Türkiye-İsrail arasında kurulacak yeni bir petrol boru hattı projesi üzerinde durmuştu.


Belki Hindistan'la Pakistan arasındaki Keşmir sorununun çözümüne yönelik telkinlerde de bulunmuştur.


Bütün bunlar, ülkeleri istikrarsızlaştırarak bazı emellerini gerçekleştirmeyi planlayan küresel güçleri sevindirecek şeyler değil tabi ki.


Asya ve Afrika ülkeleri aralarındaki güven ve işbirliğini mutlaka geliştirmelidir. Bilgi, birikim ve deneyimlerini paylaşmak, ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkilerini geliştirmek, ortak proje oluşturmak, tavır belirlemek, siyaset üretebilmek için aralarında sağlıklı işleyecek kanallar açmak zorundadır. Bu çabalara uluslararası hukuki statü kazandırmak için, Türk Birliği, İslam Ülkeleri ve Afrika İttifakı, Asya Afrika Formu gibi çeşitli mekanizmalar da gündeme getirilmelidir.


Türkiye'nin özellikle dış politikada son yıllarda izlediği tutum, bu konuda hayli ilham vericidir.


İstişareye dayalı, karşıdakini samimiyetle ciddiye alan ve ötelemeyen, kendi çıkarı yerine tüm tarafların kazançlı çıkabilecekleri yaklaşımı önceleyen tutum bu ülkelerde hakim olduğunda, dünya hegomanyası peşinde koşanların Asya ve Afrika projeleri de çökecektir.


Yoksa Afganistan ve Irak'ın yaşadığı acıların yeni ülkelere taşınması gibi can yakacak bir ihtimal ufukta görünüyor.

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler