YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sarp denizci, Mahir havacı subayları örgütledi
Sarp denizci, Mahir havacı subayları örgütledi
Sarp denizci, Mahir havacı subayları örgütledi
04 Mart 2008 / 17:34 Güncelleme: 05 Mart 2008 / 00:00

Ruhi Koç 1968-70’de Fikir Kulüpleri Federasyonu ve Dev-Genç genel sekreterliği yaptı. O dönemde Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’la beraber idamla yargılandı. Devlet’te on yıl doktorluk yaptıktan sonra emekli oldu. Koç, halen SHP’de siyaset yapıyor.


       Ruhi Koç, Kanal a'nın beğenilen programı Dünden Yarına'nın yapımcısı Cüneyt Polat'a verdiği röportajda idamdan nasıl döndüğünü, Ege’nin köylerine giderek halkı nasıl örgütlediklerini, arkadaşları Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’la nasıl vedalaştıklarını çarpıcı bir şekilde dile getirdi. 

       DEV-GENǒİN GENEL SEKRETERLİĞİNİ YAPTIM 


       Bir defa bu hareket 69’da birden bire pik yapmış değil. Ben 66’da fakülteye girdim. Ama 65’te TİP gençlik kollarında falan çalıştığım için belli bir siyasi bilinçle girmiştim. Girdiğimde Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinde fikir kulübünü kuracak 3. kişiyi bulamadım. 2 kişiydik.


        Bir tane ödünç aldım bir arkadaşı. Bir kürt arkadaşımızdı. Dedim “ biz fikir kulübünü kuralım, üyelerimiz olunca sen istifa edersin”. Nitekim öyle oldu. Yani biz fakültelere başlarken çok azdık. Ama burada tabi hem o dönemin şartları, hem bizim çalışmalarımız öğrenci hareketine pik yaptırdı. Biz 3. kişiyi bulamadığımız fakültede 2 sene sonra öğrenci birliği seçimini aldık. Talebe cemiyeti seçimini aldık. Bizim dönemde herkesin bildiğinin aksine anarşi, terör, şiddet, bunlar yoktu. Biz fakültede MHP’lilerle, o zaman ülkü ocaklarıydı, forumlar yaparız ve sosyal demokratlar, bizler sosyalistler, ülkü ocakları seçimlere gireriz. Açık oturumlar, forumlar olur ve sandığa gidilir. Öğrenci birliği seçimi olur. Öğrenci dernekleri seçimi olur. Biz 2 sene sonra tıp fakültesi öğrenci derneği başkanlığını aldık. O dönemki sosyal gelişmeler bizi o noktaya getirdi ve çalışmalarımızın da düzgünlüğü! Bir de dünya şartları! ABD işte Kıbrıs’ta Türk ordusuna gidemezsin, Johnson mektubu var özellikle, o bütün kitlede bizlerde müthiş bir anti Amerikan hareketi başlattı. Daha sonra da Vietnam’da olanlar, Vietnam’daki saldırılar anti Amerikan eksenli gençlik hareketinin yükselmesine sebep oldu. Sosyal içeriği de var. Ezilmişliğe, sömürüye, haksızlığa, eşitsizliğe karşı büyük bir mücadele oldu. O dönemde tabi dünya şartları da buna uygundu. Avrupa’da da gençlik hareketi yürüyordu. Ve 69’da Süleyman Demirel’in bilmem ne yapmasıyla değil, o dönemki sosyal gelişme pik yaptırdı bize. Ben o dönemlerin gençlik hareketinde ön sıralardaydım. Genel sekreter düzeyinde hem fikir kulüpleri federasyonunun hem de Dev-Genç’in genel sekreterliğini yaptım. Fiili olarak bu işlerin içerisindeydim.

       KÖYLERİ KARIŞ KARIŞ DOLAŞARAK TÜCCARLARA KARŞI ÖRGÜTLEDİK

       Bizimki sadece gençlik hareketi de değildi. O dönemde Türkiye halkı bizim gençliğimizden çok büyük şeyler öğrendi. Ne öğrendi diyebilirsiniz? Biz 68,69,70 sömestr tatili yapmazdık. Sömestr tatilinde bütün Dev-Genç militanları, üyeleri hepimiz Ege’deydik. Bunun içinde Denizler var, Mahirler var herkes var. Biz Ege'nin köylerini karış karış dolaşıp, orada köylüyü tüccara karşı örgütledik. Her yıl mitingler yapardık.

      Bu gün ege köylülerinin durumu, diğer iç Anadolu köylülerine, doğu Anadolu köylülerine, güney doğu Anadolu köylülerine nazaran daha iyi durumdadır. Biz o dönemde çok iyi hatırlıyorum köye giderdik. Ödemişte miting yapacağız, bütün köylerini dolaşırız. Hepimiz peynir ekmek işte köylüye de yük olmamak için. Köylü bizim önümüze yumurta, zeytin verecek durumu yoktu. O kadar fakirdi. Ben diyorum ki bu gün    Ege köylülerinin durumu biraz iyi ise bizim sayemizde oldu. Bizim verdiğimiz emeklerle oldu. Orada bu gün aramızda olmayan arkadaşlarımız, idam edilen arkadaşlarımız, ölenler, hepsi bütün egenin köylerini dolaşmışlardır. Bizim oralarda çok emeğimiz var. Ayrıca toprak işgallerine giderdik. Toprak sorunu olan köylülere yardım ederek, toprak işgallerine katılırdık. Bizzat benim örgütlediğim Yozgat’ta, Yerköy ilçesinin Salmanlı bucağının Kayadibi köyünde Celal Sungur’un topraklarını bilfiil ben işgal ettirdim. Ama orada da canımızı zor kurtardık. Aleyhimize mitingler yapıldı. Komünizmle mücadele dernekleri falan bizimle…postu zor kurtardık orada.  Bu arada parantez açıp şunu söyleyebilirim; o köyü hatırlıyorum, 5-10 defa gittik o köye. Köylülerle camide toplantı yapıyorduk. Caminin esas fonksiyonu buydu. Camide imamın da katıldığı ve bütün köylülerin katıldığı, zaten İslamiyet’in doğuşunda da camiler bütün sorunların tartışıldığı yer ve biz orada bu işi nasıl çözeriz, toprak sahibi nasıl oluruz diye köylülerle günlerce toplantılar falan yaptık. İyi bir anıdır bu...


     Esas bizim yükselişimizin nedeni Amerikan emperyalizminin saldırganlığına karşıydı. Biz Denizlerin falan bulunduğu Dolmabahçe’de 6. filo erlerinin denize dökülmesi, sonra biz 2 sene üst üste İzmir’e gittik. İzmir’de &. Filo erlerini karaya çıkarmadık. Çıkanları kovaladık. Mitingler yaptık orada. Şu acı noktayı söyleyeyim, yani tarihi bir tespittir. Bizim bu anti Amerikan tavrımıza karşı bize karşı gelenler kimlerdi biliyor musunuz? Yayınlayabilir misiniz bilmiyorum? Ben bunu söyleyeceğim, isim de vereyim. Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ın başkanı olduğu Milli Türk Talebe Birliği bütün mitinglerimizi bastı. Bildiriler dağıttı. 'Siz ne istiyorsunuz dost Amerikan askerlerinden' falan diye. Daha sonra geçen yıl bu Milli Türk Talebe Birliğinin yeniden açılışı yapıldı. Sayın Arınç, sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan’da oradaydı. Onlar bizden daha sonraki dönemlerde Milli Türk Talebe birliği üyeleri sanıyorum. Bunlar Ali Coşkun falan ala ile vala ile TTB’yi açtılar. Dedim ki; “ olmaz bu” dedim. Çünkü Türkiye’de bugünki İslami kesim, siyasal İslam ABD’ye karşı gözüküyor, ama bunlar genÇken bize saldırıyordu.


      Amerikan 6. Filosu geleceği zaman 3 kesim hazırlanıyordu. Bir biz hazırlanıyorduk. Amerikan deniz piyadelerini karaya çıkarmamak için. İki genelevler hazırlanıyordu. Amerikan erlerine sermaye sunmak için. Badana yaparlardı. Bir de üçüncü kesim vardı. Bu da Milli Türk Talebe Birliğiydi. Bu utanç onlara yeter sanıyorum. Biz o günleri unutmadık. Bizim kadrolarımız o günde bu günde anti-emperyalisttir. Ben bugün hala öyleyim. Bizim anti-emperyalistliğimiz sadece lafla falan değildi. Zaten fiili bu hareketleri yaptığımız gibi, 6. filo İzmir’e, İstanbul’a gelemez oldu. Bu sefer Antalya’ya geldi. Bizde o dönemde Antalya’yı bilmiyoruz. Antalya şimdiki gibi turizm merkezi falan değil. Gidecek yerimiz yok ilişkimiz yok. İstanbul’da, İzmir’de bizim bölge yürütmelerimiz vardı. 6. filo bu sefer oraya geldi. Biz 6. filoya gidip bir şey yapamıyoruz. Ankara’da o dönemde Amerikan Haberleri Merkezi vardı Kızılay’da, 3 katlı bir binaydı, biz 50 kişiyle gittik orayı bastık, 6. filoyu protesto için, ABD bayrağını indirdik. Türk bayrağını çektik. Amerikan haberler merkezine. Bizim anti-emperyalistliğimiz tarihte yazılıdır. Bu tür belgelerle! Şimdi ABD Irak’ta komşumuz oldu. Oraya saldırıyor ABD, ama görüyoruz ki, bu gün ki siyasal İslam dediğimiz kesimden bir tepki yok. Bizim dönemde olsaydı, biz oradaki muhalefetin gerçek muhalefet olduğunu bilsek ki değil. TV karşısında boğaz kesenler ABD’ye muhalefet edemezler. O dönemde olsaydı hepimiz oradaydık. Çünkü Dev-Genç’in bütün kadroları; yani militan kadrosu, öncü kadrosu, hepsinin Filistin deneyimi vardır. Biz o dönemde Filistin’e gidip, orada eğitim görüp, orada savaşa katılıp, bütün diri kadrolarımız oradan geçmiştir. Ben de gittim tabi. Ben de gittim Ürdün içi savaşına katıldım. Orada Ürdün askeriyle Filistin gerillaları kapıştılar, biz de işin içine düştük.


     Biz o dönemde Sarp Kuray’la birlikte hareket ediyorduk. Ben zaten onunla birlikte yargılandım. Bir generalin evine bomba koyma olayında bizi yakalayıp götürdüler. Biz koymadık da o ithamla yargılandık. Epey bir ceza yedik, sonra idamımız istendi.


      SARP DENİZCİ, MAHİR HAVACI GENÇ SUBAYLARI ÖRGÜTLEDİ

      Sarp Kuray’la İstanbul’da cunta davasında da birlikte yargılandık. Benim o dönemdeki siyasi arkadaşımdır. Söyledikleri doğrudur tabi. Bütün toplumun gençlik kesiminde, köylü kesiminde, işçi kesiminde bu işler oluyorsa, asker kesimde de bu işe, mücadeleye girenler oldu. Ben, Deniz Kuvvetleri’nin genç subaylarının kontrolünün Sarp Kuray’da olduğunu biliyorum. Mahirlerin Hava Kuvvetleri’nde genç subaylarla ilişkileri vardı. Aynı bizim gençliğimize yansıyan ordunun gençliğine de yansımıştı. Tabi bu arada orduda cunta hareketleri vardı. Bizim de ilişkimiz yok desek yanlış olur. Çünkü sosyal bir gelişme var. Orada biz, genç olmamız, deneyimsiz olmamız yanlışlar yaptırdı bize . Bize yanlışlar yaptırdı. Yani bütün Dev-Genç hareketine yanlışlar yaptırdı. Bu konuda fazla polemik de olsun istemiyorum. Sarp Kuray’ın o dediği de doğru, şu veya bu şekilde bir sürü insanın o işle ilgisi vardı. Dev-Genç daha sonra, bu gençlik hareketinin bu yükselmesinin esas nirengi noktası burada. Gençlik hareketi pik yaptığı dönemde diyorum ya biz forumlar yapıyoruz, biz onlara faşist diyoruz, onlar bize komünist diyor ama aynı sınıfta okuyoruz. Aynı yerde oturuyoruz. Konuşuyoruz. Tartışıyoruz. O zamanki gençlik acayip, şimdiki gibi değil. Biz lisede iken bile ülke sorunlarını tartışıyorduk. Üniversite de öyle! Daha sonra işe kan girdi. Bu bizden kaynaklanan bir şey değil. Mitingimizi basıyorlardı. Özellikle MTTB ve komünizmle mücadele dernekleri daha sonra da ülkü ocakları! Büyük ihtimalle de Adana sermayesinin örgütlediği, o dönemde orada palazlandılar. Geldiler Fen fakültesini bastılar ülkü ocakları! Uluyarak! Kurt sesleri falan çıkararak. Bir arkadaşımız orada öldürdüler. 2 arkadaşımızı yaraladılar. Mahir Karaçam orada öldü. İşin içine, bizi de o yöne çektiler. Şimdi karşı taraf bize silah sıkınca biz de silahlandık. Silahlanmadık değil. Bizim de silahımız vardı. Ama bizim işimizin özünde hümanizm vardı. Yani işin özünde hümanizm vardı.

      Denizler Amerikalıları kaçırıyor, aldığı esirin birisi ağlıyor “benim karım hamile” diye, hadi sen git ağlama falan diye. Böyle bir özü olan bir hareket.  Taylan Özgür İstanbul’da polis tarafından öldürüldü. Yani planlı - programlı öldürüldü. Taylan da orada, İstanbul öğrenci birliği seçimlerine, demokratik seçime destek olmak için gitti. Orada, Beyazıt’ın ortasında öldürüldü. Hala faili bulunamadı. Şimdi bunlar olunca biz de silahlandık. İşe şiddet girince de bütün kendi tabanımızdan da koptuk. Şimdiki gibi! İşin içine şiddet girdiği an bütün sosyal hareketler geriliyor. Bizi öyle bir açmaza soktu. Biz o zaman 20 yaşında bunları tabi göremiyorduk. Göremedik. Aslında görenlerimiz de oldu. Çabaladık ama başarılı olamadık. En sonunda da işte 9 Mart cunta hareketi güçlü bir şekilde gelirken, geliyordu, sol cunta falan, bizde tabi el altından destekliyorduk. Neden desteklemeyelim. O zamanki kafayla! Ben şimdi desteklemem. Şimdi sol cunta da olsa desteklemem. 9 Mart geldi. Hepimizi toparladılar, attılar içeri! Biz idamdan zor kurtulduk. Ben iki yerde yargılandım. Ankara-İstanbul. Orada da idam istendi. Burada da idam isteniyordu. Hapishanede Uğur Mumcu’ya, idam aldığı yerde asılması gerekiyor ya, ben de Uğur abiye dedim ki; “Uğur abi ya bizi nerede asarlar!” Dedi “ Eskişehir’de”  ikisinin ortasında.

      Bizde büyük travma yaratan, hala aradan 40 sene geçtiği halde, işte Denizlerin idamında, Denizler bir iki defa Anayasa mahkemesine gitti geldi idamları, o arada idam kararı meclisten çıktı tekrar Anayasa mahkemesine gitti o arada hapishane yönetimine baş vuruyorlar. Onlar arka hücredeler, biz koğuşlardayız. Arkadaşlarımızla vedalaşmak istiyoruz diye. Bunlar geldiler. Bizim koğuşumuz 40 kişiydi. İndik ranzaların kenarına dizildik. Onlar geldi. Ben biraz gerilerdeydim. Deniz geldi dedi ki; “Ruhi, seni yanıma alacağım” dedi. O zaman Deniz, Sarp'la benim asılacağımı düşünüyordu. Yusuf geldi dedi ki; “Ruhi bizi astıktan sonra ortalık gevşer size bir şey olmaz” dedi. Bizim ağzımızı bıçak açmıyor. Onlar bizi teselli ediyor yani. Bize çok zulüm ettiler. Bu bile başlı başına her şeyimizi değiştirdi. Yani fizyolojimizi bozdu. Bugün bizde tansiyon, şeker her şey var. İlaçlarla idare ediyoruz. Bize devlet çok büyük haksızlık yaptı. 


       NATO GÜDÜMLÜ PLANLI İŞLER YAPILIYOR


       Bu  demokrasiyi rafa kaldırma şeklinde olmayabilir ama NATO güdümlü, Türkiye’de planlı programlı işler yapıldığı kesin. Şimdi siz Kahramanmaraş katliamını insanların yapması mümkün mü? Hiç başka bir şeye gerek yok! Ecevit iktidarda. Devlet içinde devlet konusu var. Ben tabi 9 Mart cuntasıyla o dönem şartlarında o işin kenarında köşesindeydik. Ama destekliyorduk işin gerçeği. Ama ben bu gün için hiçbir zaman en kötü demokrasinin, parlamenter yapının en iyi cuntadan daha iyi olduğu kanaatindeyim. Yanlıştır. O dönemleri biz çok çektik. Biz bir erin karşısında neler çektiğimizi biliriz. Bırak generali, şeyi! Onun için ben o tür askeri şeylere sıcak bakmıyorum. 40 senedir bakmıyorum.

      3’E 3 SLOGANI  ATIYORLARDI 

      O meclis görüşmelerini, o zamanki, dinleseniz, sesli olsa da dinleseniz! Biz onu hapishaneden tüylerimiz diken diken dinliyorduk. Masaların üzerine çıkıyorlardı. İmer soyadlı bir milletvekili vardı. Adını unuttum, öldü. 3’e 3 sloganI atıyorlardı Demirel’in milletvekilleri. Süleyman Demirel’in milletvekilleri 3’e 3 sloganı atıyorlardı. Sanki Menderesleri denizler asmış, 3’e 3. Ben size bir şey söyleyeyim!


      Bana atfedilen suçlar ki bir kısmını yapmışım. Mesela haberler merkezini basmışım. Yargılanmışım v.s. bana atfedilen suçlar belki denizlere atfedilenden daha çoktu. Ama şartlar! 3’e 3 yaptılar.  Arkadaşlarımızı aldılar. Biz kurtulduk. Bu gün okudum, doktor oldum. 30 sene devlet hizmeti yaptım. Devlette doktorluk yaptım. Melih Gökçek’in hastanesinde 10 sene çalıştım. Hiçbir sorunum da olmadı. Mesela Melih bey geldiğinde benimle uğraşmak istedi. Bir sürgün, mürgün yaptı. Sonra Danıştay’dan sonra bir daha uğraşmadı. Çünkü düzgün bir hizmet veriyorduk. Ondan sonra emekli olduk. O arkadaşlarımız da yaşasaydı onlar da böyle olacaktı. Yusuf ile Hüseyin ODTܒnün en zeki talebeleriydi. Deniz Gezmiş İstanbul Hukuk’un en zeki talebesiydi. O da avukatlık yapacaktı. Hayata uyacaktık. Hayat gelişiyor. Gidiyor. Onlara çok büyük haksızlık yapıldı.

      BAKİ TUĞ'A GÖRE DEMİREL SUÇLUYDU

      Bir de bu programlarda Baki Tuğ çok çıkıyor. Sizler de bilmiyorsunuz. Her programa çıkıyor, bağlanayım diyorum. Sonra ben bu tv işlerini fazla sevmediğim için bağlanmıyorum da. Denizlerin savcısı Baki Tuğ değil. Onun rantını yedi o. Denizlerin savcısı Keramettin Çelebi’dir. Mütevazı adamdır. Yaşıyordur her halde, evindedir. Mahkeme heyetinin hepsi öldü de, çünkü biz de o mahkemede yargılandık. Ali Elverdi her halde ayağını sürüyerek yaşıyor. Diğer ikisi öldü. Mehmet Duran ile Ahmet Tetik. Unutmuyoruz tabi isimleri. Baki Tuğ orada beşinci sınıf adamdı. Şimdi çıkıyor, çıktı bakın, bizim iddianamelerin hepsinde Denizlerin iddianamelerinde de var. Demirel’e yığınla hakaret var. İşte bu gençleri böyle yaptı, bilmem ne! Bütün suç başta Demirel’e bulunuyordu. Sn. Demirel’e bulunuyordu. Baki Tuğ 74 oldu, af  oldu v.s daha sonraki siyasette gitti Demirel’in yanında Ali Elverdi ile beraber saf tuttular ki bütün kararlarını açıp okursanız, hepsi Demirel’e saldırıdır. Bunların pek şeyleri yok. Omurgaları pek dik değil. Ben onu söylüyorum. Ve denizlerin savcısı da Baki Tuğ değil. Benimde savcımdı. 3. dereceden savcımdı. Benim savcım İlhan Şenel’di. Ben saygı duyuyorum. Adam hukuki şeyini yapıyor.

     Ben ona saygı duyuyorum. Ama Baki Tuğ’a duymuyorum.  Çünkü Baki Tuğ arkadaşlarımızın idamını kullanarak milletvekili oldu. Daha sonra da yaptıklarını biliyoruz. Erken seçime karar verdiler, sonra gitti geri dönmek için her türlü şeyi yaptı. Onun için Baki Tuğ meselesini  de söylemekte fayda gördüm.

  
MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler