22 Eylül 2017 Cuma
  • Altın145,627
  • BIST104.123
  • Dolar3,4910
  • Euro4,1702
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,7266
  • İstanbul21 °C
  • Ankara17 °C
  • İzmir21 °C
  • Konya20 °C
  • Adana25 °C
  • Antalya25 °C
  • Diyarbakır30 °C
  • Bursa17 °C
  • Kayseri21 °C
  • Kocaeli17 °C
  • Şanlıurfa28 °C
  • Gaziantep24 °C
  • İçel27 °C
Doğu - Batı savaşında zihinlerin işgali
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Şapkayı alıp gitmeseydi muhtıra verilemezdi
Şapkayı alıp gitmeseydi muhtıra verilemezdi
Şapkayı alıp gitmeseydi muhtıra verilemezdi
12 Mart 2008 / 08:55 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

“TBMM'de muhtıra okunamaz” diyerek 12 Mart muhtırasına karşı çıkan dönemin DP Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan, 'Demirel şapkayı alıp gitme yerine güvenoyu isteseydi, tüm Meclis'in desteğini arkasına alacaktı' dedi.


TBMM'DE MUNTIRA OKUNMAZ
12 Mart 1971'de askeri muhtıra TBMM'de okunduğu zaman ayağa kalkarak, “Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde muhtıra okunamaz” diye itiraz eden tek milletvekili olan dönemin DP Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan önemli açıklamalar yaptı.

12 Mart muhtırasını veren Muhsin Batur ve Memduh Tağmaç gibi isimlerin Demirel'in iktidarı sırasında general olduğunu ifade eden Korkmazcan, “1965'ten 1970'e kadar AP tek başına iktidar oldu. Bu subaylar terfi almak suretiyle Kuvvet Komutanlığına kadar yükseldiler. O noktadan sonrada ordu içerisindeki demokrasi dışındaki zihniyete sahip olanlarla ilgili her hangi bir önlem düşünülmedi” dedi.


12 Mart'da Demirel'in şapkayı alıp gitme yerine TBMM'ye gelip güvenoyu istese, tüm Meclis'in desteğini arkasına alacağını söyleyen Korkmazcan, sorularımıza şu yanıtları verdi.


GÜVENOYU VERİRDİK


Geriye dönüp baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz?


12 Mart'a giden süreçte Cumhurbaşkanı olarak Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay seçilmiştir. Ordu ile sivil yönetim arasında bir takım köprüler geliştirilmiştir. Ama bu oluşturulan köprülerin hangi amaca hizmet ettiği, demokrasi kalitesini Türkiye'de ne kadar artırdığı ne kadar buradan uzaklaştırdığı ciddi bir tartışma konusu yapılmamıştır. Sadece ordu kadroları arasında alınacak tedbirler değil, bildiğiniz gibi 1961 Anayasasını yanlış yorumlayan, devleti adeta değişik odakların kendi başına hareket ettikleri bir anarşi ortamına sürükleyen gelişmeler de olmuştur. Bunlara karşı da etkin tedbirler alınamamıştır. Üniveristelerde gerekli tedbirler alınamamıştır. Yasa dışı bir takım faaliyetler karşısında kanun hakimiyetini sağlayacı davranışlara girilmemiştir.


# Cevdet Sunay köprü olması için seçildi ama 12 Mart günü dönemin başbakanı kendisine ulaşamamıştı.


Ulaştı. Ancak, “Beni aştılar” demiş Cevdet Sunay.


12 Mart Muhtırası verildiğinde Demirel hükümeti istifa etmek yerine Meclis'e gelseydi güvenoyu verir miydiniz?


Meclis bütünüyle nasıl bir karar verirdi, bugün tahmin yürütmek spekülatif bir durum olur. Ama Demokratik Parti olarak biz hükümetin yanında yer alırdık. CHP'nin de o günkü yönetimi itibariyle demokrasi dışı bir müdahaleye itibar etmeyeceğini düşünürüm. Ancak o günkü hükümetin ayakta kalabilme imkanı olmazdı Meclis bir çare bulurdu buna. Çare muhtıracılarla işbirliği yaparak süreci kurtarmak değildi, yine Meclis içinde bir çare bulmaktı. O çare olabilirdi ve Meclis bir çare bulurdu. Eğer hükümet gelip güvenoyunu aldığı Meclis'in huzuruna çıkarak “Biz böyle bir muhtıraya muhattap olduk. Ne gibi tedbir düşünüyorsunuz, ne gibi tedbir düşünelim dese Meclis onun formülünü bulurdu ve Demokrasi içinde bir formül bulunurdu. Böylece 27 Mayıs gece baskınıyla başlayan demokrasi dışı müdahaleler süreci, daha 12 Martta bitebilirdi. Böylece 12 Eylül'e doğru giden sağ-sol kavgası içinda binlerce gencimizin kaybedilmesi yolu da açılmazdı.


Darbeyi övmekle demokrasiye hizmet edilmez


2000 yılına geldiğinde Türkiye hâlâ geçmişte kurulmuş birtakım cuntalara, 27 Mayıs'ı bir devrim olarak gösteren konuşmalara tanıklık ediyoruz. Bunlardan dolayı hiç kimseye hesap sorulmuyor.


Şimdi tarihi olayları tarihsel bir süreç olarak değerlendirmek farklı bir şey bunların demokrasi ilkeleri ışığında değerlendirilmesi daha farklı bir şey. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına demokrasiye bağlılık gibi anayasal sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları demokratik sistemi ima yoluyla olsa dahi eleştirecek davranışlardan uzak durmalıdırlar. Bu bir aydın sorumluluğudur. Demokrasi dışındaki hiç bir yönetim biçimi Türk milletinin varlığını, birliğini ve dünya milletleri arasındaki onurlu yerini korumasına hizmet etmez. Bu bilinçle olaylara bakılmalı, demokratik sistemin işleyişinde bir takım hatalar olabilir, eksiklikleri olabilir, standart düşüklükleri olabilir bunlara yine demokrasi içinde kalarak demokrasinin ilkelerine uyarak düzeltme yolunu seçmemiz lazım. Yoksa demokrasi dışı bir takım metodlara övgüler çağrıştıracak ifadelerle demokrasinin daha iyi işlemesine de hizmet edilmez.


Geri adım darbecileri cesaretlendirdi


Amerikan gizli belgelerinde 20 Mayıs 1969'da Demokratlar'a af konusu gündeme geldiğinde de bir darbe teşebüsü olduğu ortaya çıktı.


Ben 1969'lu yılların şartlarında bir darbe ortamının olduğunu hala düşünemiyorum. Ama toplumda bir huzursuzluk vardı. Bir çatışma potansiyeli vardı .1969'da Demokratlar affedilmiş olsaydı, zaten Demokrat Partililer siyaset sahnesine çıktıkları gün; Celal Bayar'la İsmet paşa kucaklaşacaktı. Geriye kalan insanlar bir birleriyle kucaklaşacaktı. Ve bir barış sayfası açılacaktı. Darbeler dönemiyle açılmış olan toplumsal hendekler kapatılmış olacaktı. Af gerçekleştirilecek diye topluma umutlar verip yola çıkılıp, sonra da ilk karşılaştığı engelde geri adım atmak tam aksine muhtıra hareketini hazırlayanların 9 Martçıların, 12 Martçıların cesaretini artırmıştır. Bu adım atıldıktan sonra geri dönmek çok vahim bir hata olmuştur.


12 EYLÜLÜ TETİKLEDİ


Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?


Bunu şöyle görmek lazım; bu kadrolar arasında da birlik vardır. 27 Mayıs'ı Türkiye'de kimler çağırmışsa, 27 Mayıs öncesinde bir darbe zeminini kimler oluşturmuşsa medya dahil aynı kişi ve kurumlar 12 Mart öncesinde de faaliyetteydiler, başka kılık altında. 12 Mart'ta kimler o süreci desteklediler, alkışladılarsa 12 Eylül'de de aynı grupların, aynı şekilde sürece katıldıklarını görüyoruz, hem sivil kesimde hem asker kesiminde bu var. Yani Türkiye'de bir demokrasi hareketi var. Cumhuriyetin kuruluşundan beri millet iradesini devlet idaresinde hakim kılma fikrini taşıyanlar var. Bir de millet iradesinin karşısına çıkanlar var. Bu mücadele 27 Mayıs'ta 12 Mart'ta 12 Eylül'de net bir şekilde görülmektedir. (YENİŞAFAK)

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler