YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Şaibeli Pamukbank muhabbetleri" birbirine düşürd
"Şaibeli Pamukbank muhabbetleri" birbirine düşürd
"Şaibeli Pamukbank muhabbetleri"  birbirine düşürd
15 Ağustos 2008 / 11:38 Güncelleme: 15 Ağustos 2008 / 00:00

Ergenekon davası belgeleri arasından çıkan ve Pamukbank'a el konulması sürecindeki şaibeli telefon kayıtları Akşam ve Doğan grubu gazeteleri arasında büyük polemik yarattı. Serdar Turgut belgeler üzerinden Aydın Doğan'a yüklendi.


Serdar Turgut köşe yazısını Ergenekon soruşturması üzerinden Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök'e yüklendi. Hürriyet, Milliyet ve Vatan'ın dünkü manşetleri ile  Pamukbank'a el konuş sürecinde bulunan bürokratların hepsinin Doğan grubunda işe başladığını gündeme getirdi.


Önce Serdar Turgut'un yazısı;


Ertuğrul şaşırdı
 
Dün yazısını okuduğumda Ertuğrul Özkök’ün muhakkak günleri şaşırmış olması gerektiğine karar verdim.



O pazar günleri absürd/fantastik olarak kategorize edilebilecek türde yazılar yazar ya kişilik bölünmelerinden diğer kişiliklerinin bunalımlarından, hayallerinden, hayali aşklarından filan bahseder ya dün günü olmadığı halde bu tür bir yazı yazdı. Birçok insanın aslında ona verilmiş bir rumuz olduğuna inandığı Veli Dural diye bir insanın var olmadığını ispata girişti. Hemen her insanın rumuzla anılmakta olduğunu bildiği bir insanın, o anılan isimde aslında var olmadıklarını ispatlamaya kalkışmak onun bu yazısını Jorges Luis Borges’in büyük ustalıkla işlediği ‘büyülü gerçekçilik’ türü bir yazının şaheserleri arasında rahatlıkla sayabiliriz. Bir insanın kendisini tanımlamak için uydurulmuş bir rumuzun tanımladığı insanın aslında var olmadığı gibi abuk bir işe kalkışması için ya gerçekten vahim bir kişilik bölünmesine uğraması gerekir ya da literatüre ciddi bir katkı yapmayı gerçekten kafaya koymuş olması.



Herkes kayıtlardaki V.D.’yi E.Ö. diye okumakta olduğu bir gün girişilen bu girişim, gerçekten yazın tarihine geçecek kadar müthiş bir fantastik eylem.



Mesele burada kalsa iyi de Türkiye tarihinin en büyük ayıplarından bir tanesini Pamukbank’a el konulması işlemini, sorumlu oyuncuların tam göbeğinde bulunan bir kişinin rumuzlar gerçek insanları ifade etmiyor diyerek boşlamaya kalkışması ayıp değil mi? Bu okuyucunun zekâsını küçümsemek değil mi, saygısızlık değil mi?



Zaten kimse rumuzların gerçek isimler olduğunu düşünmüyordu. Rumuz işte bu ne ifade ediyorsa odur. Siz V.D.’yi E.Ö. olarak, A.V.’yi ise T.K. (Teoman Kerman) olarak okuyun bence her şey çok daha ilginç olacak, gerçeğe çok daha yaklaşılacak. Belki Hürriyet Yayın Yönetmeni’nin hafızası da daha iyi çalışmaya başlar bu ipucundan sonra.



Sonra isterse o günleri çok daha derinden tartışabiliriz ama uyarıyorum fazla ‘yalan’ filan demeye kalkışırsa bizzat benim şahit olduğum olayları da anlatmaya başlarım. Son günlerde anlatılanları Hürriyet içinde herkes zaten biliyordu, onlara hiçbir şey sürpriz olarak gelmedi. Onlara güzel gelen Pamukbank’a el konulması haberini Aydın Doğan’a haber vermek için ‘Ben yalakalığımı yapayım da’ diye ifade edebilecek tek insanın, o üslubun kime ait olduğunu da herkes biliyor zaten tamam mı E.Ö.?


Ertuğrul Özkök'ün yazısı; 


Adamı tutturamadık, kod'unu verelim


BUNCA yıldır gazetecilik yapıyorum, bu kadar pervasızca bir sahtekárlığa tanık olmadım.

Sahte belge yayımlayanı gördüm.

Sahte belgeye inananı da gördüm.

Ama sahte belgenin üzerinde bile sahtekárlık yapacak kadar pespayeleşen bir gazetecilik anlayışını hiç görmedim.

2002 yılında hangi amaçla, kimleri etkilemek için hazırlandığı çok iyi bilinen bir sahte konuşma kaydı Ergenekon dosyasına konunca bakın 24 saat içinde nasıl bir sahtekárlık kuyruğu oluştu.

İlk gün ne dediler:

"BDDK Başkan Yardımcısı Ali Vural ile Doğan Yayın Holding Yönetim Kurulu üyesi Veli Dural dinlemeye yakalanıyor."

Amaçları ne?

Pamukbank’a el konulduğunu Aydın Doğan’a haber verecekler.

Pamukbank dediğiniz banka, neredeyse 20 yıldan beri bizzat sahibi tarafından hortumlanmış, batırılmış.

Türkiye’de hortumlanan bankalara bir bir el konulurken, ona da el konulacağını bilmeyen kalmamış.

* * *

Belge mi?

İşte bugün Hürriyet’te okuyun.

Devletin banka denetlemesini yapan kuruluşunun kapı gibi belgesi.

Var mı buna sahte diyecek biri?

Bankayı hortumlayan sahibi, şimdi, bir sahtekárın evinde bulunan hayali konuşmaların Ergenekon dosyasına konulmasını bahane ederek oraya buraya çamur atmaya çalışıyor.

İlk gün bu sahte belge, bir gazetede "Ortaya çıktı" diye yayımlanıyor.

Gazetenin yönetimini arıyoruz, "Bizde çalışan Veli Dural diye biri yok" diyoruz.

"BDDK yetkilileri, bizde de Ali Vural diye biri yok diyorlar" diyoruz.

Önce bize, "Var, biz bulduk. Ali Vural, TMSF ayrıldıktan sonra orada çalışmış" cevabını veriyorlar.

Yani BDDK Başkan Yardımcısı dedikleri kişi, bir anda TMSF çalışanına dönüşüyor.

TMSF’ye başvuruyoruz.

"Bizde bu isimde kimse yok" diyorlar.

Kişiler hayali, telefon numaraları hayali, Amerikalı hayali, Türkler hayali.

Hepsi hayali çıktı ya, bu sefer ikinci sahtekárlık geliyor.

"Ali Vural ile Veli Dural kod adıymış."

Üstelik utanmadan, yüzleri kızarmadan, sahte belgeyi bile tahrif ediyorlar.

Sahte belgedeki Ali Vural ve Veli Dural isimlerinin yanına parantez açıp, "Rumuz" kelimesini ekliyorlar.

Kin ve nefret gözlerini o kadar bürümüş ki, Ergenekon Savcısı’nın basına dağıttığı belgenin herkesin elinde olduğunu bile unutuyorlar.

O sözde belgenin hiçbir yerinde, bu kişilerin "Rumuz" olduğunu gösteren tek kelime yok.

Ama pespayeliğin, alçalmanın da sınırı yok.

Herkesin ismi açık.

Mesut Yılmaz, Kemal Derviş, Aydın Doğan, Engin Akçakoca...

Nedense asıl konuşmayı yapan iki kişinin hayali olduğu anlaşılınca, ertesi gün Babıáli Goebbels’leri tarafından o isimler "Kod"a, "Rumuz"a çevriliyor.

Üstelik aralarında da bir anlaşmaya varamamışlar.

Bir "Kod" diyor, öteki "Rumuz".

Olaya sonradan müdahil olan üçüncüsü ise, henüz "Kod" aşamasına geçememiş, ilk günkü gerçek sandığı isimlerden devam ediyor.

Bir de telefonda konuştuğu iddia edilen ANAP Genel Başkan Yardımcısı Hayali Cevdet Bey var.

Sahtekárlık telaşından onun yanına rumuz yazmayı da unutmuşlar.

* * *

Yine de bu sahtekárlıkların ortaya çıkmasının bir yararı var.

Ergenekon dosyasına konan yüzlerce sahte belge bize şunu gösterdi.

Bu ülkede, sahte belge üretme çeteleri varmış.

Bence savcı bu çetelerin üzerine de gitmeli.

Böyle yapmadığı takdirde, iğrenç bir iftira yöntemi yaygınlaşacak.

Önüne gelen çete, sahte konuşmalar, sahte MİT raporları, imzasız ihbar mektupları ile kafasını bozan herkesi ihbar etmeye, karalamaya başlayacaktır.

Bu ülkede böylesine aşağılık iftiraların üzerine atlamaya, sahte belge üzerinde bile ikinci sahtecilik yapmaya amade gazeteci müsveddeleri de bulunduğuna göre, artık Allah sonumuzu hayretsin.


MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler