YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sağ iktidarlardan muhtıracılar rahatsız oldu
Sağ iktidarlardan muhtıracılar rahatsız oldu
06 Mart 2008 13:44
Sağ iktidarlardan muhtıracılar rahatsız oldu

"İsmet Paşa çırpınırken Denizler'i kurtarmaya TBMM'de bunların idamı ile ilgili kanun görüşülürken, daha sonra bambaşka pozisyonları bilinen Süleyman Demirel böyle ayaklarının ucunda yükselerek el kaldırmış asılmaları için. Ondan sonra barış havarisi kesiliyor."


 

Kanal A’nın beğenilen programı Dünden Yarına’nın deneyimli yapımcısı Cüneyt Polat,Ateş’le yaptığı röportajda TSK içindeki genç subayların nasıl generallerin önüne geçtiğini,darbelerin nasıl yapıldığını , ordunun siyasete neden karıştığını , darbelerin asıl hedefi kimler olduğunu ve Demirel’in o dönemde başka ne tür pozisyonları olduğu sorularının cevaplarını aradı.

 


PROF.DR.TOKTAMIŞ ATEŞ  KİMDİR?


 

     1944 İstanbul doğumlu Toktamış Ateş, orta ögrenimini Avusturya Ortaokulu'nda, lise eğitimini de Vefa Lisesi'nde yaptı. 1967 yılında İstanbul Üniversitesi'nin İktisat Bölümü'nü bitirdikten sonra bu bölümün Siyasal Bilimler Kürsüsü'ne asistan olarak atandı. 1969'da "Kuruluş Dönemi Osmanlı Toplumunun Siyasal Yapısı" başlıklı çalışmasıyla doktor, 1974'de "Demokrasi Teorisi" başlıklı çalışmasıyla doçent, 1982'de de profesör oldu.

     İstanbul Üniversitesi'nin yanısıra, değişik kurumlarda ders verdi. Yine ders vermek için, çeşitli dönemlerde ABD (Iowa) ile Almanya'da (Berlin - Münih) bulundu. Günümüzde, İstanbul Üniversitesi'nin İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanlığının yanısıra, kurucuları arasında yeraldığı Bilgi Üniversitesi'nde Yönetim Kurulu üyesidir. Yayınladığı kitap sayısı 30'u geçen Ateş, 10 yılı aşkın bir süre boyunca Cumhuriyet gazetesinde yazmıştır. Şu anda Bugün gazetesinin yazarları arasındadır.


 

   GENÇ SUBAYLAR ORGENERALLERİN ÖNÜNE  GEÇTİ

   1960 sonrası kutuplaşmayı kısmen çok genç olmama rağmen yaşadığım bir dönem olarak biliyorum. Bir de tabi daha sonra o dönemde yazılanları okumaya ve anlamaya çalıştım. Şimdi bilinen ve gözlediğimiz şu; 27 hareketi bir emir komuta hareketi değildi. Bir cunta hareketiydi. Ancak bu cuntanın da başı, sonu belli değildi. Cemal Gürsel, Cemal Madanoğlu gibi isimler son anda harekete eklenmişlerdi. Hatta belki hareket başladıktan sonra eklenmişlerdi. Ve bu hareketi yaşama geçiren genç subayları ki, bu genç subaylar ortalama binbaşı, albay düzeyinde subaylardı. Bunların önemli bir bölümü milli birlik komitesi adıyla ortaya çıkan grubun dışında kalmışlardı.


     Bu milli birlik grubu denilen grubun içinde de hani işte yüzbaşısından orgeneraline kadar garip bir yelpaze oluşturulmuştu. Ve ordunun emir komuta zinciri alt üst edilmişti. Muzaffer Özdağ gibi, Numan Esin gibi kimi genç subaylar, üsteğmen yüzbaşı düzeyinde subaylar orgenerallerin önüne geçmişlerdi ki bir askeri hiyerarşide, hele bizimki gibi çok katı gelenekleri olan ordunun hiyerarşisinde olacak iş değildi. Ve ondan sonra bir takım alt cuntaların belirlendiğini gördük. Rivayet şeklinde bir genç subaylar cuntası ve bu cuntaya benzeyen bir takım gruplaşmalar olduğunu duyduk. 22 Şubat’ta ve 21 Mayıs’ta Talat Aydemir olaylarında da bu genç subayların gerçekten var olduğunun yaşama geçtiğini gördük. Tam böyle bir güney Amerika ordusu, orta doğunun disiplinsiz ordularına benzeyen bir fotoğraf ortaya çıkmıştı. Ve bunun ortadan kaldırılması epey zor oldu Ancak İnönü’nün tarihsel kişiliği ve o çerçeve içinde ortadan kaldırılabildi.

 

     PAŞAM MÜDAHALE EDELİM Mİ?

     Askerin siyasete karışması geleneği bize ittihatçılıktan kalan bir şeydir. Özellikle ikinci meşrutiyet öncesinde ve sonrasında askerin siyasete katıldığını görürüz. Daha sonra Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk’ün çok ciddi gayretleriyle ve birazda Fevzi Çakmak’ın varlığının getirdiği bir moralle ordu kışlasına çekilmiş ve 1960’a kadar çıkmamıştır. 1946 seçimlerinde halk partinin aldığı mağlubiyet sonrasında kimi generallerin İsmet Paşaya, paşam müdahale edelim mi gibisinden başvurularda bulunduğu ve paşanın bunları reddettiği söylenir. Ne derece doğru bilmiyorum. Şimdi bu gelenek ortadan kalkmışken, 1960 yılında ülke bir iç savaşa doğru gerçekten gitmekte olduğu için, ordu fırsatı uygun bulmuş ki; bu cuntalar 52’den 53’ten sonra kurulan cuntalar, bir kısmı.


     Bir kısım cuntaların aradığı ortam oluşmuş ve müdahaleyi yapmışlardır. Ve ancak 1960 sonrasında bu gelenek yeniden canlanmıştır. 1960taki fotoğrafı genç izleyiciler bilmiyorlar. Pek ortaya çıkartılmıyor bu. Ülke gerçekten bir kutuplaşmanın, bir kamplaşmanın eşiğindeydi. Ve fevkalade tehlikeli bir gidişti bu. Ve böyle bir ortamda ordunun müdahalesi bir noktada en azından toplumun geniş kesimlerince makul karşılandı. Ancak ondan sonra ordu bu iş kolaymış demeye başladı. Ve bir alışkanlıktır ortaya çıktı. Ve korkarım günümüze kadar da bu alışkanlık sürdü. Yani bu gelenek 1923’ten 1960’a kadar ortadan kalkmışken, 60 sonrasında yeniden çıktı. Neden askerler siyaset yapar? Türkiye’de herkes siyaset yapıyor. Yani  buna engel olmakta pek makul değil. Mantık içi değil. Bu gün Türkiye’de şoförler federasyonu siyaset yapıyorsa, bugün öğretmenler siyaset yapıyorsa, bu gün Türkiye’de yargı mensupları siyaset yapıyorsa, bu gün Türkiye’de TÜSİAD, MÜSİAD siyaset yapıyorsa, aynı hamurun bir parçası olan Silahlı Kuvvetlerin mensupları da siyaset yapar. Ama tabi onların yaptığı siyaset biraz farklı oluyor. Bu da işin tabiatının gereği gibi geliyor.

 


SAĞ PARTİLERİN İKTİDAR OLMASI TSK’YI RAHATSIZ ETTİ


 


     Çünkü 27 Mayıs hareketi bu insanlara karşı, Türkiye’de ki sağ gruplaşmaya ve bunu temsil eden demokrat partiye karşı yapılmıştı. Böyle silah zoruyla iktidardan uzaklaştırılan bir grubun seçim sandığından çıkarak tekrar iktidar olması tabi silahlı kuvvetleri rahatsız etti. Bir de tabi o dönemin ortamı içinde bazı şeyleri tam hatırlayamıyoruz. Ben de kendi adıma unutuyorum. Zaman zaman eski gazete ve dergileri karıştırınca sanki yeni okumuş gibi oluyorum. Şimdi mesela Adnan Menderes’in asılması o zamanki çok genç aklımızla ve idamın ne kadar korkunç bir şey olduğunu düşünmeden sanki bu işten memnun olmuşuz gibi hatırlıyorum. Daha sonra o fotoğrafları görünce içim acıyor. Gerçekten çok korkunç bir şey. Fakat şunu da hatırlıyorum, çevremizdeki DP’ye gönül vermiş bir takım arkadaşlarımız; asamazlar, hadlerine mi düşmüş, sıkıysa assınlar gibi tahriklerde bulundu.


     Demin bahsettiğimiz gruplardan Silahlı Kuvvetler birliği diyerek yine genç subaylardan oluşan birliğin olduğu söylenir. Ve yine söylenir ki bunların ısrarı ve bunların zorlamasıyla bu idamlar gerçekleşmiş. Bunlar çok acı verici şeyler, fakat tabi askerler 27 Mayıs’ı yaptıkları zaman artık bir daha geriye dönüş olmayacağını düşünerek ve zannederek buna girişmişlerdi. Bu sağcı partilerin ki, bunlar Adalet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi’ydi. Yeni Türkiye Partisinin ne derece sağcı olduğu tartışılır. CKMP Osman Bölükbaşı’nın sağ bir partiydi ki yine o da farklı bir sağ partiydi. Yani askerleri rahatsız etti bu. Yani geriye dönüş gibi gördüler.

 


     KAN DÖKÜLMEDİĞİ İÇİN  BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANDI


     Bunlar bizim öğrenciliğimize denk gelen girişimlerdir. O dönemde Kuleli Askeri Lisesi’nden çok sayıda arkadaşlarım kara harp okuluna girmişlerdi. Bu harekete katıldılar, atıldılar. Onların acılarını ve sıkıntılarını beraber yaşadık. Doğrusunu isterseniz ben Talat Aydemirin çok iyi niyetli, kahraman bir subay olduğunu düşünüyorum. O da bu gidişata son vermek için, madem bunlar yeniden gelecekti ne diye 27 Mayıs yapıldı.  


     Biz 27 Mayıs’ı 38 tane arkadaşımız Milli Birlik Komitesi tabi senatör olsun diye mi yaptık? Sorusunu gündeme getirdiğini ve yine Atatürk ilkelerinden ödün verildiğini ve ülkenin yine kutuplaşmaya doğru gittiğini düşündüğünü biliyoruz. Fakat sonu dramatik oldu. 22 Şubat’ta gerçekten hareket başarılı olmuşken, silah kullandırtmaması nedeniyle kan dökülmemesi nedeniyle harekat başarısızlıkla noktalandı. Daha sonra bundan ders almayıp, yine ihtilale kalkışınca da hem kendi başını birkaç arkadaşıyla yedi. Hem de bin dört yüz küsur harp okulu öğrencisinin geleceklerinin farklı bir şekilde çizilmesinde rol oynadı. Subay olamadılar. Çok sıkıntılar çektiler ama yine İsmet Paşa’nın o günkü bu çocuklar açıkta kalmasın direktifi çerçevesinde hepsi meslek sahibi oldular. Ve şimdi hepsi 60 yaşını geçen ve Harbiyeli aldanmaz şiarını hala bir biçimde yaşatan yaşlı başlı adamlar oldular.

 


    12 MART 9 MARTÇILARA YAPILDI


    Her ikisine karşı. Tabi şimdi çok hatıralar yayınlanmış olmasına karşın yine de çok ciddi bilinmeyenler var. En azından birinci dereceden bu işin mimarı olan insanlar konuşmadılar. Belki ileride konuşulur. Böyle bir 9 Mart cuntası olduğuna dair rivayet çok. Rivayet çok da bunun somut bir ispatı da yok doğrusunu isterseniz. Bir takım olayları birbirine bağlayarak böyle bir şeyin olduğunu düşünüyoruz. Hatta biraz daha ileri giderek Türkiye’deki bir takım gençlik hareketlerinin de bunlarla bağlantılı olduğunu, bir takım gençlik liderlerinin ve gruplarının da bunlarla bağlantılı olduğuna dair bir takım şaiyalar da duyuyor ve düşünüyoruz. Ama bunların hiç birinin ispat edilmiş tarafı yok. 12 Mart hareketi hem hükümete karşı, hem de bu 9 Martçılara karşı yapıldı. Ben o zaman yurt dışındaydım. Biraz uzunca bir süre. Beklide benim için bir şans oldu bu.


   Yani 12 Martın balyoz harekatı bana dokunmadı hiç. Belki de dokunabilirdi bilmiyoruz. Yurt dışında çok değerli bir meslektaşımız, abim Rona Albay’la çok saygı duyduğum bir ağabeyimizdir. İşte oradan değerlendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Yurt içinden bizim ilk aldığımız fotoğraf bu 12 Mart harekatının hükümete karşı bir harekat olduğuydu. Hatta bir kabine kimler olabilir diye düşündük. Ve önerdiğimiz isimlerden 5 tanesinin bakan olduğunu gördük. Yani hükümete karşı yapılan bir harekatta kimler bakan olabilir diye düşündüğümüzde kısmen tutturduk. Fakat bunlar 9 taneymiş sonradan ayırdılar yollarını. Ve bambaşka bir mecraya döküldü iş. Özellikle İsrail konsolosu Elro’nun öldürülmesi ve onu izleyen balyoz harekatı çok yoğun tutuklamalar sonrasında iş bu sefer tamamen var olduğu düşünülen bir 9 Mart cuntasına ve onun uzantılarına döndü. Ve bir baktık ki güya hükümete karşı yapılan bir hareket o zamanki Demirel hükümetinin gönlünde ne yatıyorsa hepsini yaşama geçirmeye başladı. Tabi biraz işe dışarıdan bakmak hoş oluyor. İnsan işin içinde olduğu zaman etrafı pek göremiyor. Yani ağaçlar ormanı görmenize engel oluyor. Halbuki dışarıdan bakınca ormanı da görüyorsunuz. Ve o zaman bu harekatın hükümet dışında bir takım yerlere karşı yapıldığına dair bir anlayış ortaya çıkıyor.

 


   ÖĞRENCİLER ASKERDEN DİRSEK TEMASI BEKLEDİ


    Var yani şimdi katılıyoruz. Katılmamak elde değil. Şimdi ben tabi 12 Mart 71’de yurt dışındaydım ama ondan önceki gençlik hareketlerinde zaman zaman lider konumunda bir öğrenciydim. İstanbul Üniversitesi talebe birliğinin bir süre başkanlığını yaptım. Kongre başkanı olmak sıfatıyla ki, çok güçlü bir birlikti bütün üniversite öğrenciliği İstanbul Üniversitesini temsil eden bir birlikti. Ondan sonra artık kariyer yapmaya, öğrenci ve akademisyen olmaya niyetlenince, bir iki arkadaşım bu kadar zahmet çektik, tam sırası geldi, nereye gidiyorsun. Baktım bunlar hakikaten askerlerden haber bekliyorlar. Bir dirsek teması olsa çok memnun olacaklar. Epeyce şaşırmıştım. Daha sonra yaşananlarla birleştirdiğim zaman bu tür temasta olanların var olduğunu söyleyebiliriz. Düşünebiliriz en azından. Söylemek belki iddialı bir görüş.


 


    DEMİREL’İN BAMBAŞKA POZİSYONLARI VARDI


    Yahu çok acıdır. Çok acıdır. Ben uzun yıllar bu konu açıldığı zaman göz yaşlarımı tutamadım. Şimdi Deniz Gezmiş ilk defa benim odama Şener Mete adında hukukta öğrenci olan bir arkadaşımız getirdi. Ben asistan olmuştum o zaman. Sizi temin ederim yüzüne bakınca kızaran bir insandı. Fevkalade terbiyeli, son derece terbiyeli, iyi yetişmiş, heyecanlı ve lider nitelikleri olan elektrik yüklü bir çocuktu. Ve olaylar aldı başını götürdü. Şunu biliyorum ki bu adam ilk üniversite işgal edilip, bizim kriminoloji enstitüsündeki çakar almaz Osmanlı tüfeğini eline alana kadar silahta almamıştı eline. Öyle bir çocuktu. Bunların bu 3 insanın idamı, kimileri buna şey dediler 3’e 3. Menderes, Zorlu, Polatkan’a karşı 3 kişi.


     Kimisi başka açıklama yaptı. 3’e 3 olsa o arada Fethi Gürcan, Aydemir falan da asılmıştı. Oradan hesap kesmek lazım. Bunların idamını fevkalade ciddi bir aymazlık olarak görüyorum. Ve bunu yaşayan arkadaşlar bana anlattılar,. İsmet Paşa çırpınırken bunları kurtarmaya TBMM bunların idamı ile ilgili kanun görüşülürken, daha sonra bambaşka pozisyonları bilinen Süleyman Demirel böyle ayaklarının ucunda yükselerek el kaldırmış asılmaları için. Ondan sonra barış havarisi kesiliyor Yani doğrusunu isterseniz bunların asılmasının kime ne faydası oldu? Çok düşündüm bunu hiçbir şey bulamadım. Ne Türkiye’nin barışına hizmet etti, ne ordu içinde farklı cuntalar kurulmasını engelledi, ne askerleri siyasetten uzaklaştırdı. Çocuklar pisi pisine gittiler diye düşünüyorum. Yani her hangi bir ardında beklenti vardı onun için asıldılar demek çok zor.

 


    BATI ÇALIŞMA GURUBU KAŞALOT ÖRGÜT


    Şimdi BÇG ile ilgili fazla bilgim yok. Ama ordu içinde cuntalar olduğuna eminim. Ordu içinde aynı devreden 4-5 tane subayın bir araya gelince “yav bir şey yapalım, bu gidişata dur” dediklerine de eminim. Bu doğal bir şey. Bunu bir noktada bunun dışında düşünemeyiz. Şimdi Türkiye’de biraz evvel izah ettiğim gibi herkes siyaset yaparken, herkes siyasete ilgi duyarken, herkes kendince ülkenin içinde bulunduğu zor durumdan kurtulması için bir şeyler yapmaya çalışırken, hakikaten çok idealist yetiştirilmiş olan subaylarımızın, özellikle genç subaylarımızın bunun dışında kalacağını düşünmek doğru değil. Böyle bir şey olmaz. Onlar da elbette ne yapmalı diyecekler ama onlar deyince yanlış oluyor. Batı Çalışma Grubu'nun duyduğumuz okuduğumuz kadarıyla bunlar biraz kaşalot örgütler. Ülke çıkarlarından çok kendi çıkarlarını yönelik bir takım gayretleri oluyor. Bunun bir takım örneklerini sokaklarda da gördük. Onları bilemeyeceğim ama bu gün ordu içinde ne yapılmalı diyen çok insan olduğuna eminim.


 


     DARBELERİN ARKASINDA GİZLİ SERVİSLER OLABİLİR


     Olabilir. NATO organizasyonu da olabilir. Efendim İngiliz istihbaratı da olabilir. ABD, CIA de olabilir. Rus gizli örgütü de olabilir. Her şey olabilir. Ve kim olursa olsun netice olarak buradan demokrasi yara almaktadır. Ama bu birazda kader. Birazda kader. Şimdi bu gün dünya üzerindeki gelişmiş ülkelere baktığımız zaman onlarında böyle bir ordu dönemi yaşadıklarını görüyoruz. Fransa’da bir Napolyon’u düşünelim. Veya ABD’de bir Washington’u düşünelim. İngiltere’de bir Crovnwel’i düşünelim. Bunlar hep askerler. Yani devletlerin kuruluşunun mayasında bu askerlerin kılıcının izi var.


     Bizim de cumhuriyetimizin kuruluşuna baktığımız zaman işte 40 yaşları civarında bir idealist subay kuşağı başta Mustafa Kemal olmak üzere, dışarıdan da tabi destek gelirse itiraz etmezler. Ama bu birazda kader dediğim gibi. Ama NATO’nun böyle bir destek yapabilecek bir yan örgütlenmesi olduğunu zannetmiyorum NATO’dan ziyade eğer varsa bağlantılar NATO güdümlü gelişmiş bir takım ülkelerin gizli servislerinin katkısının olabileceğini daha çok düşünüyorum.

 


    LİDER TÜRKİYE’Yİ ÇIKARLARI İÇİN İSTEMEZLER


    Bir kere güçlenmiş bir Türkiye, biraz kalıplaşmış bir laf olacak ama ben doğru olduğuna inanırım, çok güçlenmiş olan bir Türkiye’nin bölgesinde lider ülke olma iddiaları olur ki; iddianın ötesinde bu potansiyeli ben memleketimizde görürüm. Bunun olmasını istemezler her şeyden önce. İkinci olarak Türkiye’nin böyle sıkıntılarla uğraşmasının Türkiye’yi daha kolay yönlendirilebilecek bir ülke sokacağını düşünürler bundan dolayı yaparlar.





Not: Kaşalot: Bir çeşit balina ancak argoda rahatına düşkün kişiler için kullanılan bir terim.
MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler