23 Ekim 2017 Pazartesi
  • Altın151,897
  • BIST107.826
  • Dolar3,7047
  • Euro4,3489
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8724
  • İstanbul19 °C
  • Ankara16 °C
  • İzmir21 °C
  • Konya16 °C
  • Adana26 °C
  • Antalya23 °C
  • Diyarbakır21 °C
  • Bursa20 °C
  • Kayseri17 °C
  • Kocaeli17 °C
  • Şanlıurfa26 °C
  • Gaziantep22 °C
  • İçel26 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Neden Türkiye'de kolay darbe yapılıyor?
Neden Türkiye'de kolay darbe yapılıyor?
Neden Türkiye'de kolay darbe yapılıyor?
22 Nisan 2008 / 17:14 Güncelleme: 22 Nisan 2008 / 00:00

Türkiye’de askeri müdahale geleneğinin tarihi arka planına baktığımızda karşımıza Jön Türkler ve İttihat Terakki çıkıyor. Askeri müdahalelerin hangi amaçla yapıldığı, bu müdahaleler karşısında halkın neden suskun kaldığı, darbeler karşısında nasıl durulabileceğini ve demokrasinin ülkemize hakim olması için hangi yol haritasının takip edilmesi gerektiğini Prof. Dr. Doğu Ergil cevaplıyor.


Dünden Yarın Belgesel kuşağı Yapımcılarından Cüneyt Polat’ın yaptığı röportajı sunuyoruz.




  • Jön Türkler kimlerdir?

Yeni Osmanlılar, Osmanlının seçkin tabakasından oluşuyordu. Hızla gelişen Avrupa karşısında Osmanlının çökmesini engelleyecek, yeniliklerin yapılması için çırpındılar. Fakat arkalarında ne bir halk var, ne kendilerini destekleyecek bir ekonomi söz konusu! Ne de saray onların önünü açacak bir vizyona sahip! Bunlar iki arada bir derede kalmış olan Osmanlının münevver takımı! Onları simgeleyen Jön Türkler bir gizli örgüt olarak faaliyete başlamıştır. Jön Türkler, imparatorluğu kurtarmak ve saraya karşı yeni bir düzen oluşturmak için gizli faaliyete başlamış ve ondan sonra toplumsal örgütlenme çabasına girmişlerdir.



  • Jön Türkler iktidara hangi yöntemle sahip oldular?

Kendilerini destekleyen bir toplum, bir işçi sınıfı, burjuvazi yok. Sınıfsal tabanı olmadığı için siyasal gücü yok. Saraya dayanmadığı için geleneksel bir meşruiyeti de yok. Jön Türkler, siyasete dayanmadan, elinde ekonomik araçlar olmadan ve geleneksel siyasal araçları yani sarayı, hanedanı, eski bürokrasiye yaslanmadan bunu yapabilmesi sadece ve sadece ellerindeki silah gücüyle, yani ordu ve devleti kontrol ederek yapmaya çalıştılar. Başka türlü bir güç kaynağı olmayan Jön Türklerin, orduyu ve bürokrasiyi kullanarak devlet makinesini elinde tutup, toplumu şekillendirme ve yön verme geleneği bu güne kadar sürmüştür. Alfabeyi değiştirmek, kılık kıyafeti değiştirmek, kadının statüsünü yükseltmek gibi bütün toplumsal kazanımlar, İttihat ve Terakki zamanında düşünülmüş ve Cumhuriyet zamanında gerçekleştirilmiş reformlardır.



  • II. Abdülhamit kimdir?

Abdülhamit çok boyutlu bir insan. Fevkalade kurnaz, dünya dengelerini iyi okuyan, elinde fazla gücü olmayan ve çökmekte olan bir imparatorluğu yaşatabilmek için bu dengelerle böyle oya işler gibi oynayabilen bir devlet adamıdır. Abdülhamit ekonomik olarak müthiş girişimci bir adam. Bir usta devlet adamı! Dünya politikası içinde kaymakta olan bir yıldız olan Osmanlıyı ayakta tutacak manevraları yapabilecek ustalıkta bir zihni ve ön görüsü olan bir adam! Siyasal olarak son derece müstebit, yani baskıcı ve aynı zamanda toplum içinde de, toplumsal birliği sağlamaya da çalışıyor. Mesela Kürt beylerinin çocuklarını İstanbul’a getiriyor isyanları önlemek için! Ve onları isyan eden Ermenilere karşı kullanarak iç bünye içinde de dengeler kurmaya çalışıyor. Türkçülük gelişirken, İslamcılığı da bir arada tutacak bir harç olarak görüyor! Kısacası Abdülhamit hep dengelerin insanıdır.



  • Abdülhamit istibdatçı mıydı?

Evet! Yani herkesin gözaltında tutulduğu, en ufak bir değişikliğin saray tarafından gözlendiği bilinen ve dolayısıyla da cezalandıran bir insan!



  • Yenilikçi miydi?

Evet, yenilikçidir. Onun ekonomik yatırımları inanılmaz boyuttadır. Yani Musul – Kerkük petrolleri, Filistin topraklarının geliştirilmesi, kıyı şeritlerinin geliştirilip, limanlar yapılması ve bunların çoğu hazineyi hassa’dan yani kendi hazinesinden finanse edilerek yapılmıştır. İttihat terakki kendisini tahttan indirdikten sonra, gitmiş onun mallarını da kamulaştırmıştır.



  • Bu kamulaştırma sonucunda ne olmuştur?

Osmanlı’nın çöküşünden sonra o topraklara başka ülkeler el koymuşlardır. Hâlbuki Osmanoğlu ailesinin özel mülkü olarak kalsaydı, şimdi Türkiye, Musul petrolleri üzerinde hak iddia edebilecekti.



  • İttihat ve Terakki zihniyeti bu gün de devam ediyor mu?

Evet. Zihniyeti aynen devam ediyor! Orta sınıfın elinde ne ekonomik, ne siyasi bir araç olmadan, iktidara kaba güçle ele geçiren kadrolar aracılığıyla toplumu yönlendirme ve şekillendirme geleneği bu güne kadar devam etmiştir.




  • Osmanlı’da “hürriyet” denilince ne anlaşılıyordu?

  • Hürriyet derken bireyin, grupların hürriyeti anlaşılmıyor. Bir tür özerklik ki; Osmanlının dayandığı temel işte bu küme özerkliğidir. Millet kavramı oradan gelir. Bir milletler toplumu ve toplamıdır Osmanlı! İttihat ve Terakki, dizginleri eline alıp safları daha sıklaştırılmış bir ulus oluşturmak adına bu özerklikleri yok etmiştir. Bu durum ise Osmanlının dağılmasını hızlandırmıştır. Hürriyeti, “istiklal” olarak yorumlamışlar, ne bireyin, ne de farklı toplumsal kümelerin özerkliği olarak anlamışlardır.



    • Peki ya günümüzdeki “hürriyet” anlayışını nasıl buluyorsunuz?

    Maalesef bu gün de özgürlük, ne birey, ne de farklı kültür kümelerinin özerkliği olarak görülmediğinden, herkesin tek tipe bağlı olacağı yani aynı soy kümeye, aynı dine hatta bir mezhebe bağlı olması öngörülmüştür. Buna uyanlar ulusun “has evlatları”, buna uymayanlar ise ya “Yahudi”dir, ya da “Kürt” olarak ötekileştirilmiştir. Bu sebeple Cumhuriyet bir ulus oluşturma projesi amacını bugüne kadar gerçekleşmemiştir. Türkiye’de adı konmamış etnik temelli bir iç savaş yürümektedir. İnanç bazında ise belirli şekilde inanması gerekenler ve o resmi tanımlamaya uymayan bir biçimde inananlar diye bir ikilik doğmuştur bu gün Türkiye’de! Siyasal krizin temelinde de bu dışlayıcı merkezi tanımlar söz konusu olmuştur! Bu İttihat ve Terakki’den beri gelen bir yapıdır.



    • Abdülhamit, Filistin’i Siyonistlere vermediği için mi tahttan indirildi?

    İttihat ve Terakki’nin seçkin kadrolarının tamamı Avrupalı! Osmanlının Avrupa topraklarının çocukları bunlar! Özellikle Selanik’te çok sayıda Yahudi yaşamaktaydı. Onlar da İttihat Terakki teşkilatı içinde yer almışlardı. Ama “Abdülhamit’i Filistin topraklarını Siyonistlere vermediği için devrildi” demek doğrunun sadece çok küçük bir parçasını ifade etmek olur. İttihat ve Terakki kadrosu Abdülhamit’i iktidarlarının önünde çok büyük bir engel olarak görüyorlardı. Çünkü Abdülhamit hakikaten çok güçlü. Osmanlının “devlet babası” idi. Abdülhamit’in tasfiye edilmesindeki temel sebep bu. Abdülhamit’i bu açıdan Ruslar’ın “Çar Babamız” dedikleri tahttan indirilip sonra katledilen Çar Nikola’ya benzetirim.



    • İttihatçılar, 31 Mart Vakası’nın neresindeler?

    Karşımızda gelenekçi başkaldırı olgusu var. Fakat bu olgunun Jön Türkler tarafından nasıl kullanıldığı önemli. 31 Mart Vakasını yenilikçiliğe ve yenilikçiliğin önderliğini yapan kadrolara karşı bir kalkışma olarak kamuoyuna sunmak ve o zamana kadar dolaylı olarak kontrol edilen iktidara doğrudan doğruya el koymak! İşte hareket ordusunun İstanbul’a geliş amacının esas sebebi de bu. İttihat Terakki, bu ayaklanmayı iktidarını pekiştirmek için iyi kullanılmıştır. Ayaklanmaya bakıldığında yaygın bir kalkışma hareketi olmadığı görülür. Birkaç yüz kişinin “şeriat isteriz” diye bağırması bu gün bile var. O yüzden çok abartılacak bir şey değildi ama iyi bir manevra olarak kullanıldı.



    • 31 Mart Vakası’ndan–27 Nisan e muhtıraya kadar ordu nasıl oluyor da bu kadar kolay siyasete müdahale edebiliyor?

    Toplumun gelişmediği, kendi hakkını siyaset aracılığıyla ve hukuk aracılığıyla aramadığı, toplumsal sınıflar iyice ayrışıp, siyasal dengelerin kurulmadığı bir ülkede halkı temsil etmesi gereken partiler devleti temsil eder. Devlet bir şahsiyet değildir. Bir sınıf değildir. Bir toplumsal küme değildir. Toplumun ihtiyaçlarını karşılaması için yaratmış olduğumuz kurumlar ve o kurumları işleten uzman kadrolardan oluşan bir makinedir. Kendi varlığınızı, devletin çıkarlarını korumak diye tanımlarsanız, topluma karşı bir tavır almış olursunuz. Yani kendinizi topluma karşı konumlandırmış olursunuz. Böylece devletle toplum arasında sürekli bir gerilimin yaratılmasına vesile olursunuz. Maalesef Türkiye böyle! Bakıyorsunuz partilere; bir tanesi hariç hepsi devletçi! Hani milletçi olunacaktı? Hani toplumcu olunacaktı? Siyasi partilerin varlık nedeni buydu! Çok tuhaf bir şey bu! Ama nereden kaynaklanıyor bu? Sanayileşmemiş bir toplum, dolayısıyla gelişmemiş bir toplum. Dolayısıyla toplumsal sınıfları tam ayrışmamış ve iyi örgütlenmemiş bir toplum. Bu ne demektir? Güçsüz bir toplum demektir! Yani haklarını arayamayan, kendi adına hukuk vaaz edecek bir siyasi olgunluk ve yetkinlik gösterememiş bir toplum demek. Devlet karşısında güçsüz bir toplum! O yüzden de devlet hala bir hükmi şahsiyet olarak topluma kendini dayatmak istiyor. Bunu devletin kendisi yapamayacağına göre, devlet adına hareket edenler, bunu yapıyor. “Devletlûlar” bunu yapıyor. İşte darbe geleneği de bu iktidarı sürdürmek için yani halka dayanmayan iktidarı sürdürmek için her türlü oyun ve mekanizmadan ibarettir.



    • Demokrasiyi neden bir türlü hazmedemiyoruz?

    Demokrasi denemeleri yapıyoruz. Denemeler yaptığımız sürece demek ki hala net sonuç elde edemedik. Deniyoruz yanılıyoruz. Artık sonucu görmemiz lazım. Bu ise toplumun gelişmesiyle ve o gelişmenin sonucunda ortaya çıkacak temsili örgütlerin gerçekten toplumu temsil etmeleriyle olur. O temsiliyet sonunda bir uzlaşma doğar. Şimdi bakıyoruz Türkiye’ye, bir uzlaşma yok. Yurttaşlığın tanımı konusunda yok. Baksanıza şimdi 301. madde ceza yasasının değiştirilecek, vay Türklüğe hakaret edemezsiniz diyerek insanlar ayağa kalkıyor! Türklük kanunla korunması gereken bir vasıf mıdır Allah aşkına? Türklük kendisini koruyacak nitelikleri şimdiye kadar zaten üretmiş olması lazımdı! Yani Türk; çalışarak, üreterek, bularak, keşfederek, bunu sadece bilim değil sanatta, sporda yaparsa Türk kendisini, Türklüğünü korur zaten! Saygınlığını yaratmış olur. Sen bunların hepsinde geri kal, ürettiğinden fazla tüket, ürettiğinden fazla üre, barış elçisi diye gelen gelinlikli bir kadını çek bir kenara ırzına geç ve ondan sonra öldür! Ondan sonra kanunla Türklüğü korumaya çalış! Bu mümkün değil. Birisi silahla karşı çıkıyor, öteki de silahla Türklüğü korumaya çalışıyor. Devletin baskın konumuna dayanarak, devlet aracılığıyla toplumu kontrol edip yönlendirmeye çalışan insanlar oldukça, yani devletle toplum arasında dengesizlik oldukça gerçek demokrasiye geçmemiz mümkün gözükmüyor.


    KANAL A HABER


     

    MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler