YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
“Kürt Devleti” projesi rafa mı kaldırıldı?
“Kürt Devleti” projesi rafa mı kaldırıldı?
“Kürt Devleti” projesi rafa mı kaldırıldı?
03 Mayıs 2008 / 15:12 Güncelleme: 03 Mayıs 2008 / 00:00

Hiç kimse kendini kandırmasın. Ortadaki oyun belli. Bölgedeki olası kaostan başta Irak Kürtleri olmak üzere, bölge Kürtlüğü en az zayiatla çıkmak ve ardından da vazgeçtiklerini ilan etkileri Kürt devletini kucaklarında bulmak istiyorlar.


“Kürt Devleti” Projesi: Tamam mı, Devam mı?


PKK terör örgütünün eylemleri ve Irak’ın kuzeyinden yapılan açıklamalar “Kürt devleti” konusunu gündemde tutmaya devam ediyor. Bu hususta açıkçası kafalar oldukça karışık. Ankara’daki gerginlik ve siyasi istikrarsızlık ile birleşen bu puslu hava, akıllara çok farklı olasılıkları ve senaryoları getiriyor. Bunlardan en vahimi de, bu sorunun ülkedeki iç siyaset ve derin mücadelenin bir parçası haline getirilmek istenilmesi. Açıkçası Ankara tehlikeli bir oyun ile karşı karşıya…



“Kürt Devleti” projesi rafa mı kaldırıldı?



Nitekim son günlerde yaşanan gelişmeler ve üst üste yapılan açıklamalar kaçınılmaz olarak “Kürt devleti” projesinin rafa kaldırılıp kaldırılmadığı sorusunu akıllara getiriyor. Önce Irak’ın kuzeyinden KDP lideri Mesut Barzani’nin yaptığı açıklamalar (bu konuda daha öncesinden ilk sinyalleri veren Talabani’nin temkinli yaklaşımını sürdürmesi de hiç kuşkusuz dikkatlerden kaçmamakta), ardından gündemde “şok etkisi” yapan DTP milletvekili Aysel Tuğluk’un “Bağımsız Kürt devletini Kürtler ve Türkler açısından yararlı görmüyoruz. Ortadoğu'da yeni bir devlet inşa etmenin mantığı yoktur”  açıklaması ve son olarak da emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun “PKK siyasi misyonunu tamamladı” değerlendirmesi.



Yeni bir psikolojik operasyon mu?



Tüm bu açıklamalar açıkçası kafaları daha da karıştırmış durumda. Ya birileri bu sözde devleti kurmaktan “şimdilik” vazgeçti, ya da bizleri uyutmaya çalışıyorlar. Kürtler “devlet” kurmaktan (ki aslında de facto bir Kürt devleti zaten kurulu ve tıkır tıkır da işliyor, sadece resmen ilanı ve tanınması kaldı) vazgeçtilerse bunun nedeni ve zamanlaması niçin şimdi? Düne kadar “Kürdistan, Kürdistan” diyenler, niçin bu devletin kurulmasının hem kendileri hem de Türkiye için bir tehdit olarak görmeye başladılar? Bunu söyleyenler gerçekte Türkiye’nin mili birlik ve beraberliğini ne kadar önemsiyorlar? Güçlü bir Türkiye onların işine ne kadar gelir?



Bu arada, gündemden düşmeyen PKK terör örgütü nasıl oldu da bir anda “kaybedildi”? Gerçekten kökü mü kurutuldu yoksa Pamukoğlu’nun dediği gibi misyonunu mu tamamladı? Misyonunu tamamladıysa yeni bir görevi söz konusu olacak mı, özellikle de İran’a dönük olası bir operasyonun siz konusu olduğu bir dönemde. Türkiye, bölgedeki mevcut politikasını ve duruşunu devam ettirdiğine ve ABD 11 Eylül sonrası uygulamaya koyduğu projesini bıraktığına dair herhangi bir açıklama yapmadığına göre, o zaman tüm bu gelişmeler ne anlama geliyor, ne yapılmaya çalışılıyor?



ABD strateji mi değiştirdi?



Yukarıda da değinildiği üzere, bu üst üste gelen açıklamaların zamanlaması oldukça önemli. Söz konusu açıklamalar:



1. ABD’nin Irak’ta tam bir çıkmaza girdiği ve özellikle de Şii lider Mukteda el Sadr kaynaklı tehdidin ve Irak’ta bir iç savaşın had safhaya vardığı;



2. Olası bir iç savaşın ilk hedeflerinden birinin ABD’nin müttefiki olan Irak Kürtleri olacağının artık cümle âlem tarafından bilindiği;



3. İran’a dönük operasyon olasılığının oldukça arttığı ve bu süreçte İsrail’in “arka bahçesi”nde “temizlik operasyonu” başlattığı;



4. Türk-Amerikan ilişkilerinde “bahar havası”nın estirilmeye başlandığı;



5. ABD’nin Kürtler üzerinden Türk-Amerikan ilişkilerinin yeni bir kaza yaşamasını istemediği;



6. Kürt liderlerin Ankara ziyaretlerini gerçekleştirmeye başladığı;



7. Türkiye’de parti kapatma davasının zirve yaptığı ve DTP’nin bir anlamda kapatılmasına kesin gözüyle bakıldığı;



8. Kürt sorununa “radikal çözüm” bağlamında paketlerin havada uçuştuğu;



9. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır boyunca (zaman zaman da sınır ötesinde) devam eden operasyonlarının daha da hız kazanacağı;



10.Türkiye ve İran arasında ortak güvenlik arayışları kapsamında yürütülen görüşmelerin söz konusu olduğu bir dönemde gerçekleşiyor.



Dolayısıyla, Kürt tarafının yaptığı bu açıklamalar bir anlamda kendileri açısından kaçınılmaz görülüyor, özellikle de başlarındaki ABD baskısı bir anlamda bunu gerektiriyor. Nitekim, Irak’ın kuzeyine dönük ABD’li üst düzey yetkililerin yaptığı ziyaretler, bir anlamda bu baskı ve kontrol stratejisinin bir parçası olarak kabul ediliyor.



O zaman tüm bu gelişmeler bize:



1. Irak merkezli bölge politikasında ABD’nin bir değişikliğe gittiğini;



2. Bu değişikliğin “Kürt devleti” ve PKK terör örgütü bağlamında sembolleşen Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir revizyonu kaçınılmaz kıldığını;



3. Bu kapsamda “Kürt devleti tehdidi”nin Türkiye açısından gündemden çıkartılmaya ve Ankara’nın bölge ile birlikte hareket etmesine temel gerekçe oluşturan bu hususun bertaraf edilmeye çalışıldığını;



4. Bunun sonucunda Türkiye’nin özellikle İran ve Suriye ile ilişkilerine darbe vurulmaya çalışıldığını;



5. Bölgedeki olası olağanüstü gelişmeler karşısında (buna Türkiye içinde yaşanabilecek gelişmeler de dâhildir), bölge Kürtlerinin bu kaos ortamının açık nedeni ve hedefi olmak istemediklerini (bu tespitle ilgili olarak Aysel Tuğluk’un şu sözlerini tekrar hatırlatmakta fayda var: “Tehlikeleri hep birlikte önlemenin yolunu bulmalıyız. Şiddet olgusu ne bir hak arama yöntemidir ne de bir bastırma yöntemidir. Meclis zeminine ve siyasetine inanıyoruz. Eyalet, federasyon çözümlerini Türkiye için uygun bulmuyoruz. Bağımsız Kürt devletini en başta Kürtler ve Türkler açısından yararlı görmeyiz. Ortadoğu'da yeni bir ulus devlet inşa etmenin mantığı ve koşulları yoktur.”);



6. Bunun için de başta Bağdat olmak üzere, bölge merkezlerine yakın oldukları mesajını verme gayretleri içinde olduklarını bize gösteriyor.



“Kürtler, mağduriyet sıfatını kaybettiler!”



Ama bu geri adım (gerçekten böyle bir adım söz konusu ise) için biraz geç kalmadılar mı? Şu aşamadan sonra kim onlara inanacak? Böylesi bir durumda bırakın bölge çapında bir Kürt devleti kurmayı, Irak’ın kuzeyinde bile bunu mevcut şartlar altında gerçekleştirmeleri neredeyse imkânsız görünüyor. Irak Cumhurbaşkanlığı Divanı Türkmen İşlerinden Sorumlu Müsteşarı Dr. Muzaffer Arslan’ın da belirttiği üzere: “Kürtler, mağduriyet sıfatını kaybettiler. Kendi yönetimleri altındaki bölgelerden ciddi şikâyetler var. Sağlam demokratik bir yapı oluşturamadılar. Göstermelik haklar haricinde Türkmenlere kendi bölgelerinde ciddi bir hak tanımadılar. Kendi halkına ve dışarıdakiler güven telkin etmiyorlar.”



Önce Kerkük, sonra “bağımsız Kürdistan” ve nihayetinde “Büyük Kürdistan” mı?



Nitekim Barzani’nin olası “Kürt devleti”nin başkenti gözüyle bakılan Kerkük üzerindeki ısrarı, bir anlamda bu tespitleri bir kez daha haklı kılıyor. Kürt devleti iddiasından vazgeçenler bir Türk yurdu olan Kerkük üzerinde acaba niçin ısrarcı olmaya devam ediyorlar? Onlar da gayet iyi biliyorlar ki, eğer bölgede bir Kürt devleti kurulacaksa bu devleti hurma satarak devam ettirmek imkânsızdır. Dolayısıyla, önce Kerkük ardından “Kürt devleti” ve daha sonrasında da diğer bölge ülkelerinde yaşayan Kürtleri de içine alan “Büyük Kürdistan”.



Hiç kimse kendini kandırmasın. Ortadaki oyun belli. Bölgedeki olası kaostan başta Irak Kürtleri olmak üzere, bölge Kürtlüğü en az zayiatla çıkmak ve ardından da vazgeçtiklerini ilan etkileri Kürt devletini kucaklarında bulmak istiyorlar. Bunun yolu da işbirliği ve barıştan yana bir politika izlemekten geçiyor. Bunun için ayrıca bölge devletlerinin ortak tehdit algılamaları da ortadan kaldırılmak ve aralarındaki işbirliği baltalanmak isteniliyor. Dolayısıyla, son açıklamalar sadece ve sadece taktik bir adım, asıl stratejiden vazgeçme söz konusu değil. Bunun için Ankara’nın oldukça pragmatist bir politika izlemesi ve bunu da Irak’taki ve bölgedeki diğer iç dinamikler ile bozması kaçınılmaz görünüyor. Bunun yolu da öncelikle Ankara’nın kendi içindeki anlamsız kavgaya son vermesinden ve iç/siyasi istikrarı sağlamasından geçiyor.




Yrd. Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Gazi Üniversitesi İİBF
Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler