YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
İşte Sami Selçuk'un Star Gazetesinde yer alan yazısı
İşte Sami Selçuk'un Star Gazetesinde yer alan yazısı
İşte Sami Selçuk'un Star Gazetesinde yer alan yazısı
27 Ocak 2009 / 12:39 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili toplumun saygın isimlerinin suçlandığı eleştirilerine karşı hukuku hatırlattı: 'Seçkinler suç işlemez' demek hukuk dışıdır.


Sami Selçuk'un Star Gazetesinde yer alan yazısı;


Bizden yana görüş belirtiyorsa iyidir/doğrudur, değilse kötüdür/yanlıştır mantığına yaslanan cemaatçi değerlendirmeler ve/ya anlaşılmalar, herkes gibi beni de hep üzmüştür, yaralamıştır.


Bu arada gerçek de uçup gitmiştir, çoğu kez.


Bunlardan daha beteri var. Her görüş açıklayanın kafasındaki amacın keşfedilmeye kalkışılması.


Tartışma geleneğinin geliştiği, yerleştiği uygar, olgun bir toplumda tartışanlar, birbirlerinin iç dünyasına girmezler.


O, sadece Tanrı’nın alanıdır.


Girilirse yalnızca Tanrı’laşmaya özenilmekle kalınmaz. Tartışma, kişisel kanıtlama saplantılarıyla (argumentum ad hominem) yörüngesinden sapar. Görüşler yerine kişilikler çürütülmeye çalışılır. Böyle bir ortamda tartışma, önce sataşmaya, dalaşmaya, sonra da çarpışmaya dönüşür.


Ülkemizde sürekli yaşanan bir çirkinliktir bu.


Bilmeliyiz ki, tartışma, yeneni yenileni olmayan, gerçeği birlikte bulmak için yapılan bir imecedir.


Ulaşılan ‘gerçek’te herkesin payı vardır. Ona ters düşenlerin bile.


Ama bizde öyle olmuyor. İdeolojik koşullanmalar, iç dünya keşifleri gerçeği her zaman solluyor.


O gerçek, eğer hukukla ilgili ise hukuku da yutup bitiriyor.


Ancak bu tehlike var diye hukukçunun görüşlerini açıklamaktan kaçınması da, hukuka ihanettir.


Bugün Türkiye, 115 yıl sonra bir Dreyfus Davası olayını yaşıyor.


Toplum ikiye bölünmüş.


Ergenekon diye mitolojik ve politik anlam yüklü, toplum bilincini saptırıcı bir dava karşısındayız. Dava bu adlandırmayla birlikte daha baştan kirletildi. Belki bu yüzden daha da duyarlı olmak zorundayız. Çünkü böyle ortamlarda maddi gerçeklerin uç/düşsel/gerçek benzeri (simulatif) yanılgılara yenilme olasılığı artar. Tıpkı iyi huylu urun kötü huylu ura dönüşmesi gibi.


Olayda hukuksal yanlışlıklara değinenleri, davayı sulandırmak isteyen, ordu yanlıları; bunları dile getirmeyenleri ordu karşıtları diye göstermek, karalamak sığlıktır.


Çok kez yazdım.


Böylesine sığ bir anlayış, olsa olsa hukuk bilincinin bulunmadığı toplumlarda görülür.


Demokrasi, hesap sorma/hesap verme rejimidir. Kural olarak, halk hesap sorur, iktidar ve siyasetçi hesap verir. Ayrık olarak, bir suç söz konusu ise, yargı çevrime girer, ayrım yapmadan herkesten hesap sorar. Bu yargısal hesap sorma, kurallar içinde olur. Sonuçta herkes kazanır. Kuşkular ortadan kalkar, devlet de düzen de kişiler de yanlışlardan arınır. Yargıya güven pekiştirilir.


Bu yüzden demokraside ‘hak arama özgürlüğü’, vazgeçilemez bir haktır. Kişiler, ister suçlu, ister suçsuz olsunlar, bu haklarını kullanarak düzeni rahatlatırlar.


Peki, bu davada bu hak doğru kullanılıyor mu?


Kuşkulu.


Çünkü dava, ardışık yanılgılarla, yanlış yaklaşımlarla başladı, çarpıklıklarla sürüp gidiyor.


Hukukun üstünlüğü ilkesine yaslanan bir düzende ve uygar bir toplumda şu yanlışlıklara, yaklaşımlara, çarpıklıklara rastlanamaz:


1-Yargıya karışma çabaları. Sözgelimi, ‘asker, neden susuyor?’ deniliyor. Askerin davaya el atması, suç işlemesi kışkırtılıyor.


Olur şey değil.


Bu duruş, demokrasi adına utanç verici.


2-’Suç işleyenler açısından suçluluk’ (Verbrechertum, delinquency, délinquance, delinquenza, delincuencia, delinquˆncia) olgusuna değinilirken suçlular ikiye ayrılıyor: Kimilerine göre, özellikle geniş anlamda seçkinler, ak yakalılar suç işlemezler; ancak ötekiler/baldırı çıplaklar, mavi yakalılar suç işlerler. Kimilerine göre de, kimi suçları sadece seçkinler işlerler. Özellikle anayasal düzeni zorla yıkmak isteyenler sadece bu görüşü olgunlaştıranlar ve/ya eli silah tutanlardır.


Bu tür magazinleştirici yaklaşımlar, bütünüyle bilim ve hukuk dışıdır. İlk insandan bu yana her dönemde suç işlenmiştir. Suç eşiğini aşma olasılığı her insan için her an olanaklıdır. Bu olasılık kişiden kişiye değişebilir. Yüksek kattakiler, suç işle(ye)mezler diye bir doğa yasası yoktur, suçbilimde. Olamaz da. Bu nedenle soruşturma ve/ya yargılama etkinliği tek bir olasılıktan yola çıkmaz. Bütün olasılıkları değerlendirir. Hukukun önünde herkes eşittir, kimseye ayrıcalık tanınamaz.


Bugüne dek hiç suç işlememiş, yurtsever olmak da, suçsuzluğun karinesi olamaz.


Savcılar, yargıçlar, hiçbir davaya bu tür ideolojik önyargılarla, koşullanmalarla, körlükle yaklaşamazlar.


3-Suçun hukuka aykırılık öğesini, sadece hukuka uygunluk nedenleri kaldırabilir. ‘Her ülkede benzer örgütlenmeler’ var denilerek suç meşrulaştırılamaz. Meşrulaştırma bu tür suçlarda ancak ‘yasa hükmünün yerine getirilmesi’, ‘göze alınan risk’, ‘görevler çatışması’ gibi bir hukuka uygunluk nedeni varsa söz konusu olabilir.


4-’Devleti darbecilerden kurtarma güdüsü’nün özü (saikı), siyasaldır. Yargının böyle bir güdüyle davranması söz konusu olamaz. Yargının işi, devleti kurtarmak değil, yazılı hukuk doğru yorumlayıp doğru uygulamaktır. Elbette bir suç söz konusu ise.


Eğer savcılar, yargıçlar, görevlerini hukuka uygun biçimde yaparlarsa, esasen devlet de kurtulur, düzende de arınır. Ceza yasalarında bu değerleri koruyan maddeler vardır; bunların uygulanması bu amacın gerekleşmesi için yeterlidir. Savcı bir suç duyurusu alınca, maddi gerçeğe ulaşmak için, suçun işlenip işlenmediğine ilişkin bütün kanıtları toplamakla yükümlüdür.


‘Kol kırılır, yen içinde kalır’ düşüncesiyle davranan bir savcı görevi savsama suçunu; ülkenin yararı için bu suçu ört bas edelim diyen, devleti kurtarma güdüsüyle hukuku kırıp geçirerek, yargısal etkinliği bir güç gösterisine dönüştürerek davranan bir savcı da yetkisini kötüye kullanma suçunu işlemiş olur.


Aynı şey, yargıçlar için de geçerlidir, elbette.


Bu nedenlerle hiçbir yargılamanın, davanın dışarıdan gazeller okunarak, buyruklar verilerek ne önü kesilebilir ne de yargının kararı bunlardan etkilenebilir.


Kimse kaygılanmasın, kuşkulanmasın.


Herkes sabırla beklesin ve sussun.


5-Savcıların, yargıçların ‘kral çıplak!’ demeleri için yürekli olmaları isteniyor, kimilerince. Hayır. Buna gerek yok. Görevlerini yaparken yasalara uymaları yeterlidir. Bunun için de yürekli olamaya gerek yoktur. Görev bilinci yeterlidir.


6-Ayrıca görevini yaparken yargının ne yasama ne de yürütme organının desteğine gereksinmesi vardır.


Bu nedenlerle, 40 yıllık deneyimimi ortaya koyarak söylüyorum, savcıların, yargıçların ne iktidarla ya da kimi çevrelerle işbirliği söz konusu olabilir, ne de birine şirin görünme, ‘aferin alma’ kaygıları.


Somut biçimde kanıtlanmayan bu tür değerlendirmelere, dedikodulara, sanılara yaslanarak, kimse yargıyı yıpratmaya yeltenmesin.


‘Kuşku üzerine yargı kurulamaz’.


Esasen ‘kuşkudan (da) suçlanan, yararlanır’.


Söyleyeceklerim daha bitmedi.

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler