YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Hilal Allah’ı, Yıldız ise Hz. Muhammed’i simgeler
Hilal Allah’ı, Yıldız ise Hz. Muhammed’i simgeler
Hilal Allah’ı, Yıldız ise Hz. Muhammed’i simgeler
11 Mart 2008 / 11:37 Güncelleme: 11 Mart 2008 / 00:00

Dünden Yarına Belgeseli Yapımcılarından Ayşe Selcan, Türkiye Yazar Birliği Vakfı Kurucu Başkanı Mehmet Doğan ile Mehmet Akif ve İstiklal Marşı üzerine bir söyleşi yaptı.


İstiklal Marşının kabul edilişinin 87. yılını bugün çeşitli ithamlar ve karalamaların gölgesinde kutluyoruz. E. Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu Cumhuriyet Gazetesi’nde kaleme aldığı “Ümmetçiler ve Milliyetçiler” başlıklı yazısında İstiklal Marşında geçen dini kavramlardan rahatsız olduğunu söylemişti.


Röportajda İstiklal Marşının hangi şartlarda yazıldığı, dini simge ve kavramlara neden yer verildiği ve Mehmet Akif Ersoy’un milliyetçilik anlayışı çarpıcı tespitlerle anlatılıyor.


D. Mehmet Doğan Kimdir?
Mehmet DoğanAnkara /Kalecik’te doğdu (1947). Kalecik’te başladığı ilk tahsilini Ankara’da tamamladı. 1968’de Ankara Gazi Lisesi’ni, 1972’de SBF, Basın ve Yayın Yüksek Okulu Radyo Televizyon Uzmanlık Bölümü’nü bitirdi. Mezuniyetten sonra Türk Tarih Kurumu Yeni Türkiye Araştırma Merkezi’nde (dokümantalist, 1972-1974), askerlikten sonra Dergâh Yayınları’nda (yayın yönetmeni, 1975-1977), TRT Kurumu’nda (danışman, 1977-1978), tekrar Dergâh Yayınları’nda (yeniden çıkarılmasına karar verilen Hareket Dergisi’ni yayına hazırlamak üzere, 1978) çalıştı. 1980’de Kültür Bakanlığı Sinema Dairesi’nde sözleşmeli film yapımcısı ve senaryo yazarı olarak çalışmaya başladı. Film denetleme kurulu üyeliği yaptı. 1986’da Kültür Bakanlığı’ndan ayrıldı. Zaman Gazetesi’nin yayın kurulunda yer aldı ve bu gazetede Kimlik başlığı altında günlük yazılar yazdı (1986-1987). D. Mehmet Doğan daha çok sosyal ve iktisadî tarih, fikir ve basın tarihi, dil gibi alanlarla ilgili olarak çalışmalar yaptı. Ayrıca televizyon metinleri ve senaryolar yazdı, çeşitli televizyon program ve filmlerinin yapımında görev aldı.


“İSLAM ŞAİRİ” MEHMET AKİF


  • Mehmet Akif ne zaman şiir yazmaya başlamıştır?Mehmet Doğan

Mehmet Doğan: 1908 yılına kadar sadece (baytar) mesleğiyle uğraşan, şiirle alakası çok geri planda olan bir Mehmet Akif var.1908’de yayınlanmaya başlanan haftalık “Sırat-ı Müstakim” mecmuasında şiirler, yazılar hatta başyazılar yazmaya başlamasıyla Akif sanat hayatımıza ve fikir dünyamıza girdi. Akif, hayatının değişik safhalarında farklı isimlerle adlandırılmıştır. Bunların en güçlü ve devamlı olanı, “İslam Şairi”dir.


“SAFAHAT’IN BAŞIM ÜZERİNDE YERİ VARDIR”

·        İstiklal Marşı hangi şartlarda yazıldı? 


Doğan: Erkan-ı Harbiye Riyaseti (Genelkurmay Başkanlığı) Anadolu’da yürütülen mücadeleyi en güzel şekilde anlatacak, askeri heyecanlandıracak bir milli marş talebi üzerine zamanın Maarif Vekili İstiklal Marşı el yazması(Milli Eğitim Bakanı) Rıza Nur Bey yarışma açar.  Haberleşme ve ulaştırma imkânları çok kısıtlı olmasına rağmen yarışmaya 700 şair başvurdu. Fakat bunların arasında Akif yok.


Maarif Vekilliğinde değişikliğe gidilerek Hamdullah Suphi Bey seçiliyor. Farklı dünya görüşlerine sahip olmalarına rağmen Suphi Bey, Akif’in şiirlerine hayranlığını gizlemiyor. Bu sevgisini Akif’e hitaben söylediği şu sözlerle dile getirir: “Sizin heykelinizin ayaklarının altında bir kaide olan bu kitabınızın (Safahat) benim başımın üzerinde yeri vardır

Suphi Bey, İstiklal Marşı’nı ısrarla Mehmet Akif’e teklif ettiğinde her defasında aldığı cevap: “Ben ne yarışa katılırım, ne de para alırım.  Para için bu işi yapmam” şeklinde olmuştur.


Akif’in bu tutumunu anlamak için mizacına bakmakta fayda var. Akif, resmi işlere ucunda para olsun olmasın pek yatkın bir şahsiyet değil. Mahcup bir karakteri var. Kendisinin ön plana çıkarılmasını asla istemeyen bir kişiliğe sahip. Bunun yanında muhtemelen o yarışmaya katılan ve katılmayan şairler arasında bu marşı en iyi şekilde yazabilecek bir kişi olduğunu da bilmektedir. Ama böyle bir ilanı da doğru bulmamaktadır.

İSTİKLAL MARŞI İKİ GÜNDE YAZILDI


·        Peki, Akif nasıl yazmaya ikna edildi?


Doğan: Bunun çok ilginç bir vesilesi var.

Taceddin dergâhında ev arkadaşı Balıkesir milletvekili Hasan Basri Çantay, Mehmet Akif’i İstiklal Marşını yazmaya ikna etmeye çalışmaktadır. O da Çantay’ın bu tekliflerini her defasında geri çevirmektedir.


Şubat ayının soğuk bir günü TBMM’de Çantay ile Mehmet Akif aynı sırada yan yana oturmaktadırlar. Salondaki görüşmelere ilgi duymayan Çantay önündeki kâğıda bir şeyler yazmaya çalışmaktadır. Bu durum Mehmet Akif’in dikkatini çekiyor. Aralarında şu diyalog geçiyor:

Akif: Ne hakkında yazıyorsun?


Çantay: İstiklal Marşı yazıyorum.


Akif: İstiklal Marşını yazmanı sana mı söylediler?


Çantay: Hayır. Sizin adınıza İstiklal Marşı yazacağınıza Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey’e söz verdim.


Akif: Söz mü verdin? (3 kez tekrarlıyor)


Çantay: Evet söz verdim.


Arkadaşının kendi adına böyle bir söz vermesi karşısında o sözü yere düşürmemek için İstiklal Marşını yazmaya karar veriyor.

Mehmet Akif 1912 yılından beri, yani balkan savaşları,1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele süreci boyunca bu şiiri zihninde taşımış ve olgunlaştırmıştı. İstiklal Marşındaki düşüncelerin bir kısmını önceki şiirlerinde daha basit bir şekilde kullanmıştır. Mesela Berlin Hatıraları şiirinde: “Korkma! Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki hak yoludur. Dönme bilmeyiz, yürürüz” diye başlayan bir bölüm var. Bu mısralar dikkat ederseniz İstiklal Marşının başlangıcına benzemektedir. Çanakkale Şehitlerine diye meşhur olan şiirde de benzerlikler mevcuttur.


 


Mehmet Akif, milletimizin tarihini çok iyi biliyordu. Onun kimliğinin temel unsurları çok iyi biliyordu. Bunları şiirlerinde ifade etmeye çalışmıştı. Ama bunu tek bir şiirde anlatma, bir milli marş şeklinde ifade etme konusunda doğrusu açık bir tutumu yoktu.

İstiklal Marşını yazma kararı verdikten sonra Akif, iki gün içinde marşı tamamlayıp, yetkililere teslim etmiştir.


Gerçekte ise Mehmet Akif kolay ve hızlı şiir yazan bir şair değildir. Şiirlerini çok uzun zaman içinde yazar. Yazdıktan sonra defalarca düzeltir. Araya zaman bırakır tekrar üzerinde çalışır.

İSTİKLAL MARŞI HEPİMİZİN ŞİİRİ


·        İstiklal Marşını iki günde nasıl yazabiliyor?


Doğan: Mehmet Akif’in zihninde bu şiir oluşmuştu. Zihninde tamamladığı bu şiiri Akif,  kağıda geçirmekte güçlük çekmedi. Şiir, Taceddin Dergâhı’nda yazdı. 17 Şubat’ta ilk defa -zamanın bir nevi resmi gazetesi- Hâkimiyet-i Milliye’de yayınlandı. Ayrıca İstiklal Marşı mecliste okunmadan önce Akif’in çıkardığı Sebilürreşad mecmuasında yayınlanmıştır.


12 Mart 1921 yılında TBMM’de kürsüye çıkan Hamdullah Suphi Bey İstiklal Marşını okuyor. Mecliste hazır bulunan milletvekilleri alkışlarla karşılıyorlar. Şiir, yarışmaya şiiriyle katılan bir milletvekilinin ret oyu haricinde, oybirliği ile İstiklal Marşı olarak kabul ediliyor.  

Bu görüşmeler esnasında Akif salonda hazır bulunmuyor. Meclis koridorunda Hamdullah Suphi’nin şiir okuyuşunu dinliyor. “Hamdullah sizin şiirinizi nasıl okudu” diye soranlara, Akif  “kendi şiiri gibi okudu” diye cevaplıyor. Mehmet Akif “hepimizin şiiri”ni yazdı. Hamdullah Suphi’nin şiiri, diğer milletvekillerinin şiiri.. Onu hepimiz kendi şiirimiz gibi okuyabiliriz. Akif, marşı millete hediye etmiştir. Bundan dolayı kendi sağlığında İstiklal Marşını kitabı Safahat’a da almamıştır.


“İSLAMCI” MEHMET AKİF

·        Milliyetçilik anlayışı açısından Mehmet Akif’i nasıl değerlendiriyorsunuz?


Doğan: Mehmet Akif, “İslamcı” olarak bilinen birisidir. İslam dünyasının tümünü gözeterek fikir geliştirdiği şiirlerinde hep buna vurgu yaptığını görüyoruz... O zamanlar Osmanlı Devleti sınırları dâhilinde İslam dünyasının önemli bir kısmını içinde barındırıyordu. Osmanlı Devleti aynı zamanda hilafeti de bünyesinde barındırıyordu. Dolayısıyla Mehmet Akif kendi döneminde Osmanlı Devletiyle ilgili, Osmanlı Devletinin geleceğiyle ilgili, yaşamasıyla ilgili görüşler ortaya koyduğunda aynı zamanda İslam dünyasından da bahsediyordu. Mehmet Akif o görüşleri taşırken Osmanlı Devleti evrensel bir mahiyet taşıyordu. Osmanlı Devletinin sürmesini istemek aynı zamanda ümmet yapısının devamını istemekle eş anlamlıydı. Mehmet Akif böyle bir bakış açısıyla eserlerini ortaya koyuyor, yazılarını ve şiirlerini yazıyordu. Daha sonra Osmanlı Devleti ortadan kalktı, Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.


“AKİF, MİLLİYETÇİLİK SIFATINI FAZLASIYLA HAK ETMİŞTİR”

·        Mehmet Akif’in düşünceleri bu dönemde nasıl bir dönüşüm geçirdi?


Doğan: Mehmet Akif daha önce nasıl düşünüyorsa, Cumhuriyet’ten sonra da öyle düşünmeye devam etti. Fikirlerinde bir değişiklik olmadı. Ama milli mücadele dönemi boyunca yazdığı şiirler, daha çok bugünkü Türkiye sınırlarını, milli mücadeleyi yürüten milletimizi yani Türk milletini ön plana çıkaran bir mahiyet taşımaktadır. İstiklal marşında da esas olarak bu muhteva vardır. Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nda her ne kadar “Türk” kelimesini kullanmamış olsa da orada geçen milletten kasıt Türk milleti olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Akif kendi milletinin şiirini yazmıştır. Cumhuriyetten öncesiyle cumhuriyetten sonrası arasında bu bakımdan bir devamlılık vardır.

Ezcümle Mehmet Akif’in Türk milletine, milli değerlerimize karşı bir tutum takınması mümkün değil. Aksine Akif, milli değerlerimizi güçlendiren eserler ortaya koymuş bir şahsiyettir. Akif milliyetçilik sıfatını fazlasıyla almaya hak etmiş birisidir


“AKİF’İ TANIMADIKLARI İÇİN İTİRAZ EDİYORLAR”

·        Son günlerde İstiklal Marşımızla ilgili içinde Türklük vurgusu yapılmadığı iddiasıyla rahatsızlıklar dile getirildi. İstiklal Marşına neden karşı çıkıyorlar?


Doğan: Öncelikle Mehmet Akif’e itiraz edenler hem Akif’i tanımıyorlar, hem de İstiklal Marşını doğru dürüst okuyup anlamlandıracak bir güce sahip değiller diye düşünüyorum.

İstiklal Marşı bizim milli aidiyet unsurlarımızdan birisidir. Yani bizim milletimizi tarihi derinliği ile varlığının özelliklerini en iyi ifade eden metin istiklal marşıdır.


Ezandan, şahadetlerden ve iman kavramından bahseden bir İstiklal Marşında elbette dini bir terminoloji var. Şiir asıl gücünü buradan almaktadır.

“KORKULARIN YENİLMESİ İÇİN İMANA İHTİYAÇ VARDI”


·        Akif, İstiklal Marşında niçin dini kavramlara ağırlık vermiştir? 


Doğan: Akif’in şiiri kaleme aldığı tarihe gittiğimiz lazım. O dönemde Türkiye çok ciddi bir problemle karşı karşıya. Anadolu’nun büyük bir kısmı işgal edilmiş ve bir mücadele veriliyor. Ve büyük tereddütler, korkular var insanlarda. Bu tereddütlerin korkuların yenilmesi için gerçekten iman kuvvetine ihtiyaç var. Akif bunu şiirinde en kuvvetli şekilde ifade etmiştir.


Milletlerin aidiyet unsurları öyle bir iki günde meydana çıkmaz ve bir iki gün içinde de silinip atılmaz. En önemli aidiyet unsurumuz bayrağımızdır. Bu Ayyıldızlı bayrak bize Osmanlılardan mirastır. Yani 5 – 6 yüzyıllık, belki de daha uzun bir geçmişi vardır. Önceleri hilal tek başına bulunuyordu. 19. yy’da artık ayla yıldız bir araya gelmiştir 20.yy’da Cumhuriyet kurulduktan sonra yüzyıllardır kullandığımız bu sembolü yine milli sembolümüz olarak kullanmaya devam ediyoruz.

“HİLAL, ALLAH LAFZINI SİMGELER”


·        Bayrağımızdaki “hilal” ne manaya gelir?


Doğan: Bu sembolde hilal ebcet hesabına göre 66 rakamına tekabül eder. Allah kelimesi de 66’ya tekabül eder. Yani hilal=Allah. Bayrağa Allah lafzı yerine, hilal işaretini koyduk. Lale de aynıdır. O yüzden bazı eski eserlerde hilal yerine lale konulmuştur.


“YILDIZ,  MUHAMMED (A.S) LAFZININ STİLİZE EDİLMİŞ HALİDİR”

·        Peki, yıldız neyin simgesidir?


Doğan: Yıldız ise eski harflerle Muhammed (a.s) lafzının stilize edilmiş halidir. Biz bayrağımıza ay-yıldız koymakla Allah ve Muhammed yazmışız.

Buna karşılık Batı’ya baktığımızda Fransa haricindeki köklü Avrupa devletlerinin bayraklarında haçı görürüz. Avrupa birliği ülkeleri, globalleşme mefhumuna rağmen haçı bayraklarından çıkarmıyorlar Neden çünkü bu geçmişten gelen bir aidiyet sembolüdür. O yüzden bizim de ne bayrakla ilgili bir spekülasyon yapmamız doğrudur, ne de dini muhteva taşıdığı için istiklal marşı ile ilgili böyle olur olmaz zamanlarda tartışma çıkarmamız doğru değildir.


Çok keskin dönüşümlerin yaşandığı Cumhuriyetin ilk yıllarında bile ne bayrak üzerinde bir spekülasyon olmuştur, ne de istiklal marşının değiştirilmesi düşünülmüştür. Şimdi aradan yüz yıla yakın zaman geçtikten sonra böyle tuzu kuru bir takım adamlar, konforlu mekânlarda, masalarının başına oturup, böyle bir takım ipe sapa gelmez laflar söylüyorlar. 1920’lerin şartlarını, milli mücadeleyi, o zaman yaşananları doğrusu bilmiyorlar, bilmek de istemiyorlar.

ANLAMANIN YOLU SADELEŞTİRMEK DEĞİL


·        Günümüzde İstiklal Marşı’nın yeniden yorumlanmaya ihtiyacı var mı


Doğan: İstiklal Marşı yazıldığı dönemin sade Türkçesini yansıtmaktadır. Marş, 1920’lerde yazıldığında onu dinleyen herkes ne söylediğini çok kolay anlıyordu. O günden bugüne 87 yıl geçti. Türkiye’de dilde bir takım değişmeler oldu. Bazı kelimeler unutuldu, kullanımdan düştü. O yüzden bugün gençler İstiklal Marşını,  Safahat’ı okurken bazı sıkıntılarla karşılaşıyorlar. Bunu aşmamızın yolu o şiiri sadeleştirmek değil, o şiirde geçen kelimeleri öğrenmektir.


İstiklal Marşında geçen “hürriyet”,“istiklal”, “cüda”  vb. 5 – 10 kelimeyi öğrendiğiniz zaman marşı kolaylıkla anlayabiliyorsunuz.

Gençlere tavsiyem İstiklal Marşı’nın bilmedikleri kelimelerini öğrenmeleri, öğrenerek sindire sindire okumaları ve elbette ezberlemeleri.

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler