YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Gerginlik, dün CNN Türk'te yayınlanan Tarafsız Böl
Gerginlik, dün CNN Türk'te yayınlanan Tarafsız Böl
Gerginlik, dün CNN Türk'te yayınlanan Tarafsız Böl
24 Eylül 2008 / 08:50 Güncelleme: 24 Eylül 2008 / 00:00

Başbakan Tayyip Erdoğan ile Aydın Doğan arasındaki tartışma, 'medyada otokontrol' meselesini yeniden Türkiye'nin gündemine taşıdı. Konu, dün CNN Türk'te yayınlanan Tarafsız Bölge programında masaya yatırıldı.


Ahmet Hakan'ın Tarafsız Bölge adlı programında bir araya gelen yazarlar Oktay Ekşi, Ekrem Dumanlı, Hasan Cemal, Oral Çalışlar ve Nazlı Ilıcak, Başbakan Erdoğan ve medya arasında yaşanan gerginliği tartıştı.


İşte o program;


Oktay Ekşi: Başbakan medyayı bilmiyor..


Ekrem Dumanlı: Doğan Grubu ile CHP arasında bir ittifak var izlenimi doğuyor. Diğer gruplar neden Aydın Bey'in yanında yer almıyor. Acaba neden?


Hasan Cemal: Olayın Deniz Feneri ile ilgili yayınlardan kaynaklandığını görüyoruz. Benim önüme böyle bir iddianame gelse didik didik eder manşete gömerdim bu çok doğal. Bizim gazetecilik görevimiz.


Burada önemli olan şu; gazeteci, televiyon görevini yapıyor, davayı didik didik ediyor. Ve bu çok önemli çünkü Türkiye uzantılarını görüyoruz.


Burada bu habeler verilirken acaba yeterince kalite kontrolü yapıldı mı bu tartışılabilir.


Kamuoyuna hükümet olarak bir açıklama yapması gerekirdi Başbakan'ın. Bunun ardından da Deniz Fener'inin uzantıları hakkında harekete geçildiği mesajı verilmeliydi. Ama bu yapılmayıp yerine basına boykot çağrısı yapıldı. Bunu hiçbir şeyle bağdaştıramayız.


Bu daha sonra başka sonuçlar doğurur. Başbakan'ın basını eleştirme hakkı vardır ama boykot çağrısı olmamalı.


Bu bir boyutu, ikinci boyut için dönüp de medyaya bakmak lazım. Biz gazeteciler olarak fikirlerimizi ne kadar savunuyoruz? Kendi patronumuza, iş dünyasına, siyasilere karşı savunuyoruz.


Alman yargıç diyor ki "Dört kişi suçlu ama asıl failler Türkiye'de", sonra bir vekalet ortaya çıkıyor ve o da sahte çıkıyor. Alman yargıç diyor ki "Bizim tarihimizin en büyük dolandırıcılığı" böylesine büyük bir olayda şunu da beklerdim: "Hükümet olarak ben bunu üzerine yürüyorum."


Başbakan hala RTÜK başkanına kol kanat geriyor.


Bunun benzerlerini çok yaşadık ama bu tutum Türkiye'ye hiçbir şey kazandırmaz.


Oktay Ekşi: Özellikle bu boykot meselesinde bir küfürbaz zat hariç istinasız herkes, belki Ekrem biraz arkadan geldi, tüm medya başbakanın karşısına çıktı.


Bizim dünyamızda rekabet çok acımasız ama bugün bir araya geldiğimiz meslek kuruluşları orada da bu konuda Ekrem'in düşüncesini tekzip eden bir dayanışma ortaya çıktı.


Ahmet Hakan: Medyada hükümetin içinde olduğu bir yeniden yapılanmadan söz ediliyor. Bunu da konuşmak gerekiyor.


Dedi ki ben meramımı tam anlatamadım.


Ekrem Dumanlı: Fotoğrafın tamamını görmek lazım. Başbakan'ın yolsuzluk her nerede yapılırsa yapılsın gitmesi lazım. Ama asıl iki üç yılda yaşadığımız bir gerginlik var. "410 el kaosa kalktı" manşetini buna dahil edebiliriz, hükümete karşı aşırı derecede bir güç kullanma, Gül'ün cumhurbaşkanlığına karşı çıkma ve e muhtıra dönemindeki gelişmeleri sayabiliriz. Bütün bunlar yığıldı yığıldı ve patladı.


Sadece Deniz Feneri ile ilgili değil. Bu birikim patladı. Başbakan'ın üslubunu eleştirirken karşı tarafın neredeyse sokataki bütün vatandaşları rencide eden üslubunu da görmek gerekir.


Aydın Bey'le görüştüm, kendini savunmak için TV'ye çıkıyor ama orada bile kendisi dışında bütün medyayı biat medyayı, yandaş medya diye itham ediyor. öyle olursa ne olur? Hilton oteli de, karasakl yayın da mesele olur.


Keşke Tayyip Erdoğan'ı da soyutlasak ve medya yöneticileri bir araya gelip halka seslensek ve "Yalan haber yaparsak bizi boykot edin desek"


Nazlı Ilıcak: 2000'li yıllarda TV sahiplerinin kamu ihalelerine girmemesi konusu tartışılmıştı. Bakın kamu ihalelerine girince bizim özgürlüklerimiz muazzam sınırlanıyor. Doğan çalışanlar hiçbir zaman Hilton meselesini gündeme getiremezler biz de rafineri meselesini gündeme getiremeyiz.


Patronlara karşı ne yazı işlerinini ne de gazetecilerin etkisi olabiliyor.


Ahmet Hakan: Başbakan'ın çıkışı üzerine konuşacaklarımız bunlar olmasa gerek diye düşünüyorum.


Nazlı Ilıcak: Başbakan'ın çıkışını tasvip etmiyorum. Ama bir gazete çıkıyor ve uyuşturucu kaçakçısı diyor. Tekzip gönderiliyor yayınlanmıyor. Birbirleriyle kavga ettiği dönemler de oldu. Tayyip Erdoğan basını bu zaafından da yararlanıyor.


Yolsuzluk meselesinde hepimiz Erdoğa'na diyoruz ki "Sen bunların üzerine yeterince gitmiyorsun". Tayyip Erdoğan böyle bir şeyin olacağını haber almış olabilir. burada özellikle Başbakana para verildi denmiş olması onun bu fevri hareketinin nedeni olmuş olabilir diye düşünüyorum.


Oral Çalışlar: Gazete almayın diyen bir başbakan olmaz. Bir başbakan böyle bir şey söyleyemez.


Başbakan'ın tavrının yanlış olduğunu, kabul edilecek bir şey olmadığını belirtmek lazım. Bunu Başbakan söylerse bunu etkisi farklı olur. Emrinde memurları var başka hizmetlerde çalışanları var.


Nasıl AKP kapatılmak istendiğinde tavır aldık, Başbakan'ın boykot çağrısın da tavır almak lazım...


Başbakan hata yapmıştır ve Başbakan'ın hatası tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir hatadır.


Siz bunu yaptığınızda saflarınızı, size inana insanları katılaştırıyorsunuz. Oysa siyasetçiler daha uzlaştırmacı olmalıdır.


Başbakan Doğan Grubu'na kızabilir ama tehdit ve şantaj yapamaz.


Burada bir prensip meselesi var, bir Başbakan bir medya kuruluşuna tehdit yapamaz, gazete almayın diyemez...


Nazlı Ilıcak: Bazı iş takipçileri buna yönelik yayın yapıyorsa bu da etik değil. Başbakanı haklı bulmuyorum ama öbürü de yanlış diyorum.


Hasan Cemal: Ben Milliyet'in 10 yıldır yazarıyım. Bu 10 yıla baktığımızda Ekrem Dumanlı'nın örneklerine baktığımızda onun dedikleriyle tamamen ters yazılar yazdım.


Hasan Celal Güzel (ANKARA'DAN KATILIYOR): Bence hiçbir davranış tek başına ele alınmaz. Sadece Başbakanı eleştireceksek ben de dediklerini doğru bulmadım diyebilirim.


Rahmetli Özal da Erdoğan kadar basınla kavga içindeydi. Doğan'ı Bilgin'i bir çok basın patronuyla Özal'ı bir araya getirdim. Problemleri çözdüm basınla sorunları bu şekilde çözmek taraftarıyım.


Ne yazık ki basın çok büyük haksızlıklar yapıyor.


Başbakanın bu tavrını 3 şekilde tanımlıyorum. İlki bu bardağın dolup taşmasıdır. Son bir buçuk yıldır Doğan Grubu'nun yayınlarıdır.


İkincisi öfkedir. Üçüncüsü ise Başbakanın bunu bilhassa taktik olarak kullanmasıdır. Şaban Dişli meselesi ortaya çıkınca Başbakan savunma yapmadı sessiz kaldı, görevlerinden ayrılmasına ses çıkarmadı. Hemen ardından Gaziantep meselesi ortaya çıktı. Tamamen yalan haberlerle dolu bir mesele.


Nihayet Deniz Feneri meselesi geldi. Başta Başbakana para verildi dendi. Ardında Zahid Akman hakkında iddialar ortaya atıldı. 9 tane tekzip almış ama hiçbiri yayınlanmadı.


Bunu karşısında Başbakanın feveran etmesini doğru bulmuyoruz ama olaya iki taraflı bakmak lazım.


Aydın Doğan her sene vergi rekortmeni olan biri buna medya vasıtasıyla ulaştığını sanmıyorum. Gelişmiş ülkelerde medya sahibinin başka işlerle uğraşması sorun yaratabilecek meseleler oluyor.


Herkes vazifesini doğru yaparsa meseleler hallolur.


Oktay Ekşi: Galiba bir hafıza kaybı yaşıyoruz. Gerek Ekrem Dumanlı gerekse Hasan Celal Güzel Bey başbakanın zaman zaman hakaret içeren üsluplarla


saldırısını, son iki sene zarfında cereyan etmiş olaylara Doğan Medya Grubu'nun tavrının sonucuymuş gibi sunuyor.


Elimde 4 Nisan 2005 tarihli bir açıklama var. Açıklamada şöyle deniyor "Erdoğan bazı gazetecileri hortumlarım kesildi diye çılgına döndüler diye suçluyor"


Başbakan "bazı gazeteciler kendisine kredi için geliyor" demiş.


Kendisine gelenleri "tonlarla" diye tanımlamış.


Kendisine "size gelen gazetecileri açıklayın" yönünde yaptığımız çağrıyı ise duymazdan geldi.


Ahmet Hakan: Neden hatırlattınız bunu?


Oktay Ekşi: Şundan dolayı; Deniz Feneri, Şaban Dişli olayı söylendiği gibi bardağın taşması değildir. Sayın Başbakanın genel tavrı ile ilgili bir durumdur.


Başbakanın bu boykotuna acaba kendisi riayet ediyor mu? Acaba başbakan Doğan Grubu gazetelerini alıyor mu almıyor mu?


Başbakanın yolsuzluklar konusunda haksız hedef haline getirilmesinden dolayı tavır aldığı ifade edildi bence esas sebep daha köklerde.


Başbakan eğer yolsuzluklar konusunda gerçekten duyarlı idiyse niye yolsuzluk ortaya çıkınca "Gitsin adalete versin hesabını" demiyor.


Dişli olayında da Deniz Feneri ve RTÜK Başkanı Akman olayında da tam 3 hafta bekledi.


Bu meselelerde sizini, bizim gibi duyarlı olsa bu kadar beklemezdi.


Ahmet Hakan: Ben şunu da anlamıyorum; Dişli olayında mesela neden çıkıp dokunulmazlığın kaldırmasını istenmiyor?


Oktay Ekşi: Sayın Başbakanın yolsuzlukla mücadele için lafta çok açık beyanları var ama işin uygulamasına gelince başbakanın tavrı o değil. Başbakan bakıyor itham edilen "Bizden mi değil mi" diye.


Bu kafayla meselelere yaklaşınca içinde bulunduğumuz sıkıntılı noktaya geliyoruz.


Bir defa şu gerçeği ifade etmek ihtiyacını duyuyorum; Türkiye'de cevap hakkı müessesi bir çok ileri ülkeden daha iyi düzenlenmiştir.


Özellikle son yaşa değişikliği ile eşi olmayacak şekilde ileri götürüldü.


Zahid Akman esasta takdir ettiğim birisi son yaşanan olayda doğru söylediğini düşünmüyorum. İddianamede ismim yok diyor 34 defa geçiyor. Ticari faaliyetim yok diyor ama verdiği beyan onu söylemiyor.


Ahmet Hakan: Biz gazeteciyiz, mesela beni şu rahatsız etti. Bir TV kanalında, tarafsız bir kanalda, soğukkanlılığı ve tarafsızlılığı ile bilinen bir arkadaşımız CHP'nin iddiasını sordu diye başbakan tarafından utanmazlıkla suçlandı.


Basına bakış açısından bir zihniyet sorunu var gibi düşünüyorum.


Hasan Cemal: Dünyanın her yerinde bu sorun var. Bir çok yerde siyasetçiler gazetecileri azarladı.


Ahmet Hakan: Muhalefet liderinin demecini yayınlayamayacak mıyız?


Ekrem Dumanlı: 2 sene önceye gidelim Baykal Doğan Grubu'na ateş püskürüyordu. Bazı prensipleri doğru ortaya koyabilirsen ileride başkaları hata yaptığında beraber karşı çıkalım diyorum.


Ahmet Hakan: Baykal çıkıp derse ki "Zaman Gazetesinde Erdoğan'ın silahşorleri var" ben buna karşı çıkarım.


Ekrem Dumanlı: Siyasetçi hata yaptığı zaman halk bunun hesabını sorar. Bu kapı da zaten açık. 2009 seçimleri geliyor. Aynaya bakmaktan korkmayalım.


Deniz Feneri'nden 10 manşet çıkaran bir gazete, Ergenekon Davası ile ilgili manşet çıkaramıyorsa ortada bir tutarsızlık var demektir.


Mesela bir andıç meselesi yaşadık. Meslektaşlarımızı harcadık. Eğer bunlardan yeterince ders çıkarırsak...


Hasan Cemal: Dediklerine katılıyorum. Türkiye'de medya adam olmadan demokrasi adam olmaz. Biz nasıl kalite kontrolü yapabiliriz. Çalışanın patronla ilişkisi, patronun medya dışı işleriyle medya ilişkileri nasıl olmalı bu ve buna benzer çok konu var tartışılması gereken.


Biz gazeteci olarak kendi mesleğimizin evrensel ilkelerini, patrona, siyasetçiye karşı ne derece savunabiliyoruz.


Bir Wall Street Journal örneği var. Bu el değiştirip Murdoch'un oldu ve kıyamet koptu. Bu yapılırken satılan gazetenin ekibi oturdu yeni patronlarıyla bir editoryal anlaşma yaptı ve çok ilginç maddeler koydu.


Anlaşmada "biz patronun iş ilişkilerini de tarafsız olarak izleyeceği, patronun siyasi ilişkilerinde de tarafsız olacağız" dendi.


Önemli olan şu bizim medya olarak yanlışlarımız kuşkusuz var. Ama hangi ilkeleri biz kendi mesleğimizde uygulamaya sokarsak rahatlarız bunları tartışmadık.


Gazete çıkarırken, satın alırken Ankara'yla ilişki nasıl olmalıdır buna bir örnek de verebilirim.


Ahmet Hakan: Nazlı Hanım sizin durumunuzda bir mağdur edilen ve eden var. Mağdur edilen sizsiniz mağdur eden kim?


Nazlı Ilıcak: Tayyip Erdoğan ve patrondan kaynaklanan bir durum olduğunu sanmıyorum ama yazılardan kaynaklanan bir durum var. 4. sayfadan 25. sayfaya kaydırılmayı normal bulmuyorum.


Talihsizlikler üst üste geldi. Erdoğan medya hakkındaki konuşma tarzı öyle olmamalıydı.


Olaya şöyle bakmalı bu tartışmalardan kim karlı çıktı? Ne medya ne de siyaset karlı çıktı.


Bir kere seçimlerde oy almak da yereli değil. Bir gerginlik olduğunda siz bu ülkeyi yönetemez hale getirmiş oluyorsunuz.


Bu gerginlikler oldukça hiçbir mesele halledilemiyor. Azınlığın her dediğine tamam densin demiyoruz ama ipleri germek de işe yaramıyor.


Oral Çalışlar: Ben kendimize döndüğümüzde acıklı bir manzara ile karşılaşıyorum. 12 Eylül öncesinde gazeteler kar ederdi, ve kar etmeyen gazete çıkarılamazdı. Şimdi ise gazeteler kar etmiyor.


Biz para kazandırıyorduk Erol Simavi'ye ve bu yüzden oturup pazarlık yapabiliyorduk.


Süreçte gazeteciler çok ezildi. Özeleştiriye ihtiyacımız var, kolektif hareket edemedik mesela.


Ama bu olayda iyi davrandık ve bu olay bizim demokrasi bilincimizde bir ilerleme olduğunu gösteriyor.


Burada noktayı koyduk kolektif tepki göstereceğimizi gördük. Demokrasi konusunda daha tutarlı davranmalıyız.


Hasan Celal Güzel: Bir defa, bu Dişli hakkında 15 gün sonra tepki gösterildi deniyor. Bir defa insan hemen en yakınındakileri gözden çıkarmayı göze alamaz. Başbakanın beklemesini doğru buluyorum.


Oktay bey cevap hakkına açık yayın yönetimi var dedi, aslında özeleştiri anlamında basının kendisini yönetmesi taraftarıyım.


Biz kendi sistemimizi kurabilirsek bir mesele yok demektir.


Ben TCK'nın görüşülmesi sırasında basın suçlarının hapis cezalandırılmamasını istedim ama bir müeyyide lazımdı. Basın bunu kendi yaparsa müeyyideye de ihtiyaç yoktu.


Zahid Akman hakkındaki iddiaların açıklığa kavuştuğu kanısında değilim. Kendisi hakkındaki iddiaların bir çoğunun gerçek dışı olduğunu gördüm.


Sayın Ekşi Gaziantep olayına sayın ekşi kurumsal rüşvet diyor. İncelendiğinde bu iddianın belediye geliri olduğu görülüyor.


Başbakanı tenkit etmek konusunda geri kalmıyoruz ama mutlaka çuvaldızı kendimize batırmamız lazım. Türkiye'de süratli bir şekilde medya reformuna ihtiyaç vardır.


Netice itibari ile Türkiye'de bu kötü olayın bir hayra vesile olmasını diliyorum. Medya kuruluşları bir araya gelip bir yol bulmamalılar.


Oktay Ekşi: Sayın Güzel'in hafızasını tazelemek lazım: Sayın Güzel yaptığı bir mülakatta Aydın Doğan'ın gazetelere fazla karışmamasından şikayet ederken, basın özgürlüğü ile ilgili söylediği sözlerle çelişkiye düşüyor.


Ahmet Hakan: Dengeli bir tartışma yaptığımızı düşünüyorum. Artık konuklarımızın son sözlerini alıyoruz.


Ekrem Dumanlı: Bu musibetten bir hayır gelir dedi Sayın Güzel ben de onun düşüncesini paylaşıyorum. Biz de prensipleri çok iyi tartışmamız lazım. Çok iyi metinler var bu konuda ama uygulanmıyor. Bunun üzerinde tartışmamız lazım.


Türk medyasının sabıkası iyi değil. Acaba bu tartışmadaki çıkarı ne diye düşünüldüğü sürece işimiz kolay değil.


Keşke kendi meselelerimizi kendimiz çözsek. İletişim Fakültelerine de önemli iş düşüyor.


Gazeteyi denetleyen okurdur. Bu hatalar devam ederse sivil toplum boykot kampanyası yapacaktır. O zaman işin içinden çıkamayız.


Hasan Cemal: Ben üç noktada özetleyeceğim: Birincisi başbakan basın özgürlüğü konusunda daha çok düşünmeli, iki başbakan yolsuzlukla mücadeleyi ciddiye alıyorsa Deniz Feneri meselesini daha aktif ele almalı. Üçüncü olarak gazeteci olarak biz kendi meselemizi ele alıp incelemeliyiz.


Nazlı Ilıcak: Medya patronları kendi çıkarları için siyaseti şekillendirmeye çalışıyor ama 6 yıldır iktidarda olan AKP bu konuda tek adım atmadı.


Biz de kendi kendimizi yıpratıyoruz. Bazı gazeteciler bu kavgadan rant sağlıyor, kendi yerini güçlendiriyor. Biz buna engel olmaya çalışmalıyız.


Oral Çalışlar: Türkiye AB'ye girmek istiyorsa bunun bazı standartları var, biz de benzer standartları kendi mesleğimizde uygulamalıyız.


Hasan Celal Güzel: Basın hürriyetine tahammülün yanında editoryal bağımsızlığı jakoben zorba odaklara karşın da savunmak gerekir.


Ahmet Hakan: Bu akşam birkaç haftadır Türkiye'nin gündeminde olan Başbakan Erdoğan ile medya arasındaki gerilimi tartışmaya çalıştık, tarafsız bölge burada sona eriyor. Hoşçakalın.

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler