YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Genç bir yazarın yazdığı bu yazı yeni bir tarıtışm
Genç bir yazarın yazdığı bu yazı yeni bir tarıtışm
Genç bir yazarın yazdığı bu yazı yeni bir tarıtışm
04 Kasım 2008 / 15:04 Güncelleme: 04 Kasım 2008 / 00:00

kronikmuhalif.com adlı bir sitede bir çok genç yazar büyüklerden bile okuyamadığımız , göremediğimiz bir olgunlukta ilişkiler, çevre, Türkiye, dünya gibi çeşitli konularda yazılar kaleme alıyor. Bu yazarlardan biri de Emre Daşar....


Bu genç yazar bugünkü köşesinde belli bir sosyal statüye erişmiş kadının dünyasına ilişkin bazılarımızın katılacağı bazılarımızın ise eleştireceği "nereden de çıkardın" diyebileceği bir yazı ile karşımıza çıktı.


Sizde bu yazıyı okuyup yorumlarınız bizimle paylaşın....


SORU KADIN İSTERSE ERKEĞİ EĞİTEBİLİR Mİ?


İşsizler kervanında zümrütten bir kabile: Dünyaüstü Kadınlar


Erkek piyasanın bir gediğinde kendi kadınlığını yaşayarak gidip geleceği, kirasını ve faturalarını ödeyebileceği, şık ama pahalı olmayan gömleklerin, ayakkabıların, kazakların kredi kartındaki taksitlerini karşılayacağı bir iş aradığı. Pahalı mekanlarda akşam yemeği, hafta sonları yurtdışı kaçamağı, yıldızı bol otel ve lüks otomobiller değil istediği.


Boş kalan köşeyi doldurmak için alınan sehpalarla, hiçbir zaman üzerinde yemek yenmeyen masalarla, gündelik değil diye mutfak dolaplarının en dibine konulacak tencerelerle, boş da kalsa olacak eşikleri kapatsın diye serilen paspaslarla değil de, yalnızca kullanılmak, hemen, derhal evin içindeki hayata sokulmak için alınan eşyalarla kurulan bir evin sade huzuru aradıkları aslında.


Balkonda içilecek açık bir çay, efkar sağanağının kapıyı tıklattığı akşamlara hazırlıksız yakalanmamak için eksik edilmemiş birkaç kadehlik bir şey... Kısa tutulmuş yangın merdivenleri işte...


O kadınlar...


Erkek dünya yakalarını bıraksa, ne solaryum ne yüz gerdirme; teninin kendi rengiyle, etinin gevşeyeniyle bedenini demlendirecek kadınlar hepsi de.


İsteseler, dünyayla dalga geçecek komik çocuklar yetiştirebilirler. İsterlerse evlilik kurumuna insanı yeniden ikna edebilirler. Canları sıkılırsa, arızalı erkekleri yaptıkları ilk kısa devrede kendi arızalarıyla birlikte ödedikleri bedelin yanına bırakıp, kapıyı usulca çekebilirler. Öyle bir tablo çıkarabilirler yani gerekirse.


Hepsi de üniversite kantinlerinin, iyi tutulmuş ders notlarının, baharın gelmesiyle yeşeren kampüs çayırının tedrisatından geçmiş, evvel emirde okunacakları aradan çıkardıktan sonra şimdi ıslak pencere pervazlarında elinde bir kitapla dünyanın en naif dalgınlığını çizebilen kadınlar.


Bir hafta sonu ziyaretinde kapıyı size, “Hanımım şimdi gelir, siz geçin...” esprisiyle de açabilirler, dip köşenin tozunu alıp iki kap yemeği de dolaba koyduktan sonra sahne adımlarıyla hemen oracıkta, daha kapı kapanmadan esintili bir film de çekiverebilirler.


Marazını hakikaten içindeki gibi eteğine dökebilirsen, hesapsızca kendini ortaya koyabilirsen, arka bahçelerine çektikleri iplerde havalandırıp seni yeniden hayata iliştirebilirler.


Eşref saatine denk gelirsen, hayatı yeni ütülenmiş bir mendil gibi katlayıp göğüs cebine yerleştirebilirler.


Kendine derman olamamak


Bu kadınlardan birkaç tane var benim hayatımda. Ki bir tanesi “hayat sorumlumdur” esasında. Onarmasa, toparlanmamın gecikeceği çok olmuştur yıllarıma yayılan zamanlarda.


Dünya kendilerine çok cömert davrandığından sanılmasın; şahsen kendileri gamdan tasadan arındığı için değil etraflarına dağıttıkları bu kol kanat toplayan pansumanlar. En yoksun hallerinde dahi, kendisine harapken kendisi, ışığıyla dışarısını besleyen bir yıldızı oluyor hep yedeğinde.


Tanrı'nın onlara yaptığı en büyük kötülük, bu minvalde erkekleri az sayıda göndermesidir yeryüzüne herhalde.


Raporun söylediği


Dünya Bankası şöyle söylüyor tevellüten bu kadınların da içine girdiği bir raporunda: “Özellikle iyi eğitimli genç kadınların durumu bir önceki nesilden daha kötü... Türkiye'deki iyi eğitimli kadınların işgücüne katılımları bir önceki nesil ile karşılaştırıldığında daha az...”


Görmek için gerekli mi bilmiyorum, lakin rapor dursun bir kenarda, varsa eğer, şimdi sen etrafındaki bu türden kadınlara bir bak.


İşsizliğin hiç dinmeyen bir sızıyla var olduğu bu ülkede, istedikleri, çok değil, bir dünya yaratmak için kuracakları evlerde, evin değirmenini döndürecek bir iş yalnızca. Kalibrelerinin çok altında olsa da, bütün eşyaların gündeliğe karıştığı, kullanılmayan tek bir tabağın olmadığı, belki içinde bir kedi, ama mutlaka balkonunda menekşesi olan evler kurmak için kollarını çemreyecekleri bir iş sadece.


Hiçbir şey için olmasa, olmadık erkeklere katlanmamak için hiç olmazsa.


En diri lafları eden ağızları, tek kişilik sağlam bir iradeden uzanıp gelen kararları bir erkeğin görünmez çelmeleriyle budanmasın, o kadınların arka bahçelerindeki “hayatı havalandırma atölyeleri” yok pahasına kapanmasın diye. Bir iş... Hiç olmazsa...


Yoksa rakamların doldurduğu raporların işi değil onları ölçmek. Onlar için “bu dünyaya” ait bir iş hayatına katılmak, sürdükleri bütün nesillerde zaten zül demek...


YAZININ ORJİNALİ İÇİN TIKLAYIN

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler