YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Ergenekon, Susurluk'un neresinde?"
"Ergenekon, Susurluk'un neresinde?"
"Ergenekon, Susurluk'un neresinde?"
31 Mart 2008 / 10:36 Güncelleme: 31 Mart 2008 / 00:00

Susurluk skandalı ortaya çıktıktan sonra ÖDP'li Avukat  Ergin Cinmen'in fikir babalığını yaptığı "Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemi Türkiye'de vatandaşın topyekün desteklediği ve katıldığı en kapsamlı eylemdi.


Susurluk'un açığa çıkması için hem soruşturma hem de yargılama aşamasında mücadele eden Cinmen, şimdi de başta Hrant Dink cinayeti ve Malatya katliamı olmak üzere son yıllarda işlenen siyasal cinayet davalarında müdahil avukat olarak yer alıyor. Bu nedenle Ergenekon soruşturmasındaki gelişmeleri yakından takip ediyor. Sabah gazetesinden Ecevit Kılıç, Cinmen'e  herkesin çok merak ettiği soruyu sordu.


"Ergenekon, Susurluk'un neresinde?"


Bu soruşturmadaki bazı isimler Susurluk'tan kalma. Veli Küçük ismi kamuoyunca çok biliniyor. Zaten Küçük'ün ismi Susurluk zamanında ortaya çıktı. İlginçtir o süreç boyunca Veli Küçük hakkında hiçbir adli soruşturma başlatılmadı. Sadece asker, bir iç soruşturma yaptı ama soruşturma sonunda da Küçük'ün Susurluk'la ilgisi olmadığı söylendi.


VELİ KÜÇÜK KENDİNE ÇOK GÜVENİYORDU


Hakkındaki suçlamalar belli değil miydi?
Belliydi ama bu suçlamalar bir türlü adli soruşturma aşamasına gelmedi. Susurluk'taki bütün iddialara baktığınız zaman iki isim görürsünüz; biri Mehmet Ağar, diğeri Veli Küçük. Susurluk'un her yerinde bir iddia olarak yer aldılar. Buna rağmen Küçük hiç savcı yüzü görmedi. Ne asker ne de siyasi iktidar Veli Küçük isminin üzerine gidemedi. Her şey ayan beyan ortada olmasına rağmen. Yargılamada bir eşitsizlik söz konusu; biri suç işliyor yargının karşısına çıkıyor, öbürü işleyince çıkmıyor. Susurluk'ta Mehmet Ağar bile yargının karşısına çıktı ama Veli Küçük bir türlü çıkartılmadı. Bu yargının değil siyasi iktidarın sorunu. Savcılık ve onun emrinde olması gereken polis doğrudan siyasi iktidara bağlı olan devlet birimlerindendir. Konuştuğumuz anlamda yargısal organlar değildirler.


Ama şimdi cezaevinde...
Yine o dönemde Meclis Araştırma Komisyonu, emekli general Veli Küçük'ü çağırdı ama gitmedi. Yani kendisini o kadar garantide görüyordu, kimsenin dokunamayacağını sanıyordu. Ama bu kez başka. Çünkü Ergenekon soruşturmasının en önemli kişisi haline geldi.


SUSURLUK'LA BENZEŞİYOR
Ortak isimler dışında Ergenekon ile Susurluk benzeşiyor mu?
Suç ilişkileri açısından baktığımızda, Susurluk çetesinin içinde mafya üyeleri ve 12 Eylül öncesi MHP'den gelme isimler vardı. Mahiyet itibariyle Susurluk ve Ergenekon'un iştigal alanı ve siyasi görüşte durdukları yer üç aşağı beş yukarı aynı. Ama bu kez ciddi şekilde silahlılar, hatta bombalılar. Bu silahları kullandıkları yerler belli. Danıştay'ı basıyorlar, Cumhuriyet gazetesine bomba atıyorlar. Sonra bombayı atanlardan biri "Bombaları bize Veli Küçük verdi" diyor. Bunun doğru olup olmadığı yargılamanın sonunda ortaya çıkacak.


Susurluk, devletin içindeki bir odaklanmaydı. Ergenekon'un devletle ilişkisi nasıl?
Başbakan Teftiş Kurulu Başkan Vekili Kutlu Savaş, hazırladığı Susurluk Raporu'nda devletle suç ilişkilerinin nasıl iç içe girdiğini anlatıyor. Mehmet Ağar, imzalı yasadışı kimlikler Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz gibi isimlere dağıtıldı. Ama bu sefer daha vahim. Çünkü Susurluk'taki isimler Kürt meselesinde, PKK'ya karşı kullanılıyordu. Bu arada çetenin içindeki mafyöz unsurlar da uyuşturucudan para kazanıyordu. Şimdi ise doğrudan var olan düzeni hedef alıyorlar. Susurluk'tan bu yana devlet bu tür suç ilişkilerinin içine girmedi. Bunları olduğu gibi bıraktı. Kanıtlarla konuşmak gerekirse bu kanıtları bulmamız mümkün değildir. Ama bu sosyal olayları okuyan göz bunu görür.


Bu kadar farklı ismi Ergenekon'da bir araya getiren ne oldu?
Sol görünen yapıların platform içinde aşırı ve negatif milliyetçilerle yan yana olmasının nedeni Kürt sorunu ve AB tartışmalarıdır. Çünkü bunlar Kürt sorunu ve AB'nin dışında kalabilmenin askeri ve otoriter yönetimlerle halledilebileceğine inanan insanlar. Bana göre şu anki sanıklar bu platformun unsurları. Bir suç ilişkisi var. Oluşmaması mümkün değil. Çünkü bombaları neyle açıklayacaksınız?


Ergenekon bir anlamda kontrgerillanın devamı mı?
Evet. Burada da onlar için önemli olan terör ortamını ve darbeye gidişatı hızlandırmak. Hem Cumhuriyet gazetesine bombayı hem de Danıştay'a baskını başka türlü açıklayamıyorum. Üstelik bir de bombayı aynı örgütün en önemli aktörlerinden birinin temin ettiği iddiası var. Amaç Türkiye'nin olağan yönetim usulüyle yönetilemeyeceği imajının herkes tarafından kabul edilmesini sağlamak. Ümraniye'de bulunan bombaları, Eskişehir'de yakalanan silahları başka nasıl açıklayabilirsiniz? Bu bombalar bir terör ortamını temini için parlamenter demokrasiye karşı örgütlü bir kalkışmadır. Bunların tek amacı 12 Eylül öncesi gibi bir terör ortamı hazırlamak.


Başta Hrant Dink ve Malatya katliamı olmak üzere son dönemdeki siyasal cinayet davalarında avukatsınız. Söylendiği gibi Ergenekon'un bu cinayetlerle ilgisi var mı?
Davanın açılmasını beklememiz gerekiyor, çünkü ne çıkacağını bilmiyoruz. Ama kavramsal ve anlayış olarak aynı grubun işi. Yani ırkçı milliyetçilik ön planda. Hrant Dink davasında her şey olduğu gibi açığa çıkarıldı. Hayata bakış olarak, politik ve ideolojik olarak bunlar hep üst üste oturuyor. Ergenekon ile Malatya katliamı ve Dink cinayeti aynı anlayışın mahsulü. Bu anlayış varsa örgütlenmeleri de zaten kurulur. Yaşadığımız örgütlü bir terör. Bombalar atılıyor, Yargıtay'ın krokileri bir yerlerde ortaya çıkıyor.


* Peki, Ergenekon nasıl bir zeminde oluştu?
İyi bakan bir göz bu taktik ve stratejinin 2002'den beri planlandığını görür. 2002 yılından itibaren Susurluk artıkları yanlarına yenilerini de alıp vatanı kurtarmak adına laiklik ve Kürt sorunuyla ilgili duyarlılıklarını dile getirmeye başladılar. Bunu yaparken de bana göre bir platform kurdular. Bu platformun içinde sol dediğimiz yapılar da vardı. İşçi Partisi sol tandanslı bir yapılanma olarak görülür. İçinde Türk İntikam Tugayı'na (TİT) gidecek kadar radikal milliyetçi unsurlar da var. 1990'lara kadar özellikle 12 Mart ve 12 Eylül'de demokrasiyi gerçekten de koruyan şahsiyetler de mevcut. Bir de mafyöz unsurlar. İşte bunlar yan yana dizildi. Gelmiş oldukları sosyal yer aynı, suç ilişkilerindeki yerleri aynı.


NİHAİ AMAÇLARI VAR


Mafyöz unsurlar bu ekibin içinde kendine nasıl yer buldu?
Mafyasal yanlarını daha geride bıraktılar, buna karşın milliyetçi görüşlerini öne çıkardılar. Çoğu zaten MHP tandanslıydı. Yasadışı suç ilişkilerine de yatkındılar. Milliyetçi kisvesi altında bazı mafya gruplarını da platforma dahil ettiler. Böyle bir düzlem oluştu. Ama Danıştay baskınından ve Cumhuriyet'e atılan bombalardan sonra bunların bir bölümü geride kaldı, bir bölümü çekildi, bir bölümü ise ileriye doğru gitti.


Operasyonda tutuklananlar ileriye doğru gidenler mi?
Evet. Örgütlenmelerini sonuna kadar götürmek istediler. Böylesine ilginç bir platformla karşı karşıyaydık. Şimdi o platformdaki aktörlerin bir bölümü ve unsurları deşifre edildi, tutuklandı.


Nihai amaçları ne?
İlk başta milliyetçi duygularla başladılar. Bunun içinde faşist yapılanmayı özleyen ve Türkiye'nin bütün sorunlarının bu faşist yapılanmadan geçtiğini düşünenler vardı. Düşünsenize aynı kişi veya kişiler hem laikliği sonuna kadar savunan Cumhuriyet'e bomba atıyor hem de türban yasağı kararını veren Danıştay'a baskın düzenliyor... Bu bana 12 Eylül öncesinde Türkiye'nin içinde bulunduğu terör ortamını hatırlatıyor.


Ergenekon operasyonunda Sabancı suikastına ilişkin notlar çıktığı haberleri gazetede yer aldı...
Ama Sabancı suikastı olduğu gibi ilginç. Suikastı gerçekleştirenlerden Mustafa Duyar, uzun süre Avrupa'yı dolaştı sonra da teslim oldu. Cezaevine konuldu ama Ergin kardeşler çetesi tarafından öldürüldü. Kimse bunun üzerine kimse gitmedi. Bu kadar karanlıklar içinde bir cinayettir. Neden Ergin kardeşler çetesi Duyar'ı öldürdü? Sabancı bile olayın üzerine gitmedi. Hiç kimse bana bunu sadece bir Dev-Sol'un eylemi olarak anlatmasın. Evet, maşa olarak kullanılmış olabilirler ama Duyar konuşacaktı, neler söyleyecekti? İddianame çıkınca bunları göreceğiz.


Ergenekon'un da üzerinin örtülmesi ihtimali var mı?
Susurluk olayı, yargının elinden kaçırıldığı için çeteler yerinde kaldı. Ama bu operasyon önemli bir adım. Nereye kadar gidileceğini bilmiyorum. Susurluk'un üzerine gidilseydi ne Şemdinli, ne Dink cinayeti ne de Ergenekon olurdu. Şimdi de Ergenekon soruşturması gereği gibi yapılmazsa Türkiye başka Ergenekonlar, Şemdinliler ve Hrant Dink cinayetlerine gebedir. Onun için Ergenekon gerçeğini görmemiz lazım. Bu soruşturmada çok derine inilmesi isteniyorsa ordunun, olaylarda adı geçen askerlerle ilgili soruşturma yapması ve yargının önüne çıkarılmasının önünü açması lazım. Çünkü sivil yargı bunları görevleri itibariyle yargılayamayacağını düşünüyor. Bunların dosyaları ayrılıp iç soruşturma için askeri savcılığa gönderiliyor. Eğer bu isimler yargılanmazsa, Ergenekon çözülmez. Veli Küçük'ün Susurluk döneminde askeri soruşturmadan geçmesi gibi olmamalı. Ama burada daha büyük başka bir tehlike var.


* Nedir o?
Ergenekon'un AKP'ye açılan davanın rövanşı olarak görülmesi. Sanki Ergenekon suç ilişkileri gibi bir olay yok, tamamen boş, amaç AKP'nin kapatılma davasına karşı olan bir operasyon. Bu hem adalet duygusunu ortadan kaldırır hem de soruşturmayı akamete uğratır. Bunun hukuk devletinde yeri yoktur. AKP'nin de rövanş imajını yok etmesi lazım. Bunun tek yolu Anayasa Mahkemesi'ndeki kapatma davasının etkisini bir ölçüde ortadan kaldırmak için anayasa değişikliğine gitmemesidir. Yoksa Ergenekon soruşturması şaibeler altında kalacak. Ergenekon soruşturmasının, AKP'nin kapatılması davasına karşın yapılması algılamasında radikal dinci gazetecilerin vebali vardır. CHP de buna "rövanş" derse altında kalırlar. Ergenekon soruşturması bunlardan ayrı yürütülmeli.

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler