19 Ekim 2017 Perşembe
  • Altın151,512
  • BIST107.846
  • Dolar3,6633
  • Euro4,3266
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8324
  • İstanbul18 °C
  • Ankara8 °C
  • İzmir15 °C
  • Konya7 °C
  • Adana24 °C
  • Antalya22 °C
  • Diyarbakır15 °C
  • Bursa13 °C
  • Kayseri10 °C
  • Kocaeli11 °C
  • Şanlıurfa22 °C
  • Gaziantep21 °C
  • İçel24 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Doğan Medya şimdi Turkcell'e sahip çıkacak mı?
Doğan Medya şimdi Turkcell'e sahip çıkacak mı?
Doğan Medya şimdi Turkcell'e sahip çıkacak mı?
30 Ekim 2008 / 11:16 Güncelleme: 30 Ekim 2008 / 00:00

Dün Cumhuriyet'in ilanının 85'inci yılı ile birlikte Can Dündar imzalı bir Atatürk belgeseli vizyona girdi. Ulu Önder'in özel yaşamından kesitlerin anlatıldığı Mustafa adlı belgesel vizyona girmeden hakkında tartışmalarda başlamıştı bile... Kamuoyuna en hararetli yansıyanı kuşkusuz Turkcell'in bu filme neden sponsor olmaktan son anda vazgeçtiğiydi. Bu konuda bir çok  şey yazıldı çizildi. Özellikle Doğan medya grubu Turkcell'i yerden yere vurdu çünkü Turkcell'in, belgesele 'dindar kesimin tepkisini çekebileceği!' düşüncesiyle  sponsor olmadığı kanısındaydılar. Fakat film ortaya çıktıktan sonra ve Can Dündar'ın açıklamalarından sonra Turkcell'in tam tersine filme Atatürk'ün zaaflarını, pişmanlıklarını, kusurlarını da anlatıp daha önceki yapımların aksine insan, sıradan Mustafa'yı anlattığı için sponsorluktan vazgeçtiği anlaşıldı. Bakalım Turkcell'i yerden yere vuran bazı medya şimdi tam anlamıyla kıvırıp sahiplenecek mi?


İşte Can Dündar'ın tartışmalara noktayı koyan son yazısı...


Zorunlu Bir Açıklama


“Mustafa” dün vizyona girdi. Ama gün boyu bunun keyfini sürmek yerine “filmin sponsoru”na dair sorularla uğraşmak zorunda kaldım.
İş dallanıp budaklanınca “En iyisi her şeyi bütün açıklığıyla anlatmak” diye düşünerek bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Kişisel bir mevzu gibi görünürse kusura bakmayın.


Son dakikada...
Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv’le bir uçak yolculuğu sırasında tesadüfen tanışmıştım. Belgesellerimi ilgiyle izlediğini söylemişti.
“Mustafa” henüz tamamlanmadan filme bir sponsor arayışı gündeme gelince kendisine bu konuyla ilgilenip ilgilenmeyeceğini sordum. Atatürk’e olan büyük saygı ve hayranlığından söz edip derhal kabul etti.
Turkcell yetkilileri de projenin heyecanı içine girdiler.
Şirketin logosuyla afişler basıldı; fragmanlar sinemalara dağıtıldı. Savarona’da yapılacak bir basın toplantısıyla projenin duyurulması kararlaştırıldı.
O ana kadar ilişkiler karşılıklı güven esasına dayalı gittiği için henüz ne bir sözleşme imzalamıştık, ne bir kuruşluk destek almıştık.
Basın toplantısına birkaç gün kala, Turkcell filmin içeriğiyle ilgili bilgi istedi.
Hemen bir toplantı yaptık. Onlara filmi anlattım. Hatta bitmemiş filmin hazır olan sahnelerinden birkaç örnek gösterdim.
Ve filmde verdiğimiz bazı bilgilerin onları yadırgattığını fark ettim.
Film, Atatürk’ün imza attığı büyük devrimi belgelemekle birlikte özel hayatına da giriyor, sofrasından, yalnızlığından dem vuruyor, dinin toplumsal hayattan tasfiye edilmesi gereğine ilişkin radikal görüşlerine yer veriyordu.


Uzun tartışmalar
“Acaba bunlardan bahsetmek zorunlu muydu?”
Bu soru ile yıllardır o kadar çok karşılaşmıştım ki...
Bir lider portresinde onun hayatının bütün unsurlarının yer alması gerektiğini anlattım uzun uzun... Konu Atatürk olunca daha fazla hassasiyet gösterilmesi gerektiğini anladığımı, ama anlatılanlarda Atatürk adına gocunulacak bir şey olmadığını, tersine onun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağını söyledim.
Turkcell ise oradaki mesajların yanlış anlaşılmasından, Atatürk üzerine bir spekülasyon açılmasından endişeleniyordu. Bu tartışmaların Atatürk’e szarar vermesinden, inanç sahibi insanları rencide edebilecek yanlış anlamalara yol açmasından kuşkulanıyorlardı.
Aynı kaygıları benim de taşıdığımı, böyle olmasın diye de azami dikkati gösterdiğimi, ele aldığım her konuyu belgelendirdiğimi anlattım.
7 saatlik bir toplantı sonunda hem Atatürk’e asla zarar vermemek, hem de onu gizlememek esasında anlaştık.


“Biz vazgeçtik”
Ancak ertesi günkü (daha geniş katılımlı ve daha uzun) toplantıda konu biraz daha derinleşti. Çıkacak filmin, Turkcell’in beklentileriyle tam çakışmayacağı gibi bir izlenim oluştu.
Ertesi gün de (basın toplantısına 24 saat kala) Turkcell’den (hem de bana da değil, büroma) “Biz vazgeçtik” notu iletildi.
Elbette haklarıydı. Ama afişler asılmış, fragmanlar sinemalarda dönmeye başlamış, basın toplantısı için bütün gazetelere davetiyeler gitmişti.
Afişleri asmadan güven esası içinde (biraz da acemilikten) bir sözleşme de yapmadığımızdan zor durumda kalmıştık.
“Sağlık olsun”dan başka diyecek bir şey yoktu.
Öyle dedik; geçtik.
Basın toplantısını iptal ettik. Afişleri, fragmanları tek tek sinemalardan toplattık.
Turkcell bir süre sonra “Afiş ve fragmanlar yüzünden üstlendiğiniz zararı biz karşılamak isteriz” dedi.
Üstlendiler. Konu kapandı.
Sabancı
Yapımcımız NTV’nin desteğiyle filmi bitirdik.
Artık bir projeden değil, bitmiş bir eserden söz ediyorduk ve yapmaya çalıştığımız şeyi anlatmam gerekmiyordu; göstermem yeterliydi.
Filmden Güler Sabancı’ya söz ettim. Hemen ilgilendi. “Mustafa”yı ilk kez Sabancı grubunun yetkilileri izledi. Beğendiler.
Ve birkaç gün içinde “Biz varız” dediler.
Böylece film, Sabancı’nın sponsorluğunda vizyona girdi.


Film ayrı, kahramanı ayrı
Bütün bunlarla sizi meşgul etmemin amacı, hem “Mustafa”yı bu tartışmaların, hem kendimi mesnetsiz iddiaların dışında tutmaktı.
Son söz olarak şunu yazmak isterim:
Bir filme verilen desteğin filmin kahramanına verilmiş sayılması kadar, verilmeyen desteğin ona karşı tavır olarak algılanması da hata olur.
Atatürk’ü başka bir filmin kahramanıyla ya da bir reklam karakteriyle kıyaslamak da ona zarar verir.
Atatürk’ü yaptıklarıyla, yaşadıklarıyla, söyledikleriyle tartışalım, ama lütfen onu bu polemiklerin dışında tutmaya özen gösterelim.


CAN DÜNDAR/MİLLİYET


İLGİLİ HABERLER:


Doğan Grubu'ndan Turkcell'e 'Atatürk'lü şantaj


Baykal, insan Atatürk'ü içine SİNDİREMEDİ!

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler