YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
“Devlet vatandaşından korkuyor”
“Devlet vatandaşından korkuyor”
“Devlet vatandaşından korkuyor”
05 Nisan 2008 / 12:26 Güncelleme: 05 Nisan 2008 / 00:00

 


Kanal A Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan’ın hazırlayıp-sunduğu Gündem Ankara’da, üniter devlet anlayışını yasakların mı özgürlüklerin mi koruduğu; çeteleri yaratan koşulların neler olduğu; Ergenekon karşısında muhalefetin suskunluğunun ne anlama geldiği; hükümetin parti kapatma ve çetelerin önünü alması için neler yapması gerektiği konularını Eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar değerlendirdi.



“YASAKLARLA DÜŞMAN YARATIYORUZ”



  • Yasaklarla özgürlükler arasında bir mukayese yapabilir misiniz?

Sağlar: Yasaklayınca daha cazip hale geliyor. Yeraltına giriyor. Yeraltına girdiği zaman onu kontrol edemiyorsunuz. Gerekli önlemi alamıyorsunuz. Yasaklayınca bir düşman yaratıyorsunuz. Sonunda yasakladığınız bireye, topluma, olguya yabancılaşıyorsunuz. Oysa özgürleştirdiğiniz zaman birbirinizi tanıma fırsatı, tanıdıktan sonra da sevme ya da eksikliklerini görerek eleştiri ve önerilerle onu geliştirme fırsatı yakalamış oluyorsunuz.


“SEZEN AKSU DURUKEN BAŞKASI ALINIR MI?”



  • Kürtçe kasetler ve filmler ilk sizin Kültür Bakanlığı döneminde serbest bırakılmıştı.

Sağlar: Mersin’de kunduracılar çarşısı var. Ofisimden, parti binasına o çarşıdan geçerek giderdim. Orda tezgâh altında Kürtçe kasetler satılırdı. Seçim döneminde oradaki dostlarımla sohbet ettiğimde, “Ne zaman serbest bırakılacak bu Kürtçe kasetler? El altından satmak, polisle tartışmak bize yakışmıyor ağabey” derlerdi. Kültür Bakanı olduktan sonra bu yasakları kaldırdım. Bakan olarak aynı çarşıdan geçtiğimde Sezen Aksu’nun şarkılarını duyduğumda “Ne oluyor?” soruma, “Alanlar aldı yeterince, şimdi Sezen Aksu dururken başkası alınır mı?” dediler. Kürtçe kasetleri çıkaran firmalar da benzer şeyler söylediler. İnsan aradığını bulma özgürlüğüne kavuşunca tercihlerini çok rahatlıkla yapar. Üniter devletin kendi kuralları var. Onlara hepimiz uymak zorundayız. Onun dışında kendi yaşantımızın içerisinde kültürümüzü devam ettirebilmemiz adına ne gerekiyorsa yapma hakkımız da vardır..


Türkiye’de Kürtlerin en büyük taleplerinden biri Kürtçe televizyon. Kürtçe televizyonun yasaklanmasının ya da RTÜK tarafından rahat bırakılmamasının nedeni nedir ben anlamıyorum.


“DEVLET VATANDAŞINDAN KORKUYOR”



  • İran, Irak, Suriye ve PKK terör örgütü uydudan Kürtçe yayın yapıyor. Bütün bu yayınlar Türkiye’ye ulaşıyor. Ama siz kendi vatandaşlarınızın konuştuğu anadilde yayın yapma konusunda yasak getiriyorsunuz. Devlet olarak kendiniz de yapmıyorsunuz.

Sağlar: Çünkü devlet olarak vatandaşınızdan korkuyorsunuz. Bütün mesele bu. Kutuplaştırarak, birbirine yabancılaştırarak insanları kolay yöneteceğinizi zannediyorsunuz.



  • Bu yasaklar “üniter devleti” koruma ve kollama adına getiriliyor. Üniter devleti korumak için “yasakları” mı yoksa “özgürlükleri” mi tercih etmek lazım?

Sağlar: “Yasaklar”la, “koruma”yı birbirinden ayıramıyoruz. Yasaklama yabancılaşmayı getiriyor. Siz yasakladığınız süre içinde kendisini ifade edemeyen dolayısıyla kendini ait olarak görmeyen toplumları yaratıyorsunuz. Yasaklamanın yasak olduğunu düşünürseniz o zaman insanlar birbirlerini tanıma imkânı bulabilirler. İnsanlarımız bin yıldır karışmış durumda. Çok farklı etnik gurupların bulunduğu bir Anadolu’da kalkıp “Etnisiteniz, diliniz, size ait değildir. Hepiniz tek tip olacaksınız” derseniz bu Türklüğe de düşmanlığı getirir. Bu zihniyete sahip insanlar önce kendi etnisitelerine zarar verirler. Milliyetçilik bir ayrıcalık olmamalıdır. Evet, herkes kendi kökeninden iftihar etmelidir. Ama üstünlük veya aşağılık anlayışı içerisine girmemelidir. 25 senedir bu söylediklerimizin tam tersine “kör gözün parmağın” gibi gidiyor. Bu süreç en uysal toplumları bile ciddi anlamda tepkili hale getiriyor. Bunu neden yapıyorlar? Ayrışmayı sağlayarak bu ülkeyi diledikleri gibi yönetebilmek için.. Bunu da maalesef seçilmişler aracılığıyla yapılıyor. Devletin kurumlarından bir kısmı demokrasiye, haklara, özgürlüklere, hukuka riayet etmeme hakkını kendinde görerek, diğer kurumları da aynı anlayışa sürüklüyorlar. Bu durumda farklı bir yapı ortaya çıkıyor. O zaman da seçimlilerle atanmışların çatışması oluyor. Bu çatışmada devlet aygıtını yönetenler üstün konuma gelebilmek için bizleri ayırıyorlar. Kürt’ü Türk’e, Alevi’yi Sünni’ye düşürerek onların ayrışmasından faydalanarak yönetimi istedikleri gibi ellerinde tutmaya çalışıyorlar.



  • Birleşmiş Milletler kriterlerine göre 5000 küsur dolar ama Avrupa Birliği kriterlerine 9300 dolar kişi başına düşen gelirden bahsediliyor.

Sağlar: Yani dünyada fakir, Avrupa’da orta halli duruma geldik deniliyor. Dokuz bin dolar da deseniz, on bin dolar da deseniz ayda aşağı yukarı 900 dolar demektir. Bu da bin küsur YTL yapar. Asgari ücretin 425 YTL olduğu, 13 milyon insanın asgari ücretle çalıştığı bir ülkede ortalama bin YTL gelir elde ediyor gibi görünmek nasıl bir iştir ben anlamadım.



  • Ergenekon’u nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Sağlar: Şemdinli olayları ile başlamıştır. Şemdinli’de önce Başbakan “Bu ülkede Kürt sorunu var ve bunu biz çözeceğiz” dedi. Ondan sonra Şemdinli olayı gerçekleşti. Şemdinli’de bombalama olayına karışanların arabasında eylem planları, krokileri, silahları, listeleri ele geçirildi. Türkiye’deki çetenin suçüstü yakalandığı olaydı Şemdinli.. Ama bu hükümet Şemdinli olayını ıskaladı. Savcı ve parlamentoda konuyla ilgili bilgi veren istihbarat daire başkanı hükümet tarafından görevden alındı. Fakat daha sonra hükümet namlunun kendisine döndüğünü gördü. Şimdi canhıraş bir vaziyette, kapatılma davası ile birlikte hükümet kendini kurtarmaya çalışıyor. Baştan itibaren kararlı bir şekilde bu çeteleşmenin üzerine gidebilseydi bugün bunları yaşamayacaktı.


Şemdinli davasının Başsavcısı Ferhat Sarıkaya’nın görevden alınmasına karşılık Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın azledilmesine dönük bir görüş çıktı. Bunu yapamazsınız. Aleyhinize iddianame vermiş bir başsavcıyı görevden alırsanız kendi çıkarlarınız doğrultusunda hareket ettiğiniz için toplumdaki meşruiyetiniz şüpheli hale gelir.


“MUHALEFET TOPLUMDAN İTİBAR GÖREMEYİNCE BAŞKA YERLERE SIĞINIYOR”



  • Ergenekon karşısında muhalefet neden suskun?

Sağlar: Türkiye’de 1980’e kadar toplumsal muhalefet çok güçlüydü. 12 Eylül’den sonra getirilen yasaklamalarla toplumsal muhalefetin içi boşaltıldı. Muhalefet yapmak sadece siyasi partilere kaldı. Bugün Türkiye’nin en büyük boşluğu muhalefetsizlik… Güçlü bir iktidar var ama muhalefet yok. Muhalefet toplumdan itibar görmeyince sığınacak başka bir yer arıyor. Tercihini de güçten yanında koyuyor. Bu demokrasiye zarar veriyor. Türkiye’deki muhalefet partileri toplumun sorunları yerinde, onlarla birlikte görmeyen, önerilerini onlarla birlikte oluşturamayan partilerdir. Bunlar oligarşik yapılarının içerisinde, sırça köşklerinde, parlamentonun içerisinde duran partiler..



  • Muhalefetin sessizliği Ergenekon’la bağlantısı olması ihtimalinden kaynaklanabilir mi?

Sağlar: Siyasi partilerin çetelerle bağlantılarını Susurluk komisyonunda araştırdım. Yoktur demem de mümkün değil, vardır demem de.. Eyüp Aşık, Susurluk sürecinde çok aktif bilgi taşıyan, bizim bilmediklerimizi aktaran bir arkadaşımızdı. Ama bir çete ile bağlantısını olduğunu görünce ben artık hiçbir şeye şaşırmıyorum. Çünkü demokrasi ile özdeşleşemeyen toplumdan gücünü alamayan, kendilerine güvenmeyen, toplumla ilişki kuramayan siyasi partiler başka bir güçle ilişki kurabilirler.



  • 27 Nisan e-muhtırasını alkışlayan Baykal bundan ders çıkarabilmiş midir?

Sağlar: Sayın Baykal’ın son konuşmalarına baktığınızda ders aldığını görüyorsunuz. Artık eskisi kadar çok iteleyen konuşmalar yapmıyor. Bir devlet görevlisinin seçilmişleri “hainlerle eş değer tutması” kabul edilebilir bir durum olamaz.


“AKP ÇİFTE STANDART UYGULAMAKTAN VAZGEÇMELİ”



  • Hükümet, çeteler ve parti kapatma konusunda ne yapmalı?

Sağlar: Hükümet çifte standart uygulamaktan vazgeçmeli. Hukuk hepimiz için geçerlidir. İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasına, “Hukuk bu” sözüyle karşılık veren Adalet Bakanı, parti kapatma davası iddianamesi veren Başsavcı’ya ise “Gülüyorum” demesiyle toplumda inandırıcılığını kaybetmesine yol açıyor. Başbakan’ın yerinde olsam Anayasa Mahkemesi’nde kendimi savunurum. Aklanırım veya kapatılırım ama hukukla oynamam dik dururum. Hukukla halkı karşı karşıya getirmem. Ama parti kapatmayı zorlaştıralım, süren davanın dayandığı yasaları tekrar düzenleyelim derseniz toplumun gözünde güvenirliğinizi yitirirsiniz. Davanın 6 ay süreceği söyleniyor. Bu zaman zarfında toplumun bütün kesimlerinin katılabileceği bir mekanizma oluşturarak yeni bir Anayasa hazırlamaya başlarım. Topluma başta şunu söylerim, “dava neticelendikten sonra yeni Anayasa’yı meclise getireceğim”. Herkes o zaman, “hükümet kendisine güveniyor. Hukuk devletine ve üstünlüğüne inanıyor” der. Partiyi kurtarmak için birkaç maddenin değiştirilmesi başka davaların açılmasını engelleyemez. AKP, laikliğe karşı olmadığını topluma inandırmak zorunda.


1997 yılında Cumhurbaşkanı Demirel ile Macaristan’a gitmiştik. Macaristan’da yapılan yeni seçimler sonucunda yüzde 51 oyla Komünist parti tek başına iktidar olma gücünü kazanmıştı. Buna rağmen yüzde 17 buçukluk oy alan bir liberal parti ile koalisyon kurmuşlar. Başbakan’a neden tek başınıza hükümet kurabilecekken koalisyona gittiniz diye sorduğumda, “Macaristan’ı değiştirmek istiyoruz. Yeni bir Macaristan yaratmak istiyoruz. Yüzde 51 alan partinin başkanı olarak yüzde 49’a gelin birlikte bir hükümet kurarak Anayasayı yapalım dedim” cevabını verdi. Sonunda bu Anayasa’yı yaparak AB’ye girdiler. Türkiye’de aynı şekilde Anayasa değişikliğine girebilir. Meclis Başkanı Sayın Toptan, “Toplumun bütün kesimlerini temsil edecek yeni bir meclis oluşturalım ve bu meclis yeni Anayasa’yı oluştursun” önerisinde bulunmuştu. Sivil Anayasa ancak bu şekilde gerçekleşebilir. Anayasalar darbeler veya parlamento içerisindeki çoğunluklar eli ile yapılmasından vazgeçilmelidir.


Yeni Anayasa ile birlikte Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası değişmelidir. Demokrasinin önündeki en büyük engel yüzde 10 barajıdır.


Gelişmemiş demokraside siyasetçi “şamar oğlanı”na dönüyor. Tokat atanlar ve yiyenler arasındaki tepişmede asıl ezilen ise halk oluyor.

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler