18 Ekim 2017 Çarşamba
  • Altın151,481
  • BIST106.991
  • Dolar3,6762
  • Euro4,3196
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8356
  • İstanbul16 °C
  • Ankara5 °C
  • İzmir17 °C
  • Konya10 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır11 °C
  • Bursa13 °C
  • Kayseri4 °C
  • Kocaeli5 °C
  • Şanlıurfa14 °C
  • Gaziantep13 °C
  • İçel20 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'Çankaya son kale'sözü bir savaş jargonudur
'Çankaya son kale'sözü bir savaş jargonudur
'Çankaya son kale'sözü bir savaş jargonudur
22 Mayıs 2008 / 17:21 Güncelleme: 22 Mayıs 2008 / 00:00

Gündeme dair analizleriyle olaylara farklı bir bakış açısı getiren Gazeteci-Yazar Alper Tan'dan çarpıcı bir analiz.


ŞİMDİ DE YARGI DİKTASI. HADİ BAKALIM.


Türkiye’de son yıllarda hız kazanmış olan mücadele, Türkiye’nin laikliğini, bozma veya koruma mücadelesi değil; devlet iktidarının kim tarafından kullanılacağı mücadelesidir. Burada temelde iki tarafın çetin bir bilek güreşi yaşanıyor. Bir tarafta halka rağmen, halk adına savaşan, dış destekli statüko yoldaşları, diğer tarafta da gerçek manada milli iradenin devlet iktidarına hakim olması için mücadele eden gerçek Türkiye taraftarları.


PKK terörünün tırmandırılmasından, cumhurbaşkanlığı tartışmalarından, 367 kararına, 27 Nisan sanal bildirisinden, siyasi cinayetlere, Ergenekon meselesine, kapatma davasından, başörtüsü özgürlüğü çabalarının engellenmesine ve diğer antidemokratik çıkışlara kadar genişletebileceğimiz hadiseler, sözünü ettiğimiz derin mücadelenin dışa yansımasıdır.


Bir tornacının oğlunun cumhurbaşkanı olmasını kabullenemediler


Yaşanan savaş, devlet iktidarının kim tarafından kullanılacağı savaşıdır. Bunun bir savaş olduğunu statüko savunucuları söylediler. “Çankaya son kale” sözü bir savaş jargonudur. Statükocular bu ruh hali içindeler. Savaş atmosferi içinde de kanunlar, kurallar, hassasiyetler, bunlar açısından bir anlam ifade etmiyor. Eskiden takiyye ile daha usturuplu yaptıklarını şimdi takiyyesiz, ivazsız, gizlemeden, açıkça yapıyorlar. Herkes eteklerindeki taşları dökmeye ve elindeki son barutu kullanmaya başladı. Yasakçı ve millet karşıtı statüko “var olma” savaşı veriyor. Makamların, kurumların, devlet iktidarının, millete teslim ediliyor ve edilecek olmasını sindiremiyor.


Statüko, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilecek olmasını hala sindiremedi. Başörtü yasağının kalkacak olmasını kabullenemiyor. Millet iradesini yansıtacak, kurumların makamların millet namına istismarına sınır koyacak, oligarşik saltanatı bitirecek, iktidarı ayrıcalıklı azınlığın elinden alacak bir anayasanın devreye girmesini istemiyorlar. Bir Anadolu çocuğunun Merkez Bankası Başkanı veya hazine müsteşarı olmasını hazmedemedikleri gibi, statükoya rağmen bir tornacının oğlunun cumhurbaşkanı olmasını da kabullenemediler. Anadolu sermayesinin büyümesi de bunları rahatsız ediyor. Devleti ve toplumu etkileyen manivelaların bir bir ellerinden kaymasından dolayı çıldırmış vaziyetteler. Bu da onları, var olma-yok olma arasındaki ruh haline itiyor. Arka arkaya yazdıkları senaryolar, ellerinde kalıyor, kurdukları tuzaklar, ayaklarına dolaşıyor.


ABD’li dostları ile hain planlar hazırlayanlar, deşifre oldular


Genelkurmay başkanlığına geldiği sıralarda Büyükanıt’tan “kodu mu oturtmasını” beleyenler, bu beklentileri açısından hayal kırıklığı yaşadılar. Büyükanıt da selefi Hilmi Özkök gibi demokrasiye, millet iradesine saygıyı tercih etti. Ordu ile milleti, ordu ile hükümeti karşı karşıya getirmek için kurulan tezgahlar ayaklarına dolaştı. ABD’li dostları ile hain planlar hazırlayanlar, deşifre oldular.


Şimdi partileri kapatarak milleti kapatmak istiyorlar. Milleti tekrar sindirmek, yasaklardan beslenen baskı ve korku saltanatını sürdürmek istiyorlar. Yine bir psikolojik harekat yürütüyorlar. Yıkılmadık ayaktayız mesajı vermeye çalışıyorlar. Ancak şunu açıkça ifade edelim; bu pervasız ve ölçüsüz tavırları, artık tükenme noktasında olduklarını gösteriyor. Ancak çıkardıkları ve çıkaracakları kuru gürültü ve şişirdikleri-şişirecekleri balonlarla güçlüyüz görüntüsü vermek istiyorlar.


Dolmabahçe balonu suratlarına patladı. Durmuyorlar. Başka yollar deniyorlar-deneyecekler. Şimdi sırada üniversiteler arası kurulun işgüzarlığı var. Millet ve demokrasi karşıtları, çok cesur ve pervasız. Vahim olan bunları tasvip etmeyenlerin sessiz, tepkisiz, iradesiz, cesaretsiz, korkak, ürkek ve ödlek olmaları. Vahim olan demokrasinin vazgeçilmezi olan siyasi partilerin antidemokratik çıkışlara destek çıkarak statükoya yaranma gayretleri. Vahim olan kendisine sivil toplum süsü verenlerin sivil olamayışları. Vahim olan Ak Parti’nin, milletin yüreğine su serpecek derecede bir çıkış gösteremiyor olması. Bakanlar ve milletvekillerinin, halkın verdiği desteğin içini tam doldurulamıyor olması. Vahim olan, milletin bu kadar desteğini alanların milletin beklediği yürekliliği gösteremiyor olmaları. Vahim olan, milleti temsil etmesi gerekenlerin kişisel hesaplar yapmaya başlamış olmaları.


Şimdi hep beraber şunları takip etmemiz gerekiyor


Hükümet, Yargıtay bildirisinden sonra yaptığı cesur açıklamadaki ifadenin içini doldurabilecek mi? Yargıtay’ın demokrasi karşıtı bildirisine esas duruşta destek veren CHP, MHP ve DSP, bu tavırlarının hesabını halka nasıl verecekler? Siyasi partilerimiz, Ak Parti’ye açılan kapatma davasında, Ak Parti’yi savunmakla, demokrasiyi savunmak arasındaki ince farkı öğrenebilecekler mi?


Yargıtay adına bildiri yayınlayanlar, başkalarını “yargıyı etkilemekle” suçlarken bizzat yargıya yön gösteren açıklamalarını bilmeden mi yapıyorlar? Yüksek yargı kurumları millet adına karar verdiğini zannederken milletin ne düşündüğüne de itibar edecek mi? Buralarda bulunurken milletin sesine kulağını kapatanlar, bulundukları yerden yarın indiklerinde, halkın içine çıkabilecekler mi, milletin yüzüne bakabilecekler mi?


Yargıtay’ın açıklamasının, Anayasa Mahkemesi raportörünün, başörtüsü davasının reddi yönünde raporundan sonra gelmesi bir anlam taşımıyor mu? Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’in “Kapatma davasında çıkacak karar, demokrasi ve laikliği güçlendirecek. Bu bir temenni değil.” Sözlerinin hemen ardından Yargıtay’ın CHP bildirisinden farksız bir bildiri yayınlaması, tarafsız bir kurumun açıklaması olabilir mi? Yüksek yargının sorunu, bağımsızlık sorunu mu, tarafsızlık sorunumu? Tarafsız olmayan bir mahkemeye bu millet ne kadar güvenebilir? Tarafsız olamayan bir mahkeme, bağımlı olsa ne yazar bağımsız olsa ne yazar? Eski Adalet Bakanı Mehmet Moğultay’ın ideolojik zihniyetini taşıyanlardan demokratik bir tavır beklemek ne kadar gerçekçi olur?


TOBB, Türk-iş, Hak-iş, TESK, DİSK, TİSK, Kamu-sen, Memur-sen gibi meslek kuruluşları, TÜSİAD ve kendisini sivil sayan kuruluşlar bu anti demokratik ve millet iradesini hedef alan pervasızlıklar karşısında, tavırsızlıktan medet bekleyen bir tutum mu izleyecekler yoksa statüko veya değişim arasındaki tercihi cesurca yapabilecekler mi?


Şimdi cesur olma zamanıdır


Unutmayalım ki, bütün bu dumanlı ve karamsar havanın dolaylı ve hayırlı sonuçları da olacak. Şimdi aslında ülkenin geleceğinin görünmesi bakımından mükemmel bir imtihan süreci yaşıyoruz. Geleceğin liderleri de gelecekte, utançla anılacak olanlar da kendilerini gösterecekler. Geleceğin cesur mimarları da, gölgesinden korkan tatlı su demokratları da bu ortamdan çıkacaklar. Kısacası demokrasiyi savunanlar, demokrasi ve millet düşmanları kadar cesur olabilecekler mi, olamayacaklar mı?


Bütün bunları uzun olmayan bir zaman içinde görecek ve öğreneceğiz. Halkımız emin olsun ki yaşananlar, yasakçı zihniyetin can havliyle verdiği umutsuz provakasyonlardır. Umutsuzluk ve karamsarlık, sadece korku tacirlerinin işine yarar. Şimdi cesur olma zamanıdır. “Ben liderim” diyenler veya lider olacaklar için de, gerekirse bedel ödeme kahramanlığını gösterme zamanıdır.


Türk milleti bunları ibretle ve dikkatle takip etmeli.

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler