YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Bölgedeki sınırları yok sayan siyaset yapılmalı"
"Bölgedeki sınırları yok sayan siyaset yapılmalı"
"Bölgedeki sınırları yok sayan siyaset yapılmalı"
09 Mayıs 2008 / 16:02 Güncelleme: 09 Mayıs 2008 / 00:00

Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra Ortadoğu’daki istikrarsızlık büyüyerek diğer ülkeleri de sarıyor. Amerika’nın tehditleri ile köşeye sıkışan Suriye yüzünü Türkiye’ye dönerek çıkış yolu arıyor. Lübnan’da Şii ve Sünniler arasındaki gerginlikler çatışmaya dönüşerek ülkde iç savaş tehlikesi baş gösteriyor. Nükleer tesisler kuran İran, abluka altına alınmaya çalışılıyor. Bütün bu kaosun içerisinde arabuluculuk ve çözüm için ön plana çıkan ülke ise Türkiye… Parti kapatma ve Ergenekon olaylarıyla içeriye kapatılan Türkiye dışarıdaki bu sıcak gelişmeleri ne kadar takip edebiliyor?


Kanal A’da canlı olarak yayınlanan, yapımcılığını ve sunuculuğunu Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un yaptığı dış politika programı “Sınır Ötesi”nde SETA Vakfı Genel Koordinatörü Dr. İbrahim Kalın, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Tür ve Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Veysel Ayhan Türkiye’nin Ortadoğu açılımını, Ortadoğu’daki Türk varlığını ve Ortadoğulu grupların Türkiye’ye bakışlarını değerlendirdiler.


 


GOLAN’A KARŞILIK HAMAS VE HİZBULLAH



  • İsrail, Golan karşılığında Suriye’den neler istiyor?

İbrahim Kalın: İsrail tarafından imha edildiği iddia edilen Suriye’deki nükleer tesisle ilgili haberin basına sızdırılmasıyla İsrail karşısında Suriye’nin elini zayıf duruma düşürmek ve dinamikleri İsrail lehine çevrilmek isteniyor.


İsrail’in 1967’de işgal ve 1981’de de ilhak ettiği Golan Tepeleri, İsrail’in kuzeydeki güvenliği için stratejik önem arz ediyor. İsrail bu bölge karşılığında Suriye’den HAMAS’ın faaliyetlerinin engellemesini ve Halid Meşal’i pasifize etmesini istiyor.


İSRAİL BİR ŞEY VERMEDEN ÇOK ŞEY ALMAK İSTİYOR



  • İsrail gerçekten bir barış istiyor mu?

Özlem Tür: İsrail kuruluşundan bu yana ‘caydırıcı güç’ olma iddiasına rağmen saldırı mahiyetindeki savaşlarla topraklarını genişletti. Bu yeni topraklar İsrail’e daha çok sınır ve stratejik derinlik verirken aynı zamanda egemenliği altındaki Arap nüfusunun da artmasıyla daha güç duruma düşürdü. İsrail teorik olarak ‘barış’ istiyor. İsrail diğer ülkelerle yaptığı anlaşmalarda bir şey vermeden çok şey almak istiyor. Mesela ‘Golan’ı Suriye’ye veririm’ diyor. Buna karşılık Şam’a kadar olan bölgeyi Suriye’den silahsızlandırmasını istiyor. Suriye de aynı istekte bulununca İsrail reddediyor. Tabi bu durumda uzlaşmanın olması pek mümkün görünmüyor.


HİZBULLAH, LÜBNAN TOPLMUNDA ÖNEMLİ BİR GÜÇ



  • Suriye ile İran’ın Hizbullah üzerindeki kontrolü ne ölçüde?

Özlem Tür: Hizbullah her ne kadar İran ve Suriye’den destek alsa da son zamanlarda bağımsız hareket etmeye başladı. Hizbullah’ın Lübnan toplumu içinde önemli bir gücü var. 1992’de beri Hizbullah siyasetin içinde seçimlere katılıyor. Suriye’nin desteğini kesmesi durumunda Hizbullah’ın tamamen ortadan kalkması mümkün değil.


ORTADOĞU’DAKİ TEK KAYAK MERKEZİ GOLAN TEPELERİNDE



  • Golan Tepeleri, İsrail için önemi nedir?

Veysel Ayhan: Golan Tepeleri, İsrail için şu açılardan vazgeçilmez: İsrail’in kuzeyinin güvenliği için askerî stratejik bir öneme sahip. Bölge zengin su kaynakları barındırıyor.


1492 yılında İspanya’dan kaçan Yahudilerin ilk bu topraklara yerleşmesinden ötürü dinî jeokültürel bir derinliğe sahip. Ortadoğu’daki tek kayak merkezi bu bölgede.


İSRAİL, HATAY MODELİ İLE TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİNİ BOZMAK İSTİYOR



  • İsrail, Golan sorunun çözümü için neden Hatay modelini gündeme getirdi?

Ayhan: Golan’daki yerleşim birimleri Golan Konseyi olarak yapılandılar. Buradaki yerleşimciler, İsrail Büyükelçisi ve Türk Büyükelçisine gönderdikleri mektupta “Golan sorunun başarılı Hatay modeli örnek alınarak çözülmesini istediklerini” söylediler. İşgal edilmiş bu topraklara yerleşen Yahudi yerleşimcilerin, Birleşmiş Milletler ilkelerine göre bir hak iddia etmeleri mümkün değil. Hatay modelini gündeme getirerek bir nevi hukuksal bir meşruluk kazanmak istiyorlar. Ama Hatay işgal edilmemişti. Daha önce Osmanlı’nın egemenliği altında, misaki milli sınırlarının doğal bir uzantısı olan bir şehirdi. Bu modeli gündeme getiren İsrail, Hatay sorununu tekrardan Arap dünyasının gündemini getirmeye çalışarak birbirine yakınlaşan Türkiye-Suriye ilişkilerini bozmayı amaçlıyor.


TÜRKİYE’NİN BARIŞI ŞAM, TAHRAN VE BAĞDAT’TAN BAŞLAR



  • Türkiye bu süreçte başarılı bir arabuluculuk gerçekleştirebilecek mi?

Kalın: Türkiye gittikçe bölgesel bir güç haline geliyor. Ortadoğu’daki istikrarsızlık Türkiye’yi de etkiliyor. Türkiye’nin Ortadoğu’da aktif rol alması AB vizyonunu kaybettiği anlamına gelmez. Bilakis bu durum AB nezdinde Türkiye’nin vazgeçilmezliğini daha da arttırıyor. AB ülkelerin çoğu zaten Ortadoğu’daki sürecin içinde. Türkiye bölgesel derinliğini arttırdığı oranda bu sorunların çözümünü kolaylaştıracak. Bush’un ‘ya hep ya hiç’ siyaseti uluslar arası sorunları içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Bir bağlamda müttefikiniz olan bir ülke, diğer bağlamda muhalifiniz olabiliyor. Bu durumda siyah beyaz siyasetten ziyade gri zemin üzerinde esnek siyaset izlenmesi sorunların çözümünde daha sağlıklı adımların atılmasına imkân veriyor. ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ demek dış siyasette hiçbir şey yapmamak anlamına gelmemeli. Türkiye’nin barışı Şam’da, Tahran’da ve Bağdat’taki barıştan başlar. Buralardaki herhangi bir istikrarsızlık Türkiye’yi de etkiler.


SAVAŞIN EŞİĞİNDEN DÖNEN TÜRKİYE VE SURİYE ARTIK ET VE TIRNAK GİBİ.



  • Türkiye-Suriye arasındaki iyi ilişkiler konjonktürel mi yoksa kalıcı mı?

Tür: İki ülke savaşın eşiğinde iken 10 sene içinde iyi ilişkilerden yana müthiş bir ilerleme gösterdi. Beşir Esad’ın 2000’de yönetimin başına gelmesiyle Suriye’de yeni stratejik kararlar alındı. Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra köşeye sıkışan Suriye’nin Türkiye’ye dönerek ortak tehditlere karşı (Amerika ve PKK) birlikte hareket etmesiyle iki ülke arasındaki ilişkiler düzelmeye başladı. Türkiye ve Suriye artık et ve tırnak gibi..


MİLLİYETÇİLİK SONRASI ARAP DÜNYASI OSMANLI İDEALİNE YÖNELDİ



  • Arap dünyasında neden son günlerde Osmanlı hayranlığı dillendirilir oldu?

Kalın: Milliyetçilik sonrası Arap dünyası yeni bir arayış içerisinde. Küreselleşmeye karşı direnç noktaları oluşturabilmeniz için bölgesel dayanak noktaları geliştirebilmeniz lazım. İşte burada Suriye gibi ülkelerde Osmanlı tekrardan hayranlıkla yâd ediliyor.


LÜBNAN’DAKİ İÇ DENGELERİN MERKEZİNDE SURİYE VAR



  • Lübnan, Ortadoğu’daki gelişmelerin neresinde duruyor?

Ayhan: Lübnan’da yasal olarak tanınan 18 gurup var. Bunlar parlamentoda temsil ediliyor. Lübnan siyasal sistemi tamamen mezhepçilik üzerine kurulu. Devletin çeşitli kurumlarında temsil edilmeniz bağlı olduğunuz gurubun kotasına göre belirleniyor. Lübnan’ın bağımsızlığından sonra iki karar alındı. Marunîler hiçbir şekilde Lübnan’ı Hıristiyan bir devlet yapmayacaklardı. Sünni liderler ise Lübnan ile Suriye’yi birleştirmeyeceklerdi. İşte bu Sünni ve Marunî ittifakı ile bağımsız Lübnan devleti oluşturuldu. 1958’de bu yapılanma kriz düştü. Filistin sorunu ile birlikte bu kriz 1970’lerde daha da derinleşti. 1989’daki Taif Anlaşmasına kadar bu sorunlar devam etti. 1990’da Suriye’nin I. Körfez Savaşı’nda Amerika’yla işbirliği yapmasının sonucunda Marunîler bir şekilde yalnızlaştırıldı. Böylece Suriye’nin bölgeye egemen olması sağlandı. 2000 yılında İsrail’in işgal ettiği Lübnan’ın güneyini terk etmesi ile birlikte Suriye askerlerinin de bölgeden çekilmesi öngörülüyordu. Ayrıca Lübnan’da bulunan bütün silahlı gurupların silahsızlandırılması düşünülüyordu. Fakat bunlar gerçekleşmedi. İsrail’in geri çekilmesinden sonra Marunî Kilisesi bir bildiri yayınlayarak Taif Anlaşması gereğince Suriye askerlerinin de geri çekilmesini istedi. 2 Eylül 2004 tarihinde alınan 1559 sayılı karar ile açıkça Suriye rejiminin tüm askerlerinin çekilmesi ve tüm gurupların silahsızlanması isteniyor. Bu karardan bir gün sonra (Suriye yanlısı) Lübnan cumhurbaşkanının görev süresi yapılan Anayasa değişikliğinden sonra 3 yıl uzatılıyor. Hariri buna tepki göstererek istifa ediyor. 14 Şubat 2005’te Hariri’nin öldürülmesinden sonra Lübnan’daki Sünniler tavır değiştirerek Suriye askerlerinin ülkeyi terk etmesini istiyorlar. Lübnan’da Marunîler, Dürzîler ve Sünnilerden oluşan blok Suriye karşıtı; Şiller ise blok olarak Suriye taraftarı siyaset yapıyorlar. Suriye karşıtı gurup 2006 İsrail savaşından önce Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını istemişti.


LÜBNAN’DA SOYADINIZA GÖRE ŞİDDET GÖREYORSUNUZ



  • Bu iki gurup arasında bir çatışma söz konusu olabilir mi?

Ayhan: Zaten çatışma yaşanıyor. En son bu Ocak ayının başında ciddi bir çatışma yaşandı. Dün ve bugün bir çatışma yaşandı. Lübnan’da taşıdığınız soyadına göre hangi guruba bağlı olduğunuz bilinebiliyor. Böylece ayırımcı bir şiddete tabi olabiliyorsunuz.


LÜBNAN İÇ SAVAŞA DOĞRU GİDİYOR



  • Lübnan’da yeniden bir iç savaş yaşanır mı?

Ayhan: Gözlemlerimiz Lübnan’da iç savaşa doğru gidildiği gösteriyor. Bölgesel ve küresel güçler, çok farklı etnik ve dini guruplara sahip olan Lübnan’da kendi siyasetlerine çok rahat taraftar bulabiliyorlar. Bu durum ise büyük ülkelerin guruplar aracılığıyla Lübnan’da hesaplaşmasına imkân veriyor. 1975 yılındaki iç çatışmada Hıristiyan-Müslüman çatışması vardı. Ama bugünkü çatışma Sünni-Şii çatışması şeklinde oluyor. Dürzîler, Sünnilerin yanında çatışmalara katılırken, Marunîler ise iki bölünerek Suriye taraftarı ve Lübnan hükümeti yandaşı olarak çatışmaların dışında kalabiliyor.


ORTADOĞU’DA BARIŞIN YOLU SURİYE VE İRAN İLE ANLAŞMAKTAN GEÇİYOR



  • Ankara-Şam-Tahran hattındaki gelişmeler bölgeyi nasıl etkiler?

Kalın: Amerika’nın müttefiki olan Türkiye, Amerika’nın düşmanı olan Suriye ve İran ile ilişkide olduğu enteresan bir tablo var kaşımızda. Bölgede istikrar ve güven inşa edilmesinin yolu Suriye ve İran’la anlaşmaktan geçiyor. Burada iki önemli konu var. Kürt sorunun bölgesel yönü. Bu üç ülke de Kürt nüfusuna sahip. Kürt devletinin kurulmasına karşı da konsensüs içerisindeler. İkinci olarak Irak’ta iç dengelerin belirlenmesinde bu üç ülkenin çok önemli rolleri var.


Irak’ta istikrarı sağlamanın yollarından biri Basçıları kontrol altına almaktan geçiyor. Bunu yapabilecek bir adres var o da Şam. Şiileri kontrol altında tutmak için de İran’ın devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 1 Mart tezkeresi ile Amerika’ya hayır demesi Irak ve Arap aleminde büyük bir teveccüh ile karşılandı. Türkiye’nin bu duruşu İran, Suriye ve Irak’taki farklı guruplarla ilişkiye girmesinde kolaylıklar ve avantajlar sağladı.


BÖLGEDEKİ SINIRLARI YOK SAYAN SİYASET YAPMALI



  • Bölge bir federasyon veya konfederasyona gidebilir mi?

Kalın: Türkiye’de, Suriye ile bir konfederasyon kuralım diyenler var. Erbil’de kuralım diyenler var. Önemli olan resmi sınırların değişmesi değil. Bölgede sınırlar yokmuşçasına bir bütün olarak tasavvur edebilmek önemli.



  • Lübnan ve Suriye’deki gurupların Türkiye’den beklentileri nelerdir?

Ayhan: Lübnan’da Suriye karşıtı guruplarla yaptığımız görüşmelerde Türkiye’den Suriye’nin Lübnan olan ilişkilerinde daha tavizkâr bir siyaset izlemesini sağlamalarını istediler. Şii guruplar ise Türkiye’nin İran ve Suriye ile geliştirdiği iyi ilişkiler ve Lübnan’ın güneyine konuşlandırılmış olan Türk askerinin halk nezdindeki olumlu imajı nedeniyle ülkemizden övgü ile bahsediyorlar.


DIŞ POLİTİKA SADECE HÜKÜMETLER ARACILIĞIYLA YAPILMAMALI



  • Dış politika açısından bakıldığında Ortadoğu’daki Türk varlığından ne kadar haberdarız?

Ayhan: Lübnan’ın kuzeyinde ve Golan’da Türkler var. Bunların varlığından pek haberdar değiliz. Dış politika artık sadece hükümetler aracılığıyla yapılmamalı. Sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve aydınlar aracılığıyla da buradaki soydaşlarımıza ulaşarak lobi oluşturabiliriz.



  • Bölgeye dair nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz?

Tür: Türkiye eskiye kıyasla ABD’den daha bağımsız hareket etmesine rağmen ABD’nin onaylamadığı bir siyaseti yürütebilmesi pek mümkün görünmüyor.


KANALAHABER.COM

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler