YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Başka yol mu var?
Kanalahaber.com yazarı Selahattin Serçe terörün sonlandırılmasına yönelik yapılan çalışmaları değerlendiren önemli bir yazı kaleme aldı. İşte Serçe'nin o yazısı:
Başka yol mu var?
27 Mart 2013 / 13:59 Güncelleme: 27 Mart 2013 / 14:01

Türkiye tarih yazıyor.

Terörü bitirerek büyük bir barış projesini hayata geçirmeye çalışan Türkiye, binlerce yıllık geçmişine yakışır bir şekilde, bir kez daha tarihin nesnesi değil öznesi olduğunu ispatlıyor.

Bazı aklıevvel muhalefet çevreleri ise kimi açıktan kimi dolaylı tavırlarla tarihi barış projesine direniyor, hatta çözüm sürecini akim bırakmaya çalışıyor.

Sağlı sollu odaklarda görülen çözüm karşıtları, ibretlik beyanlar ve tavırlarla, toplumun geçmiş suni korkularını yeniden depreştirmek için ellerinden geleni yapıyor.

Aslında çözüm sürecine yönelik muhalefeti iki ana kategoriye ayırabiliriz. Böylesine kapsamlı, çok boyutlu zorlu bir süreç karşısında bazı zihinlerde beliren kaygıları anlamak mümkün. Onbinlerce insanımızın ölümüne neden olmuş, evveliyatı yüz yıla dayanan, 30 yıldır da terörle can yakan bir sorunun çözümüyle ilgili adımlar atılırken, gerçekten endişelenenler elbette var. Ama onların büyük bölümü de (endişelerine rağmen) sürecin gerçek ve kalıcı bir çözüm getirmesini istiyor. Bunun için de ihtiyatlı bir bekleyiş içindeler. Süreçte ciddi yol kazaları olmadıkça bu grupta yer alanlar zaman içinde terörden arınmış büyük Türkiye’nin yolculuğuna gecikmeli de olsa katılacaklardır.

Asıl sorun, onların kaygılarını da istismar ederek, ne pahasına olursa olsun adına “çözüm süreci” denilen “büyük barış projesi”ni sonuçsuz bırakmak isteyenler.

Onların tek isteği ise, idealleriyle, hedefleriyle, ekonomik, sosyal, siyasi potansiyeliyle bölgesine sığmayana Türkiye’yi yeniden Ergenekon’a hapsetmek. Çünkü eski Türkiye’nin artık hiçbir gerçekliği kalmamış paradigmasına göre pozisyon almaktan öte hiçbir yetenek taşımayan bu statükocu çevreler, sürecin başarısının kendileri için bir yok oluş anlamına geldiğini biliyorlar.

Aralarında bazı muhalefet partilerinin de bulunduğu bu gruplar, tavırlarının reel bir karşılığı olmadığını bildikleri halde, yıllardır kuşatması altında oldukları iç ve dış dinamiklerin tahakkümünden bir türlü kurtulamıyorlar. Çünkü derin bir ortaklıkları söz konusu. Devletin yalnız doğrusuna değil, yanlışlarına da ortak olup canla başla savunanların, nedamet getirmeksizin, pişmanlık göstermeksizin toplumun temiz ideallerine iştirak etmeleri de zaten beklenemezdi. Buna rağmen aslında önlerine fırsatlar gelmişti. Ama asırlık süreçte kirlenmişliklerinin de gözler önüne serilip sorgulanmasından korktukları için statükonun bağırlarına çaktığı paslı çivileri sökmeye cesaret edemediler. “Yeni Türkiye”nin ufkuna göre kendilerini yeniden yapılandırma trenini Ergenekon Davaları, 12 Eylül referandumu gibi tarihi dönemeçlerde defalarca kaçırdılar. Şimdi umutsuzca da olsa dönüşü mümkün olmayan bir yolculuğu durdurma, geri döndürme hayalleri görüyorlar.

Ama beyhude. Hoşlarına gitmeyecek gerçeği söyleyelim: Türkiye’yi durduramayacaksınız.

Oyalayabilirsiniz, geciktirebilirsiniz, maliyeti artırabiliriniz, belki kısmen yavaşlatabilirsiniz. Ama durduramazsınız. Yakın tarihte yaşadığımız tüm darbeler, ara dönemler, baskılar, zulümler, antidemokratik yasaklar, akıl dışı uygulamalar da zaten sadece bunu yapmıştır. O maliyetin içinde kaybettiğimiz on binlerce insanımız, çarçur olmuş milli servetimiz, heba olmuş yıllarımız var. Ama görüldüğü gibi asırlık derin uykudan uyanan Türkiye, bölgesini hatta dünyayı değiştirebilecek potansiyelinden çok şey yitirmiş değil.

Akıl dışılığın, sosyolojiye, topluma aykırı olanın ömrü daima sınırlıdır. Uzun ömürlü, hatta sonsuz hayata sahip olan ise sadece makul olan, vicdani olan, insani olandır.

Bugün Türkiye makulü, vicdani olanı, insani olanı, sosyolojinin doğasına uygun olanı yapıyor.

Mümkün değil ama varsayalım ki gizli ve açık organizasyonlarınızla akıl dışılıklarınızı dayattınız, terörü bitirmeye yönelik çözüm sürecini de sonuçsuz bıraktınız; Türkiye eskiye dönecek ve öylece kalacak mı zannediyorsunuz! Üç gün, beş gün veya üç yıl, beş yıl, olmadı 30 yıl sonra çözüm için yürünecek yol yine aynı yoldur.

Aklınızı başınıza devşirme zamanı hala gelmedi mi?

Rüzgara karşı tükürdüğünüzde, tükürüğünüzün dönüp kendi yüzünüze yapıştığını öğrenmek için kaç kez tecrübe etmeniz gerekiyor?

Çözüme mi karşısınız, çözümü Ak Parti’nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın getiriyor olmasını mı içinize sindiremiyorsunuz?

Milletin sizin gibi kendisini düşman belleyenler yerine kendisine hor bakmayanlara itibar etmesi neden zorunuza gidiyor? Kaç kez sırtından, bağrından, sağından, solundan hançerlediğiniz halde sizin peşinizden koşmalarını mı bekliyorsunuz?

Geçmişte bu ülkenin yararına atılan her adımda olduğu gibi, bugün de terörü bitirme konusunda yürütülen çözüm sürecine, samimiyetsiz, maksatlı, hilekar bir muhalefet izliyorsunuz.

Sizin çok saygın bilim adamı saydığınız bir profesörün (Yalçın Küçük) geçmişte akıl hocalığını yaptığı terörist Abdullah Öcalan’la görüşülmesine mi karşısınız?

Çıkıp diyebilirdiniz ki, “sorunun çözümü için Öcalan ya da terör örgütünü muhatap almayın. Kürt halkına yönelik tanınacak haklar, atılacak adımlar varsa, doğrudan halkı muhatap alıp bu adımları birlikte atalım. Böyle bir atmosferde örgüt zaten terör yapamaz hale gelecektir.”

Bunu yapsanız belki de gerçekten çözüm daha sükunetle hayata geçecekti. Ama geçmişten beri dikilen her ağacı baltalama geleneğinizi yine bozmadınız.

Demokratik açılım başlatan hükümet bu konularda ileri adımlar atarken, siz aksine köstek olmaya çalışmadınız mı?

Hükümete randevu vermeyen siz değil misiniz?

Bir halkın diliyle bir başka halkı korkutup, “Kürtler de sizin gibi ana dilini konuşursa, ana dilinde eğitim alırsa ülke bölünür” diyen siz değil misiniz?

PKK silah bırakırken mide bulandırması için sahaya sürülen terör örgütü DHKP-C’ye sahip çıkan siz değil misiniz?

PKK dahil bir çok terör örgütünü başımıza musallat eden gladyoyu, Ergenekon’u kurtarmaya çalışan siz değil misiniz?

İçte, dışta hangi karanlık köşe başlarında kimlerin, “eyvah, silahlar susacak; Kürt ve Türk çocuklarına artık birbirini öldürtemeyeceğiz. İçte ve dışta Türkiye’nin elini kolunu neyle bağlayacağız?” diye hayıflandığını artık biliyoruz.

Artık bu ülkenin insanlarına, kendi kanını içirtemeyeceksiniz.

Size inat, tuzaklarınızda yollarını şaşırıp dağa düşmüş Kürt çocukları da artık yuvalarına dönecek.

Şu an sınır dışına çekilme süreci yaşanırken de, suça bulaşmamış olanların sınır dışına gitmek yerine evlerine dönmelerinde hiçbir engel yok. Zaten bu çekilme süreci, dolaylı olarak eve dönüş sürecidir.

Aynı şekilde, üçüncü ülkeye gidecek olanlardan da elbette zamanla kendi ülkesine dönecek olanlar olacak.

Sizin sahte hürriyet aldatmacasıyla, küçük bir Kürdistan’da yokluğa mahkum ederek bir taşla vurulacak ikinci kuş gözüyle baktığınız Kürt halkı da bugünkü sınırlarını dahi genişletecek bir Türkiye’de, her türlü hak ve hürriyetlere sahip olarak refah içinde yaşayacak.

Sizin daracık Kürdistan için vaat ettiklerinizin on katını, Edirne’den Erbil’e, Halep’ten İzmir’e büyük bir coğrafyada bulacak.

Türküyle, Kürdüyle ülkemizi demokratikleştirecek, büyütecek, güçlendirecek ve bölgenin hatta dünyanın lideri yapacağız.

Bu bir ham hayal değil.

Çok yol aldık.

Alıyoruz.

Alacağız.

 

Selahattin Serçe

27 Mart 2013

BÖYLE YAZARA CAN KURBAN !
 // BATUHAN
Sn.SERÇE Allah (cc) sen ve senin gibiler den razı olsun.Teşekkür etmekten başka bir şey bulamadım.Basiretine ve imanına hayranım....
27 Mart 2013 Çarşamba 15:13
MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler