YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Bağıra çağıra Türk Birliği kurulamaz; strateji la
"Bağıra çağıra Türk Birliği kurulamaz; strateji la
"Bağıra çağıra Türk Birliği kurulamaz; strateji la
21 Mayıs 2008 / 14:02 Güncelleme: 21 Mayıs 2008 / 00:00

Türkiye’nin son dönemde Türk dünyasına dönük olan ilgisi, gerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gerekse de Başbakan Erdoğan’ın eylem ve söylemlerinde ağırlık kazanmaya başlamış durumda. Neredeyse son yedi yıldır ihmal edilen ve Türk dış politikasının ücra köşelerinden birini oluşturmaya başlayan bu bölgeye dönük ani ve yoğun ilgi, açıkçası başta Washington ve Moskova olmak üzere, ilgili birçok başkentin dikkatini fazlasıyla çekmeye başladı. Dikkati çekmekten öte bir merak ve endişe halinin bu başkentlerde hâkim olduğunu söylemek daha yerinde olacak.


Kanal a izleyecilerinin yakından tanıdığı Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Mehmet Seyfettin Erol, Özal'ın hayali, Sezer'in oldukça ihmal ettiği tekrar yeşermeye başlayan Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerimizi konunun uzmanı olarak sizler için değerlendirdi.


Bu kapsamda “Türk Dünyası Sekretaryası” oluşturma çabaları olanca hızıyla devam ediyor. Başbakan Erdoğan’ın Ekim 2007’de Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleştirilen Türk Dünyası Kurultayı’nda böylesi bir sekretaryaya duyulan ihtiyacı belirtmesi ve bunun bir an önce kurulması yönünde yaptığı çağrıyla birlikte hayat kazanmaya başlayan sekretarya, gerçekleştirilebildiği takdirde Türk Dünyası Birliği yolunda önemli kilometre taşlarından birini oluşturacaktır. Diğer taraftan Ankara’nın bölgeye dönük yeni stratejisini, diğer bir ifadeyle yol haritasını oluşturma noktasında halen “beyin egzersizlerini” devam ettirdiğini ve bir takım yanlışlarda ısrar edildiğini de burada üzülerek belirtmek gerekiyor.


TÜRK DÜNYASI BİRLİĞİNDE YENİ BİR HEYECAN RÜZGARI


Turgut Özal sonrası, Süleyman Demirel’le birlikte bölge ile ilişkilerde başlayan “iniş trendi” ve bu bağlamda rafa kaldırılan “Türk Dünyası Birliği” projesinin tozlu raflardan tekrar gün ışığına çıkartıldığı ve yeni bir heyecan rüzgârının esmeye başladığı şu günlerde geçmişten ders alınmaması ve ilgili Türk devletleri ile halen sağlıklı bir iletişim ortamının kurulamamış olduğunun görülmesi, açıkçası moral bozucu. Bu kapsamda 20-22 Şubat 2008 tarihleri arasında Antalya’da TBMM Başkanı Köksal Toptan tarafından söz konusu projenin hayata geçirilmesi yönünde Türkçe Konuşan Ülkeler Parlamentolararası Konseyi toplantısı, açıkçası bir başarısızlık olarak tarihteki yerini şimdiden aldı. Nitekim söz konusu toplantıya Özbekistan ve Türkmenistan’ın katılmaması, bu başarısızlığın en somut göstergesidir. Diğer bir ifadeyle yeni dönemdeki Türk Birliği projesi daha başlangıç aşamasında yara almıştır.


ANKARA BÖLGE DEVLETLERİNİ DİKKATE ALMALI


Ankara’nın en büyük yanlışlığı, bölge devletlerini yeterince dikkate almaması olmuştur. Böyle bir projeye bölgedeki tüm başkentlerle bire bir görüşmeler yapmadan ve gerekli alt yapı çalışmalarını gerçekleştirmeden başlayan Türkiye, süreci adeta bir oldubittiye getirmek isteyen bir görüntü ortaya sunmuştur. Bu görüntüye daha önce “hayır” diyen bölgenin, bundan sonraki süreçte buna “evet” demesi, en azından mevcut şartlar altında zaten beklenemez.



Bu noktada Ankara’nın en büyük hatalarından birini, bu projeye Taşkentsiz başlaması olmuştur. Ankara-Taşkent arasındaki ilişkilerde, en azından siyasi bağlamda varlığını devam ettiren “soğukluğa” rağmen atılan bu adım, faydadan ziyade Türk Birliği sürecine sadece darbe vurur. Taşkent ile ilişkiler sağlıklı bir hale getirilmeden, diğer bir ifadeyle Özbekistan’a rağmen böyle bir projeyi gerçekleştirilebilmeyi düşünmek, büyük bir saflık olacaktır. Diğer taraftan, Türkmenistan’ın içinde bulunduğu şartlara, Türkmenbaşı döneminden kalan soğukluğa (her ne kadar 24-25 Mart 2008 tarihleri arasında Türkmen lider Berdimuhammedov’un Ankara ziyaretinde bunlar giderilmeye çalışılmış olsa bile) ve dış politikasındaki daimi tarafsızlık politikasına rağmen; içeriği ve hedefleri tam anlamıyla izah edilememiş olan bu projenin bu ülkeye dikte edilmesi ve katılımının beklenilmesi de, bir diğer ikinci hatayı oluşturmuştur.
Görüldüğü üzere Türkiye, bir kez daha aceleci davranmıştır.


BAĞIRA ÇAĞIRA TÜRK BİRLİĞİ KURULAMAZ


Türk Birliği elbette kurulmalıdır ve kurulacaktır da. Ama bu işin stratejisi bu şekilde olmamalıdır. Bağıra çağıra Türk Birliği kurulmaz. Dolayısıyla, mevcut stratejinin kendisi, bu projenin dış güçlere fırsat bırakmadan, kendi içinde sonunu getirmeye bire bir aday gözükmektedir.



Peki, nedir bu yanlışlıklar? Bu hataları bire bir ortaya koyduğumuzda karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:


1. Ankara’nın ilgili bölge başkentlerini dikkate almamaktaki ısrarı ve bu projeyi birkaç devletin görünürdeki desteğiyle gerçekleştirebileceği inancı;


2. Ankara’nın ilgili Türk devletlerinin en başta dış politikada olmak üzere temel hassasiyetlerini göz önünde bulundurmaması;


3. Diğer Türk devletlerini ortak alfabe ve dil konusunda tepeden inmeci bir tavırla ikna etmeye çalışması;


4. Türk Birliği konusunda temel bir proje, yol haritası oluşturmadan, bunla ilgili alt yapı çalışmalarını gerçekleştirmeden ortaya çıkması;


5. Bu projenin bir Ankara projesi olduğu konusunda yeterince inandırıcı olamaması ve bunla ilgili olarak da özel bir gayret göstermemesi;


6. Çok iddialı söylem ve projelerle başta bu devletleri ürkütmesi, diğer bir ifadeyle zamanlama hatasının sonucu olarak, gereğinden fazla iddia sahibi olunması;


7. Ve her şeyden önemlisi, bu tür projelerle ortaya çıkılırken Ankara içinde bir siyasi kriz yaşanması ve bunun sonucunda bir hükümet projesi olarak algılanan Türk Birliği’nin Türkiye’de bir siyasi birlik ve istikrar gerekliliğini bir kez daha ortaya koyması


RAHMETLİ ÖZAL'DAN BERİ TÜRK BİRLİĞİ HEP LAFTA KALIYOR


Durum böyle olunca, rahmetli Özal’dan bu yana Türk Dünyası Birliği hep lafta kalıyor. Oysa Türkiye’nin daha rasyonel bir politika izlemesi ve buna uygun adımlar atması gerekiyor. Bu bağlamda ikili işbirliği stratejisi her nedense hep ihmal ediliyor. Bölge devletleriyle bire bir güçlü ilişkiler tesis edilmeden, bir anda hepsini içine alan bir işbirliği stratejisi güdülmeye çalışılıyor. Oysa Türkiye’nin başlangıç itibarıyla bu bölgede çekirdek ilişkiler, diğer bir ifadeyle lokomotif ilişkilerin önünü açması gerekiyor. Sonuçta Türkiye’nin kapasitesi, bir diğer ifadeyle sınırlılıkları belli. Bunun büyük bir projeyi yürütemeyeceği gerçeğinin artık kabul edilmesi gerekiyor. Diğer taraftan, Türkiye’nin bölge ile iktisadi ve ticari alanda ilişkilerini geliştirmesi, güçlendirmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkacak etkileşim ve güçlü iletişim ile bir takım sonuçları elde edebileceğini de artık görmesi gerekiyor. Bunun için de özel sektörü bölgeye dönük yatırımlar konusunda teşvik etmesi, desteklemesi gerekiyor. Bu konuda Türkiye’nin Çin’e bakması yeterli. Çin, bölgeye silahlı kuvvetleriyle değil, sermayesiyle, teknolojisiyle, verdiği ucuz kredilerle ve desteklediği işadamlarıyla giriyor, açıktan açığa ilan ettiği, kurbağaları ürkütmeye yarayan büyük projelerle değil. Türkiye’nin ayrıca, her şeyden öte bölgede bir takım soğukluklar yaşadığı başkentler ile de aradaki anlamsız ve gereksiz sorunları giderme ve bu bağlamda bu devletlerin, özellikle de Özbekistan’ın artık uluslararası platformlarda yanında olduğu mesajını somut kararlarıyla göstermesi gerekiyor. Bunun için de büyükelçiliklerin sorun derinleştirici değil, sorun giderici bir şekilde yeni bir zihniyete kavuşması ve gerçekten bu projeye gönül verdiklerini her hal ve hareketleriyle ortaya koyması gerekiyor.


KIZIL ELMA ÜTOPYASI HEP BAKİ Mİ KALACAK?


Ezcümle, Türkiye Türk Birliği çalışmalarını öncelikle Antalya’dan değil, bu bölge başkentlerinden başlatmalıdır. Taşkent ile sorunlar giderilmeden, Aşkabat’ın hassasiyetleri göz önünde bulundurulmadan bir Türk Birliği projesi çok uzun yıllar daha bizim kızıl elmamız olmaya devam edecektir. Üstelik, Ankara’daki bu siyasi kavgalar ve istikrarsız bir Türkiye ile biz, açıkçası kağıt üstünde daha çok birlikler kurarız. Dolayısıyla, Türk Dünyası Birliği için öncelikle kendi içimizde birliği sağlamamız ve güçlü bir Ankara ile yola çıkmamız gerekiyor. Aksi takdirde, bir kez daha avucumuzu yalayabiliriz…


 (YAZININ ORJİNALİ İÇİN TIKLAYIN)

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler