YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Atanmışlar ile seçilmişler arasında iktidar mücade
Atanmışlar ile seçilmişler arasında iktidar mücade
Atanmışlar ile seçilmişler arasında iktidar mücade
29 Mayıs 2008 / 16:50 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

Ömer Şahin’in hazırlayıp sunduğu Görüş Farkı’nın konuğu olan Gazeteci Yazar Gülay Göktürk, Yargıtay’ın yayınladığı bildirinin ne anlama geldiği, siyasete müdahale etme hakkının olup-olmadığı ve Türkiye’nin içine çekilmek istendiği kaos ve kutuplaşma ikliminden nasıl kurtulacağını anlattı.




  • Yargıtay’ın bildiri yayınlama hakkı var mı?

Kuvvetler ayrılığı ilkesi Yargının, siyasete müdahale etmesini men eder.Yargıtay’ın böyle bir bildiriyi yayınlamaya “hakkı var mı” sorusunu bir yana bırakıp, “hangi ihtiyaçtan” yayınladı sorusuna cevap vermeye başladığımızda büyük bir hataya düşeriz. Askeri darbelerde de “buna hakkı var mı” sorusunu es geçip, hangi ihtiyaçtan yaptı sorusunu öne çıkararak bu müdahaleleri meşrulaştırdık. Demokratik bir rejim isteyen yurttaş olarak beni asıl ilgilendiren Yargının hangi ihtiyaçtan yaptığı değil, buna yapmaya hakkı olup-olmadığıdır.


‘TARAFSIZ’ YARGI, ASKERİ BRİFİNGLERE KARŞI ÇIKMADI



  • Yargıtay yayınladığı bildiriyle ne söylemek istedi?

Yargının, yasama ve yürütmeye müdahalesi söz konusu.Bildirinin, yasamanın yasa yapma hakkını engellemek isteyen siyasi bir yanı var. Bildirinin diğer boyutu ise “yandaş yargı yaratılmaya çalışılıyor” iddiasıdır. Yargıtay’ın bu iddiasını kanıtlayacak hiçbir delil mevcut değil. 30 yıllık tecrübeye baktığımızda yargının zaten vesayet altında güdümlü hareket ettiğini görüyoruz. Bağımsızlık hususunda hassas olan yüksek yargı en büyük tepkiyi 28 Şubat sürecinde askerler tarafından yargı mensuplarına verilen brifinglere karşı göstermesi gerekirdi.. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, -mahkemece kabul edilmiş olan- Şemdinli iddianamesini hazırlayan ve meslektaşları olan Başsavcı Ferhat Sarıkaya’yı skandal bir kararla meslekten men ettiler. Bu yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına apaçık bir müdahale idi. Neden Yargıtay ve Danıştay bu meslektaşına tarafsızlık ve bağımsızlık adına sahip çıkmadılar? Bu örnekler bize Yargının dillendirdiği tarafsızlık ve bağımsızlık söyleminde samimi olmadığını gösteriyor.


ATANMIŞLAR İKTİDARLARINI KAYBETTİLER



  • Bu bildiriler ile neyin mücadelesi veriliyor?

27 Mayıs darbesi ile getirilen ikili iktidar sisteminde atanmışlar, seçilmişlerden üstün pozisyondaydı. Bugün ise seçilmişler üstün duruma geçtiler. Bürokratik iktidarı korkutan süreç işte budur. Bu elitler AB karşıtlığını tahrik ederek, Türkiye’yi dünyadan uzaklaştırıp, içe kapatarak “az olsun ama bizim olsun” mantığıyla eski tip bir Türkiye’yi arzuluyorlar. Üniversite ve Yüksek Yargıdan oluşan bürokratik elit bir koalisyon var. Anayasa Mahkemesi Raportörü’nün hazırladığı raporda Anayasa’daki başörtüsü değişikliğine CHP’nin yaptığı itirazı reddetmesi; parti kapatma iddianamesinin kamuoyu önünde yoğun bir şekilde tartışılarak kofluğunun ortaya çıkmış olması, “yargısal darbe” sürecini başlatan bu güçlerde endişeye yol açtı. 2002 yılından bu yana Türkiye’de Avrupa Birliği üyeliği kapsamında yapılan düzenlemeler sonucunda seçkinler iktidarlarını kaybetmeye başladı. Cumhurbaşkanı bu bürokratik oluşumunun atanmasında kilit bir nokta olduğu için 367 ile engellenmeye çalıştılar. Bu yetmedi şimdi ise Ak Parti kapatma davası ile AB süreci kesmek istiyorlar.



  • Yargı yoluyla siyaset yeniden tanzim edilmeye mi çalışılıyor?

Öncelikle “Her şey çoğunluğun kararıyla alınır” diyenlerden değilim. Her şeyden önce hukuk devletinden yanayım. Demokrasiyi güvence altına alacak olan hukukun üstünlüğüdür. Ama bizim sorunumuz hukukun işlememesidir. TESEV’in yaptığı ankette yargıç ve savcılara kendilerini nasıl tarif ettikleri sorulduğunda çoğu “Devletin bekasını korumak” olarak cevaplandırdılar. Hukuk, vatandaşlar arasındaki sorunları çözmek için vardır. Taraflardan biri devlet, diğeri vatandaş olduğunda hukuk yine tarafsız bir hakem olarak sorunu ele alır ve çözer. Bizde suç denilince önce devlete karşı işlenen suçlar akla geliyor. Bireylere karşı işlenen suçlar affedilir ama devlete karşı işlenen suçlar affedilmez. Adalet, devletin bekası için görülmüştür. Bunlar tarihi kavramsal sapmalardır. Batı’da yüksek yargı mensupları halk tarafından seçilirken, bizde ise devlet tarafından atanır. Bunlar da devlete karşı sorumlu ve devleti koruyan yargıçlardır.


TOPLUMSAL TABANDAN YOKSUN BİLDİRİLER BAŞARISIZ OLMAYA MAHKÛM



  • ‘E Muhtıra’ ve ‘Y Muhtıra’ benzeri son zamanlarda yayınlanan bildiriler neden başarılı olamıyor?

27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül gibi darbe ve muhtıralar, Türkiye’nin yönetilemediği iddiasıyla toplumu yanlarına çekerek bunları gerçekleştirdiler. E-Muhtıra’dan sonra Yargıtay ve Danıştay’ın yayınladığı bildiriler toplumsal bir taban bulamıyor. Bunun için de başarılı olamıyorlar.


MESELE LAİKLİKLİK DEĞİL, İKTİDAR KAVGASI



  • Yargının Laiklik hususundaki aşırı vurgusunu nasıl buluyorsunuz?

Seçkinci elitler ellerindeki iktidarı kaybetme korkusu taşıdıkları için laikliği manipülasyon aracı olarak kullanıyorlar. Vasat akla sahip olan bir insan, yüzünü AB’ye çeviren ve 5 yıllık iktidarı boyunca laikliğe bir müdahalesi olmayan Ak Parti’nin laiklik karşıtı odak olmadığını rahatlıkla görebilir. Halkın yüzde 90’ı laiklik hususunda hassas. Kamuoyu giderek meselenin laiklik sorunu olmadığı, bir iktidar kavgası olduğunu daha net görmeye başlıyor.


DEMOKRASİYE DESTEĞİN NEREDEN GELDİĞİNE BAKILMAZ



  • Yargıtay Bildirisinin, AB’nin Türk yargısına yaptığı müdahalelere tepki göstermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demokrasi evrensel bir değerdir. Ülkemizde demokratikleşmeden yana köklü ve sancılı bir dönüşüm yaşanmakta. Demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılmasında, her türlü desteği olumlu karşılamalıyız. Globalleşme sürecinde dünyada demokratik ve anti demokratik cepheler oluşuyorsa burada önemli olan milli sınırlar değil, hangi cephede bulunduğunuzdur.


İRTİCA VE BÖLÜNME FOBİSİNİ AŞMALIYIZ



  • Cumhuriyeti korkular üzerinden yaşatmak mümkün mü?

Cumhuriyetimiz kuruluşundan bu yana “laikliğin elden gitmesi” ve “bölünme” fobileri taşıyor. Maalesef her iki konuda da yanlış yol izlendi. “Laikliği korumak” adına dini toplum hayatından tümüyle sürgün etmek istendi. Dini kamusal alanda görünmez hale getirip evlere hapsetmek istediğinden bu laiklik anlayışı Türkiye’de tutmadı.. Bölünme korkusu ile de uzun zaman Kürt kimliğini reddedilerek, asimile etme, yanlış tanımlama yoluna başvurulduğu için bu sorunun da üstesinden gelinememiştir. Yargı ise bu yanlış üniter birlik ve laiklik anlayışının bekçilerinden biri olmuştur.


SORUNLARIN ÜSTESİNDEN ANADOLU KOALİSYONU RUHUYLA GELİRİZ



  • Türkiye içinde bulunduğu sorunları nasıl aşabilir?

Kurtuluş Savaşı, Anadolu Koalisyonu sayesinde kazanılmıştır. Anadolu Koalisyonu ilerici ve reformcu Osmanlı paşaları, dindar Anadolu halkı ve Kürt aşiretlerinden müteşekkildi. I. Meclis de bu ruhla kuruldu. Ama daha sonra dindar kesim ve Kürtler karşı cepheye konularak sonu gelmez sorunlarla baş başa kaldık. Sorunların çözümü yine bu Anadolu Koalisyonu sağlamakla mümkün olacaktır.


KANALAHABER.COM

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler