24 Eylül 2017 Pazar
  • Altın145,971
  • BIST104.123
  • Dolar3,4910
  • Euro4,1702
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,7188
  • İstanbul22 °C
  • Ankara19 °C
  • İzmir25 °C
  • Konya19 °C
  • Adana28 °C
  • Antalya30 °C
  • Diyarbakır30 °C
  • Bursa21 °C
  • Kayseri21 °C
  • Kocaeli18 °C
  • Şanlıurfa30 °C
  • Gaziantep27 °C
  • İçel28 °C
Doğu - Batı savaşında zihinlerin işgali
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Artık ne olacaksa olsun dedirtiliyor"
"Artık ne olacaksa olsun dedirtiliyor"
"Artık ne olacaksa olsun dedirtiliyor"
28 Temmuz 2008 / 18:56 Güncelleme: 00 0000 / 00:00


Dış Politika yazarımız, ve 'Sınır Ötesi' programınının sunucu ve yapımcısı Doç.Dr. Mehmet Seyfettin Erol, 'Matruşkalaşan Ankara'yı kaleme aldı.


Matruşkalaşan Ankara...



Türkiye’de, milliyetçi-muhafazakâr kesimin önde gelen siyasetçilerinden birinin Hrant Dink cinayeti kapsamında yürütülen süreçte kendisinin ve partisinin de bu gelişmelere dâhil edilmek istenmesi üzerine bir televizyon programında kullandığı şu ifade oldukça dikkat çekiciydi: “İzler birbirine karıştı.”


Gerçekten de öyle, Türkiye’de “at izi ile it izi” birbirine karışmış durumda, diğer bir ifade ile “kimin eli kimin cebinde” belli değil. Bunun son dönemdeki moda tabiri ise “matruşka”. Bu kapsamda Ankara’da Ergenekon İddianamesi ile ortaya çıkan yeni gelişmeler, “A’dan Z’ye” birçok kimseyi bu karmaşık ilişkilerin bir şekilde içine çekiyor ve bize bir şarkı sözünü hatırlatıyor: “Masum değiliz hiçbirimiz.”


Öyle ki masumiyetleri konusunda en ufak bir şüphemizin olmadığı, olamayacağı insanlar ne yazık ki bir hayal kırıklığı olarak bu dava kapsamında karşımıza birer birer çıkmaya başlıyorlar. Önümüzdeki günlerde bu “masumlar” listesinde “Aman Allah’ım bu da mı/o da mı?” türünden şaşkınlığımızı haykıracağımız tanıdık başkalarını da görmek artık bizler için sürpriz olmamalı!


Şaşırmamak lazım çünkü bu ülke içindeki cerahati temizliyor. Temiz toplum olmadan temiz devlet olmaz. Geleceğin milli, bağımsız ve güçlü Türkiye’si için bu temiz topluma, temiz devlete ihtiyacımız var. Bunun için de bir an önce matruşka devlet ve toplum hastalığından kurtulmamız gerekiyor.


Peki, bu o kadar kolay olacak mı?


Pek tabiî ki hayır! Zaten gelişmeler de bunun göstergesi. Ankara o kadar matruşkalaşmış ki, her bir kuklanın altından bir diğeri “nanik yaparak” karşımıza çıkıyor. Nitekim olaylar tam açıklığa kavuşuyor derken, karşımıza yeni bir karmaşık yapı, ilişkiler ağı çıkartılıyor. Süreç, bir anlamda formaliteler ile uzatılmaya ve gerçek gündeminde uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Oldukça başarılı bir “karartma” yapılıyor…


O yüzden teşhisi çok iyi yaparak, yerinde ve zamanında müdahale etmek gerekiyor.


Meselelerin teşhisinde, küresel güç mücadelesinin belirleyici güçlerinden biri, hatta küresel bir güç adayı haline gelen Türkiye’de yaşanan son gelişmeleri sadece iç dinamikler açısından görmek ya da sadece “basit iç siyasi hesaplaşmalar” çerçevesinde değerlendirmeye çalışmak, hiç kuşkusuz meselelere Mars’tan bakmaktan farklı olmayacaktır.


Eğer gerçekten de sorun dışarıdan bağımsız bir iç hesaplaşma olmuş olsaydı, herhalde bu belirsizlik hali bu kadar uzun sürmez, çözüm süreci de bu kadar zor, hassas ve sıkıntılı geçmezdi…


Açıkçası, Türkiye’nin sahip olduğu konum ve stratejik önem, küresel güç mücadelesinde yakalamış olduğu ivme ve belirleyici rol, Ankara’yı küresel başkentlerin hedefi haline getirmiş durumda. Ankara’nın kendi projelerini uygulamaya başlamış olması, eski imparatorluk coğrafyasında ve stratejik derinliklerinde bir umut haline gelmesi, açıkçası Ankara’daki derin hesaplaşmanın dış ipuçlarını net bir şekilde ortaya koyabiliyor.


Dolayısıyla doğru bir teşhis için “Ankara matruşkalaştırılarak nereye götürülmek isteniliyor?” diye sormak, belki de en yerinde bir soru olacak…


“Kurtlar Vadisi”ni seyreden sıradan bir vatandaşımız bile aslında bu soruya rahatlıkla cevap verebilir. Bu yönüyle aslında “Kurtlar Vadisi” vb. diziler matruşkalaşma sürecinde bir anlamda Türkiye üzerinde yürütülen başarılı psikolojik operasyonun birer parçasını oluşturuyor. Halkımız kendi üzerinde oynanan oyunları sanki bir film izler gibi seyrediyor.


Dolayısıyla, Türkiye’nin halleri, dizi senaryolarında uçuşurken ve istihbarat örgütleri deriniyle, yüzeydekiyle tüm numaralarını bir bir çekerken, Türkiye bir istikrarsızlık tüneline bu tür psikolojik operasyonlarla adeta uyuşturulmuş bir şekilde çekiliyor ve “artık ne olacaksa olsun” dedirtiliyor.


Oysa Türkiye bugüne kadarki yaşananlardan çok daha farklı bir sürecin içinde bulunuyor. Bir anlamda Türkiye, Ankara üzerinden derin ve ülkeyi belki de bir bölünmeye sürükleyecek çok “kanlı” bir hesaplaşmanın içine doğru çekilmeye çalışılıyor.


Hesap ortada, Türkiye milli ver bağımsız politika izlemekten men edilmek ve eski müttefiklik ilişkileri ağı içine çekilmek isteniliyor. Bu kapsamda Ankara başka başkentlerce çizilen yol haritalarını uygulamaya koymayı, bununla ilgili olarak yeri geldiğinde savaşmayı vaat edebilenlerle edemeyenler arasında bir mücadeleye sahne oluyor…


Bu noktada, Ankara’daki mevcut “matruşka yapı” belki de ülkenin küresel güç olmasının önündeki en büyük engeli oluşturuyor ve 21. yüzyıl Türkiye’sini tarihsel misyonuna taşımaktan çok uzak bir görüntü çiziyor. Parti kapatma ve Ergenekon olarak karşımıza çıkan bu durum, aslında Türkiye’de bir rejim sorunu, tercihi ya da mücadelesi olarak ön plana çıkartılırken, sorunun sadece bunla sınırlı kalmadığı ve Türkiye’nin yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı ve bu bağlamda doğrudan kolektif-güçlü liderliğin hedef alındığı görülüyor.


Tam burada, birçok konuda olduğu gibi “vatanseverlik” en etkin araçlardan biri olarak sahnedeki yerini alıyor.


Herkesin “En Vatansever” olduğu bir ortamda o zaman “Hain kim?” sorusu haliyle çok büyük bir önem taşıyor. Böylesi bir atmosferde, milletin değişik kamplara bölünmek istenildiği, vatanseverliğin amuda kalktığı bu oyunda herkesin birer hain kabul edilmesi/görülmesi ise hiç de zor değil. Bu ise, temel gayesi efendileri adına bu milleti ikinci, üçüncü sınıf vatandaşlar yerine koyup, bu yüce milleti ve devleti asli misyonundan uzaklaştırmaya çalışanların ekmeğine yağ sürmekten başka bir anlam taşımıyor. Diğer bir ifadeyle, Ankara yeni bir matruşkalaşma sürecine sokulmak isteniliyor. Dolayısıyla Ankara’nın bir an önce derin gafletten uyanıp, bu yeni tehlikeli süreci görmesi, dün olduğu gibi bugün ve yarın da bu oyunu bozması gerekiyor. Aksi takdirde yeni naniklere hazır olalım…


Not: Bu yazı Güngören katliamından önce kaleme alındı...



Mehmet Seyfettin EROL

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler