29 Mart 2017 Çarşamba
  • Altın147,016
  • BIST90.182
  • Dolar3,6547
  • Euro3,9459
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,5367
  • İstanbul10 °C
  • Ankara2 °C
  • İzmir9 °C
  • Konya9 °C
  • Adana14 °C
  • Antalya13 °C
  • Diyarbakır11 °C
  • Bursa2 °C
  • Kayseri3 °C
  • Kocaeli7 °C
  • Şanlıurfa11 °C
  • Gaziantep15 °C
  • İçel16 °C
MONARŞİK AVRUPA’YA DEMOKRASİ GÖTÜRECEĞİZ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Alper Tan'dan 'yargıçlar darbesi'nin analizi
Alper Tan'dan 'yargıçlar darbesi'nin analizi
Alper Tan'dan 'yargıçlar darbesi'nin analizi
07 Haziran 2008 / 20:36 Güncelleme: 07 Haziran 2008 / 00:00

Kanal a Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan, verdiği son kararla milli iradeye ipotek koyan ve TBMM'yi çalışmaz hale getiren yargıçlar darbesininin analizini yaptı.


TBMM’nin duvarındaki büyük yalan


Ülke çoğunluğuna rağmen bir avuç seçkinci Kemalist zümre, şimdiye kadar olduğu gibi devlette egemen olmaya onu yönlendirmeye sevk ve idare etmeye çalışmaktadır.



Kemalist düşünce kisvesi altında 60 yıldır egemen olan katı statükocu güç, çöreklendiği devlet kurumlarını, bu milletin evlatlarına teslim etmemek için her türlü provokasyonu yapabilmektedir.




Anayasa Mahkemesi’nin verdiği son kararla milli iradeye ipotek koyması ve TBMM’nin çalışamaz hale getirilmesi, tam anlamıyla bir yargıçlar darbesidir.



Anayasa Mahkemesi kararının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin başörtülü iki bayan öğretmenle ilgili kararının hemen arkasından gelmesi kesinlikle tesadüf değildir.



Geçen yıl yaşadığımız cumhurbaşkanı seçimi tartışmalarındaki gibi millet karşıtı siyasi kararların ve stratejilerin kökü dışarıdadır. Yapılan iş, küresel provokatörün son yıllarda sevk ve idare edemediği Türkiye’yi çeşitli ayak oyunları ile dize getirme planıdır.



Anayasa Mahkemesi’nin son kararı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin duvarındaki “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözünün büyük bir yalan olduğu bir kere daha tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır. Şu kesinlikle anlaşılmıştır ki, hakimiyet, Anayasa Mahkemesi üyelerinin müsaade ettiği kadar Meclis’indir. Bir konuda 550 milletvekilinden 411’inin ne dediğinin önemi yoktur. Mahkemedeki 11 kişinin ne dediği önemlidir. Böyle bir ülkeden demokrasiden söz edilemez. Bu bir yargı diktasıdır. Anayasa mahkemesi, “Demokrasi karşıtı odak haline gelmiştir.” Bu da Anayasanın 2. maddesine açıkça aykırıdır.


Bu mahkeme kararı konusunda TBMM dik bir duruş sergilemeli ve millet iradesine sahip çıkarak milletin verdiği yetkiye ve emanete sahip çıkmalıdır. Bunu yapmak için kararın gerekçesinin açıklanmasını beklemek de yersiz ve gereksizdir. Hiçbir gerekçe millet iradesine mani olmayı ve TBMM’nin yetkilerini gasp etmeyi haklı hale getiremez.



CHP yasakçı statükonun zaten yılmaz bekçisi olarak millet iradesine sırtını dönmekle kalmamış, milli iradeye karşı savaş vermektedir. Buna, milletin kutsallarını da dahil ederek bir adım daha ileri gitmektedir. DSP ise CHP’nin güdümünden bir türlü çıkamamakta ve bir siyasi parti imajı verememektedir. Sadece CHP’nin dümen suyunda milletvekili koltuğu doldurmaktadır. Kürt vatandaşların oyları ile Meclis’te bulunan DTP milletvekilleri ise oylarını aldığı inançlı Kürtleri temsil etmekten fersah fersah uzaktadır.



Ak Parti, MHP, BBP, ANAVATAN Demokrat Parti ve Saadet Partisi, yaşanan şu gelişmeler karşısında, parti rekabetini bir süreliğine kenara bırakıp, net ve kesin bir duruşla milli iradeye sahip çıkmalıdır. Anadolu’da öfke taşmak üzeredir. Sorumluluk taşıyan hiç kimse bu gerçeğe gözünü ve kulağını kapayamaz.



TBMM derhal harekete geçerek gasp edilmeye çalışılan yasama yetkisini tam manasıyla uhdesine almalıdır. “Hakimiyet” gerçek sahibine iade edilmelidir. Bunun için yasal, anayasal değişiklikler veya daha başka yapılabilecek ne varsa yapılmalıdır.



Ayladır gündeme getirme konusunda tereddüt yaşanan sivil anayasa süreci derhal başlatılmalıdır. Gerekirse sivil toplum kuruluşlarından oluşan bir çalışma kurulu oluşturulmalı, Meclis bu yaz tatil yapmaktan vazgeçerek reform çalışmalarını hızlandırmalıdır.



Eğer bunlar yapılamayacaksa siyasi partiler özellikle de Ak Parti ve MHP halka neler vaad ettiğini açıkça ifade etmeli ve ülke seçime gitmelidir.



Sivil toplum kuruluşları ise sivil olduklarını gösterebilmeli, sivil, cesur ve yürekli bir tavırla demokratik siyasete öncülük etmeli ve teşvikte bulunmalıdır.



Yoksa bu millet 50-60 yıl önceki millet değildir. 1960 yılındaki millet hiç değildir. Her şeyin farkında olan bu millet mecbur kalırsa inisiyatifi bizzat kendi eline alarak ne yapacağını kendisi belirleyecektir.

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler