YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Akif Türkçüler ile İslamcıların birliğini istiyord
Akif Türkçüler ile İslamcıların birliğini istiyord
Akif Türkçüler ile İslamcıların birliğini istiyord
13 Mart 2008 / 17:22 Güncelleme: 13 Mart 2008 / 00:00

Dünden Yarına Programının yapımcılarından Ayşe Selcan’ın Mehmet Akif Ersoy üzerine Orhan Okay ile yaptığı röportajı sunuyoruz. 


Orhan Okay


1931'de İstanbul'da doğdu. Vefa Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nun Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. (1955) Artvin ve Diyarbakır liselerinde öğretmenlik yaptı. 1959'da Erzurum Atatürk Üniversitesi'nin Edebiyat Fakültesi'ne asistan olarak girdi. 1962'de Yeni Türk Edebiyatı doktoru, 1975'te doçent 1988'de profesör oldu. 36 yıl çalıştığı Erzurum'dan 1994'te ayrılarak Sakarya Üniversitesi'ne geçti. 1996'da kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Halen İslam Ansiklopedisi'nde redaktör olarak çalışmakta ve Fatih Üniversitesi'nde ders vermektedir. Orhan Okay'ın çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış dört yüz kadar makale ve deneme yayını bulunmaktadır.

Basılmış eserlerinden bazıları: Sanat ve Hayat, Abdülhak Hamid'in Romantizmi, İlk Türk Pozitivist ve Natüralisti Beşir Fuad, Batı Medeniyeti Karşısında Ahmed Midhat Efendi, Şeyh Galip-Hüsn ü Aşk, Sanat ve Edebiyat Yazıları, Mehmed Akif, Necip Fazıl Kısakürek, Kültür ve Edebiyat Dünyamızdan, Konuşmalar.


 


ŞİİRİNİ TOPLUMUN EMRİNE VEREN ŞAİR


·        Mehmet Akif Ersoy kimdir?


— Mehmet Akif, 20 yy Türk edebiyatının, Türk şiirinin ve Türk fikir hayatının en önemli şahsiyetlerinden biri. 1870 yıllarında doğmakla beraber, onun edebi hayata ve basına atılışı 1908 Meşrutiyetinden sonra olur. Yani birçok şairde rastlamadığımız geç bir yaşta. Aslında ondan evvelde pek çok şiir yazmıştır ama o kendisi bunları beğenmemiş ve yırtmıştır.


Akif’in önemi şuradan ileri geliyor. Kendisinin yaşadığı yıllarda Servet-i Fünun Edebiyatı var. Bir aşk edebiyatı. Biraz içine kapalı, duygusal, hissi, gözyaşı dolu bir edebiyat. Akif biraz bunlara benzer veyahut muallim Naciye, Abdülhak Hamit’in şiirlerine benzer şiirler yazıyor. Fakat daha sonra bir karar veriyor; bu şartlar altında bu tarz şiirler yazmak doğru değildir diyor ve şiirini toplumun emrine veriyor. Eğer böyle bir kararı vermemiş olsaydı o da döneminin pek çok şairleri gibi gözyaşı şairi olup çıkacaktı.


Toplumunun emrine şiirini vermiş olması değerini azaltmaz. Akif, şairliğini toplumun milletin uğruna feda etmiş bir insan.


 


“ÇANAKKALE DESTANI OLMASAYDI


İSTİKLAL DE ZOR KAZANILIRDI”


·        Akif’i, Milli Mücadeleyle özdeş kılan neydi?


—Akif milli mücadeleyi ilk Kurtuluş Savaşı ile vermiyor. O, Balkan Savaşlarından, I. Dünya Harbi sıralarından itibaren halkın ve devletinin gittikçe büyük kayıplara uğradığını bizzat yaşayarak ve görerek müşahede ediyor. Mesela milli mücadeleye girmeden evvel Çanakkale şehitleri için yazmış olduğu meşhur şiir var. Yani bana kalırsa o Çanakkale şehitleri için yazmış olduğu şiir belki de milli mücadelenin önemli harekete geçiren unsurlarından, faktörlerinden bir tanesi oluyor.


Yani Çanakkale harbi kazanılmasaydı ve Çanakkale harbi için Mehmet Akif o şaheser şiirini yazmamış olsaydı belki milli mücadele o kadar kolay muvaffak olmayabilirdi.


 


“AKİF MİLLİYETÇİ BİR ŞAİRDİR”


·        Mehmet Akif milliyetçiliğe yaklaşımı nasıldır?


—Mehmet Akif’in şöhreti İslamcı bir şair oluşundadır. I. Meşrutiyet’ten sonra bir takım fikir hareketleri var: Batıcılık, Osmanlıcılık, Türkçülük ve İslamcılık.. Akif bunlar arasında İslamcılığı temsil eder.


Mehmet Akif, Ziya Gökalp’in, Mehmet Emin’in temsil ettiği Türkçülerden değildi. Bununla beraber bu fikre tamamen karşı da değil. Onun Sebil-ür Reşad ve Sırat-ı Müstakim dergilerinde belki Turancılardan, Türkçülerden daha fazla Asya Türkleriyle ilgili yazılar ve onların kurtulması için bir takım makaleler ve şiirler çıkmaktadır.


Mehmet Akif, manasız münakaşalar içine düşmektense Türkçülerle, İslamcıları bir araya getirmek, memleketin kurtulması için ortak bir çalışma yapılmasını Ziya Gökalp’e teklif ediyor. Bu teklif de cevapsız kalıyor.


Akif, Türkçülere mutlak olarak karşı değil. Ama Akif, ırka dayanmayan dine dayanan, temeli din olan bir milliyetçilik taraftarıydı.


Safahat’ı karıştırırsak orada sadece “ümmet” fikri değil, “Türk milleti” fikri de vardır. Bunları burada saymak uzun sürer. Akif, bir toplantıda “milliyetçiliğe değil ırkçılığa karşıyım” der. Milliyetçilik kelimesini fazla telaffuz etmemiştir ama Akif milliyetçi bir şairdir.


Akif’in milliyetçiliğini İstiklal Marşı’nda geçen “Ebediyen sana yok ırkıma yok izmihlal” mısrasında da açık bir şekilde görmekteyiz.


 


·        İstiklal Marşı’nda “Türklük vurgusu yok” diyenlere ne demeli?


—İstiklal Marşı’na Cumhuriyet’in başlarından itibaren dönem dönem karşı çıkıldı. Bu bahsettiğiniz “Türklüğe vurgu yapılmamıştır” sözüne Akif, “Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal” mısrasıyla cevap veriyor. Akif, Arnavut asıllıdır. Ama burada “ırkıma” derken kastı Arnavut ırkı değil, Türk ırkıdır.


İstiklal Marşı, milli ve dini kavramları marşın on gayet sanatkârane bir şekilde yerleştirmiştir. Mesela “Ey nazlı hilal”ı ele alalım. Hilal, başka milletlerin bayrağında değil, Türk bayrağının üzerindeki işarettir. Ama hilal aynı zamanda İslam’ın sembolüdür. Sancak var, şehit var, bu hem İslami manada bir değer kavramı. Hem milli manadadır. Vatan var, yurt var, yani bütün bu kelimeleri arka arkaya sıraladığımız zaman Türk kelimesi geçmiyor. Ama bu kadar millî değerlerden, vatanî değerlerden bahsettikten sonra artık Türk kelimesini kullanmasına lüzum yok.


 


·        Mehmet Akif, Asım’ın şahsında neyi idealiz eder?


—Asım, Mehmet Akif’in idealize ettiği bir insan. İdeal olarak Müslüman Türk insanının nasıl olması lazım geldiğini ifade ettiği bir insan. Asım’ı beden olarak sağlıklı, gelişmiş, sporcu, tuttuğunu yıkan pehlivan yapılı bir tip olarak tasvir eder.. Aynı zamanda da memleketini sever ve memleketinin aleyhinde bulunanlara karşı müsamahasız, Osmanlı’nın o devirde savaştığı bütün cephelere katılmış, memleketini seven asker ruhlu bir insan olarak tasvir eder.


O dönemde idealize edilen bir diğer tip ise Fikret’in Haluk’udur. Asım ve Haluk, daha iyi eğitim için yurt dışına giderler. Haluk bulunduğu Amerika’da din değiştirip Papaz olarak ölürken, Asım İngiltere’deki eğitimini tamamlayarak ülkesine döner. din ve fikir bakımından d memlekete bağlılığını sürdürür.


 


 


·        İstiklal Marşı yeniden yorumlanmalı mı?


—İstiklal Marşı bir şiir, her şiir gibi onun da yorumlanması mümkün. Mesela “Korma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısrasını ele alalım. Bir milli marş “korkma” diye başlamalı mı? Korku mu var ki “korkma” diye telkinde bulunuyor.


 


Bütün milli marşlar, bütün dünya milli marşları yaşadığı dönemin şartlarını ihtiva eder. Milli marş değişmez. Fransızların milli marşları Fransız ihtilali sırasında ortaya çıkmıştır. Bugün o şartlar yok ama buna rağmen bu marş devam ediyor. İstiklal harbinin başlangıç yıllarında, 1921 senesinin ilk aylarında Akif’in bu marşı yazdığı dönem. Aralık’la Mart arasında vuku buluyor ki, Türkiye’nin bir ölüm kalım mücadelesi verdiği bir dönem. Yani “korkma” deyişinin bir sebebi var olan korku… Bizden çok daha az nüfus, çok daha zayıf olması gereken askeri ile Yunanlı Anadolu’nun içlerine, Polatlıya kadar geliyor. Ankara’da top sesleri duyuluyor. Bir süre sonra başkentin Ankara’dan Kayseri’ye nakledilme tehlikesi yaşanıyor. Bu şartlar altında cepheden değişik haberler geliyor, bazen ümitli, bazen korkutucu haberler. Bu şartlar altında Akif’in şiirine “korkma” diye başlamasının elbette bir manası vardır.


 


·        İstiklal Marşı nasıl okunmalı ve anlaşılmalı?


—Zaman zaman televizyonlarda küçük yaşta çocukların bu şiiri çok güzel okuduklarını görüyorum. Ama istiklal Marşı bütün kıtalarında heyecan dozunun daima yüksek olduğu bir şiir değil. Orada millete hitap var, orada bayrağa hitap var, orada orduya hitap var. Ondan sonra dua var Allah’a.


 “Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli, değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli” burada artık, baş kısımlarda olduğu gibi büyük bir heyecan dozu ile okumaya gerek yok. Burada bir yalvarma var. Allah’a bir çeşit cilve, bir çeşit nazlanma var.


 

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler