25 Mayıs 2017 Perşembe
  • Altın144,066
  • BIST98.314
  • Dolar3,5732
  • Euro3,9941
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6194
  • İstanbul17 °C
  • Ankara11 °C
  • İzmir18 °C
  • Konya14 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya19 °C
  • Diyarbakır11 °C
  • Bursa15 °C
  • Kayseri9 °C
  • Kocaeli8 °C
  • Şanlıurfa17 °C
  • Gaziantep13 °C
  • İçel20 °C
ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
AB, ABD'nin terörle savaşını kendi kıtasına taşıma
AB, ABD'nin terörle savaşını kendi kıtasına taşıma
AB, ABD'nin terörle savaşını kendi kıtasına taşıma
06 Nisan 2008 / 11:47 Güncelleme: 06 Nisan 2008 / 00:00

"Diğer taraftan, Bush’un “11 Eylül” tehdidinin birinci adresinin Türkiye olduğunu burada zikretmeye ise hiç gerek yok. Türkiye’den büyük beklentiler içinde olan ve zirve öncesi peşinen Türkiye’nin Afganistan’a muharip güç göndereceğini not eden Washington yönetimi, büyük bir hayal kırıklığı içinde. Ankara’ya eskisi gibi istediklerini kabul ettiremeyen Washington yönetiminin bildik yöntemlere başvurması ise, tarihsel süreç içinde yaşanan deneyimler göz önünde bulundurulduğunda, açıkçası hiç de sürpriz olmayacak. Türkiye, bundan sonraki süreçte bu tür bir eyleme hazırlıklı olmalı!"


Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Seyfettin Erol yazdı


Zirve ve Zırva Arasında Bush Kimi Tehdit Etti?


2 - 4 Nisan 2008 tarihleri arasında Romanya’nın başkenti Bükreş’te “zorlu” ve gergin geçmesi beklenen NATO zirvesi, beklenildiği gibi taraflar açısından yoğun bir mücadeleye sahne olmamakla birlikte, önümüzdeki süreçte küresel güç mücadelesinin oldukça sıcak geçeceğini göstermesi açısından oldukça dikkat çekici oldu. Bu zirvede taraflar bir anlamda ellerindeki kozları üzerinden dişlerini göstermekle yetindiler. Dolayısıyla zirve, daha ziyade tarafları sorun alanlarını dondurmaya zorlayan, daha temkinli adımlar atmaya mecbur kılan ve bu kapsamda alınan kararları kadar alınamayan, ertelenen kararları ve Bush’un tüm NATO üyeleri üzerinde şok etkisi yaratan sözleri ile tarihe geçti.



Rusya, Kosova’daki imaj kaybını kısmen telafi etti…



Her şeyden önce söz konusu zirvede NATO’nun genişlemesine şiddetle karşı çıkan ve bunu kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak nitelendiren Rusya, SSCB’nin son kalelerinden ikisinin daha NATO’ya üyeliğini engelledi. Gürcistan ve Ukrayna’nın örgüte üyeliğini askıya aldıran Rusya, şimdilik geçici bir zafer elde etmişe benziyor. Bu bir anlamda Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin’in Kosova’ya karşılık bir rövanşı olarak kabul edilse de, neticede Rusya’nın Kosova’daki prestij kaybını telafiden çok uzak bir “zafer” olarak görülüyor.



Bu sonucun ortaya çıkmasında, özellikle Rusya’nın takındığı sert tavır ve elindeki kartları oldukça başarılı bir şekilde kullanması kadar, NATO içindeki kısmi bölünmüşlük ve ABD ile işbirliği konusundaki gönülsüzlük de etkili olmuşa benziyor. Özellikle ABD ve Avrupalı müttefikleri arasındaki ayrılık, bu son zirvede daha belirgin bir şekil almaya başladı. Dolayısıyla, bu zirveyle asıl tartışılması gereken husus, Rusya’nın geçici zaferi değil, NATO’da baş göstermeye başlayan sorunlar ve ABD’nin örgüt içindeki güç kaybı olmalıdır. Bu kapsamda ABD Devlet Başkanı George W. Bush’u “Ya asker, ya 11 Eylül” söylemi ile ön plana çıkartan Bükreş Zirvesi, bir anlamda NATO tarihine Amerika’nın Batılı müttefiklerini üstü örtülü bir şekilde tehdidi ettiği bir toplantı olarak oldukça dikkat çekici oldu.



Ukrayna ve Gürcistan bir başka bahara…



Afganistan’a muharip güç konusunda Fransa dışında neredeyse NATO’dan ciddi bir destek alamayan ABD, aynı şekilde Makedonya, Ukrayna ve Gürcistan’ın üyelikleri konusunda da bir hayal kırıklığı yaşadı. Özellikle Gürcistan ve Ukrayna’nın üyeliklerinin ertelenmesi, kaygan bir siyasi zemin üzerinde bulunan bu ülkelerdeki istikrarsızlığa katkı sağlaması açısından hiç de iyi olmadı. Bundan sonraki süreçte bu ülkelerdeki siyasi liderlerin işi hiç de kolay olmayacağa benziyor. ABD ve NATO açısından bu geri adım, Rusya’ya ve bu ülkelerdeki Rusçu yapılanmalara ve eylemlere güç ve zaman kazandırmaktan başka bir anlam taşımıyor. Dolayısıyla, NATO açısından “kısmi bir genişleme”nin yaşandığı bu zirve, diğer taraftan başta üyelik bekleyen Gürcistan, Ukrayna ve Makedonya açısından bir hayal kırıklığı olarak neticelenirken, ABD açsısından da örgütle ilişkiler açısından sancılı bir geleceğe işaret ediyor. Bir anlamda örgüt adeta doğal sınırlarına ulaşmış görüntüsü veriyor. Bundan sonraki zorlamalar, Rusya ile farklı bir süreci beraberinde getireceğe benziyor.



Çek Cumhuriyeti ve Polonya ile yaptığı ikili müzakerelerden vazgeçmeden “füze savunma sistemi”nin gerekliliğini müttefiklere kabul ettiren ABD, Afganistan konusunda o kadar ikna edici olamadı. ABD’nin Afganistan’daki talepleri konusunda oldukça temkinli davranan NATO üyesi AB ülkeleri (başta Almanya, İtalya ve İspanya olmak üzere), bu konuda ABD’ye tek kelimeyle bir hayal kırıklığı yaşattı. 



Fransa istisnası dışında kabul görmeyen ek asker talebi (Fransa’nın desteğinin arka planı ise, 2009 başı itibarıyla, 1966 yılında çıktığı NATO'nun askeri kanadına döneceğini kayda geçirmesiyle daha bir netlik kazandı. Anlaşılan, Chirac dönemi bakış açısını değiştiren Fransa, NATO içinde ABD’nin etkin bir ortağı olmaya ve NATO’nun Avrupa kanadı içinde etkili bir aktörü olmaya hazırlanıyor.), kendi içinde sayıları toplamda 30-40 milyonu bulan bir Müslüman topluluk barındıran Avrupa’nın açıkçası İslam ülkeleriyle bir medeniyetler çatışması istemediğini ve ABD’nin düştüğü hataya düşmek istemediğini gösteriyor. Ayrıca Avrupa bu kararıyla ABD’nin dış politikada düştüğü batağa düşmek istemediğini, böylesi bir kararın maliyetlerini henüz karşılayabilecek çapta olmadığını da göstermek istiyor. Nitekim AB üyesi bir kısım ülkeler bunun somut sonuçlarını kendi ülkelerinde yaşamışlardı. İngiltere, İspanya ve İtalya’da gerçekleştirilen eylemler halen unutulmuş değil. Dolayısıyla Avrupa, ABD’nin terörle savaşını kendi kıtasına taşımak ve rahatını bozmak istemiyor.



ABD’nin gözdeleri, eski Doğu Bloku üyesi yeni NATO üyeleri…



Diğer taraftan eski Avrupa’nın Rusya ile sorunları daha da derinleştirmekten kaçındığı ve Rus tehditlerini göz ardı etmediği de görülüyor. Bu bağlamda Rusya ile iktisadi açıdan ilişkilerini daha da geliştirmek isteyen ve enerji güvenliği bağlamında sorunlar yaşamaya başlayan Avrupa, bir anlamda yaratılacak Rus tehdidi üzerinden ABD’nin kıta Avrupa’sı üzerinde daha fazla etkili olmasını da istemiyor. Dolayısıyla NATO üzerinden kıta Avrupa’sı üzerinde nüfuzunu güçlendirmeye ve Avrupa ülkelerini güvenlik bağlamında kendisine bağımlı kılmaya çalışan ABD’nin bu son planı bir kez daha deşifre olmuşa benziyor. Bu sonucu daha öncesinden kestiren ABD’nin, Soğuk Savaş sonrası neden eski Doğu Bloku üyesi ülkelere önem verdiği ve bunları NATO’ya destekçisi olarak dâhil etmeye çalıştığı, hatta Polonya üzerinden AB içindeki sorunları körüklediği daha da anlaşılıyor.



Ankara, bir kez daha bildiğini okudu…



Zirve’nin Ankara açısından sonuçlarına gelince, her şeyden önce bu son zirvede, genişlemeye tam destek veren, füze savunma sistemine "bütünlükle savunma" tezine paralellik nedeniyle olumlu bakan Ankara, birçok konuda hassasiyetlerini zirve sonuç bildirisine yansıttı. Bu kapsamda Rum Kesimi'nin NATO-AB işbirliği çerçevesindeki isteklerini reddeden Türkiye, aynı şekilde Afganistan’a muharip güç göndermeme konusundaki kararlılığını da bir kez daha gösterdi. Diğer taraftan Irak'taki gelişmelerden, ittifakın sorumlulukları ve icraatları çerçevesinde bahsedilen sonuç bildirgesinin ilgili bölümündeki, “Irak'ın sınır güvenliği”ne yapılan vurgu, Ankara’nın istediği sonuçlar içinde yer aldı. Euro-Atlantik güvenliği açısından Türkiye'nin üzerinde durduğu Karadeniz’de işbirliğinin devam etmesinin önemini bir kez daha dile getiren Türkiye; Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü, bağımsızlığı ve egemenliğinin desteklenmesini de büyük bir memnuniyetle karşıladı.



İkinci 11 Eylül’ün adresi Türkiye mi?



Diğer taraftan, Bush’un “11 Eylül” tehdidinin birinci adresinin Türkiye olduğunu burada zikretmeye ise hiç gerek yok. Türkiye’den büyük beklentiler içinde olan ve zirve öncesi peşinen Türkiye’nin Afganistan’a muharip güç göndereceğini not eden Washington yönetimi, büyük bir hayal kırıklığı içinde. Ankara’ya eskisi gibi istediklerini kabul ettiremeyen Washington yönetiminin bildik yöntemlere başvurması ise, tarihsel süreç içinde yaşanan deneyimler göz önünde bulundurulduğunda, açıkçası hiç de sürpriz olmayacak. Türkiye, bundan sonraki süreçte bu tür bir eyleme hazırlıklı olmalı!



Netice itibarıyla ifade etmek gerekirse, “Yeni Soğuk Savaş”ın somut işaretlerinin net bir şekilde alındığı Bükreş’teki NATO Zirvesi’ne beklenildiği gibi sorunlu genişleme ve füze kalkanı damgasını vurdu. Her ne kadar zirvede NATO ve Rusya arasında geçici bir uzlaşı sağlanmış olsa da, Rus tehdidinin halen prim ettiği, Rusya’nın bölgede dikkate alınması gereken bir güç olduğu bir kez daha görüldü. Dünyadaki güç merkezinin Doğu’ya doğru kaymaya başladığı bir dönemde, NATO’nun “sıkıntılı” geleceğinin önemli ipuçları da yine bu zirvede bir kez daha ortaya çıktı.  ABD-Avrupa ilişkileri ve bu kapsamda NATO’nun geleceği açısından önemli sinyallerin de alındığı zirve, büyük ölçüde ABD’nin müttefikleri tarafından yalnız bırakıldığı, Afganistan’a muharip güç gönderme ve genişleme politikası başta olmak üzere, Yeni Soğuk Savaş sürecinde, Washington’un elinin o kadar da güçlü olmadığını gösteren bir zirve olarak tarihteki yerini aldı.
Dr. Mehmet Seyfettin EROL

MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler