YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Türklerin başımın üstünde yeri var
Türklerin başımın üstünde yeri var
Türklerin başımın üstünde yeri var
20 Temmuz 2008 / 11:02 Güncelleme: 00 0000 / 00:00


Türkiye'den bir Yasmin Levy geçti. Caz festivali için Türkiye'ye gelen Levy'in annesi Türk, babası Manisa doğumlu sonra İsrail'e yerleşmişler. Levy ise Kudüs'te doğmuş bir Yahudi. Araplar içinde büyümüş Yasmin, Müslümanlara karşı ılımlı tavrıyla dikkat çekiyor. Öyle ki Türkiye'de verdiği konserde ezan okunduğunda şarkıyı yarıda kesti. İran, Lübnan gibi Müslüman ülkelerdeki müzisyenlerle çalışıyor ve müziğin barışı getireceğine inanıyor. O “Kudüslüyüm” diyor ama ekliyor “Ait olduğum yer Türkiye.” Onun şarkılarında hüzün var, sesi de insanın içini acıtıyor. Barış için kurduğu sanatsal köprüyü ise şöyle özetliyor “Kendin için ne istiyorsan diğeri için de aynı şeyi istersin.”


Kudüs, Türkiye ve İsrail..Bu üç karışımdan sesiyle içinizdeki gönül tellerini titreten kadın, yani Yasmin Levy çıkmış ortaya. Flemenko, sefarad ve Arap müziğini harmanlayarak kültürel bir dalgalanmayla icra eden Levy'nin saz ekibinde Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler de bulunuyor.”Kudüs'te hüzün var” diyor ve babasının kaybıyla devam ediyor söze. İsrailliden daha çok Arap simalı Yasmin, kayıpların verdiği hüznüyle inşaa edilmiş hayatına büyük mutluluk iliştirmiş. Bu nedenle sanılanın aksine gülen ve neşeli bir kadın. Ama onu dinlerken hüzünlenmeyi beceremeyenler başlarını çevirsin.


Babanız Manisalı, Kudüs'te doğdunuz ama Yahudisiniz. Bu sentez size nasıl bir çocukluk yaşattı?


Kudüs çok kozmopolit bir şehir ve birçok dinden, ırktan insan bir arada yaşıyor. Özellikle Yahudi ve Müslümanların bir arada oluşu benim çok farklı kültürleri birden yaşamamı sağladı. Mesela; bir tarafta saz çalıyorsa diğer tarafta kanun, başka bir tarafta gayda dinledim. Bu benim hayatımı çok etkiledi.


Sosyal yönden nasıl bir etkisi oldu?


İnsanlara toleransım konusunda etkiledi diyebilirim. Çocukluğum Kudüs'te geçti. 3 yaşımdan beri İbrahim Tatlıses ve Orhan Gencebay dinliyorum. Bu tarz bir kültürde büyüdüm. İnsanlara hangi dinden olursa olsun eşit davranılması gerektiğini düşünüyorum. İnsanları ayırmıyorum.


İsrail'de de Filistin'e duyarlı bir kesim de var. Ülkenizde baskı gördünüz mü?


İsrail'deki Araplarla çok iyi anlaşıyorum. Bu nedenle bir dışlanma yaşamadım. Ben şöyle görüyorum; hepimiz kuzeniz ve hayatımız hep birlikte geçti. Sonuçta ben müzisyenim arada köprü kurmaya ve insanları bir araya getirerek barışı temsil etmeye çalışıyorum. Böyle bir baskıyla karşılaşmadım.


ORYANTALİST YAHUDİLER ARAPLAR'A BENZİYOR


Nasıl oluyor? Sonuçta Filistinlilerle İsrail'lilerin arasında savaş var…


Savaşların olmasını aptalca buluyorum. Çünkü hepimiz aynı ruhu taşıyoruz ve birbirimize çok benziyoruz. Benim ismim Arapça'da da Yasemin Türkçe'de de Yasemin.


“Duygusal açıdan Araplar ve Yahudiler birbirlerine benziyor” diyorsunuz. Nedir ortak yanları?


Daha çok oryantalist Yahudileri benzetiyorum. Yeme içme alışkanlıklarımız, kızgınlığımızı dışa vurma şeklimiz benziyor. Yakından baktığınızda hepsinin de aynı ruhu taşıdığını görürsünüz. Kültürel olarak da misafirperverliği çok benzer. Özellikle ikram biçimleri. Ama yine de İsrail'deki Yahudilerin Türkler'den öğrenmesi gereken çok şey var.


Suudi Arabistan'da hiç konser verdiniz mi?


Hiç davet edilmedim ama vermek istiyorum. Onların bakışını da anlayabiliyorum. Sonuçta ülkelerinin kendi içlerinde bir tutumu var. Ama gerçekten gitmek istiyorum çünkü Arap ezgileri de söylüyorum. O ruhu taşıyorum.


Bu bakışı nasıl kırıyorsunuz. Zor olmuyor mu?


Kübalı, İranlı, Filistinli bir çok müzisyeni birlikte çalışmaya teşvik ediyorum. Diğer insanların bize karşı savaşı ve düşmanlığı varsa buna sadece siyasal yollarla değil, müzikle de cevap verilebileceğini ve bu şekilde de barışın gelebileceğine inanıyorum.


Peki müzik dışında barış adına yaptığınız bir hareket var mı?


Dernek ve örgüt çalışması yapmıyorum. Bununla ilgili çok fazla talep geliyor. Ama sonuç da ben de bir Hipokrat değilim, bu tür çalışmaya her zaman açığım.


Ladino dilinde müzik yapıyorsunuz. Kökeni eski bir dil ama ulaşmaya çalıştığınız kitlenin çoğu bu dili anlamıyor. Neden daha evrensel bir dil seçmediniz?


Anlıyorum ama o da benim kültürümü yansıtıyor. Ben bu dille büyüdüm ve benim atalarımdan kalma bir dil bu.


Ama anlaşılmazsanız insanlara ulaşamazsınız...


Şöyle; albümlerimdeki şarkıların sözleri İngilizce olarak da yer alıyor. Yine konserde gelen kişilere bu dilin anlamını ve neyi anlattığını söylüyorum. Şarkıya başladığımda onun öncesinde hikayeyi anlatıyorum ve dinleyen kişi bunu çok rahat anlıyor.


Bu bir dili korumak, sahip çıkmak mı?


Öyle değil. O bir kültür benim kültürüm ve kendim için yapıyorum. Herkes bu dili öğrensin diye yapmıyorum.


İnsanlara karşı hoşgörülü tutumunuz, birilerini değiştiriyor mudur? Siz geri dönüşümü oldu mu mesela?


İnsanlar konserinizde sizi dinler, o ruhla kaynaşır ama ertesi gün bunu unutabilir. Kendi hayatıyla tekrar başbaşa kalır. Bir adım dahi olsa çok iyi ilerleme oluyor çünkü beni takip edenler bilirler, perküsyon çalan kişi Müslümandır.


KURAN-I KERİM SATIN ALDIM


Dinleri ve ırkları buluşturuyorsunuz yani…


Söylediğim gibi İspanya, İran, Lübnan gibi ülkelerdeki müzisyenleri bir araya getiriyorum. Bu insanların birbirileriyle kaynaşması açısından çok önemli bir adım. Bunu müziğimle ve birlikte çalıştığım insanlarla sembolize ettiğim için bizi birbirimize yakınlaştırıyor. Belki uzun zaman alacak ama denemeye değer.


Kudüs sizin için neyi ifade ediyor?


Kudüs hücrelerime kadar işleyen bir şehir. Annem “Biz Kudüs'ün demirbaşlarıyız” derdi. Ama eğer bir kelimeyle açıklamam gerekiyorsa gördüğüm şey “Hüzün”.


Şarkılarda ağlayan, ağıt yakan bir kadın var. Oysa karşımızdaki kadın güler yüzlü ve pozitif. Müziğin içindeki bu hüzün nereden geliyor?


Bir yaşımda babamı kaybedince hayat benim için çok zor oldu. Annem de güçlü bir kadın modeli oluşturmaya çalıştı. O mücadeleyi ve bütün sorumlulukları annemin taşıması gerekiyordu. Annem benden hiçbir şey esirgemedi ve benim mutlu olmam için çok çaba gösterdi. Müzikal anlamda iç dünyamda da bana başarıyı o verdi.


Mutluluk hüznün neresinde peki?


Ben aslında çok mutluyum. Kocaman bir hüznün içerisinde mutlu olmayı başarabilen bir insanım. Mutlu olmamın en büyük nedeni gerçekten içimde bir hüzün barındırıyor olmam. Beni ben yapan, büyük bir hüznün içerisinde mutluluğu da barındırmam. Otuz yıllık bu ruhu yansıtıyorum.


Babanız kilise korosunun şefiymiş. Peki siz dindar mısınız?


Radikal bir dindar değilim. Zaten olamam çünkü Yahudilikte kadının şarkı söylemesi yasaktır. Ama ben, Allah'ın beni şarkı söylemem için yarattığını düşünüyorum. Buna da çok şükrediyorum.


İslam dini hakkında bir bilginiz var mı?


Evet. Hz. Muhammed'in hayatını da okudum. Ben Yahudiysem sen Müslümansan bir arada sorunsuz yaşama ve birbirine düşman olmama açıkça belirtiliyor. Buradan okumak için Kuran-ı Kerim satın aldım.


KENDİN İÇİN İSTEDİĞİNİ BAŞKALARI İÇİN DE İSTE


Sizdeki bu çok kültürürlük melezlik, kimlik karmaşası yaratmıyor mu? Siz nerelisiniz mesela?


Kudüs'te doğduğum için Kudüslüyüm. Benim Türkiye'ye ikinci gelişim. Yedi yıl önce gelmiştim. Konser verirken gökyüzüne baktığımda babam bana sanki 'ait olduğun yerdesin' diyordu.


Konserde ezan okunduğunda ara verdiniz. Bu bir jest miydi?


Sizin için önemliyse bu benim için de önemlidir. Ezanın okunmasını bekledim. Kiliseye de gidiyorsam oranın gerektirdiği şekilde giyiniyorum. Ortamına göre davranılması gerektiğine inanıyorum.


Şarkılarınızda din olgusuna yer veriyor musunuz?


Benim müziğim, Yahudi dinini empoze eden bir müzik değil ama her şarkıda dini sembolize eden izler taşıyordur. Etnik yönü daha ağır basıyor ama direk olarak din uzuvları taşımıyor.


Çok samimi bir duruşunuz var…


Bu içimden geliyor. Nehir gibi akıyor. Bu bir anahtar kötülüğü kapatıp barışı açıyor sanki. Kimseyle bir sorunum yok çünkü.


Albert Einstein'ın sözüyle bitirelim. “Başkalarının hürriyetini tanımayanlar, hürriyete layık değildir.”


Kesinlike doğru. Bu benim hayatımı kapsayan bir felsefe. Mesela; İncil çok kalın bir kitaptır ama sadece tek bir cümlesi her şeyi anlatır. “Kendin için neyi istiyorsan, diğeri için de aynı şeyi istersin.” Bu her şeyi özetliyor.


Müslümanlar çok hoşgörülü


Anneniz Türk. Sizdeki Türkiye fotoğrafı nasıl?


Yahudilerin İspanya'da dışlandıkları dönemde Osmanlı Devleti'nin kapılarını bizlere açmış olması ve bununla birlikte gelen süreç beni çok etkiliyor. Bu Türkçe'de var mı bilmiyorum ama “Türklerin başımın üstünde yeri var”.


Evet Türkçe'de var olan bir cümle…


Bütün dünyayı gezersiniz her zaman kapı açılabilir ama bir kapı açılır orası ait olduğunuz yerdir. Türkiye benim ait olduğum yer. Az önce annemi aradım ve ona da söyledim. Dünyanın her yerine gittim ama Türkiye'de yaşadığım duygu bambaşka. Her dakika içimde bir sevgi hissediyorum.


En çok neden etkileniyorsunuz?


Müslümanların insanlara karşı hoşgörüsü sonsuz. Özellikle tasfiyeden sonra Müslümanların bizi kucaklaması, sahip çıkması ibadetinizi yapın demesi beni çok etkiliyor. Bu hoşgörü dünyanın hiç bir yerinde göremeyeceğiniz bir gerçek.


Ama Müslümanlara yapılanlar ise tam tersi…


Evet dediğiniz doğru. Sanki insanların birbirine sıra sende demesi ve düello içinde olması gibi. Bazen diyorum; biri çıkıp toplu bir barışı temsil edip insanları kucaklasa da bu sorun ortadan kalksa. Yahudiler savaşıyorlar ama şunu bilmenizi istiyorum kişilerin inançlarına saygı duyuyoruz. Cami, sinegog, kilise bunun gibi ibadet yerlerine ve ibadetlere saygımız var.


Yeni Şafak

MAGAZİN Kategorisindeki Diğer Haberler