30 Mayıs 2017 Salı
  • Altın145,622
  • BIST97.726
  • Dolar3,5781
  • Euro4,0001
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,5904
  • İstanbul17 °C
  • Ankara10 °C
  • İzmir15 °C
  • Konya8 °C
  • Adana15 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır17 °C
  • Bursa15 °C
  • Kayseri13 °C
  • Kocaeli15 °C
  • Şanlıurfa17 °C
  • Gaziantep14 °C
  • İçel18 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Niye kimse Ömer Baba'yı örnek almıyor?
Niye kimse Ömer Baba'yı örnek almıyor?
11 Nisan 2014 16:16
Kurtlar Vadisi’nin ‘Ömer Baba’sı olarak bilinen usta tiyatrocu Emin Olcay’ın Sanat Atölyesine konuk olduk ve güzel bir röportaj gerçekleştirdik.

Ekranlarda uzun süredir Kurtlar Vadisi dizisiyle görmeye alışık olduğumuz yarım asırlık usta tiyatrocu Emin Olcay güler yüzü ile karşıladı bizi Maltepe’de yeni açtığı ‘Sanat Atölyesi’nde. Sanat hayatında ellinci yılında olan ama içindeki tiyatro aşkını hiç yitirmemiş, aksine mesleğe yeni başlamış bir tiyatro oyuncusunun heyecanını hala içinde saklı tutan usta bir tiyatrocuyla karşılaştık gittiğimizde.

Usta oyuncu sanat hayatına nasıl başladığından Türkiye’de tiyatronun nerede olduğuna, ’Kurtlar Vadisi’nde canlandırdığı ‘Ömer Baba’ karakterine kadar birçok konuda sorularımıza yanıt verdi.

-Sanat hayatına nasıl başladınız?

1964'te ilk tiyatroya başladım. Devlet tiyatroları çocuk tiyatrosu bölümünde ‘Peter Pan’ isimli müzikalle başladım. Işık Yener Suat'tan ‘Peter Pan'ı oynuyordum. Sonradan güzel bir tesadüf oldu ve 2001 yılında ‘Petar Pan'ı sahneye koyarak emekli oldum. Bu sene sanat hayatında 50. yılım. Tiyatroya bir ilgiyle başladım. Ailemde tiyatro sanatçısı yoktu ama rahmetli babam, rahmetli abim beni sürekli devlet tiyatrolarına götürürdü. Biz 5 yaşından itibaren her pazar tiyatroda çocuk oyunu seyrederdik. O zamanlar televizyon yok tabi. Babam çok ileri görüşlü bir insandı. Çocuklarını geleceğe hazırlamak için en önemli unsurlardan birinin tiyatro olduğunu anlamıştı. Bende aynı görüşü savunuyorum ve onun içinde çocuk tiyatrosu yapıyorum.

-Yarım asırlık bir sanat hayatınız var. Bunun büyük çoğunluğu tiyatroya ait. Tiyatroyu seçmenizdeki neden nedir?

Tiyatroyu seçmemdeki neden başta bütün tiyatroyu seçenlerin genelde yaptığı gibi, kendini beğendirme, ilgi odağı haline getirme isteği olduğundan dolayı kaynaklıdır. Herkes bana baksın, herkes beni izlesin diye başlar bütün tiyatrocular. İleride ise tiyatroyu meslek olarak edindiği zaman bunun eğitimini alır, yavaş yavaş kendini geliştirmeye başlar ama ölünceye kadar da bu geliştirme devam eder. Bende de böyle başladı. Ben zannettim ki sahneye çıkarsam herkes beni görür, beğenir ama öyle olmadığını daha sonra anladım tabi. (gülüyor)

-Tiyatrocu olmasaydınız ne iş yapmak isterdiniz?

Mimar olmayı çok istiyordum. Rahmetli abim mimardı. Hatta Almanya'da iç mimari ve tiyatro dekorasyonu okudum ama sahne beni daha çok çekti. Yine de kendi dekorlarımı kendim yapıyorum. Hatta yeni açtığımız Atölye Sanat merkezimizin dekorasyonunu eşimle beraber yaptık. Her miliminde eşimle benim emeğim var.

-Türkiye'de tiyatroya ve tiyatrocuya gereken önemin verildiğini düşünüyor musunuz?

Hayır! Çok net söylüyorum hayır! Niye hayır onu da söyleyeyim. Bu benim 50 yıllık bir tespitimdir. Ben Anadolu'nun her karışını dolaştım devlet tiyatrosuyla ve şunu gördüm. Devlet tiyatroları sezon sonunda bütün Anadolu'yu kapsayan bir turne yapıyor. Ben buna karşıyım. Çünkü örneğin bir ile gidiyorsunuz, 400 kişilik bir salonu var. Orda bir oyun oynuyorsunuz, 400 kişi geliyor seyrediyor. Ama bu 400 kişi kim? Bu 400 kişi tiyatroyu bilen insanlar. Biz tiyatroyu bilmeyenlere öğretmeye çalışmalıyız ki başarılı olabilelim. Tiyatronun ne olduğunu bilmeyenler tiyatroya bir kere gelseler ne olduğunu anlayacaklar. Çünkü biz tiyatroda seyirciye ayna tutmakla görevliyiz. Seyirci kendisini sahnede görsün isteriz.

Türkiye'de insanlar maalesef uzun zamandır yarın ki ekmeğini düşünür hale geldiler. Kimse sanata bir değer vermeyi, sanatında onların yaşamlarında çok önemli bir yer tuttuğunun farkında değil. Hâlbuki sanat insanın ruhunu güzelleştirir. İnsanlar birazcık sanata yönelseler stresten, sıkıntıdan kurtulurlar ama bunun farkında değiller.

Birde telkin ettiğim bir konu var. Maalesef belediyeler sosyal hizmet adı altında bir yanlış yapıyorlar. Bu yanlış şu ki; belediyeler tiyatro oyununu satın alıyor, seyirciye bedava izletiyor. Bu insanı sanatın çok değersiz bir şey olduğuna inandırıyor. Ben belediyelere şunu tavsiye ediyorum. Oyunu satın alsınlar ama seyirciden hiç olmazsa beş lira da olsa ücret alsınlar ki tiyatromuz biraz daha değer kazansın.

Gazinolarla tiyatrolar aynı vergiye tabi tutuluyor

Bir de 20 senedir anlatamadığımız vergi sistemi var. Belediye bizden eğlence vergisi alıyor. Hâlbuki tiyatro Türkiye’de eğitim aracıdır. Eğlence aracı değildir. Bir gazinodan aldığı vergiyi tiyatrodan da alıyor. Bu durumda tiyatroların gelişmesini beklemek çok yanlış olur.

Devlet Tiyatroları bu görevi yerine getirmiştir çoğu zaman. Türkiye'de girmediği il kalmamıştır ve tiyatronun ne olduğunu anlatmıştır. Benim yaşadığım bir takım olaylar var. Erzurum'da bir turnede rahmetli hocamız Turgut Özakman zamanında bir turnenin ben başkanıydım. Hiç tiyatro izlememiş insanları tiyatroya getirdik. İzleyenler arasında 70 yaşlarında bir beyefendiye oyundan sonra sorduk nasıl buldunuz? Aynen cevabı söylüyorum yöresel ağızla: 'Valla ben tiyatro deyince böyle cıbıldak garıların oynadığı yer bellemiştim ama sizinki okul' dedi. Bir kere izledi ve çok beğendi. Biz tiyatroyu bilmeyen insanların izlemesini istiyoruz.

-Çıkış noktanızı Kurtlar Vadisi olarak biliyoruz. Vadi’de bu kadar parlamanızın nedeni nedir?

Çıkışımız Kurtlar Vadisi diyebiliriz. Çünkü 11 senedir aynı dizide oynuyorum. Ben şuna inanıyorum, orada bir görev yaptığımın farkındayım. İnsanlara doğruyu güzeli yaşarken iz bırakmış bir takım büyüklerimizin sözleriyle iletiyorum. Onlar yaşarken bu kadar iz bıraktılarsa bende dillendirirken çizgi çiziyorum.

Diziden gelen sevginin yalan olduğunu düşünüyorum

Beni dışarıda görüp biz seni şu oyunda seyrettik diyen insanın elini öpesim geliyor. Çünkü anlıyorum ki tiyatro seyrediyor. Televizyon herkes de var. Televizyonda görülmek beğenilmek bence sabun köpüğü gibidir. Dizi kalktığı anda kimse sizi görmez. Onun için diziden gelen sevginin, ilginin ben yalan olduğunu düşünüyorum.

Niye kimse Ömer Baba'yı örnek almıyor?

Birde şu var bilmem farkında mısınız ama dışarıda gençlerimiz siyah elbiseler içerisinde yürüyüşlerini değiştirerek, Kurtlar Vadisi'ndeki tiplemeleri dışarıda oynamaya çalışıyorlar.

Peki, niye kimse Ömer Babayı taklit etmiyor? Çünkü zor, çünkü o doğru adam, o olması gereken adam. Okuması lazım, birtakım şeylerden vazgeçmiş olması lazım ama gençlerimiz bunu yapmıyor, kolaya gidiyor.

-İnsanların ‘Ömer Baba’ya bakış açısı nasıl?

Çok büyük bir saygıyla ve sevgiyle bakıyorlar. Ben bunu her yerde duyuyorum, her yerde görüyorum ama beni rahatsız eden konularda var. Ben bir oyuncuyum. Bunu bir türlü anlatamıyorum. Bizim insanımız televizyonda gördüğü tipin dışarıda da aynı olduğunu zannediyor. Mesela 'Deli Yürek' dizisinde hortumcu bankacı rolünde oynadım. Ben o zaman hortumcu mu oluyorum? Bunu düşünmek ne kadar kötü bir şey. Beni dışarıda görüp 'Çocuklarıma nazar değdi okur musun?' diyenler var ama ben bir oyuncuyum. Ben üzerime düşen görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyorum ve Ömer babanın çok büyük bir görev yaptığının farkında olduğum içinde çok titiz davranıyorum. Ama ben dışarıda Ömer baba olamam. Çok üstte bir adam çünkü. Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle, adaletiyle, verdiği mesajlarla müthiş bir adam. Her ne kadar o olmaya çalışsam da olamam. Allah nasip eder inşallah olmayı.

-Size ‘Ömer Baba’ olarak hitap etmelerini nasıl karşılıyorsunuz?

Beni rahatsız ediyor. Ailemin bana vermiş olduğu bir isim var ve ben onu şerefle taşımaya çalışıyorum. Dışarıda ben Emin Olcay'ım. Eğer bana dışarıda Ömer Baba diyen olursa ona şunu söylüyorum; sen hala televizyonla yaşıyorsun. Kurtlar Vadisi bitti, diyelim o zaman ben ölecek miyim? Allah ömür verirse Emin Olcay yaşayacak.

-Emin Olcay ile ‘Ömer Baba’ arasındaki farklar veya benzerlikler nelerdir?

Keşke benzerlik olsa. Biraz önce söylediğim gibi insanız, hatalarımız çok. ‘Ömer Baba’ gerçekten ulaşılması zor bir tip. O ne sabırdır? O ne insanlara saygıdır? O ne güzelliklerdir? Ağzından çıkan her kelimenin bambaşka bir değeri var. Bizde o kadar sabır yok, bizde o kadar hoşgörü yok. Onun gibi olmaya çalışıyorum, diyelim. Tasavvuf ile ilgileniyorum çünkü çok sevdiğim bir konu. Mesneviyi okudum, Yunus Emre'yi hiç elimden düşürmüyorum. Hatta önümüzdeki ay rahmetli Sönmez Atasoy'un yazdığı 'Bizim Yunus' diye tek kişilik bir oyun oynayacağım. Bunun dışında Nasrettin Hoca çok önemli bir evliyadır benim için. Bunu araştırdıkça daha fazla gördüm. Nasrettin Hocanın söylediği her sözün altında bir hikmet yatıyor. Tasavvuf ile bu şekilde ilgileniyorum ama tasavvuf erbabı değilim asla olamam çok zor. Elimden geldiğince ilgilenmeye çalışıyorum.

-‘Ömer Baba’yı kendinize örnek alıyorsunuz diyebilir miyiz peki?

Almaz olur muyum? Hazır önümde çok güzel bir örnek var. Kim almak istemez ki böyle güzel bir örneği ama almıyorlar. Zor geliyor herhalde.

-Senaristlere dizide ‘Beni öldürün artık yeter’ dediğiniz oldu mu?

Evet, dedim. İki sene önce diziden ayrılmak istedim. Çünkü Ömer baba eski laflarını etmemeye başladı. Bende gittim senaristlere, beni günlük hayattaki gibi konuşturacaksanız evet, hayır, olmaz, çık, gel şeklinde benim burada ne işim var, dedim. Bu işte Ömer baba olarak ne işim var? Ömer baba görevini yapmıyorsam eğer burada durmamın bir anlamı yok, dedim. Daha sonra toplandık bir konuşma yaptık ve Ömer baba eski konuşmalarına devam etmeye başladı.

-Kurtlar Vadisi'nin gündemi bu kadar yakından takip etmesini nasıl karşılıyorsunuz?

O konuda bir şey söyleyemem ama senaristler gündemi yakından takip ediyorlar ve onları gündeme getiriyorlar. İnsanlarımızda hemen hemen en son ilgilenmesi gereken konu siyaset olması gerekirken kahve kültürümüz olduğundan dolayı konuşulanların yüzde doksanı siyaset veya maçtır. Hal böyle olunca dizinin gündemi de ilgilerini çekiyor ve 11 yıldır izleniyor.

-Böyle bir kültür sanat atölyesi açmanızdaki amaç nedir?

Benim eşim ve çocuklarımda benim gibi sanatçı. Biz böyle sanatçı bir aileyiz ve bir potansiyelimiz var. Bu potansiyeli değerlendirmemiz lazım, diye düşündük. Aynı zamanda ellinci sanat yılımızı da böyle kutlayalım istedik eşimle beraber ve böyle bir mekân açmaya karar verdik. Esasında iki senedir yer arıyorduk ve Maltepe’de böyle bir mekân bulduk ve çok titiz davranarak güzel bir sanat atölyesi haline getirmeye uğraştık.

Açılış yaptığımız gün bir taraftan keman sesi, bir taraftan ney sesi, diğer taraftan piyano sesi geliyordu ve dört aylık yorgunluğum bir saatte yok oldu gitti ve yerini huzura bıraktı. Sanat işte bu yüzden güzel.

 

İHA

MAGAZİN Kategorisindeki Diğer Haberler