27 Mayıs 2017 Cumartesi
  • Altın145,745
  • BIST97.533
  • Dolar3,5801
  • Euro4,0019
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,5827
  • İstanbul17 °C
  • Ankara11 °C
  • İzmir16 °C
  • Konya11 °C
  • Adana17 °C
  • Antalya18 °C
  • Diyarbakır18 °C
  • Bursa15 °C
  • Kayseri11 °C
  • Kocaeli14 °C
  • Şanlıurfa16 °C
  • Gaziantep17 °C
  • İçel19 °C
ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Niran Ünsal: Atatürk hayatta olsaydı...
Son dönem yaptığı açıklamalarla gündemdeki kadın oldu Niran Ünsal. Herkes onu konuşuyor. Destekleyen de var eleştiren de ama onun umurunda değil. “Ölsem de davamdan vazgeçmem” diyor.
Niran Ünsal: Atatürk hayatta olsaydı...
11 Ocak 2015 / 08:05 Güncelleme: 11 Ocak 2015 / 10:03

Türkiye’de şiddetin hayatın her alanına hakim olduğunu iddia eden Ünsal, bu konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de taşımaya hazırlanıyor. Birçok ünlü arkadaşının da kendisiyle aynı fikirde olduğunu ama korktukları için desteklemediklerini düşünüyor. Ünsal’a göre kendi mahallesi yalnız bıraksa da halk onun yanında..

Bu aralar herkes size çok kızgın. Adeta bir linç girişimiyle karşı karşıyasınız. Neden böyle?

Aslında amaçları belli… Söylediğim her şey insanları rahatsız ediyor çünkü söylediğim şeylere hizmet ediyorlar. Ne demişler, ‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’. Türkiye’de şiddetin ve aileleri rahatsız eden görüntülerin yaşamın her alanında kullanılıyor olması her şeyden önce beni bir birey olarak zrahatsız ediyor.

Sizi samimiyetsiz bulanlar da var ama…

Beni halk samimi buluyor. Rahatsız olanlar da bunları tam anlamıyla dile getiremeyen kişiler.

Açıklamalarınızda “Atatürk putlaştırılıyor” da dediniz…

Doğru, “Putlaştırılmamalı” dedim. Anneannem, Atatürk’ün vesilesiyle Milliyet Gazetesi’nin kurucularının yanına evlatlık olarak verilmiş bir kadındır. Hatta Atatürk ile zaman bile geçirmiştir. Ben atalarına saygı duyan biriyim. Bu sadece Atatürk ile alakalı bir durum değil. Osmanlı döneminde yaşamış olan padişahların da putlaştırılmamasından yanayım. Peygamber Efendimizin de söylediği bir şeydir bu… Şayet Atatürk hayatta olsaydı, inanın bu durumdan kendisi de haz etmezdi. Bu bizim ne inancımıza ne kültürümüze ne de örf-âdetlerimize uyar. Ben bu inancı savunuyorum. Dedem Hasan Kemani, Atatürk’e Dolmabahçe’de saz çalan heyetin içindeymiş. Dolayısıyla yaptığım açıklamaların altında bir şey aranmaması gerekiyor. Kimse de “Acaba bu kadın ne demek istiyor?” demiyor.

Annem devlet sanatçısı

Bazı yazarlar sizin için “Mutasyona uğradı” diyor. Neydiniz ki, ne oldunuz?

Bence yanlış bir değerlendirme olmuş. Dedem, Soyadı Kanunu çıkarıldığı zaman bizzat Atatürk’ün kendisinden soy ismini almış. Keza annem, Atatürkçü Düşünce Derneği’nde yıllarca hocalık ve şeflik yapmış bir müzisyendir, sanatkârdır. ‘Devlet Sanatçısı’ ve ‘Kültür Bakanlığı Sanatçısı’ unvanı vardır. Bizim ailemizde atalara saygı en önemli şeydir. Yani ne demek istediğim çok açık aslında ama anlamak istemiyorlar.

Popüler kültür bu tür açıklamaları pek kabul etmiyor mu?

Evet... Ben de popüler kültürün içinde olan bir müzisyenim ama popüler kültüre hizmet eden birçok şarkıcıdan farklı bir tarafım var. Son beş aydır yaptığım tamamen bir sivil harekettir. Türkiye’de sanat adı altında insanlara cinsellik  ve şiddet dayatılmaya çalışılıyor.  Bunu reklam afişlerinde, televizyonlarda, filmlerde, dizilerde, kliplerde hatta çizgi filmlerde de görebiliyoruz. Bu işin içinde olan biri olarak bir patlama noktası yaşadım.

“Halk beni anladı” diyorsunuz. Peki,  sektör neden anlamadı? Bir de kız kardeşinizin açıklamaları var tabii…

Habil ve Kabil hikâyesini bilirsiniz. Habil ve Kabil arasında yaşanan kardeş kavgası ve cinayeti hepimizin içinde tarihi ve vicdani bir yaradır. Buradan yola çıkarsak, kardeşimin beni anlamamasına şaşırmıyorum. Sektörel anlamda bu işe hizmet eden birtakım insanların anlamıyor olması çok da umurumda değil açıkçası. 14 Ağustos’ta bu hareketi başlattım. “Canım sen de o klibi izlemek istemiyorsan kanalı değiştirirsin” diyenlere sesleniyorum. İş kanalı değiştirmekle bitmiyor. Çünkü mesele ciddi… Medya sadece televizyondan ibaret değil. Herkesin, hatta çocukların elinde bile akıllı telefonlar, IPAD’ler var. Çocuklarımızı ve kendimizi korumak adına bir yasa çıkarılması gerekiyor. Geçen ay bununla ilgili Cumhuriyet Üniversitesi’nde bir konferansa katıldım. Çok da güzel geçti.

Bu düşüncelerinizi sanatçı arkadaşlarınızla paylaşıyor musunuz?

Hayır… Paylaştığım birkaç kişi vardı ama daha sonra kendilerini geri çektiler.

Neden?

Korktular… Ama ben inanıyorum böylesi hepimiz için daha hayırlı olacak. İnşallah en kısa sürede bu yasa çıkar da ben de gözüm açık gitmem.

Konuyu Meclis'e taşıyoruz

Ahmet Kaya’nın ‘Giderim’ isimli şarkısını söylediğinizde de eleştiri oklarının hedefindeydiniz?

2002’de ‘Giderim’ şarkısını söylediğimde “Vatan haini” demişlerdi. O dönemlerde klibimi sadece Tatlıses TV ve Gala yayınlıyordu. Buna rağmen albümüm 1 milyon 750 bin sattı. Ama ben vatan haini ilan edilmiştim. Niye? Ahmet Kaya şarkısı söylediğim için. Hâlbuki bir aşk şarkısı söylemiştim. Neden vatan haini ilan ettiler?

Onun ölümünden sonra pek çok şey değişti. Bu değişim karşısında ne düşünürdü sizce?

Ahmet Abi bu günleri görseydi çok mutlu olurdu. Şu anda ruhunun huzur bulduğuna inanıyorum. Kürt sorunun da bu ülkede halledilmesi gereken bir sorun olduğunu düşünüyorum. Nedense çözümü üreten hep AK Parti hükümeti oluyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın bana verdiği ‘Dik dur, eğilme’ mesajı bütün olumsuzlukları sildi. Şükürler olsun davamla ilgili moralim yerine geldi. Yılbaşından önce Cumhurbaşkanımızla bir görüşme talep etmiştik; yılbaşı sonrasına ertelenmişti.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gidip bu konuları daha detaylı aktarmak istiyorum. Hatta bu konuyu Meclis'e taşıyoruz. Türkiye’de beni destekleyen akademisyenler, profesörler, doçentler var. Ulusal Algıyı Koruma Yasası çerçevesinde bunların önüne geçebileceğimizi savunuyorlar. Bu arada ölürsem, davamın arkasında duracak ve bu işi sonuna kadar götürecek insanlar var.

İzole bir hayatım var

Şöhret bedel ister. Ne bedel ödediniz?

Şükürler olsun ben kadınlığımdan ve kişiliğimden hiç ödün vermedim. Maalesef ülkemizde etiket uğruna yapımcısıyla ya da magazin camiasından isimlerle birlikte olan birçok şarkıcı vardı. Çok zor bir sektörün içindeyiz. Dolayısıyla şöhreti de parayı da taşımak çok zor. Sıkıntılı birçok süreçten geçiyorsunuz. Eğer o şöhreti doğru taşıyamazsınız felaket getirir.

Siz kendinizi nasıl korudunuz?

İzole bir hayatım var. Alışveriş yaptığım yerler Nişantaşı, Bebek, Maçka veya Taksim değil. Yani magazin basınının olduğu yerlerde çok dolaşmam ben. Biraz farklı yaşarım. O yüzden hep “Steril ve izole bir hayatım var” diyorum.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Beni ve söylediklerimi anlamak istemeyen azınlığa söylemek istediğim şeyler var. ‘Kör ölür badem gözlü olur’ deyimini çok severim.  Zamanında Ahmet Kaya’ya yapılan linç girişiminin üzerinden yıllar geçti. Şimdi bu ülkede Kürtçe televizyon kanalının olması, Kürtçe  şarkıların çok rahat bir şekilde söyleniyor olması gurur verici ama maalesef Ahmet Kaya hayatta değil artık. Bu iş de çözülecektir;bir sene sonra ya da beş sene sonra ama ben bu davanın her zaman arkasında olacağım.

Benim rotam belli

Çocuklarınız üzerinde nasıl bir otokontrol sağlıyorsunuz?

Eşimle takip ediyoruz. Zaten iki tanesi daha çok küçük. En büyük kızım Şeker de 14 yaşında. Bizim yanımızda da olsa babasının yanında da olsa kontrolü elimizde tutmaya özen gösteriyoruz.
Baskı yapmıyoruz, anlatarak doğruyu göstermeye çalışıyoruz. Çünkü bu konuda onu bilinçlendirmek bizim görevimiz.

Çocuklara bir şey anlatmak çok zor ama…

Zor ama imkânsız değil. Küçüklere sürekli Pepee’yi izletiyorum. Çünkü subliminal mesajlar yok.

Bir anne olarak neler öğütlersiniz peki?

İnanın, bir şey öğütlememe gerek kalmıyor. Çünkü evdeki hâl ve hareketlerimi görüyorlar. Bir annenin nasıl olması gerektiği belleklerinde bir figür olarak ortaya çıkıyor.

Kendinizi mutlu hissediyor musunuz?

Evet, mutlu hissediyorum. İnsan olarak mutluluğu önce kendi içimizde yakalamamız gerektiğine inanıyorum. Hayata dair o kadar sıkıntı yaşıyoruz ki çünkü. Bugün ünlü olan insanlar çocuğunun yüzünü bile reklam amacıyla gösteriyor. Ben onların gittiği yoldan gitmiyorum. Benim gittiğim yol, farklı bir yol. Kendime bir rota çizmişim. Kendi doğrularım ve genel doğrularla bağlantı kurup bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Mesela oğlum sağ ayak bileği içe dönük doğdu.

Çok sıkıntılı günler yaşadık, hâlâ da yaşıyoruz. Bir senedir ciddi mücadeleler veriyorum. Beş ay oğlumla aynı odada yaşadım, pamukların içinde baktım. Ne bakıcı elini sürmüştür ne babası ne de bir başkası. Yani bunu en yakın eşim bilir. Şükürler olsun düzelebilecek bir şey. Doktorumuz Doç. Dr. Ayşegül Bursalı ortopedi konusunda muazzam bilgi ve donanıma sahip. Dört yıl boyunca devam edecek bir tedavi sürecimiz var. Ben bunları da yaşadım ama hiç kimseye bir şey söylemedim ve hissettirmedim.

 

AKŞAM

MAGAZİN Kategorisindeki Diğer Haberler