YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Kadınlar Erdoğan'ı beğeniyor mu?
Kadınlar Erdoğan'ı beğeniyor mu?
Kadınlar Erdoğan'ı beğeniyor mu?
11 Haziran 2008 / 10:10 Güncelleme: 00 0000 / 00:00


Erdoğan, Hülya Avşar’a gelinlerinin başlarının açık olmasının ‘kendi bilecekleri iş’ olduğunu söyledi. Başbakan Karadeniz fıkrası anlattı, Avşar’ın iltifatlarını ‘Vatandaşların takdiri’ diye geçiştirdi


Hülya Avşar: Oğlunuz başı açık biriyle evlenmeye kalksa bunu nasıl karşılarsınız?


Tayyip Erdoğan: Bugün o tabii ki onun tercihi olurdu. Ama bunlar aşılmış bir şeyler yani. Artık şu an benim çocuklarım tercihlerini yapmışlar.


H.A.: Diyelim ki bekâr bir oğlunuz var.


T.E.: İşte diyorum ya hayal âleminde gezmek çok doğru olmaz. Ama zaten böyle bir şeye müdahale ettiğiniz anda aile huzurunu kaybedersiniz. Onun tercihidir. Ona bırakacaksınız onu. Onların yetişme şekilleriyle, aldıkları bilgiyle, tercihlerini yapmışlar. Bitmiş o işler. Kanaatimin sorulmasına da gerek yok.


H.A.: Peki saçını açmaya kalkarsa gelininiz, kızar mısınız?


T.E.: Az önce de ifade ettiğim gibi bizler daha çok gerçekler üzerinden hareket edeceğiz. Sizler bir yere bir insanı teşvik ederseniz onun özgürlük alanınıza girersiniz.


H.A.: Kesinlikle böyle bir şey düşünmüyorum.


T.E.: Hayır hayır sizler için söylemiyorum. Baba olarak söylüyorum.


H.A.: Karışmam diyorsunuz.


T.E.: Tabii. Bir kere özgürlük alanınız içinde kimseyi dayatmayla bir yerlere sevk etmek olmaz. İkna denilen bir olay vardır. Anlatırsınız. Ama zorlaştırmayacaksınız. Kolaylaştırarak anlatacaksınız. Bununla zaten asıl güzellik buradadır. Asıl verimli olan, asıl barış ortamı buradadır. Onun için de bizler kendi ailemizin içersinde, kendi çevremi söylemiyorum çoluk çocuğun içinde hepsinde bizim böyle bir sıkıntımız yok, rahatız. Ve parti teşkilatında aynı şekilde biz çok çok rahatız. Bizim kimseyi yargılama hakkımız yok. Sana ne ya başörtülü olana karışacaksın. Sana ne ya başı açık olana karışacaksın kardeşim.


H.A.: Bu çok güzel. Çok hoş.


Şeriat gelecek mi


H.A.: Bir soru var. Bu soruyu isterseniz daha hafif sorabilirim. Ya da tek kelimeyle sorabilirim. Sizi üzecek bir soru değil. Herkesin konuştuğu... Şeriat gelecek mi?


T.E.: Şimdi bakın Türkiye bir defa sistemini belirlemiştir. Ve bu sistem üzerinde birilerinin bu yapmış olduğu dedikodular bugünün dedikodusu değildir. Cumhuriyet öncesinde de, sonrasında da hep bu Türkiye’de konuşulur. Onun bir ikiz kardeşi vardır. İrticadır. Bunlardan hakikaten bıkmışızdır. Şimdi biz bir defa Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu kabul etmişiz. Şeriat getirmek diye bir şey yok ki. Böyle bir hedefimiz, böyle bir anlayışımız yok ki. Bu nereden çıkıyor?


Kıskanıyor mu, Emine Hanım’a sorun


H.A.: Sabah kalktığınızda ilk yediğiniz içtiğiniz şey nedir? Kahve mi içersiniz, gazete mi okursunuz?


T.E.: Tabii gazetelerin şöyle bir ön sayfalarını gözden geçiririm. Günün özetlerini arkadaşlarım bana gönderirler. Hafif bir kahvaltım olur.


H.A.: Hafif dediğiniz reçel, yumurta?


T.E.: Tatlıyla pek aram yok. Mümkün olduğunca, daha çok, burada yine propaganda yapacağım, hellimi severim. İki dilim hellim peynirini mutlaka yerim. İki kızarmış ekmek dilimi. Ve bu da tabii ki beyaz ekmek olmaz, kepekli olur. Bunlar eşimin düzenlemeleridir. Yumurta zaman zaman yerim. Eşimin kendi bir garnitürü vardır. Onu içerim. Havuç suyu.


H.A.: Bunlar yatağa mı geliyor? Yoksa masada mı?


T.E.: Masada. Eşim çoğu zaman bu noktada benimle olamıyor. Ben çünkü alelacele çıkmak zorunda kalıyorum.


H.A.: Spor yapmaya vakit bulabiliyor musunuz?


T.E.: Spor son birkaç aydır doğrusu fırsat bulamıyorum. Ama evde yürüme bandında devam ediyorum. Kiloyu mümkün olduğunca korumanın gayreti içindeyim.


H.A.: Ama biz sizi hep zayıf gördük.


T.E.: Koruyorum. Seçimde düşürdüm.


T.E.: O vatandaşların takdirine ait.


H.A.: Mutlaka. Ama sizin takdiriniz... Bir erkek olarak hoşunuza gidiyor mu? Ya da Emine Hanım sizi bu konuda kıskanıyor mu?


T.E.: Şimdi Emine Hanım bu noktada takdirini yapmış. Ve beraberce bir dünya oluşturmuşuz. Asıl önemli olan eşimin takdiri tabii.


H.A.: Mutlaka. Ama Emine Hanım da çok hoş bir hanım. Kıskanıyor mudur acaba diye merak ediyorum. Bu çok kadınsı bir soruydu.


T.E.: Bunu eşimle konuşun.


H.A.: Emine Hanım’a nasıl sorayım böyle bir şey! Kendinizi yakışıklı buluyor musunuz?


T.E.: Diyorum ya o vatandaşımın takdiri. Ben kendi kendime böyle bir tercih yaparsam yanlış olur.


H.A.: Olmaz. Aynaya baktığınızda “Hani hakikaten yakışıklıyım” dediğiniz olmuştur.


T.E.: Aynalar bilmiyorum yalan söyler mi söylemez mi. Ama mümkün olduğu kadar bakımlı olmaya çalışıyorum.


Dört dörtlük bir laikim


T.E.: Türkiye Cumhuriyeti Devleti nedir? O değiştirilemez maddelerde sayıyor ya. Demokratiktir diyor, laiktir diyor, sosyaldir diyor, hukuk devletidir diyor. Şimdi dört tane niteliği var devletimizin. Anlatabiliyor muyum? İnsanın dini vardır. Müslümandır veya başka bir dindendir. Anlatabiliyor muyum? Ama ben bir Müslüman olarak, bir dindar olarak laikliği ne yaparım? Laikliği savunurum. Laik devleti savunurum. Şu anda da laik devletin Başbakanıyım ve bunu da savunuyorum. Bununla ne yapıyorum? Bütün inanç gruplarına, hangi inançtan olursa olsun, laik devletin bir yöneticisi olarak eşit mesafedeyim. Ve bu anlamda dört dörtlük bir laikim.


Dursun anasını görmesin


H.A.: Sizin söyleminizden sonra 3 çocuk yapacağım diyenler oldu mu?


T.E.: Tabii bunların hepsi bir yerde de istemekle olmuyor malum. Hülya Hanım’ın mesela şu anda 1 tane çocuğu var. Katma değer... Gerçi vergide iyisiniz, fena değilsiniz de. Mesele güçlü ailelerle güçlü bir Türk milletini inşa edebilmek.


H.A.: Tabii çok güzel söylüyorsunuz. 3 çocuk bence de olsun. Sizi çok yorduk. Ama bir fıkra dinlemeden katiyen bu programı bitirmem. Yoksa otururuz akşama kadar. Tabii siz Karadenizli olduğunuz için herhalde bir Karadeniz fıkrası mı anlatırsınız. Anlatır mısınız günlük hayatta böyle arkadaşlarınızla sohbet eder misiniz?


T.E.: Bizim özellikle Bayındırlık ve İskan Bakanımız Faruk Bey’in fıkra hazinesi çok zengindir. Buralardan esinlendiğimiz bazı şeyler oluyor. Şimdi Temel’le Dursun, idama mahkum olmuşlar. Şimdi tabii gelmiş artık son sözleri soruluyor. Son isteğin nedir, son sözün nedir filan diye. Dursun demiş ki son isteğim bir anamı göreyim demiş. Ondan sonra dönmüşler Temel’e de sormuşlar. Temel’in arzusu çok enteresandır. Dursun anasını görmesin demiş.


H.A.: Harika. Karadenizliler için çıkan bu espri “12’den sonra çalışır çalışmaz...” Gülüyorsunuz değil mi?


T.E.: Siyasette böyle benzer şeyler var. Kafayı takanlar falan. Yani onun bakıyorsunuz ıstırabında kendi neşesini bulanlar olabiliyor.


H.A.: Bunda da siyasete düşürdünüz ya. Gerçekten söyleyecek bir şey bulamıyorum. Sizi böyle gülerken görmek hoşuma gitti.

MAGAZİN Kategorisindeki Diğer Haberler