YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Toktamış Ateş: Evet. ‘İntihar mı, öldürüldü mü?’ o
Toktamış Ateş: Evet. ‘İntihar mı, öldürüldü mü?’ o
Toktamış Ateş: Evet. ‘İntihar mı, öldürüldü mü?’ o
11 Kasım 2008 / 11:02 Güncelleme: 11 Kasım 2008 / 00:00

Toktamış Ateş, Vatan gazetesinden Mine Şenocaklı ile yaptığı ropörtajda Atatürk7e dair çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Atatürk'ün eleştirilecek çok yönü var mıydı?

Özel hayatında biraz daha özenli olabilirdi. Bazı ciddi kararları sofrada almayabilirdi.

Başka?

Mesela düzenli bir aile hayatının olmamasını ben eleştiriyorum. Sonra Fikriye’ye yaptığını hiç içime sindiremedim hayatım boyunca. Çok sıcak bir kadınmış anladığım kadarıyla...

Çok da güzelmiş!
Öyle...

Atatürk de sonra çok pişman olmuştur sanırım...

Bir Latife Hanım’a bakmıştır, bir de Fikriye’yi düşünmüştür. Çok canı sıkılmıştır.

Hastanede ölüm döşeğinde ziyaret edemez miydi Fikriye’yi?

Ama zaten hastaneye gönderen kendisi.

Hayır, intihara kalkıştıktan sonra... Hoş orada da hâlâ soru işaretleri var. ‘İntihar mı etti, öldürüldü mü?’ diye...

Evet. ‘İntihar mı, öldürüldü mü?’ orası biraz karışık.

Sizin kafanızda da karışık mı?

Karışık.

Kim öldürmüş olabilir?

Atatürk’ün etrafında şövalye çok!

Atatürk bizzat istemiş olamaz değil mi?

Hayır. Zannetmem isteyeceğini. Bir de tabii öyle hastaneye falan gitmemiştir. Fikriye orada ölmüştür.

Ama öyle yazıldı...

Laf!

‘Yahya Kemal gibi yalnız değildi...’

Latife Hanım hakkında ne düşünüyorsunuz?

Latife Hanım’ın bir yönü vardır ki çok büyük bir yöndür. Atatürk’ten ayrıldıktan sonra kendisini hapse mahkum etmiştir. Asla tek kelime söylememiştir, ki servetler vaat edildiğini biliyorum.

Atatürk’ü ne kadar sevdiği, ne kadar saygı duyduğu anlaşılıyor...

Hiç kuşkusuz. Latife Hanım’a da yazık, Fikriye’ye de yazık. Atatürk’e de yazık. Düzenli bir aile hayatı olamadı bir türlü...

Yalnız mı öldü?

Yalnız tabii... Ama onun yalnızlığı öyle zavallı bir yalnızlık değil. Yalnız bir adamdı, çünkü bekar bir adamdı. Ama bir Yahya Kemal’in yalnızlığı yoktu onda. O ayrı bir şey...

SOVYETLER’DEN YARDIM GELMESEYDİ KURTULUŞ SAVAŞI BAŞARILAMAZDI

Mustafa filminde Atatürk, ’Müslümanlar ve komünistler emperyalizme karşı birlikte savaşmalı’ diyor...

Yalnız bir yanlışlık var Atatürk Sovyetler’den yardım istiyor. 5 milyon altın geliyor. 23 Nisan 1920’de Meclis açılmıştır. 24 Nisan’da, 15. Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir, TBMM adına Sovyetler Birliği’nden yardım talebinde bulunmuştur. Daha o gün. Yani öyle Sakarya Savaşı öncesinde değil. Uzun tartışmalar olur Moskova’da. Sovyet Dışişleri Bakanı Litfinof, Anadolu hareketinin sosyalist bir hareket olmadığından hareketle ‘Yardım etmeyelim’ der. Buna karşılık Lenin’in kesin tavrı vardır. ’Bizler ortak bir düşmana, İngiliz emperyalizmine karşı savaşıyoruz. Onun için yardım edelim’ der. Ve çok yardım ederler. Özellikle Sakarya Savaşı öncesinde... Böylece ordu bir nefes alır. Ama bunu öyle bir anlatıyor ki Can Dündar, savaş başlamış, devam etmiş, Sakarya Savaşı’dan önce yardım istemişiz gibi... Hayır, biz ilk günden yardım istemişiz.

Peki yardım gelmeseydi?

Onlardan yardım gelmeseydi işi götüremezdik. Bizim o dönemde en yakın dostumuz Sovyetler Birliği. Taksim’deki anıtın her iki yüzünde de, Atatürk’ün arkasında Sovyet generalleri vardır. O bakımdan Atatürk’ün ‘Komünistler ve Müslümanlar hep birlikte savaştık’ demesi yanlış bir şey değildir, doğrudur.

O zaman Atatürk bu sözü biraz vefa borcuyla söylemiş olabilir....

Olabilir. Mesela Litfinof’un İstanbul’a gelişinde çekilmiş bir film izledim Soyvetler Birliği’nde. Binlerce kayık karşılamaya geliyor. Öyle ki Sarayburnu açıklarında denizden yürüyerek gidebilirsiniz. Tabii devlet örgütlemesiyle olan bir şey. İşler ikinci Dünya Savaşı’na kadar iyi gidiyor.

NAZIM, ATATÜRK’E ‘SENİN YAPTIKLARINI GÖREMEYECEK KADAR KÖR MÜYÜM?’ DİYOR

Ama Türk komünistler mesela Serteller çok eleştiriyor Atatürk’ü?

Demokrasi istiyorlar tabii...

Acaba Atatürk yoksulluk gibi bazı gerçekleri göremiyor mu?

Sabiha Hanım da, Zekeriya Sertel de mevcut olmayan Türk burjuvazisinin insanları. Halktan çok kopuklar. Zaten daha sonraki hayatlarında da bunu görüyoruz. Ama bence bu konudaki en iyi referans Nazım Hikmet’tir. Biliyorsunuz affedilmesiyle ilgili yazdığı bir dilekçe var. Mustafa Kemal’in eline ulaşmadğı söylenir. Nazım Hikmet, ’Ben senin yaptıklarını görmeyecek kadar kör müyüm?’ diyor. Yani ‘Ben asla sana karşı bir isyan hareketine öncülük etmem. Sen bu ülkeye çok şeyler kattın’ diyor, ki bu samimi bir Türk komünistinin Mustafa Kemal’i değerlendirişidir.

Zaten başka türlü düşünülebilir mi? Bugüne kadar yazılmış en iyi Mustafa Kemal şiirini yazdı Nazım Hikmet...

Evet. (Şiirden dizeler okuyor)

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi durdu.

Bıraksalar

İnce uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan

bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon ovasına

atlayacaktı.

KÜLTÜR SANAT Kategorisindeki Diğer Haberler