YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Kovboy efsanesi bilindiği gibi değilmiş
Kovboylar nakışlı gömlek giyip deri eldiven takan, ustalıkla kullandıkları silahlarıyla kasabada asayişi temin eden karakterler değillermiş meğer. İşte kovboyun, ya da orijinal adıyla “cow-boy”un gerçek yüzü.
Kovboy efsanesi bilindiği gibi değilmiş
07 Ağustos 2015 / 01:38 Güncelleme: 07 Ağustos 2015 / 09:23

Kovboylar filmlerde izlediğimiz gibi nakışlı gömlek giyip deri eldiven takan, ustalıkla kullandıkları silahlarıyla kasabada asayişi temin eden karakterler değillermiş meğer. İşte New Mexico Müzesi’nde koleksiyon ve araştırmalardan sorumlu eski müdür yardımcısı Lonn Taylor’un kaleminden kovboyun, ya da orijinal adıyla “cow-boy”un gerçek yüzünü Derin Tarih dergisi ortaya çıkardı.

Amerikan kovboyu ilk kez İç Savaş’ı takip eden 1860’lı yıllarda halkın dikkatini çekti. Kovboyluk mesleği açık alanda yürütülen büyükbaş hayvancılık endüstrisinin ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıktı ve 30 yıllık yükselme döneminin ardından endüstri köklü bir değişikliğe gidince ortadan kalktı, kovboylar da kendilerine yeni yollar çizdiler. Ancak uzak diyarlardaki kovboy imgesi unutulmadı. Arkasında 1890’lardan beri büyüyen ve nihayetinde millî bir efsane haline gelen; filmlerde, televizyonda ve kitaplarda her gün karşımıza çıkan, giyinme, yürüme, konuşma ve hatta düşünme biçimimize yön veren bir miras bıraktı.

1880’li yılların kovboyu nihayetinde at üstünde çalıştırılan bir işçiden fazlası değildi. 1980’lerin kovboyu ise millî bir ahlak anlatısının öznesidir; kaosu bitirip düzeni tesis eder, haklarımızı bize teslim eder.

İşin doğrusu, efsanenin kökenini oluşturan kovboy, sadece 1865-95 yılları arasında uygulanmış olan çiftlikçilik sisteminin bir parçasıdır. Açık alanda yürütülen çiftlikçilik sisteminde sığırlar et ihtiyacını karşılamak üzere Amerika’nın uçsuz bucaksız devlet arazilerinde yetiştiriliyor, yeterince büyüdüklerinde sürüler halinde en yakın tren istasyonuna götürülüyordu.

Sorun, bu sığırları semirecekleri ovalara, oradan da Doğudaki pazarlara götürmekti. 1860’lı yıllarda ortaya çıkıp 70’ler ve 80’ler boyunca gelişen açık alan çiftlikçiliği bu soruna bir cevap sunmuştu: sığır yemeğini, suyunu ve barınağını kendi buluyor, tren istasyonuna da kendisi gidiyordu. Kovboylar da bu sırada onun başında bekliyordu.

1-20150806234130.jpg

Sığırları gütmekti işleri

Pratikte farklı çiftliklere ait sığırlar aynı bölgede otluyor ya da diğer bölgelere geçebiliyorlardı. Bu yüzden yılda iki kez bütün sığırlar tek bir yerde toplanıyor, türlerine göre sınıflandırılıyor ve başıboş hayvanlar sahiplerine iade ediliyordu. Bazı durumlarda 250 dönümlük bir alan kaplayan ve bir ay kadar devam eden bu işlem açık alan çiftlikçiliğinin en önemli iki özelliğinden biriydi. Diğeri ise 500 ilâ 1500 arasında sığırın at sırtındaki kovboylar tarafından tren istasyonuna götürüldüğü nakliyattı.

1880’li yılların sonuna dek Teksas ile Chicago arasındaki en yakın demir yolu bağlantısı güney Kansas’taydı. Buraya varmak iki ya da üç ay sürüyor, bu süre zarfında kovboylar da sürüyle birlikte kalıyor, sığırları yerleşim bölgesinin batısından yürütüyor, nehirleri yüzerek geçmelerini sağlıyor, izdihamlardan sonra hayvanları bir araya topluyorlardı. 1867-86 yılları arasında altı ilâ dokuz milyon baş sığırın Teksas’tan Kansas’a bu şekilde nakledildiği tahmin edilmektedir.

Sığırlar doğu Colorado’nun, kuzey Kansas’ın, Nebraska’nın, Wyoming’in, Dakota’nın ve Montana’nın çayırlarına ilk kez 1850’lerde Oregonlu seyyah ve altın avcıları tarafından getirilen küçük sürüler halinde ayak bastı. 1870’lerde bu bölgeler, görünürde sonsuz ot kapasiteleriyle patlamakta olan hayvancılığın emniyet sübabı durumundaydı. Teksaslı kovboylar bu bölgelere varabilmek için sığırları beş altı ay boyunca yürütüyor, sonrasında genellikle buralarda kalıp sürünün yeni sahibi adına çalışıyorlardı.

Sonuç olarak kovboyun gündelik gerçekliği sadece çalışmaktı. Günde 10 ilâ 14 saat arası süren, yaz aylarında sıcak, tozlu ve çok yorucu bir işti bu. Kış aylarında ise soğuk, ıslak ve yine çok yorucu… Bütün tarım işleri gibi bu da döngüsel ve mevsimlikti.

02-001.jpg

Kovboyların üçte biri zenciydi

Efsanede kovboy her zaman beyaz ve çoğunlukla güneyli, İç Savaş sonrası batıya kaçan bir genç erkektir. Efsane ile gerçeklik arasındaki ilk fark, bizzat kovboyla ilgilidir. Efsanede

ve filmlerde kovboy her zaman beyaz bir Anglo-Sakson’dur. Gerçekteyse çoğunlukla siyahidir.

Efsanedeki kovboy her zaman dar beyaz pantolonlar, bacaklara kadar uzanan deri siyah çizmeler giyen, büyükçe gümüş tokalı bir kemer takan, nakışlı bir gömlek, püsküller ve boncuklarla süslenmiş deri ceket giyen, kocaman deri eldivenler ve geniş kenarlı bir Stetson şapka takan Buffalo Bill gibidir.

Ne var ki gerçek kovboyun kıyafeti 1880’li yılların klasik işçi kıyafetidir. Yalnızca birkaç önemli farkı mevcuttur: Ağır işe dayanıklı yün pantolon ile yakasız fanila ve kazak. Pantolonlar genellikle hem çalı çırpıya takılıp yırtılmaması, hem de çizmelerle üzengi derisinin birbirine sürtmesini engellemek amacıyla çizmelerin içine sokulurdu. Geniş kenarlı şapkanın amacı ise güneşten ve yağmurdan korunmaktı. Ayrıca boyunlarına sardıkları bandanayı gerekli durumlarda toz maskesi gibi kullanırlardı.

Kısacası kovboyun kıyafetleri birer süs değil, onun hayatını kolaylaştıran hayatî unsurlardı.

 

DERİN TARİH

 // Elif
Kovboylarin gercek yuzunu herkese gostermelisiniz...
25 Aralık 2016 14:06
 // Elif
Bu arada kovboylarin kahraman degil katil olduklarinida yazmaliydiniz...
25 Aralık 2016 00:36
Günaydın
 // A yılmaz
Kovboy eşittir sığır çobanı. Biz bunu çocukluğumuzdan beri biliyoruz....
07 Ağustos 2015 10:15
KÜLTÜR SANAT Kategorisindeki Diğer Haberler