YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Halifelik nasıl kaldırıldı?
Ali Satan’ın yeni yayınlanan kitabı Halifeliğin Kaldırılması, Türk ve İngiliz belgelerinin ışığında karanlık bir dönemi mercek altına alıyor.
Halifelik nasıl kaldırıldı?
28 Ekim 2013 / 22:13 Güncelleme: 28 Ekim 2013 / 22:29

Halifeliğin kaldırılmasının üzerinden 90 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ gündemde kalmaya devam ediyor. Hem Türkiye’de hem de dünyanın başka yerlerinde toplantılar bazen gösteriler dahi yapılıyor. Halifelik kurumu ortada olmamasına rağmen 21. yüzyılda da kayda değer sayıda Müslüman’ı heyecanlandırırken bazı etkin çevreleri de endişelendirebiliyor.  

Ali Satan’ın Ufuk Yayınları arasından çıkan halifeliğin Kaldırılması adlı çalışması, halifeliğin ne anlama geldiğini, tarih içerisinde nasıl bir seyir izlediğini, Osmanlı halifeliğini, II. Abdulhamid ve  II. Meşrutiyet’in Halifelik politikalarını anlattıktan sonra I. Dünya Savaşı’nda ardından Milli Mücadele’de halifeliğin nasıl bir rol oynadığını inceliyor. Kitap, Halifeliğin kaldırılış sürecini Türk ve İngiliz belgeleri ışığı altında, nesnel bir dille ortaya koymaya çalışıyor. Ayrıca yakın zamana kadar kapalı olan Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde halifelikle ilgili belgeler de ilk defa bu çalışmada değerlendiriliyor ve önemli bir kısmı orijinalleri ile yayınlanıyor.

Kitap, halifeliğin neden kaldırıldığına, halifeliğin kaldırılma sürecinde İngiltere’nin rolünün ne olduğuna, Lozan Antlaşması ve hilafet ilişkisinin yanısıra Batı ülkelerindeki yankılarına yer veriyor.

Seçilmiş bölümler:

Ankara’dan Abdülmecid Efendi’ye davet var!

1921 yılı Nisan ayı içinde Mustafa Kemal Paşa, Hamdullah Suphi ve Dahiliye Vekili Cami Bey’in üç ayrı mektubu Şehzade Abdülmecid Efendi’ye eski yaverlerinden Yümni Bey tarafından getirildi.  Mektuplar şehzadeyi Anadolu’ya davet ediyordu.

Abdülmecid Efendi bu davetten memnun oldu. Ancak karar vermek için bir iki gün müsaade istedi. Bu arada Ahmed İzzed Paşa, Dahiliye Nazırı Şerif Paşa ve Halil Paşa ile istişare etti. İki gün sonra kendisini ziyarete gelen Yümni Bey’e; Anadolu’ya geçmeyi ve bu mücadeleye katılmayı çok isterdim.

Fakat bu karar ve hareketimin ailevi vaziyetimizle, yani hanedan vaziyetinde nasıl bir değişiklik göstereceğini, bunun millet ve memlekete faydalı olup olmayacağını sarahatle anlayıncaya kadar beklemenin müreccah olduğunu düşünmekteyim diyordu. (sf. 115)

Lozan’da İngiltere’nin hedefi neydi?

Lozan Barış Konferansı'nda İngiltere'nin dört amacı vardı. İngiltere Heyeti Başkanı Dışişleri Bakanı Kedleston Markizi Curzon Lordlar Kamarası'nda bunları şöyle açıklıyordu: "Birincisi Türk-Yunan Savaşı'nı sona erdirmek. İkincisi Türkiye'ye sağlam ve istikrarlı bir devlet olarak yeniden yapılanması için bir fırsat verilmesi ve medeni dünyada yerini alma imkanı verme.

Üçüncüsü ise eğer Türkler diğer milletler arasında tekrar yer almak istiyorsa bunu yalnızca Batı ile irtibat kurarak ve işbirliği yaparak elde edebileceklerini kabul ettirmek. Dördüncü hedefse müttefikler arasında işbirliği ve dayanışmayı sağlamaktı." Lord Curzon devam ederek; "Eğer Türkiye başkenti Ankara olan, Küçük Asya dışında herhangi bir bölgeye sahip olmayan bir ülke olarak kalsaydı, kendi geleceğini diğer Asya krallıkları ile çevrili bir Asya devleti olarak tayin etmesine bir şey demezdik.

Fakat bu olmadığı ve Avrupa’ya dönüşü kabul edildiği için kendilerine her zaman demişimdir ki; Ey Türkler, şimdi tekrar geri döndünüz. Geleceğinizi Moskova, İran veya Afganistan’da aramanızın sizin için iyi olmadığını göremiyor musunuz? Artık gözünüzü Avrupa’ya çevirmiş durumdasınız.

Türklere devamlı Büyük Peter’i örnek göstererek, Avrupa’ya geri döndüklerine göre Batı idare ve hükümet standartlarını özümsemek zorunda olduklarını, ancak bu takdirde Avrupa’nın kendilerine yardım edebileceğini söyledim.” (sf.165)

Meclis kararlarını eleştirmek vatan hainliği sayıldı

TBMM-Hilâfet çekişmesinin önüne geçmek için 29 Nisan 1920'de çıkartılmış bulunan Hıyanet-i Vataniyye Kanununun birinci maddesini değiştirdi. Bu maddenin ilk hali şöyle idi: Hıyanet-i Vataniyye Kanununun 1. maddesinin “Yüce Hilâfet makamı ve saltanatı ve ülkeyi yabancı devlet güçlerinden kurtarmak ve saldırıları defetmek maksadıyla kurulan Büyük Millet Meclisine karşı düşünce veya uygulamalarıyla veya yazdıkları yazılarla muhalefet ve bozgunculuk edenler vatan haini addedilir.”(sf. 175)

Mustafa Kemal Paşa gazetecileri nasıl şaşırttı?

16-17 Ocak 1923’te ga­ze­te­ci­ler­le bir top­lan­tı ya­pan Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa, söz hi­la­fe­te ge­lin­ce her­ke­si şa­şır­tan bir açık­la­ma­da bu­lun­du. Ah­met Emin Yal­man o top­lan­tı­yı şöy­le an­la­tı­yor:  Söz­le­ri­miz bit­tik­ten son­ra Ga­zi'nin ağ­zın­dan şu söz­le­ri işit­tik: “İs­met Pa­şa'ya da bu bah­si aç­tı­ğım za­man o da si­zin söy­le­di­ği­niz tarz­da şey­ler söy­le­di, fa­kat he­pi­niz al­da­nı­yor­su­nuz. Hi­lâ­fe­tin mut­la­ka kö­kün­den il­ga edil­me­si la­zım­dır.”

O sa­lo­na yıl­dı­rım düş­müş gi­bi bir his duy­duk. Hi­lâ­fet'in il­ga­sı gi­bi bir fik­rin her­han­gi bir kim­se­nin ha­tı­rı­nın ke­na­rın­dan ge­çe­bi­le­ce­ği­ni dü­şün­mek bi­le kud­re­ti­mi­zin dı­şın­da bir şey­di. Bu­nun do­ku­nul­maz, lü­zum­lu, il­ga­sı­nın im­kan­sız bir şey ol­du­ğu fik­ri es­ki­den be­ri zi­hin­le­ri­miz­de yer­leş­miş bu­lu­nu­yor­du. Bir Ka­to­lik top­lu­lu­ğu­nu pa­pa­lı­ğın il­ga­sın­dan bah­se­dil­se, ne gi­bi tep­ki uyan­dı­ra­bi­lir­se biz de o yol­da bir tep­ki­nin et­ki­ni al­tın­day­dık. Şa­şır­mış kal­mış­tık. (sf.172)

İsmail Şükrü Hoca “Halife devlet reisidir”

“İs­ma­il Şük­rü Ho­ca, ri­sa­le­sin­de hü­kü­met­ten mah­rum, güç­süz ha­li­fe ola­ma­ya­ca­ğı­nı, ha­li­fe­nin dev­let rei­si ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni ile­ri sü­rü­yor­du. Ri­sa­le­nin Mec­lis’­te da­ğı­tıl­dı­ğı 15 Ocak’tan bir gün ön­ce Ba­tı Ana­do­lu'ya bir ted­kik ge­zi­si­ne çı­kan Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa, ri­sa­le­nin neş­rol­du­ğu­na da­ir ha­be­ri Es­ki­şe­hir'de, an­ne­si Zü­bey­de Ha­nım'ın ve­fat ha­be­ri ile be­ra­ber al­dı. Tep­ki­si çok sert ol­du.

Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa, bu du­ru­mu,’ Mec­li­s’in, mil­le­tin lağ­vet­ti­ği sal­ta­nat-ı şah­si­ye­yi hi­lâ­fet ma­ka­mın­da ida­me ve pa­di­şah ye­ri­ne ha­li­fe ika­me et­me sev­da­sı’ ola­rak yo­rum­lu­yor­du. Ho­ca Şük­rü ve ar­ka­daş­la­rı­nı ‘mür­te­ci bir hi­zip’ di­ye ni­te­len­di­ren Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa, ha­li­fe­yi ümi­de dü­şü­re­cek sa­da­kat gös­te­ri­le­ri­nin ri­sa­le ile sı­nır­lı ol­ma­dı­ğı­nı dü­şü­nü­yor­du.” (sf.171)

Devrimci gazeteciler ülkeyi büyük değişime hazırladı

Yunus Nadi, Yeni Gün gazetesinin 26 Kasım 1923 günkü nüshasında ‘Yeni Bir Cidal Devri’ başlıklı makalesi ile cidali bizzat kendisi başlatıyordu. Yeni Gün'de hilâfet, saltanat ve millî hakimiyet konularında birbiri ardına makaleler neşrolmaya başladı.

Bu tartışmalar ülkeyi büyük değişime hazırlıyordu. Zaten tartışmalar da ülkedeki değişimin farkında olanlarla olmayanların mücadelesi idi. Eskişehir mebusu Emin Bey, Yunus Nadi ve Celal Nuri beylerin İslami duyguları yaralayacak şekilde yayınlar yapmalarını ve bu yayınları tasvip etmenin yanlış olduğunu vurguluyordu. (sf.171)

“Böyle bir şeyi aklımızdan bile geçiremiyoruz”

Bü­yük Mil­let Mec­li­si Baş­ka­nı sı­fa­tıy­la İs­tan­bul'a ge­len Fet­hi Bey'e ga­ze­te­ci­le­rin ha­li­fe­li­ğin kal­dı­rı­la­ca­ğı yo­lun­da so­ru­la­rı üze­ri­ne; 'Ne mü­na­se­bet, böy­le şe­yi ak­lı­mı­za bi­le ge­tir­miş de­ği­liz, Ha­li­fe Haz­ret­le­ri­’nin is­ti­fa­sı key­fi­ye­ti hi­laf-ı ha­ki­kat­tir.

TBMM bu so­ru­nu ge­çen yıl hal ve fas­let­ti; Ha­li­fe'nin nasp ve se­çi­mi, Mil­let Mec­li­si'ne ait bir hak­tır. Bu­nun di­ğer İs­lam­lar­la hiç­bir il­gi­si yok­tur. Ma­dem­ki ha­li­fe­li­ği mu­ha­fa­za eden ve ko­ru­yan Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti'dir, se­çi­mi de an­cak Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti'ne ait ol­ma­sı la­zım ge­lir. Hi­lâ­fet ma­ka­mı, İs­lam­lar ara­sı en bü­yük mü­es­se­se­dir. An­cak bu ma­ka­mın ba­şı­nı TBMM se­çer. Bu hak yal­nız bi­zim­dir, bu nu kim­se­ye ve­re­me­yiz. (sf. 179)

“Türkiye kan kaybeder”

Şöh­ret­li ve us­ta ga­ze­te­ci Hü­se­yin Ca­hit (Yal­çın) da 'Şim­di de Ha­li­fe­lik Me­se­le­si' baş­lı­ğı ile yaz­dı­ğı ma­ka­la­de; ha­li­fe­lik gi­der­se, beş on mil­yon­luk Tür­ki­ye dev­le­ti­nin, İs­lam âle­mi için­de hiç öne­mi kal­ma­ya­ca­ğı­nı, Av­ru­pa si­ya­se­ti ba­kı­mın­dan da, en kü­çük de­ğer­siz bir hü­kü­met mev­ki­ine dü­şe­ce­ği­mi­zi bu­nu an­la­ya­bil­mek için de bü­yük bir di­ra­ye­te lü­zum ol­ma­dı­ğı­nı be­lir­te­rek so­ru­yor­du;

"Mil­li­yet­çi­lik bu mu­dur? Ger­çek mil­li­yet duy­gu­su­nu yü­re­ğin­de du­yan her Türk, hi­lâ­fet ma­ka­mı­na dört el­le sa­rıl­mak zo­run­da­dır” di­ye ya­zın­ca Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa biz­zat ce­vap ver­mek lü­zu­mu his­set­miş ve:  "Ma­kam-ı Hi­lâ­fe­te dört el­le sa­rıl­mak mec­bu­ri­ye­tin­de bu­lu­nan bir şekl-i ida­re­nin bir şekl-i cum­hu­ri­yet ol­ma­ya­ca­ğı­nı an­la­ya­bil­mek için de bü­yük bir di­ra­ye­te lü­zum yok­tur..." di­ye­rek mak­sa­dı­nı açık­lı­yor­du. (sf.180)

“Terbiye millî mi olmalı dinî mi?”

Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa 11 Şu­bat ge­ce­si İs­tan­bul Da­rül­fü­nun Rek­tö­rü Is­ma­yıl Hak­kı Bal­ta­cı­oğ­lu, Ede­bi­yat Fa­kül­te­si De­ka­nı Fu­at Köp­rü­lü ve bir­kaç di­ğer de­kan­lar­la bir­lik­te bir he­ye­ti İz­mir'de Göz­te­pe'de­ki köşk­te ka­bul et­ti.

O ge­ce 'Ter­bi­ye mil­lî mi ol­ma­lı, di­nî mi?' di­ye bir ko­nu et­raf­lı­ca tar­tı­şıl­dı ve ar­ka­sın­dan mev­zu ha­li­fe­li­ğe gel­di. Is­ma­yıl Hak­kı Bal­ta­cı­oğ­lu, yo­baz­lık ağa­cı­nın ko­lu­nu ka­na­dı­nı kes­me­nin ye­ter­li ol­ma­dı­ğı­nı kö­kü­nü ka­zı­mak ge­rek­ti­ği­ni söy­le­di. Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa al­dı­ğı bu ce­vap­tan mem­nun ola­rak Bal­ta­cı­oğ­lu'na il­ti­fat­lar et­ti. (sf. 187)

Cemaleddin Afgani’nin en meşhur müridi olan Muhammed Abduh da hilâfetin yeniden Araplar’a aktarılmasına inanmaktaydı. Ona göre Osmanoğulları halifeliği zorla almıştı ve Türkler İslam dünyasında geç Müslüman olan bir kavim olarak Peyygamber risaletinin ruhunu doğru olarak algılayamamışlardır. (sf.37)

 

BUGÜN

KÜLTÜR SANAT Kategorisindeki Diğer Haberler