YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kalın'ın yeni kitabı çıktı
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kalın'ın yeni kitabı çıktı
24 Eylül 2016 10:12
​​Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın2ın yeni kitabı çıktı. Kalın 'Ben, Öteki ve Ötesi' kitabında, İslam-Batı ilişkileri tarihini analiz ediyor.

İslam'ın Batı'yla olan ilişkisini 'Ben, Öteki ve Ötesi' kitabında detaylı bir şekilde inceleyen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, geçmişten günümüze Batı ülkelerinin vizyonunu resmediyor.

Edebiyat ve fikriyat dergisi İtibar'ın eylül sayısı için Harun Tan'a konuşan İbrahim Kalın, röportajında ayrıca kitabından anekdotlar, tarihi metinler ve keskin saptamalarıyla 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Avrupa ülkelerinin Türkiye'ye karşı ayrımcı tutumuna da ışık tutuyor.

İşte o röportajdan bir bölüm...

'Ben' ve 'Öteki' diyalektiğinin keskin bir ayrışmaya tabi tutularak felsefi/düşünsel köklerini kartezyen düalizm ve bunun üzerine temellenmiş Aydınlanma düşüncesiyle birlikte okumak mümkün müdür? Sözgelimi, Rousseu'nun medeniyeti bir yozlaşma, bir tür çürüme olarak görmesi bu dikotomik söylemin ürünü müdür?

Ben ve Öteki ayrımı, bütün bütün toplumlarda karşımıza çıkar. Zira ontoloji tarihten önce gelir. Kadim toplumlarda, Doğu'da, Batı'da, Afrika'da, Asya'da her yerde farklı biçimlerde formüle edilmiş bir ayrımdır bu... Kartezyen düalizm, bu tür ayrışmaları mutlak bir çatışma zemini haline getirebilir. Aydınlanma sonrası Avrupa düşüncesinde ortaya çıkan yaklaşımla, düalizmin de ötesinde baskıcı, bir monizmin hakim olduğunu gösteriyor.

Bir Avrupa var bir de onun dışında başka toplumlar var değil.

Mesele daha derine gidiyor: Avrupa emperyalizmi -ki felsefi, antropolojik ve kültürel kodları açısından bakıldığında tarihte bir benzerine pek rastlamazsınız- aslında tek bir Ben'in “ben" demeyi hak eden tek bir varlığın olduğunu, bunun da ancak modern ve medeni Avrupa olduğunu söylüyordu. Eğer diğer toplumlar bir varlık iddiasında bulunacaksa ve yeni cesur dünyada var olma şansı elde edecekse bunu ancak bu modern ve edebi Avrupa'ya banzeyerek, ona öykünerek ve nihayetinde ona asimile olarak yapabilir. Bu mutlak monizmin ürettiği baskıcı ilişki biçimleri, modern Avrupa tarihinin ana eksenini 1950'li yıllara kadar belirlemiştir...

Saygıya dayalı olmalı

'Ben' tasavvurunun 'Öteki' için bir tür epistemik tahakküm anlamı taşıdığı fikrini, müziğinden mimarisine kadar tüm geleneksel kültür formlarını irfan fikriyle pekiştirmiş İslam düşüncesiyle nasıl örtüştürebiliriz?

Ben ile Öteki arasındaki ayrım farklı biçimlere bürünebilir. Bundan mutlak manada kaçmak mümkün değil. Gerekli de değil. Bunu bir veri -ontolojik bir zaruret- olarak kabul edip ona göre hareket etmek daha isabetli ve hikmetli bir yaklaşım tarzı olur. Ben ve Öteki arasındaki bir mutlak tahakküm ilişkisi olmak zorunda değildir. Klasik Avrupa emperyalizmi, bunu dayatmak istedi.

Bu ilişki, hiçbir değer ve ilkenin olmadığı, “ne olsa gider" tarzında köksüz, topraksız ve tarihsiz bir liberalist ütopyaya da dayanmak zorunda değil. Ben ile Öteki arasında alışverişe, karşılıklı çıkara, saygıya, ortak iyi çabasına dayalı bir ilişki kurulabilir. İnsanlar -ve toplumlar- kendileri kalarak 'Öteki' ile sağlıklı ve yapıcı ilişkiler kurabilirler. İslam tarihi bunun örnekleriyle dolu.

Semerkant'tan Saraybosna'ya, Bağdat'tan İskenderiye'ye, İstanbul'dan Kurtuba'ya kozmopolit ve çoğulcu İslam şehirleri, farklı kültürel, etnik ve dini gruplarla bir arada yaşayarak 'çoklukta birlik' ilkesiyle hareket ederek muazzam eserler ortaya koydular...

 

KÜLTÜR SANAT Kategorisindeki Diğer Haberler