YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
'Biz Osmanlıyız' deyince Kemalistlerle yolu ayrılmıştı...
Yazdığı kitaplardan sonra Osmanlıcı ve gerici ilan edilen Kemal Tahir'in tarih anlayışı Derin Tarih dergisinde gözler önüne serildi. İşte Türk edebiyatının en önemli yazarlarından Kemal Tahir...
'Biz Osmanlıyız' deyince Kemalistlerle yolu ayrılmıştı...
02 Temmuz 2015 / 17:12 Güncelleme: 02 Temmuz 2015 / 17:20

Derin Tarih’te bu ay Türk edebiyatının en önemli yazarlarından Kemal Tahir’in tarih anlayışı ve Osmanlı’nın tasfiye süreci ve Cumhuriyet’e getirdiği eleştiriler masaya yatırıldı.

Mustafa Armağan, Sezai Coşkun, Mustafa Özel ve Korkut Tuna Kemal Tahir’in tarihçiliğini ele alırken, Kemal Tahir’in yakın dostları Cengiz Yazoğlu ve Yücel Yaman da hatıralarından hareketle onun tarih sevdasına mercek tutuyorlar.

Sezai Coşkun, Kemal Tahir’in eserlerinden hareketle tarih sorgulamasına yer veriyor.

İşte tespitlerinden bir bölüm: 

Yaşanan tarihin içine doğan bir yazardır Kemal Tahir. Sultan II. Abdülhamid’in yaveri olan babası Tahir Bey’den dolayı II. Meşrutiyet’in sancılarını bir çocuk olarak muhayyilesine yerleştirir. Hayata ilişkin ilk intibalarını edindiği bir dönemde babası, çok sevdiği Sultan Hamid’e övgüler düzerken dışarıda İttihatçıların ‘hürriyet’ şarkıları söylenmektedir.

Sultan’ın babasına ihsan ettiği evi İttihatçılar geri alır. Babası, daha sonra bedelini ödeyerek bu eve sahip olur. İttihatçıların görevden azlettiği babasına, savaşlar başlayınca vazife verilir ve Kemal Tahir, babasıyla beraber Ege bölgesinde cereyan eden çatışmaları yerinde görür. Bu dönem, onun Anadolu’da yürütülen mücadelenin mahiyeti adına, kitaplarda okuduklarından ziyade, alanda gördükleriyle düşünmesine imkân tanıyacaktır. Böylece Cumhuriyet döneminde ‘resmî tez’ olarak dikte edilecek tarih, farklı sahneleriyle onun hayatının bir parçası olur. Bu biyografik tecrübe, söz konusu dikteye eleştirel bakabilmesinde çok önemli bir imkândır. 

Notlarında birçok örneğini bulabileceğimiz değerlendirmelerinde Kemal Tahir’in insan ve toplum gerçeğine varmak için tarihe eğildiği açıktır. O, ‘toplumların geleceğinin tarihten geçtiği(ne)’ inanır. Bu sebepledir ki tarihin, Türkiye’nin ‘biricik zenginlik kaynağı’ olduğunu savunur. Kemal Tahir tarih ile tanışır ve Aşıkpaşazâde, Naima, Peçevî, Cevdet Paşa başucu kitapları olur.

‘Bir bakkaldan bile daha kolay’

Devlet Ana’nın yayınlanmasıyla birlikte Osmanlıcı ve gerici ilan edilen Kemal Tahir’in yalnızlığını esas katmerleyen, Osmanlı’nın tasfiye sürecinden başlayarak Cumhuriyet dönemini, temel bazı olaylar etrafında anlamaya çalıştığı romanları olur. Esir Şehrin İnsanları, Hür Şehrin İnsanları, Yorgun Savaşçı, Bozkırdaki Çekirdek, Kurt Kanunu ve nihayet Yol Ayrımı… Cumhuriyet idaresi tarafından yüceltilen hemen her şeyi tersine çevirmeye girişir. Kemal Tahir, kendi insanını ve toplumunu anlamak için tarihe eğildiğinde karşısına bambaşka bir tarih çıkmıştır. 

Nitekim bu romanlardaki tarih tezlerini bir bütün halinde değerlendirdiğimizde ‘resmî tarihin’ tam tersi bir tez ile karşılaşırız. Kemal Tahir, Millî Mücadele’nin adından başlayarak sorgulamalara girişir. Yol Ayrımı’nda yansıtıcı kahramanı Doktor Münir’e uzun uzadıya Osmanlı’nın ‘bir bakkaldan bile’ daha kolay nasıl tasfiye edildiğini ve bu dönemde yürütülen savaşa niçin ‘kurtuluş savaşı’ denemeyeceğini anlattırır: 

“Bana sorarsanız birkaç savaş yok… Bir tek savaş var sürüp gidiyor 1923’e kadar. Bin yediyüz bilmem kaçtan beri bizim bir tek savaşımız var: Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmaktan kurtulma savaşı… Düşündün mü hiç, bir dünya imparatorluğu nasıl tasfiye edilir?... Tasfiye edilen miras, Osmanlı’nın sırf kılıç gücüyle vuruşarak aldığı, tarih boyu vuruşarak savunduğu mirastı. Evet oturuldu masaya… Karşımızda yirmi iki devlet…” 

Milli Kurtuluş Savaşı diye bir şey yok

Mustafa Armağan ise Tahir’in Çöküntü Notları adlı eserinden hareketle Osmanlı’nın tasfiye sürecini yorumladı:

“Kemal Tahir’e göre “Bizim tarihimiz çalınmış tarihtir”. O, bu çalınmış tarihi (ateşi) saklandığı yerden çıkartarak okurlarının önüne koymak için çırpınan bir Promete’dir. Müthiş bir Batı/Kapitalizm düşmanlığıyla belirgindir söylemi. Ona göre “Osmanlı’nın kurtulması için, gerçekten Batılaşması için, kendi ilerici insanlığından tamamıyla vazgeçmesi –eğer böyle mümkün olabilirse- yani, sömürücüye önleyicilik amacını, soygunculuğa başlamakla değiştirmesi gerekecekti.” 

Bakış açısındaki aykırılık ortada. Osmanlı ilerici, insanlık onda, Batılaşma onun ilerici insanlığından vazgeçmesi demek, soygunculuğa başlaması demek. “Osmanlı (içinden) canavarlar yetiştirmedikçe Krupları, Skodaları, Şnayderleri, Armstrongları kursa ve işletse de, 1900’den sonra büsbütün kuduran insan eti yamyamlığında kendisine bir yer bulamazdı. Yenilmeye kesinlikle mahkûmdu” (Notlar/Batılaşma, Bağlam: 1992, s. 177-8.)

“1838’den beri tam 124 yıldır aynı pislik çukurunda debeleniyoruz” diyen Kemal Tahir, “Türk halkının ezici çoğunluğu Kemalist hiç değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır” diyecek ve tarih “palavraları”na şöyle sert bir giriş yapacaktır:

“Milli Kurtuluş hareketinde -Türk milletinin deyimiyle- “Kötü Yunanı yenme” işinde bu kadar palavra sıkmamıza bakanlar, kocaman bir imparatorluğu kaybedenin biz sefiller olduğunu katiyen anlayamazlar. [Yanı başımızda, Lenin Çar İmparatorluğunu kurtarmak için sosyalist kanı dökerken, bizim içine düşürüldüğümüz vatan hainliği, tarihlerin yazdığı hatta yazacağı katmerli namussuzluk değildir]” (Notlar/Çöküntü, Bağlam: 1992, s. 193).

“Anadolu (Yunan) savaşının “Milli Kurtuluş” denilen olayla hiçbir ilintisi yoktur. (Çünkü “antiemperyalist” vasfı yoktur.) (…) Antiemperyalist olamayan bir hareket, antikapitalist olamaz. (…)”
“Kemalistlerin İngilizlerle hatta Ruslarla anlaşma şartlarının onlar tarafından tutulup tanıtma pazarlığının başında, Osmanlılıktan ve Halifelikten vazgeçmek bedeli vardı. Kemalistler bu bedeli karşılıksız hatta üste vererek ödemişlerdir” (s. 194).

ktp-002.jpg

 

KÜLTÜR SANAT Kategorisindeki Diğer Haberler