YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Yemin krizini değerlendirdi...
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, hem Meclis'teki yemin krizini hem de Cumhurbaşkanı Gül'ün davetine verilen yanıtları değerlendirdi...
Yemin krizini değerlendirdi...
30 Haziran 2011 / 07:26 Güncelleme: 30 Haziran 2011 / 07:39

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün muhalefet partileri ve bazı bağımsız milletvekillerine yaptığı davete ilişkin, ''Hem bağımsız milletvekillerini temsilen 2 arkadaşımızın katılacak olması hem de Kılıçdaroğlu'nun davete icabet etmesi bence olumlu sonuçlar da doğurabilir. MHP niçin, hangi sebeple bu daveti kabul etmedi, bunun takdirini de kamuoyu yapacaktır'' dedi.

Arınç, NTV'de yayımlanan Seçimin Ardından programında gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve bazı bağımsız milletvekillerini son gelişmeleri değerlendirmek üzere Çankaya Köşkü'ne davet etmesine ilişkin Arınç, CHP milletvekillerinin TBMM'ye gelip yemin etmemesi, BDP'li bağımsız milletvekillerinin Diyarbakır'ı karargah yapıp Ankara'ya uzak durması ve tutukluyken milletvekili seçilenlerin durumunun bir sıkıntıya yol açtığını, bu sıkıntının varlığının yadsınamayacağını söyledi.

Anamuhalefet partisinin üyelerinin yemin etmemesi, diğerlerinin de bir süre Ankara'ya dahi gelmeyerek ''grup toplantılarını güya Diyarbakır'da yapacaklarını'' ifade etmelerinin bir sıkıntı olduğunu ifade eden Arınç, şunları kaydetti:

''Belki bunun sebepleri, sonuçları ve nasıl giderilebileceği konusunda Sayın Cumhurbaşkanı siyasi parti liderleriyle görüşmeyi arzu etmiş. Bence olumlu bir davranış, sonucu ne olursa olsun. Cumhurbaşkanı'nın onları birinci ağızdan, davet ederek dinleyecek olması çok olumlu bir davranış. Sayın Başbakan da AK Parti Genel Başkanı olarak davet edilseydi diyenler mutlaka olmuştur. Ama Sayın Başbakan'la zaten mutat görüşmeleri olduğu gibi, bugün de yeni bir görevlendirme yaparken 2 saate yakın bir süre birlikte oldular, herhalde bu konular da mutlaka görüşülmüştür. Dolayısıyla hem bağımsız milletvekillerini temsilen 2 arkadaşımızın katılacak olması hem de Kılıçdaroğlu'nun davete icabet etmesi bence olumlu sonuçlar da doğurabilir. MHP niçin, hangi sebeple bu daveti kabul etmedi, bunun takdirini de kamuoyu yapacaktır.

Sayın Bahçeli her tavır ve davranışıyla Cumhurbaşkanlığı makamına saygısını ortaya koymuş bir insandır. Dün Meclis'te de bunu gözlemledik. Gerçek sebep nedir, kendileri daha iyi bilirler. Ama zamansız bulmuş olabilirler, daveti uygun görmemiş olabilirler. Ben diğerlerinin katılacak olmasını olumlu buluyorum. Keşke Sayın Bahçeli veya partiyi temsilen görevlendireceği bir arkadaş da katılabilseydi.''

Cumhurbaşkanı Gül'ün, bu konuda daha somut bir girişimi olup olamayacağına ilişkin bir soruya karşılık Arınç, ''Sayın Cumhurbaşkanı'nın doğrudan yapabileceği herhangi bir girişimi herhalde söz konusu değil. Bence onları dinleyerek, mevcut durum nedir, bu durum niçin sıkıntı haline gelmiştir, nasıl çözülebilir, bu konuda yürütmeye, yasamaya düşen görevler var mıdır, herhalde bunları soracaktır. Çünkü yargıyla ilgili ithamlar, suçlamalar var. Tutuklu olan milletvekillerinin tahliye edilmemesi sebebiyle Sayın Kılıçdaroğlu, içinden geldiği gibi, maşallah yargıyı suçlayıcı ifadelerde bulunuyor. Yargı bağımsız ve üstelik 3 erkten birisi. Yani yargıya talimat vermek Sayın Cumhurbaşkanı'nın görevleri içerisinde yok'' diye konuştu.

Arınç, Gül'ün bu görüşmelerden alabileceği sonuçları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşabileceğini, belki TBMM Başkanı'nı da davet etmek suretiyle bir girişim başlatılmasını isteyebileceğini belirtti. Bülent Arınç, ''Bence dinlemesi, anlaması, kendi düşüncelerini ifade etmesi ve oluşacak sonuca göre bir şeyler yapılması gerekiyorsa ilgililere bu konuda ricada bulunması veya talimat vermesi söz konusu olabilir. Bence olabilir, çünkü Cumhurbaşkanımızın görevleri arasında kurumların sağlıklı işlemesinden tutunuz, Türkiye'de toplumun huzurunun bozulmamasına yönelik her türlü girişimde bulunma yetkisi de var. Oluşacak sonuca göre bir şeyler yapılacaksa ricada bulunması ve talimat vermesi olabilir'' dedi.

"ALLAH DERİM"
''Krizi çözmek için hükümetin bir cesaret verici adım atmasından söz edildiğinin'' belirtilerek, ''Ne dersiniz?'' sorusuna karşılık Arınç, şunları kaydetti:

''Allah derim de o adımın ne olduğu veya iktidar kanadının ne yapması gerektiği veya Başbakan ne söylerse tatmin olabilecekleri konusunda da ipucu vermiyorlar. Bu topun taca atılmasıdır ve Sayın Kılıçdaroğlu zaman zaman bunu çokça yapıyor. Somut olarak bir şey söylenmeli ve yapılmalı. Nitekim bu o kadar dayanaksız, o kadar gerekçesiz bir söz ki, mesela yarın Oktay Ekşi nasıl olsa yemin etmiştir, geçici Meclis Başkanı sıfatıyla şöyle bir kanun teklifi verecek dediler. Bunu söyleyen kendileri. Biz biliyorduk ki bu konuda bir kanun teklifi her halde mümkün değil. Çünkü kişiye özel kanun çıkarılmaz. Genel bir kural koyacaksak bu genel kuraldan herkesin de hoşlanmadığı sonuçlar ortaya çıkabilir. Acaba CHP nasıl kanun teklifi getirecek ve biz buna nasıl evet diyeceğiz? Çünkü sorunların çözümü konusunda gerçekten istekliyiz. Meclis'in sağlıklı çalışabilmesi, yüzde 90'ları aşmış bir temsil gücünün yasamaya güç vermesi yönünden somut bir teklifle geldikleri zaman, ki ben de daha önce Meclis'i ziyaretim sırasında söylemiştim, biz yasama organıyız, meseleleri sokakta tartışarak değil, Meclis'in içinde kürsüyü kullanarak denetim hakkını kullanarak kanun teklifi vererek, kürsüden somut önerilerimizi, eleştirilerimizi açıklayarak bu çalışmaları yapacağız. Gelin burada bu çalışmalara bir an önce başlayalım.

'Madem 2002'yi örnek gösteriyorsunuz, 2002'ye benzer, uygun, makul, haklı bir talep gelirse biz o zaman olduğu gibi bu zaman da evet diyebiliriz' demiştim. Bir kısım ajanslar, gazeteler bunu 'açık çek' olarak algıladılar. Benim söylediklerim sadece şuydu; Bu işin konuşulma ve gerçekleştirilme yeri Meclis'tir. Başka hiçbir yerde bu çalışmayı yapamazsınız. Ne konuşacaksanız, neyi istiyorsanız, neyi istemiyorsanız Meclis'te ortaya koyalım ve bunun olabilirliği konusunda bir konsensüs oluştuğu zaman biz mutlaka evet noktasında size destek oluruz demiştim. Ama onlar Diyarbakır'dan Ankara'ya gelmeyi henüz tercih etmiyorlar.''

CHP'nin de tutuklu 2 milletvekiliyle ilgili istekleri olduğunu dile getiren Arınç, CHP'nin nasıl bir teklifle geleceğini beklerken, anamuhalefet partisinin ertesi gün çark ettiğini söyledi.

Bu konuda, Ceza Mahkemesi Kanunu'nun 100, 101 ve 102. maddelerinde esasen kullanılabilecek hükümler bulunduğuna dikkati çeken Arınç, bunlar daraltılır ya da biraz genişletilirse bundan hukuk dışı sonuçlar da çıkabileceğini, toplumdaki memnuniyetsizliğin de artabileceğini belirtti.

Daha sonra ''AK Parti teklifini versin'' denilmeye başlandığını ifade eden Arınç, ''Bunlar gülünç şeyler doğrusu. Ama bunların konuşulmamasını arzu etmiyorum'' dedi.

HATİP DİCLE KONUSU
Milletvekilliği düşürülen Hatip Dicle ile ilgili bir soru üzerine Arınç, şöyle konuştu: ''YSK'nın kararı kesin. Anayasa Mahkemesi'ne gitmek mümkün değil. Çünkü Anayasa Mahkemesi 85. maddedeki yani milletvekilliği düşürülen, ama Anayasa Komisyonu'nda, karma komisyondan gelerek, dokunulmazlığı kaldırılan milletvekillerinin, yani Meclis'in yaptığı bir eyleme karşı Anayasa Mahkemesi'ne itiraz yolu başvuruyor. Eğer bireysel başvuru diyorsanız, o 2012'de, bilmem hangi ayında yürürlüğe girecek. Şimdi başvurdular ben sonucunun olumsuz olacağını düşünüyorum. Bugün, bir ay, iki ay sonrasına ait bir şey görünmüyor. Yeni yapılacak düzenleme bundan sonrası içindir. Hatip Dicle ondan sonra yapılacak bir seçimde düzenleme lehine olursa, seçimlere girebilir, seçildiği takdirde milletvekili olur. En geç 4 yıl sonra, yeni bir milletvekilliği seçiminde bu imkanı kullanabilir veya bir seçim çevresinin tamamen boşalmış olması halinde bu tekrar aday olması yolu açılacaksa tabii ki, yeni duruma uyması mümkün olduktan sonra aday olup, seçilebilirse parlamentoya gelebilir. Ama tabii böyle bir seçim bölgesini bulmak lazım. Milletvekillerinin istifa etmesi lazım... Bugünü değil, ama geleceğimizi bu olaylara bakarak şekillendirebiliriz. Bunlar somut önerilerle olur, sıkılı yumruklarla olmaz. Orda kalıp, buraya katılmamakla, yerinde oturup yemin etmemekle olacak şeyler değil.''

CHP'Lİ MİLLETVEKİLLERİNİN YEMİN ETMEMESİ
''CHP bu tutumunu sizce ne kadar sürdürür?'' şeklindeki bir soru üzerine de Arınç, ''Uzun süre gidemez, ama bu sözümle onları tahrik etmek istemiyorum. Çünkü kendimi onların yerine koyuyorum, empati yapıyorum, bence yarın bir bahane bulup, 'Biz pazartesi günü Meclis'e geleceğiz' demeleri çok doğru olur, çok uygun olur. (Aksi taktirde) Halk nazarında itibarları giderek sıfırlanır, öyle erken seçimle falan kimseyi korkutamazlar. Erken yapılacak bir seçim CHP'yi yüzde 20'nin altına düşürür. Millet oynanan oyunun farkında değil mi? 'Biz sizi seçtik gönderdik, yüzde 26 da oy verdik. Her biriniz milletvekili oldunuz, yasama çalışması yapacaksınız. Siz orada olup da nasıl kürsüye çıkmazsınız, and içmezsiniz, çalışma yapmazsınız' demezler mi? Bu CHP'nin bütününe ait bir karar olamaz. CHP gelenekleri olan bir parti, demokrasiye, rejime, Cumhuriyete en çok katkıyı sağlamış olduğunu iddia eden bir parti. Geçmişte bunun örnekleri var, ama şimdi parlamento için seçilip de parlamentoyu dışlayacak bir yapıya bürünmesi, eski CHP'lileri de fevkalade rahatsız ediyor. Kendi içlerinde tekrar toplanacaklardır, sanıyorum ki bir kurultay hazırlığı sayın Kılıçdaroğlu'nu rahatsız ediyor, o kurultayın toplanması veya imzaların belli bir sayıya ulaşamaması onu rahatlatır, parlamentoya gelirler biz kendilerinin and içmesini alkışlarız.''

TUTUKLU VEKİLLLER
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Mahkemeler hukuki ve vicdani açıdan ve bu kişilerin milletvekili seçilmiş olması, milyonlarca seçmenimizin bu kişileri parlamentoya göndermiş olması karşısında milletin itimat ettiği kişilere parlamento yolunu açmaları gerekir diye düşünüyorum. Bu benim şahsi düşüncem. Ama hukuk ve kanun bunun tam aksini emrediyor deyip, kararlarında ısrar ederlerse, ki edebilirler, bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok'' dedi.

Yargının yazılı hukuku uyguladığına dikkati çeken Arınç, ''Ellerinde uyguladıkları sistem arızalı ise hemen bunu değiştirelim ama bunu değiştirirken önümüze ne gelecek, bunun olabilirliği konusunda laf ebelerinin değil, gerçek hukukçuların da ortaya çıkması lazım. Çünkü birkaç gündür ekranlarda konuşanların ne hukukla, ne uygulamayla, hukuk tekniğiyle yakından uzaktan ilgileri yok. Siz 10 tane soru soruyorsunuz, hiç hukukla alakası olmayanlar sadece laf ebeliği yaparak propagandaya dönüştürüyorlar'' diye konuştu.

Tutuklamanın her zaman istisnai olmasını ve tahliye edilmenin daha iyi olacağını söylediğini anımsatan Arınç, ''Bu hukuku uygulayan hakimler de diyorlar ki, 'bizim elimizdeki dava çok ciddidir, suçlamalar ciddidir, isnatlar ciddidir, buna ilişkin dosyada deliller vardı'. Dolayısıyla, 'ben sonunda bir ceza verilecekse bu cezayı dikkate alarak mevcut tutukluluk süresinin devam etmesi gerektiğini düşünüyorum' diyor. Bu konuda kimsenin yargıyı küçültücü sözlerle itham etmemesi lazım. Evet takdirde zaafa düşmek diye bir olay vardı. Ama zaafa düşüp düşmediği yargılama sonucunda belli olacaktır'' dedi.

Milletvekili seçilmişse bir insan hakkında bütün maddeler bir kenara bırakılarak dahi tahliye kararı verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğunu vurgulayan Arınç, şunları kaydetti:

''Ama bunu bir mahkeme vermiyorsa sadece üzülürüm. O mahkemeyi itham etmek ve siz hukuka aykırı davranıyorsunuz demek hakkına sahip değilim. Ben hukukun yanına biraz da vicdanı ekliyorum. Yani verilen karar hukuki ve vicdani olmalı. Sadece hukuki veya kanuni olursa... Bugün tahliye taleplerinin reddine ilişkin hükümler hukukidir, kanunidir ama ne kadar vicdanidir, bu konuda endişem var. Sadece Haberal veya sadece onun yanında ismi geçen gazeteci arkadaşımız mı, hayır. Şu anda 5-6 kişi daha var ki onlar hakkında da henüz yargı kararı sonuçlanmadı, hatta bir kısmının sorgusu bile yapılmadı. Kürtçe savunma vermek istemeleri nedeniyle iş ilerleyemiyor. Bu insanların da tahliye edilmesi gerekir mi diye sorarsanız, aynı çerçevede karar verilecekse evet, onlar için de tahliye kararı verilmelidir. Yok, ben sadece Engin Alan'ın tahliyesini istiyorum, onlara karşıyım derseniz, bu çok ayrımcı bir karar olur ve bunun vicdanlarda yer bulması da mümkün değil.''

Tahliye taleplerinin sürekli tekrarlanacağını, mahkemelerin değişen durum içerisinde farklı kararlar alabileceğini dile getiren Arınç, bunun mahkemelerin görev ve yetki alanıyla ilgili bir konu olduğunu vurguladı. Arınç, buna dayalı olarak CHP'nin dün TBMM'de ortaya koyduğu tablonun fevkalade yanlış, incitici olduğunu belirtti.

Yasama çalışmalarına katılmanın her milletvekilinin asli görevi olduğunu dile getiren Arınç, hiçbir gerekçenin Meclis'i boykot etmede haklı bir gerekçe olmayacağını kaydetti.

''ELLERİMİZİ AÇIP DUA EDEREK...''
''Şırnak Belediye Başkanı Ramazan Bey, bir basın açıklaması sebebiyle ceza aldı. Bildiğim kadarıyla cezası kesinleşmedi. Onunla ilgili davayı bana anlattıkları zaman ben de hayıflandım doğrusu. Böyle bir açıklama sebebiyle bir insanın bu kadar ceza almasını benim vicdanım kabul etmedi. Dolayısıyla Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili maddelerinde, 5, 6, 7 ve diğerlerinde de bir değişiklik öngörülüyorsa, terörle mücadeleye de zarar vermeyecek biçimde ama ifade özgürlüğünü de biraz daha genişletmek şartıyla bir değişiklik yapılabilir mi? Kanaatimce yapılabilir. Dolayısıyla arkadaşlarımızın şikayetlerini güncel olmaktan çıkarmalıyız.

'Ben Diyarbakır'da kalacağım, Ankara'ya gelmeyeceğim. Hatip Dicle Meclis'e girinceye kadar bu boykotum devam edecek'. Böyle bir siyasi parti olamaz. Demokratik Toplum Kongresi diye bir şey varsa, bunu belki o söyleyebilir de, siz bir parti altında siyasi partiler yasasına uygun olarak böyle bir şey söyleyemezsiniz. Söylerseniz kendinizi aldatırsınız. Dışarıda kalırsınız. Parlamento çalışmalarına devam eder ve kamuoyundaki itibarınız sıfırlanır. Çünkü millet size bu kadar oyu, 'gidin parlamentoya haklarımızı savunun, fikirlerinizi, düşüncelerinize sahip çıkın, bize sahip çıkın, siz Türkiye'nin milletvekilisiniz' diye oy verdi.''

Arınç, Hatip Dicle olayına ilişkin olarak, ''76. madde üzerinde durabiliriz, 83. madde, 14. madde istisnasını dışarı çıkarmak üzere üzerinde çalışabiliriz. Terörle mücadele kanunu ki, ben basınla da yakından ilgili görevli bakan olarak son gelişmelerle bunun çilesini, sıkıntısını biraz daha fazla çeken bir insanım. Çünkü şu anda cezaevinde belli zamandan beri hükümlü olarak bulunanların yüzde 95'i Terörle Mücadele Kanunu sebebiyle cezaevindeler. Kanun kapsamında ceza alıyorlar, böyle bir ceza onlar için yabancı değil aslında. Ama böyle mi olmalı? Avrupa Birliği yolunda anayasalar, yasalar değiştirilirken, ifade özgürlüğünün kapsamı biraz daha genişlerken, biz Terörle Mücadele Kanunu'nun sınırlarını kat kat yapmak yerine biraz daha genişletebilir miyiz? Kanaatimi söylüyorum, genişletebiliriz'' diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Arınç, şunları söyledi:''Bu, Hatip Dicle bağlamında. Diğer iki arkadaş, KCK'yı da sayarsak 9 oluyor. Onların haklarında henüz mahkumiyet kararı yok. Belki de beraat edecekler. Dileriz ki beraat etsinler. Ama mahkumiyetleri halinde o mahkumiyetleri 76. madde kapsamına girebilir. Çünkü 14. maddede sayılan suçlar, hemen hemen Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da devlete karşı işlenen şu bağlamda, bu bağlamda suç işleme amacıyla kurulan örgütleri, hepsini kapsıyor. Şimdi orada tahliyelerini sağlamak açısından, ellerimizi açıp dua ederek 'Ey hakimler ne olur bu konuda bir tahliye kararı verin' demek mümkün. İşi karikatürize etmiyorum. Tamamen mahkemelere ait bir yetkiden bahsediyorum. Mahkemeler hukuki ve vicdani açıdan ve bu kişilerin milletvekili seçilmiş olması, milyonlarca seçmenimizin bu kişileri parlamentoya göndermiş olması karşısında milletin itimat ettiği kişilere parlamento yolunu açmaları gerekir diye düşünüyorum. Bu benim şahsi düşüncem. Ama hukuk ve kanun bunun tam aksini emrediyor deyip, kararlarında ısrar ederlerse, ki edebilirler, bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok. Ne olabilir? Bir, tutuklulukları sınırlamak. Sınırladığınız taktirde bunun kapsamı ne olacak? Başka nelere mal olacak? Somut olarak konuşmak lazım.''

''YANLIŞ BİLE OLSA PARTİ BUNLARI ADAY GÖSTERMİŞTİR''
Bakan Hayati Yazıcı ile bazı arkadaşlarının ''O zaman Karayılan da gelse milletvekili olsa, Danıştay baskını yapan Alparslan Aslan da milletvekili olsa, onlara da mı aynı şeyleri söyleyeceksin?' sözlerine değinen Arınç, bunun söylenmesi durumunda CHP'nin teklif veremediğini belirtti.

Arınç, ''Bence meselenin temelinde bu yatıyor. Gelişi güzel, ayak üstü söylenmiş bir söz ama altını doldurunca, bunu biraz düşünmeliyiz, noktasına geldiler. Dolayısıyla belki tutuklulukla ilgili veya bu ceza maddeleri ile ilgili bir değişikliği zaman içerisinde bütünün içerisinde ele almak suretiyle görüşebiliriz. Yoksa o insanların dokunulmazlıktan istifade etmeyecekleri, suçlanan kişiler açısından söylüyorum, iddianamede yazılı suçlamalar, bu insanlara 14.madde kapsamında dokunulmazlık vermiyor. Vermediği için de yargılamaları devam eder. İçeride de kalabilirler. Bunu bilmeniz gerekirdi ey partililer. Siz bunu bilerek bunları aday yaptıysanız bugün niçin şikayet ediyorsunuz? Bilmiyor da aday yaptıysanız bugün neden her şeyi biliyormuş gibi ortaya çıkıyorsunuz? demek lazım'' diye konuştu.

Arınç, şöyle devam etti:''Kaldı ki, mesela CHP açısından Süheyl Batum dile getirdi. Hemen Kılıçdaroğlu'na gidip sordular, birbirlerinden haberdar olmadıkları anlaşıldı. 'Yok öyle bir şey' dedi, üç gün sonra da 'olabilir' dendi. 'Bu konuda bana hiç kimse bir şey söylemedi' dendi. Ama Sayın Demirel, 'Ben sadece Haberal konusunda kendisine ricada bulundum' dedi. Demek ki, Silivri'de tutuklu bulunan kişilerin partileri açısından savunulması gerekli kişiler olduğu görüşü var. Belki oradan sadece siyasi bir rant düşündüler, belki de sadece hukuk ve suçlamalar bakımından onlara sahiplenme güdüsüyle hareket ettiler. Ama sonuçlarını bilmeleri gerekirdi. Dolayısıyla onların içeride tutuklu kalması yasama çalışmalarına sırt dönmek anlamına gelmemeli, onlar parlamentoda olmalı. Onların tahliyeleri konusunda yargının kararını beklemeliyiz, 'şöyle bir uygulama hem bugün hem de gelecek için daha uygun olur' diyorlarsa çok açık, hiçbir rezerv koymadan bunu konuşabiliriz.''

Bu konuda hiçbirimizin peşin fikirle 'bunlar kalsın, içeride çürüsünler, bunlar kötü insanlar şudur, budur' böyle bir endişe içinde değiliz, böyle bir duygu içinde de değiliz. Birileri böyle düşünebilir ama biz hukuk ne derse o olacak. Bizim yargıya müdahale etme hakkımız yok. Yargıya müdahale etme imkanımız olsaydı tek başımıza iktidarda iken hakkımızda kapatma davası açılmazdı. Hukuk herkese lazım. Bugün konjonktürel olarak şikayet etme hakkımızı bir tarafa koyalım, ama bugün ve gelecek için daha çağdaş, daha özgürlükçü bir anlayışla bir şey yapabileceksek, onlar tekliflerini ortaya koysunlar. Biz hukuk ve mantık içinde buna bakarız. Kimi ilgilendiriyor, orası bizi ilgilendirmez. Silivri'de olan Ergenekon sanıkları dediğimiz kişiler eğer tutuksuz yargılansalardı CHP bunları aday yapar mıydı veya onlar CHP'den aday olur muydu? Bana göre, hayır. Balbay için belki ama Haberal için böyle bir şeyi düşünmüyorum. Onları bugün milletvekili yapan duygu, içeriden kurtulmak bir şekilde dışarı çıkmak duygusudur. Bu insani açıdan anlaşılabilir, parti de bunu göğüslemiş ve aday göstermiştir. Belki de oy kaybına uğramıştır. Oy getirdiğini kimse söyleyemez. Yanlış bile olsa parti bunları aday göstermiştir. MHP için de aynı durum, belki oy kaybına uğramıştır. 'Ne işimiz var bizim Ergenekon sanıklarıyla, bizim Ülkücü düşüncemiz bize yetmez mi?' diye şikayetleri ben biliyorum.''
 

 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler