YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Vizyon Belgesi'nde neler var?
Stratejik Düşünce Enstitü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Şahin, Gazeteci Yazar Orhan Miroğlu ve Kanal A İstanbul Temsilcisi Celal Kazdağlı, Başbakan Erdoğan'ın Vizyon Belgesi'nde neler olduğunu açıladılar.
Vizyon Belgesi'nde neler var?
12 Temmuz 2014 / 08:40 Güncelleme: 12 Temmuz 2014 / 08:42

Kanal A'da yayınlanan Alper Tan'la Sivil Düşünce programına katılan Stratejik Düşünce Enstitü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Şahin, Gazeteci Yazar Orhan Miroğlu ve Kanal A İstanbul Temsilcisi Celal Kazdağlı, Vizyon Belgesi'nin içeriğini, İhsanoğlu'nun seçim kampanyasını ve İhsanoğlu'nun aslında cumhurbaşkanı seçilmek değil de başka hedef için gönderildiğini açıkladılar.

İşte Alper Tan'la Sİvil Düşünce programına katılan uzmanların açıklamalarından satır başları:

Alper Tan'la Sivil Düşünce

Vizyon Belgesi ne içeriyor?

Celal Kazdağlı:

Eski Türkiye artık eskide kalmıştır. Bugünkü toplantının ana cümlesidir. Yeni Türkiye büyük ve öncü olacaktır. Vizyon Belgesi'nde anlayışlarını 3 temel üzerine oturtmuşlar.
Birincisi; yeni Türkiye vizyonunda demokratik ve refah toplumu ile öncü ülkeydi. Ama Başbakan'ın asıl anlattığı 1. Dünya Savaşı'ndan bu yana Türkiye'de yaşanan değişimi ifade etmesidir. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'nin dünyaya ayak uyduramayışını ifade etti.

"Mevcut statüko sistemi değişimi engelledi"

Mustafa Kemal'in ölümünden sonra ( onu ayrı tutarak takdirlerini iletmiştir), cumhurbaşkanlığı makamının değişime engel, statükoyu savunan ve mevcut vesayet rejiminin en üst savunma organı olarak varlığını sürdürdüğünü ifade etti. Böylece cumhuriyetin ilk kuruluş döneminden sonra cumhurbaşkanlığı makamının farklı konuma doğru kaydığını söyledi. Bunun da başlangıcının 1940'lı yıllara dayandığını ifade etti. 2. Dünya Savaşı'nın hemen ertesinde başka bir statüko oluştuğunu ifade etti. 1950'li dönemin statükoya karşı mücadelede bir ara dönem olduğunu ifade ettikten sonra 60'lı, 70'li, 80'li yıllarda eski yapının kendi varlığını koruduğunu ve bunun da cumhurbaşkanlığı makamının üzerinden gerçekleştirdiğini ifade etti. Sadece Turgut Özal'ı orada ayrı tuttu.

2000'li yıllara kadar dünyadaki bu değişim dalgasına direnen, bununla ayak uyduramayan bir Türkiye'nin var olduğunu ifade etti. Türkiye'nin bir atılım yapamaması ve yerinde sayması bu statükonun ortaya koyduğu, devletin bir başka anlayışla yönetiliyor olması, milletin karşısında, milletin ilerleyişinin önünde bir engel olarak sistemi koruyan bir yapı olarak var olmasından kaynaklandığını söyledi. Bütün yaşanan problemlerin başta Dersim olayları olmak üzere ne yaşandıysa ve yaşanıyorsa bu sistem sorunundan dolayı kaynaklandığını da ifade etti.

Cumhuriyet tüm vatandaşların kanun önünde hür ve eşit olmasıydı ama bu daha sonra gerçekleşmedi. bir öteki oluştu ve iktidar bu 'öteki' yi engelleyerek, dışlayarak varlığını sürdürebildi. Ama 2000'li yıllardan itibaren bu kanun önünde herkesi eşit sayma, hür kabul etme anlayışına doğru bir ilerleme gerçekleştiğini ifade etti ki bu da son derece önemlidir.

Dış politika

Türkiye, Irak, Suriye ve İsrail ilişkilerine değinen Erdoğan, daima Türkiye'nin mazlumun yanında olacağını bir kez daha ifade etmiş oldu. Filistin konusunda tarafsız olmayacağını söyledi. Türkiye'nin bölgede öncü olma rolünü ortaya koydu. Tüm bunların mümkün olması için de Türkiye'nin ekonomik olarak güçlü ve refah olması gerektiğini ve bu refahın tabana yayılması gerektiğini belirtti.  2023 için ekonomide ilk 10 hedefinin olduğunu belirtti.

Yaklaşık 100 yıldır devam eden bu statüko yapısının değişim noktasının cumhurbaşkanlığı makamı olduğunu ve oranın da halkın seçtiği bir kişi tarafından yönetiliyor olması ile birlikte bu değişimin tamamlanacağı ve Türkiye'nin artık yepyeni bir yola gireceğini de ifade etmiş oldu.

Gazeteci Yazar Orhan Miroğlu

Aslında Başbakan'ın konuşmasının büyük bir bölümü Yeni Türkiye Yolunda Vizyon Belgesi'nden bağımsız bir konuşmaydı.

Başbakan geçmiş, bugün ve gelecek üzerine bir konuşma yaptı. Söylediği her şeyi siyasi hafıza üzerinden anlatıyor. 2023, 2053 ve 2071 tarihlerinin yazılı olduğu afişler vardı. Bu zaten 2012 Kongresi'nden bu yana üzerinde durduğu üç tarih.

Başbakan'ın şu sözleri önemliydi:

Büyük acıların içinden gelen bir kadroyduk. Yani içimizde eski Türkiye'nin yarattığı acıları çekmiş insanlardık. Bu Ak Parti'nin yola çıkış cümlesiydi bir bakıma.

'Azınlıklara zulmeden çeteleri temizledik' dedi. Çetelere çok vurgu yaptı. Paralel yapı ve faili meçhul cinayetler için de çete kavramını kullandı. Eski statükonun araçları gibi kullandı.

"Türkiye'yi farklı belaların içine çektiler "

'1940'lı yıllarda Türkiye değişebileydi bugün çok farklı yerde olurduk' dedi. Ama zaten 1940'larda değişemeyen Türkiye, 1789'da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, dünyada büyük değişim dalgası başladığında yine başbakanın sözünü ettiği bu statükocu güçler Türkiye'yi çok farklı belaların içine çektiler. Bu belalardan biri de Kürt meselesinde silahlı çatışma döneminin yaratılmasıydı. Bunu tek başına bir Kürt grubunun yapması mümkün değildi. Çok şükür böyle bir bilgiye ulaşmış olduk.

"En büyük sıkıntılarımızdan biri zayıf muhalefet"

'Muhalefetin güçlü olması gerekir' dedi. Bizim en büyük sıkıntılarımızdan biri zayıf bir muhalefet ile karşı karşıya olmamızdır. 'Muhalefetin güçlü olduğu ülkede siz de güçlü sıçrarsınız' dedi. Yani iktidar olarak güçlü sıçramalar yaparsınız demek istedi.

'Muhalefet değişime direniyor' dedi. Değişime direndiği için şu an iktidarın da elini kolunu bağlıyor.

"25 Aralık'ın nasıl hazırlandığı belgelerle açıklanacak"

17-25 Aralık üzerinde durdu. 'Eğer bunda başarılı olunsaydı, Yassıada gibi yargılamalarla bugün karşı karşıya olurduk' dedi. Buna dair belgeleri açıkladığını söyledi ( 25 Aralık'ın nasıl hazırlandığına ilişkin). Ama elinde başka belgeler de olduğunu, zamanı geldiğinde bunları da açıklayacağını söyledi.

Yeni Anayasa konusu

Vizyon Belgesi'nde önemli olan bir paragraf var:

"23 Nisan 1920  Meclisi bu toplantıların ilk demokratik, katılımcı, ademi merkeziyetçi anayasal düzenin inşa etmişti." Bu 1921 Anayasası.

"Hiçbir etnik ayrıma dayanmayan, ideoloji, barındırmayan, milletin iradesin, siyasal işleyişin merkezine yerleştiren, merkez ile yerel arasına bir demokratik denge kuran bu anayasa (1921 Anayasası) tam anlamıyla bir 'toplum sözleşmesi' maiyetindeydi."

1921 Anayasası'ndan yola çıkarak 2015 seçimlerinden sonra yeni anayasada Ak Parti'nin durduğu yeri de gösteriyor. Ancak belgede sonraki anayasaların 1921 Anayasası ruhundan giderek uzaklaştığı yazıyor.

Erdoğan, darbelerle nasıl statükoyu savunan bir düzenin yaratıldığını ifade etti.

Stratejik Düşünce Enstitü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Şahin:

Adı üzerinde Vizyon Belgesi. Diğer adaylarla kıyaslayarak değerlendirmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

12 yıllık iktidar partisinin başkanı ve bir Başbakan geçmişte büyük sıkıntılar yaşayarak buralara geldiğini belirtiyor. "İktidar olduğumuz dönemde söz verdiklerimizi yaptık. Şimdi bunun bir üst makamına çıkacağız ve bunun için de şunları yapacağız" deyip bir anlamda özetleyecek olursak 'Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır' sonucuna ulaşıyoruz.

Vizyon Belgesi önemli. 12 yıllık iktidarın Başbakan'ı hala topluma bir vizyon vermeye çalışıyor. Başbakan 'kendi yağıyla kavrulmanın' Türkiye için yeterli olmayacağını, 2002'de başlayan koşunun daha da hızlanarak devam edeceğini, nasıl bir devlet görmek istediğini demokratik (millet için var olan devlet), hizmet eden devlet , halkı dışlayan değil, her gurubun devletin içinde kendini bulabileceği bir devlet olarak vurguluyor.

Türkiye için Gezi olaylarından bu yana 'otoriterleşme' olduğu yönünde düşünceler var. Aslında bunun böyle olmadığını 'Geçmişten bugüne bunları yaptık. Üst makama çıktığımızda şu konuda da adım atacağız". İcraatın birinci başı olarak (Erdoğan'ın kendisi bu cümleyi kurdu) tanımladı.

İhsanoğlu'na 'Anayasa'ya baksın, cumhurbaşkanlığı icraatın birinci başı, başbakan ikinci başıdır' dedi. Eğer seçimi kazanırsa bu koşuyu daha da arttıracak.

Çatı aday Ekmeleddin İhsanoğlu'nun seçim kampanyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Celal Kazdağlı:

Açıkladığı bildirgeden akılda kalan herhangi bir şey yok. Ekmek konusu her şeyi kapladı ve öne geçti. Tek tartışılan mesele de ' Ekmek için Ekmeleddin' sloganı oldu. Bildirge de onun altında kaybolup gitti.

Kampanyanın açılışında da ses ve ışık konusunda talihsizlik yaşandı. Yazılı metinden okuyarak konuşma yapması başarı performansını düşürdü. Erdoğan ile kıyasladığımızda da biri hatip ve gür sesli diğeri de cılız, sesi çıkmayan ve karanlık görüntüde karşımıza çıkınca zaten algı birden bire başka bir noktaya gitti.

"Kimse İhsanoğlu'nun sloganını anlamadı"

'Ekmek için Ekmeleddin' sloganının amacı, üzerinde konuşulmak ise amacına ulaştı. Herkesin konuşup tartıştığı ve sosyal medyada da üzerine geyik çevrilen konu haline geldi. Fakat mesajının ne olduğu konusu net değil. Kimse de bu konuda bir şey anlamadı.

'Ekmek' fiilini ifade ediyorsa bu icracılığı ifade eder ama siz icracı bir cumhurbaşkanı istemiyordunuz. Bu da başkanlık sistemine kayışı ifade eder ve söyledikleriyle ters düşmüş oluyorlar.

Başak ve ekmek ile bir Türkiye haritası ile çıkınca bir tarım toplumu olduğumuzu hatırlatan bir mesaj ortaya çıkıyor ki Türkiye'nin bugünkü gerçeği ile hiç örtüşmeyen bir tablo. Dünyada turizm açısından çok büyük bir rakama ulaşmış, neredeyse sadece  İstanbul Paris'i geçme noktasına gelmiş, savunma sanayi yükselmiş, petrolün geçiş güzergahı haline gelmiş, üretimi, ihracatı artmış bir Türkiye'nin tarım ülkesi olarak ifade edilmesi son derece yanlış bir görüntü idi.

"CHP ve MHP İhsanoğlu'nun yanında değil"

CHP ve MHP'nin kurumsal olarak yanında olmadığını görüyoruz. Ne kampanya açılışında ne de ziyaretlerinde kurumsal olarak yanında değiller. Tek tek bazı isimler dolaşıyor. Bu da onun yalnızlığını ortaya koyuyor.

O zaman siz CHP ve MHP'nin ortak çatı adayı olarak nasıl çıktınız? Kurumsal olarak sizi yalnız bırakacaklardı madem sizi neden çıkarttılar?

O zaman şöyle bir mesaj var. Sizin hedefiniz cumhurbaşkanlığı değil, cumhurbaşkanlığı sonrası başka hayaller, hedefler peşinde koşmak. O zaman siz, Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığını kazanınca Ak Parti'yi ele geçirme, erozyona uğratma, siyasetin yeniden şekilleneceği 28 Ağustos sonrası yeni bir yapı inşa etme gibi bir rol için mi buradasınız?

Ekmeleddin İhsanoğlu'nu ortaya çıkartan irade, baronlar, üst yapı belli ki başka hedef gözetiyor. Bence o hedef, Başbakan'ın cumhurbaşkanı olduktan sonra Ak Parti üzerine çalışmaktır, Ak Parti içerisinde bir parçalanma bir dağılma süreci yaşanmasını sağlamaktır. Eğer yapabiliyorlarsa ittifak ettikleri bir gücü Ak Parti'nin başına genel başkan olarak seçilmesi ve doğrudan başbakanlıkta var olmasıdır.

Eğer bu mümkün değilse, bir parçayı oradan kopartıp, kurulmuş olan bir merkez parti gibi bir partiyle iş birliği yaparak ya da yeni bir partinin inşasına yol açarak yeni bir siyasal yapı oluşturmak gibi bir hedef güdüyor olabilirler.

 

KANALAHABER.COM/ÖZEL İÇERİK

halidetonga@kanalahaber.com

 

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler