YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Vali Mutlu'nun en çok özlediği şey...
Vali Mutlu'nun en çok özlediği şey...
02 Aralık 2013 21:30
65 yaşına kadar memuriyet hayatını sürdürmek istediğini ifade eden İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, en çok özlediği şeyi de haber7.com okuyucuları için paylaştı..

Haber7.com'un 10. yıl dolayısıyla düzenlediği özel anket sonucunda ''Yılın Valisi'' seçilen İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu'ya ödülü, haber7 Yayın Koordinatörü Osman Ateşli tarafından makamında takdim edildi.

Valilik kabul salonunda gerçekleşen ödül takdimi sonrasında Vali Mutlu, haber7 Yayın Koordinatörü Ateşli'nin gündeme ilişkin sorularını cevapladı.

Yerel yöneticilikteki başarısının sırrından İstanbul'un sorunlarına kadar bir çok konuda samimi açıklamalarda bulunan Vali Mutlu, en çok özlediği şeyi de haber7 okuyucuları için paylaştı...

İstanbul çok ciddi nüfusu olan bir yer, herkese ulaşmayı nasıl sağlıyorsunuz? İstanbul'u yönetmenin zorlukları ve kolaylıkları nelerdir?

İstanbul 14 milyonu aşan nüfusuyla, Dünya'nın çok büyük metropollerinden birisi. Bu büyüklükteki bir şehri yönetmenin elbette ki zorlukları var. Çünkü çok yönlü bir şehir İstanbul, tek tip bir şehir de değil. Yani bir turizm şehri, tek bir markası yok veyahut bir sanayi şehri, bir kültür şehri; tek başına bir marka da değil. O kadar çok farklı markalar var ki; finansı, sanayisi, tarihi, kültürü, turizmi, asayişiyle müthiş bir organizasyon. Tabii şehri tek başına yönetmeye kalkarsanız çok zor.

Ama şehri bütün dinamikleriyle birlikte iyi organize olarak yönetmeye kalkar ve yetkileri paylaşabilirseniz o vakit işler çok daha kolay yürür. Şüphesiz kamu bürokrasisinde çok iyi seçilmiş ve atanmış iyi bir kadro var. Hem yerel yönetimler itibariyle çok güçlü bir yerel yönetim organizasyonu var. Bunlar sorunlara sahip çıkıyor, bu işimizi kolaylaştırıyor. Artı, kamu bürokrasisi de burada fevkalade tecrübeli ve işini iyi yapan arkadaşlardan oluşuyor. Dolayısıyla burada bürokratik açıdan bakıldığında çok güçlü bir ekip işin başında.  Güçlü de bir ekiple birlikte çalışıyorum. bu bizi rahatlatan, hizmetlerde daha kaliteli ve hızlı olmamızı sağlayan önemli unsurlardan birisi. Çok daha önemlisi şehrin sadece bir valisi yok, bürokrasiyle birlikte şehirde Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız ki İstanbul'u çok iyi biliyor, burada belediye başkanlığı yapmış olması nedeniyle İstanbul konusunda çok büyük tecrübeleri var, sorunlarını çok iyi biliyor, hatta bizden iyi biliyor. Çok rahatlıkla bunu söyleyebilirim.

Sizi zaman zaman yönlendirdiği oluyor mu?

Tabii çok rahatlıkla soru sorduğu oluyor. Sayın Başbakanımız o kadar detaylara hakim ki bu yüzden dersimize daha fazla çalışmak zorunda kalıyoruz. Bizim bilmediğimiz pek çok şeye vakıf. Elbette ki bir Başbakan olmanın getirdiği  bir dikkat var kendilerinde. İyi bir İstanbullu. Bakanlarımız çok yoğun olarak bu şehirdeler ve gerek  kendi kurumlarını gerekse İstanbul'un diğer sorunlarını çözme konusunda bizim  en büyük gücümüz. Dolayısıyla İstanbul'un üzerinde çok ciddi bir göz var, yetki var, sorumluluk var. İstanbul'u yönetirken bize eksiklerimizi, aksayan yönlerimizi çok net ortaya çıkartan çok güçlü bir medya; İstanbul medyası, Türkiye medyası var.  Bu önemli bizim için.  Sivil toplum çok güçlü.  Sivil toplum bizim elimiz, kolumuz, gözümüz, gerektiğinde bizim en büyük yardımcımız. Meseleleri çözme konusunda çok güçlüler. Çünkü o da bir kendi gönül kaynağıyla birlikte gerektiğinde bir maddi kaynağı da buluyor, buluşturuyor ve işin içerisine koyuyor.

Bunun gibi pek çok aktör bir araya gelince elbette ki bir ülke gibi olan şehri yönetirken asla yalnız hareket etmiyorsunuz; bütün bu bileşenlerle birlikte hareket ediyorsunuz. 14 milyonluk İstanbullunun İstanbul'a olan düşkünlüğü, hemşerilik duygusuyla meselelere sahip çıkma, bunları takip etme ve bunları ilgili makamlarla paylaşma konusunda oluşturduğu bir irade var. İstanbulluluk, hemşerilik iradesi, şehrine sahip çıkma iradesi. Bu da bizim için çok önemli. Bunların hepsi bizim için önemli.  Dolayısıyla tek başımıza yönetmiyoruz. Bütün bu saydığımız konuların içerisindeki yetkililerle birlikteyiz. O vakit işimiz hem zor, yani sorunlarıyla itibariyle elbette ki zor, 14 milyonluk bir şehir. Ama aynı zamanda da gerçekten kolay. O bakımdan, ikisi dengededir. Zorlukları kadar, yönetirken kolaylıklarınız ve elinizin güçlü olduğu da bir şehirdir İstanbul. Bunu en iyi şekilde kullanmaya çalışıyoruz, bu gücü iyi kullanmaya çalışıyoruz.

Sayın Valim protokole yetişmek de çok zor bir şey değil mi?

Benim şimdi protokolle ilgili, belki bunu ilk defa söyleyeceğim ben, benim elimde göreve ilk başladığım günden itibaren ne kadar valilikte program yapmışsam, kabul ettiğim ziyaretçilerden, sivil toplum kuruluşlarından, yaptığım toplantılardan, vilayetim dışında yapmış olduğum bütün organizasyonları; ziyaretler, açılışlar, temel atmalar veyahut ta farklı bütün etkinlikler, ne varsa dışardaki görevlerimize ilişkin hususlar, artı bu bahsettiğiniz protokolle ilgili meseleler, bütün bunlara baktığımızda protokol dediğiniz konu ki yabancı konukların çok fazla geldiği gittiği bir şehirdir,  yani protokol deyince bizden daha ziyade kendi iç protokolümüz gibi düşünülür halbuki burada uluslararası protokol de çok yoğun olan bir şehirdir; İstanbul. 

Dolayısıyla benim zamanımın ve yapmış olduğum organizasyonların içerisinde %5'i dahi bulunmayan bir potansiyeli vardır protokolün. Yani bu bahsetmiş olduğunuz kısım bizim öyle herkesin zannettiği gibi mesaimizin yarısını alıp götüren bir şey değildir.  Elbette ki o işimizin bir bölümüdür ama bizim mesaimizin, enerjimizin %95'i  İstanbul'la ilgili, İstanbul'un sorunlarıyla ilgili, toplumla ilgili meselelere yöneliktir. Bunların istatistikleri, hepsi benim elimde var. Dolayısıyla baktığınızda havaalanında ne kadar zaman geçiriyorum, şehirde ne kadar zaman geçiriyorum, makamda ne kadar zaman geçiriyorum ve hepsi tek tek hangi standartta, ne işlerdir, bunların hepsinin kaydı vardır. %5'i bulmaz bizim protokol işimiz.

Efendim yerel seçime doğru bir süreç devam ediyor, önümüzdeki 4 ay sonrasında bir yerel seçim için sandık başına gidecek milletimiz. Yerel seçime giderken İstanbul'un sorunları olarak siz neleri görüyorsunuz? "Ben şu konuya daha çok eğilim istiyorum" dediğiniz bir konu var mı?

Tabii öncelikle ülkemizde, şehrimizde,  demokrasimizin bir kez daha standartlarını mükemmelleştireceğimiz ve Dünya'ya örnek teşkil edecek, huzurlu, başarılı bir seçim süreci diliyorum bütün siyasi partilerimize,  adaylara. Bu konuda elbette ki demokratik rejime katkı noktasında parlamenter, siyasi rejimin güçlenmesi noktasında ve seçme seçilme hakkının kullanılması konusunda, bütün bu çalışmalarında kolaylıklar diliyoruz.

İnşallah huzurlu bir seçim olması dileğimiz.  Ülkemiz yıllardır yapmış olduğu seçimlerde de bu konudaki rüştünü fevkalade iyi ispat etmiştir. Yine huzurlu bir seçim kampanyası dönemi geçireceğimize inanıyorum. Şehrimizde de tabii ki çok yoğun çalışmalar olacak, şüphesiz. Ama benim beklentim, dileğim, her vesile ile ifade ediyorum, bu şehrin en önemli meselesi denildiğinde ben depreme karşı hazırlıklı olmayı, bu şehrin en önemli meselesi görüyorum çünkü bu topyekun şehirde can ve mal kaybının yakinen ilgilendiren bir konudur ki güvenlik, can ve mal güvenliği, bana göre en önemli meseledir.

Elbette ki eğitimi, sağlığı hiçbir zaman göz ardı edemeyiz ama güvenlik, can-mal emniyetini temin edemediğiniz müddetçe ileriye çok sağlıklı bakmanız mümkün değildir. Bu şehrimizin de maalesef deprem riski nedeniyle böyle bir, gelecekte kaygılı pozisyonu var. Bunu süratle aşmamız gerekiyor. Depreme karşı güçlü olabilmek için de bugüne kadar okullarımız, hastanelerimiz, yollarımız, köprülerimiz, viyadüklerimiz başta olmak üzere bu kamusal alanlarda çok ciddi yatırımlar yapıldı, dönüşümler sağlandı. O açıdan güçlüyüz. Ama bina stoklarımız itibariyle özel mülkiyette problemlerimiz çok ciddi devam ediyor. Bunu aşmak için de kentsel dönüşüm hamlesini çok süratli bir şekilde tamamlamamız lazım, dolayısıyla yerel yöneticilerin seçildikleri günden itibaren, şu ana kadar olduğu gibi hangi parti olursa olsun bu konuda çok ciddi ittifak yaparak, İstanbul konusunda, İstanbul'un güvenliği konusunda, deprem güvenliği konusunda ortak çalışmalar yapmaları ve bu şehri sağlıklı bir şekilde depreme hazırlamaları lazım.

Benim birinci derecede beklentim, seçilecek olan bütün belediye başkanlarımızdan, belediye meclis üyelerinden beklentilerim, budur. Ama tabii onların şehrin sosyal hayatının da güçlenmesi konusunda, kültürel hayatının da güçlenmesi konusunda, eğitim hayatının güçlenmesi konusunda, önemli, bugüne kadar yaptıkları hizmetler var; bunları artırarak devam ettirmelerini isterim. Gençliğe yönelik sportif faaliyetler, yatırımların arttırılması, bunlar önemli. Şehirde daha canlı bir sosyal hayatın oluşturulabilmesi için parkların sayılarının arttırılması ve onların güvenlikli bir şekilde işletilmesi çok önemli. Dolayısıyla belediyelerin çok işi var ama en baştakini bir kez daha tekrar etmek suretiyle, ben meseleyi kapatmak isterim.

Birinci meselemiz deprem güvenliğidir. Tabii ki trafik konusunda da şüphesiz ki şehir halkının her gün yaşadığı bu sorunun çözümü noktasında, otopark alanları ve otopark alanlarıyla birlikte de ulaşımı çok daha rahatlatabilecek alt yapıların mutlaka yatırım bütçelerinde bugüne kadar olduğu gibi çok ciddi bir şekilde yatırıma alınması ve bunların, ödeneklerin, öncelikli olarak ayrılması galiba İstanbulluların da en büyük dileğidir. Ben de bir İstanbullu olarak bu şehrin yöneticisi ve hemşerisi olarak da böyle bir arzuyu paylaşmış olayım.

Sayın Valim geçmişte, özellikle de bu seçimlere giderken, zaman zaman olumsuz şeyler yaşadık. Bu tür provokasyonlar bu dönemde de beklentileriniz dahilinde midir?

Şimdi şöyle, bunun İstanbul'umuzla doğrudan bir ilgisi yok. Yani bunun İstanbul merkezli olarak bir risk olarak görmüyorum ama Türkiye hepimizin bildiği, Dünya'nın bildiği ve çok paylaşıldığı şekliyle gittikçe güçlenen bir ülke ve bu gücü ister istemez bir takım sıkıntılara da sebep veriyor. Dolayısıyla güvenlik kaygıları açısından daha dikkatli olmamız gerekebilir. O bakımdan insanlarımızın da bu konuda daha dikkatli ve olayların arka planlarını, hatta bir değil, iki değil, üç perde arkasını görebilecek kadar bütün dikkatlerini arttırmaları, özellikle ülkemizin güçlenen bu dünyadaki mevkiiyle ilgili bir takım üzerimizde yapılacak senaryolar, uygulanacak senaryolara karşı çok dikkatli olmaları lazım.

Bizim de tabii ki başta güvenlik birimlerimiz olmak üzere şehrimizi, ülkemizi yönetirken de bu dikkati çok daha üst seviyede tutmamız lazım ki böyle bir dikkati zaten muhafaza ediyoruz. Yaşadığımız elbette ki bir takım üzücü hadiseler oldu. Hepimiz bundan çok etkilendik. Ülke olarak hepimiz üzüldük yaşanan hadiselerden. Enerjimizi başka alanlarda toplamamız gerekirken bu enerjiyi maalesef, çok kötü bir şekilde, boşa harcamak ve kendimizle uğraşmak durumda kaldık ki bu sadece başkalarının ekmeğine hep yağ sürer, bizi ise sıkıntıya sürükler. O bakımdan yapmamız gereken şey birbirimizle daha fazla dayanışma içerisinde olmamız; birliğimizin, beraberliğimizin önemli olduğunu bilmemiz, talepler konusunda demokratik ve hukuki standartları ve kuralları uygulayarak bu arayışlarımızı, bu dileklerimizi ifade etmemiz. Ama şiddete yönelik hiçbir duruşu da tasvip etmememiz ve desteklemememiz icap eder.

Bu hepimizin, 76 milyonun ortak kazancıdır. Risk, Türkiye'nin bu gelişme trendi içerisinde her zaman olabilecektir. Çünkü bin yıldır üzerinde yaşadığımız bu güzel coğrafya tarihin her döneminde bu tür risklerle karşı karşıya kalmıştır. Son yaşadığımız hadiseler de yüzyılda bir görülebilecek türden hadiselerdir ama Türkiye bunu çok başarılı bir şekilde aşmıştır ve aşarken de aslında çok da güçlenerek aşmıştır, bunu da ifade edeyim. Dolayısıyla bizim yeni baştan böyle bir tuzağa düşürülmemiz, yeni baştan tökezletilmemiz, fevkalade zordur. Bunu hayal edenler açısında söyleyeyim ve biz de moral olarak, yetenek olarak, kabiliyet olarak bu hadiseler sonrasında çok daha güçlü bir pozisyondayız. Her türlü açıdan çok daha güçlü bir pozisyondayız, onun için hiç kimsenin ülkenin geleceği ile ilgili kaygılanmaması ve geleceğe çok güçlü bir şekilde bakması lazım. Daha güçlü olduğumuzu da bilmesi lazım. Benim bir kaygım yok, kaygım yok ama dikkatim çok. Dolayısıyla her şeyi ülkemiz için, insanımız için, çok dikkatle takip etmeye 24 saat devam edeceğiz ve yanlış yapmak isteyenlere de asla fırsat vermeyeceğiz.

Belli bir süreçlerden sonra bu olayların durduğunu söyleyebiliriz. Konuyla ilgili kaygılarınız devam ediyor mu?

Şimdi tabii şöyle bir şey vardı; Eylül-Ekim geldiğinde tekrar bu hadiseler zuhur eder, çok daha yoğun bir şekilde başlar gibi bir takım kaygılar vardı, ben o tarihlerde de söyledim çok net olarak.  Asla bu ülkede Eylül'de Ekim'de Kasım'da bir şey olmaz, gayet rahat bir sonbahar yaşarız diye. Kış da aynı şekilde çok huzurlu geçer. İlkbahar'da aynı huzurda geçer. Hiç kimsenin hiçbir şekilde endişe duymaması lazım. O hadisenin bir daha Türkiye'de zuhur edebilme kabiliyeti yoktur.

O oldu ve bitti. Netice itibariyle burada en önemli şey, toplumumuzun hadiselerin arka planını görme kabiliyeti arttı. Bu çok önemlidir. Artık bütün toplum olayların perde arkasında neler olduğunu süreç içerisinde çok daha net gördü. Dolayısıyla bizim reflekslerimiz bu konuyla ilgili, toplum reflekslerimiz çok daha güçlü bir hale geldi. O bakımdan yeni bir sıkıntıyı asla aklınıza getirmeyin, önünüze bakın ve hızla koşmaya devam edin. Bundan sonrası asla sıkıntılı değildir. Türkiye'nin önü eskiye oranla çok daha açıktır. Bir endişe asla ve asla hissetmeden, aklınıza bile hiç getirmeden, yoğun bir şekilde işlerinizi daha da geliştirmeye ve büyütmeye bakın. Türkiye böyle bir sarmalın içine itilmeye çalışılmıştır ama güçlü duruşuyla bu meseleleri aşmıştır.

Sayın Valim; kendinizi siyasete ne kadar yakın hissediyorsunuz? Zaman zaman size yönelikte muhalefetten sataşmalar oluyor; bunlarla ilgili bir şey söylemek ister misiniz?

Yani şöyle, benim asla siyasetle bir ilgim olmaz. Ben devletimizin ve kamunun bir memuruyum.  Yapmış olduğumuz hizmet bir kamusal hizmettir. Bunu yaparken başta Anayasa olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının tarafsızlık ilkesi içerisinde, yapmış olduğumuz yemine sadık kalarak, tüm milletimizi hiçbir fark gözetmeksizin ki bu fark dil, din, cins, mezhep, siyasi parti, felsefe ayrımı olmaksızın; herkese eşit adil muamele yapmaktır. Bizi atayan makamların da devletin de bizden beklentisi budur.

Bizim bunun dışında hiçbir hesabımız yoktur. Yaptığımız şey memuriyettir. Memuriyetimizi de yaşımız 65 oluncaya kadar Allah bize sağlık, ömür verirse sürdürmek niyetindeyiz. Henüz daha 65 yaşına da vaktimiz var. 65'ten sonra yaşımız, Allah sağlıklı ömürler verirse, memuriyet bittikten sonra başka şeyler, o günün şartları içerisinde, ne olacağını düşünebilirsiniz. Ama bizim gönlümüzde olan tek şey, memuriyetimizi bize hukukun vermiş olduğu süre içerisinde sonuna kadar devlete hizmet noktasında, millete hizmet noktasında, adaletle yürütebilmektir.

Dolayısıyla herkes bir farklı değerlendirme içerisinde bulunabilir. Ben bunların hepsini de saygıyla karşılarım, hiç bunlarla ilgili de söyleyeceğim farklı bir söylem de olmaz. Benim duruşum, bunu her vesile ile de söylüyoruz, bütün kamu personelleri bu milletin ve bu devletin emrinde tarafsızlık ilkesine göre görev yapmak üzere görev başındadır. Bizim de yaptığımız budur ve mesleğimize aşık bir insanız, mesleğimizi seviyoruz. İstanbul'umuzu seviyoruz, görev yaptığımız şehri seviyoruz. Görevimiz devam ederken, memuriyetimiz devam ederken, aklımızda da başka bir şeyin hesabını hiç yapmayız. Bizim gönlümüzde sadece bir tek sevda, bir tek sevgi vardır; o da memuriyettir; memuriyete devam ediyoruz. Allah bize sağlıklı ömür verdiği müddetçe sürdürürüz.

Vali Mutlu nasıl bir İstanbullu'dur? Göreviniz dışında İstanbul'da nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Tiyatroya çok sık gidebilmeyi, sportif faaliyetleri daha yakın takip edebilmeyi, kültürel etkinlikleri çok daha yakın izleyebilmeyi, biraz daha fazla serbest dolaşıp gezmeyi, yapısal itibariyle böyle bir özelliğim vardır; bu konularda hayatı daha dolu, kendine göre yaşamayı seven bir insanım.

Buna fırsat buldukça yapmaya çalışıyorum; tiyatroya da gidiyorum, farklı etkinliklerde de bulunmaya çalışıyorum. İstanbul zaten çok canlı, sizi hiç sıkmadan kucaklayan bir şehir. Çok renkli bir şehir ama tabii ki zamanınız bunların hepsine, gönlünüzü avutacak kadar vakit ayırmanıza fırsat vermiyor. Aileye bile zaman ayırmakta, akrabaya bile zaman ayırmakta zorlanıyorsunuz. Ama hayatımızdan memnunuz. Zaman zaman da gönlümüzde bu belirtmiş olduğumuz arzuları yerine getirecek kadar da bir farklılığa da ehemmiyet veriyoruz.

Ama çıkıp da işte normalde  bir minibüste bir otobüste veyahut bir vapurda ki çok severim mesela İstanbul'u şöyle bir vapur seyahati yapıp bir köşeye çekilip de tek başınıza eşinizle falan şöyle bir boğaz turu yapmak bir adaya gitmek, korumasız falan dolaşmak böyle bir şeyimiz yok; bunlar aslında hep özlenen şeyler. Yani hiç kimse sizi görmeden, hiç kimsenin sizin vali olduğunuz fark etmeden, hiçbir kimliğiniz olmadan yaşamak bana göre çok mükemmel bir şey. Yani toplumun sizi tanıdığı bir kimlikle yaşamak aslında biraz yüktür. Kimlikler insanlar için yüktür. Belki dışarıdan baktığınız vakit o kimlikler çok cezbedici gelebilir ama o kimlikler sizin için biraz da elbette ki şereftir onurdur ama aynı zamanda işte bu bahsettiğimiz şeylerde de birer kısıtlayıcıdır. Hiçbir zaman, hanımla bu hafta adalara bir vapura binip gideceğiz veyahutta bir boğaz turu yapacağız, evet yapabilirsiniz yapmazsınız diye bir şey yok ama işte baktığınızda çok tanınıyorsanız herkes sizi görür ve işte görünür olursunuz. Görünür olmak çok da güzel bir şey değildir aslında. Ama emekli olacağız bir gün işte bu tam bahsettiğimiz şeyi yaşayacağız. İnşallah o vakit bu dilediğimiz gönlümüzce olan her şeyi gerçekleştirebilme fırsatımız da olur.

 Haber 7 ve medyayla ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?

Evet, gerçekten habercilik konusundaki sürati ve bu konudaki objektif habercilik yaklaşımı itibariyle çok takip edilen bir siteniz var. O nedenle emekleri nedeniyle sizleri de yürekten kutluyorum.

Doğru haber, süratli haber, en son haberleri alabilmek için en çok tıklanan haber kanallarından birisiniz. Medya tabii ki çok büyük bir güç, insanların en önemli haklarından biri olan haber alma hakkını onlara sağlayan ciddi bir kamusal görevi var ve çağımızda da medyanın gücü bu manada fevkalade önemli. İletişim artık insanların hayatlarının çok önemli bir parçası ve herkes her şeyden haberdar olmaya çalışıyor. Bu işi de gelişen medya dünyası, iletişim dünyası en seri şekilde sürdürüyor.

Artık her şeyden haberimiz var habercilerin sayesinde, medyanın sayesinde, her şeyden haberimiz var. Bir yerde çok iyi, bir yerde de Dünya'nın bütün bilgileri size akıyor, ihtiyacınız olanı alıp kullanıyorsunuz. Ama tabii ki çok da büyük bir sorumluluk. Burada, objektif haber sunuculuğu galiba üzerinde en çok düşünülmesi gereken konudur. Gerek ülkemiz gerekse dünya medyacılığı açısından önemli. Çünkü ülkemize yönelik de dünya üzerinden pek çok bu tür zaman zaman gördüğümüz farklı haber oluşturma çabalarını görüyoruz. Bunlar tabii medya alanında da aslında daha kat edilmesi gereken çok mesafe olduğunu gösteriyor. Ama en iyi tabii ki denetim mekanizması, halktır. Okuyucuyla iyi buluşabilen okuyucusu olan da bir şekilde tabii bu sorumlulukların içerisinde hareket etmeli çünkü sizin en önemli göreviniz halka doğru bilgi verme olmalı. Türkiye'de de medya bu manada çok güçlü. Ama hepimizin kat edeceği mesafeler olduğunu düşünüyorum.

Ödül takdimi:

Bizi destekleyen bu konuda takdir paylaşımına giren çok kıymetli bütün oylamaya katılan kişilere de ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Ama şunu söyleyeyim yani bu elbette ki önemli bir ödül ama bütün valilerimizin benim gönlümde benden çok  daha kıymetli birer meslektaşım olduğunu özellikle de belirtmek istiyorum yani oylamada teveccüh gösterenlere teşekkür etmekle birlikte bunun bir yarış olmadığını ve her valimizin en az bizim kadar kıymetli, bu ödülü alabilecek liyakatta valiler olduğunu düşünüyorum meslektaşlarımın inşallah diğer yıllarda da onlar bu güzel ödülleri alacaklardır onlara da görevlerinde başarılar diliyorum.

 

HABER 7

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler