19 Ekim 2017 Perşembe
  • Altın151,492
  • BIST108.434
  • Dolar3,6547
  • Euro4,3288
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8236
  • İstanbul22 °C
  • Ankara21 °C
  • İzmir26 °C
  • Konya21 °C
  • Adana31 °C
  • Antalya26 °C
  • Diyarbakır24 °C
  • Bursa25 °C
  • Kayseri21 °C
  • Kocaeli25 °C
  • Şanlıurfa27 °C
  • Gaziantep25 °C
  • İçel29 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Unutulmuş bir sünnet 'İTİKÂF'
Unutulmuş bir sünnet 'İTİKÂF'
24 Temmuz 2014 19:30
Bazı mühim sünnetler var ki maalesef unutuldular. Bunlardan biri de ramazan-ı şerifin son on günü itikâfa girmekdir.

Eskiden ramazan ayının son on günü mescide kapanılır; Kur'an-ı Kerim okunur, namaz kılınır ve zikredilirdi...

Eskiden hatırlarız camilerin kapılarında kilit olmazdı, dileyen dilediği vakit girebilir, gece geç vakitlere kadar kalabilirdi. Bilhassa yaşlılar mescid kuşuydular, namaza herkesten önce gelir, sonra çıkarlardı. Ramazan-ı şerifin son on günü itikafa niyetlenir geceli gündüzlü mescide kapanırlardı.

Bu müddet zarfında Kur'an-ı kerim okur, namaz kılar, vakitlerini zikir ile ziynetlendirir, dünya kelâmından kaçınırlardı... Esasen caminin adapları vardır ki Müslümanlar bunları bilmeli ve uymalıdırlar. Abdestli olmak, necasetten arınmak, camide alıp satmamak, kavga etmemek, dilenmemek, sarkıntılık eden dilenciye para vermemek ve yol haline getirmemek gibi…

Ramazan-ı şerifte itikâf, müekked sünnettir. İtikâf eden, camide yiyip içebilir, yatabilir. Abdest için dışarı çıkması itikafı bozmaz. Resulullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.” [İbni Mace]

“Ramazanda on gün itikâf eden, iki defa [nafile] hac yapmış gibi sevab kazanır.” [Beyhekî]

On gün boyunca itikâfa girmek elbette çok güzel ama bunu yapabilecek kadar zamanı ve imkânı olmayanlar da, yapabildikleri kadar yapmalı sevabından mahrum kalmamalıdırlar. Nitekim Efendimiz, “Bir devenin iki sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevab kazanır” buyurdular.

Demek ki on günden az da itikâf yapılabilir. Bir gün veya birkaç saat gibi...
“Allah rızası için bir gün itikâf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.” [Taberanî]
Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikâf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaatle namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur.

Resulullah efendimiz, “Mirac gecesi, beşinci gökte, Osman'ın suretini gördüm. Bu mertebeye neyle eriştin, dedim. Mescitte itikâf etmekle diye cevap verdi” buyurdu.
İtikâf; oruç, namaz gibi adak olunur; “Hastam iyi olursa, itikâfa gireceğim” denmez, “Hastam iyi olursa, Allah rızası için, şu kadar gün itikâfa gireceğim” demek adak olur. (S. Ebediyye)

İtikâf gibi başlı başına ibadet olan bir şeyi nezredenin, bunu yerine getirmesi gerekir. Kadınlar camide itikâf yapmaz. Evde eğer mescid olarak kullandıkları bir oda varsa, o odada itikâfa girebilir. Yemek, temizlik gibi ev işlerini yapmaz, sadece ibadetle uğraşırlar. Abdest gibi zaruri işleri yapmanın mahsuru olmaz. İtikâfın ramazanın son on gününde olanı sünnet-i kifâyedir. İtikâfa girenin oruçlu olması şarttır. Sadece Şâfiî'de oruçlu olma şartı yoktur. Diğer üç mezhepte oruçlu olmak şarttır. İmkânı olan kadınların evde itikâfa girmeleri, unutulmuş bu sünneti ihya etme sevabına kavuşmaları çok iyi olur. Câmi'de birşey yemek, uyumak mekrûhtur, fakat müsâfir olanlar müstesnâ... Müsâfir, câmi'e girerken itikâfa niyyet etmeli, önce tehıyyet-ül-mescid kılmalıdır. Sonra, yiyebilir ve dünyâ kelâmı konuşabilir. İtikâf eden yiyebilir ve yatabilir.  İtikâfı terk etmek, beş vakt namazın sünnetlerini özrsüz terk etmek gibidir. İNAN
ARVAS

Hadis-i Şerif

Yiyin, için, giyinin ve sadaka verin, fakat israftan ve kibirden sakının. (İbni Mace)

Her güne bir dua

Öfkeden kurtulmak için...

Hadîs-i şerîfte, öfke, kızgınlık halinde bu duânın okunması emrolundu:
“Allahümmagfir li-zenbî ve ezhib gayza kalbî ve ecirnî mineşşeytan” Mânası, “Yâ Rabbî! Günahımı affeyle. Beni kalbimdeki gadaptan ve şeytanın vesvesesinden kurtar” demektir.  Peygamber Efendimiz, “ Ya Rabbî, bana ilim ve hilm (yumuşak huyluluk) ve takvâ ve âfiyet ihsan eyle!” duasını da çok söylerdi.

Seyyahların kaleminden

'Osmanlı Hanımı'

“Dünyanın hiçbir evinde, bir erkek hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz! Bu gerçeğin sırrı, Türk evinin, kadını tarafından hazırlanışındadır.  Evin sahibesi olan kadının giyinişi, başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temizliğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine bir zekâ ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşamüzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi planda bir çiçek kadar saftır. Bu madde temizliği kadının nefs tezkiyesi temizliğinden gelir. O kadın içki, kumar ve dış dünyayı bilmez. Kavga gürültü nedir bilmez. Gönlünü Allah'a, kocasına, çocuklarına bağlar. Zihnini fuzuli şeylerden koruduğu için rahat ve huzurludur. Dolayısıyla ahlâklıdır. Böyle olunca yuvasının hürmete şayan, şerefli bir unsuru olur...”   Meşhur Fransız edibi Pierre Loti
 
Hayal Tiyatrosu: Şefkat 26

Görünüşte ben sarıyorum...

- Ben rüyada mıyım dedim kendi kendime...

- Niye ki hanım... Kimmiş kapıdaki...

- Seyyide hanımdı... Arkasında o ilim sahibi hanım... Ve edepli yaşıtlarım olan hanımlar... Hepsinin yüzünde tebessüm; öyle bana bakıyorlardı...

- Aaa...

- Donup kaldım... Annem de gülerek bana bakıyordu... İçeri girdiler... Seyyide hanımın ellerine kapandım... 'Maşaallah kızıma' dediler... Hepsine tek tek sarıldım... Nasıl bir kalp sıcaklığı hissettim anlatamam... Elim ayağım titriyordu... Üvey kardeşlerim küçük de olsa, Seyyide hanıma öyle baka kalmışlardı... Annem, 'Buyrun efendim... Salona buyrun' dedi telaşla... İlk defa evimize gelmişlerdi... Bu ev onların gelişiyle neşeye boğulmuştu sanki... Duvarlar bile gülümser gibi geldi bana...

'Efendim fazla oturmayacağız... Kızımıza birkaç hediye getirdik' dediler... Ayy nasıl heyecan doldum o anda... Çantasından bir kumaş çıkardı... 'Bu sana' dediler... Ellerim titreyerek aldım... Küçük bir kumaş ama ne güzel renkli...  

'Al bir kokla' dediler... Kokladım... Ömrümde öyle güzel bir koku duymamıştım... 'Bu İmam-ı Rabbani hazretlerinin kabir örtüsündendir' deyince ben bir çığlık attım... Az önce okuduğum mektupta gömlek gönderdiklerini yazmışlardı... İşte bana da kabir örtüsü gelmişti...

- Tüylerim diken diken oldu... Hatunum titriyorum...

- 'Bu senin oldu...' deyince hıçkırıklara boğuldum beyciğim... O mübareğe bu kadar yakın bir örtü benimdi artık... Aman Allahım, bu nasıl bir nimet dedim. Benim gibi bir günahkara nasıl ihsanlarda bulunuyorsun...

- Elhamdülillah...

- Sonra ayağa kalktılar... Biz de kalktık... Herkes kalktı... Poşetten bir başörtüsü çıkardılar... Ben zangır zangır titremeye başladım... 'Gel yanıma yavrum' buyurdular... Edeple yanaştım... 'Bu örtüyü görünüşte ben sarıyorum... Ey Fatıma annem... Aslında siz sarın' dediler...

Bende artık dayanacak hal kalmadı... Dizlerim neredeyse tartmayacaktı... 'Sarayım mı kızım' buyurdular büyük bir nezaketle... EVET... EVET... İSTİYORUM... ELHAMDÜLİLLAH... ELHAMDÜLİLLAH... dediğimi hatırlıyorum... Annem dahil herkes ağlıyordu o anda... Bismillahirrahmanirrahim...

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler