YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Ülkeyi bir sarhoş tek başına idare ediyor"
Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, Atatürk'ün kendi ağzıyla diktatörlüğünü kabul ettiğini, tarihsel metinlere dayanarak açıkladı.
"Ülkeyi bir sarhoş tek başına idare ediyor"
14 Ekim 2014 / 09:08 Güncelleme: 14 Ekim 2014 / 09:13

Kanal A'da yayınlanan ve Sadık Yalsızuçanlar'ın sunduğu Resmi Tarihten Gerçek Tarihe programının daimi konuğu Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, Atatürk'ün kendisine nasıl diktatör dediğini anlattı.

Atatürk biyografisi yazmış ve yazdıklarına itiraz gelmemiş iki yabancı yazardan biri olan Fransız Lord Kinross'un kitabına dayanarak konuşan Alpsoy, şunları söyledi:

Atatürk: "Ülkeyi bir sarhoş tek başına idare ediyor"

Fransız Gazeteci Lord Kinross, Atatürk biyografisi yazmış ve yazdıklarına itiraz gelmemiş iki yabancıdan bir tanesidir. Kendisi de Atatürk sempatizanıdır.  1930'ların başlarında bir makalesinde şunları kaleme almıştır: "Türkiye'yi bir sarhoş, bir sağır ( kastedilen dönemin Başbakan'ı İsmet İnönü, malum ki kulakları ileri derecede işitmezdi) ve 300 tane de (mebuslar kastediliyor) sağır dilsiz yönetiyor." Bu birkaç gün sonra Çankaya'da çevrilip Atatürk'e takdim edildiğinde, okuduğunda gülüyor. Verdiği cevap şu: "Bu işi abartmış. İşin doğrusu bir sarhoş ülkeyi tek başına idare ediyor." Rejimin birinci adamı zaten bunun bir diktatörlük olduğuna itirazda bulunmamış. Atatürk Serbest Fırka kurma kararı alırken, Fethi Okyar'ın (kendisine fırkayı kurdurtan) anılarında şu geçer; "Karşısına beni aldı, 'Bugün Türkiye'de hakim olan manzara bir diktatörlük manzarasıdır.' " Bu aynen Atatürk'ün ağzından çıkmış bir cümle. Kendisi de ölümüne kadar buna hiçbir zaman itirazda bulunmamıştır.

Şimdi kraldan fazla kralcılığa soyunmuş, 90 sene sonra gelen, Kemalistlik'ten, Atatürkçülük'ten dem vuranların 'O dönemde Atatürk diktatör değildi' demelerinin alemi ne?

"Bal gibi demokrasiye geçilebilirdi"

Bu ülkede demokrasi kurma anlayışının, kurumsallaşma uğraşısının ilk tarihi 1876. Biz 1923'lerden bahsediyoruz. Kaba taslak 50 yıllık bir geçmişi var. Bunlardan sonra, 'İstemiyorum yan cebime koy' gibi bir hava içerisinde, 'Ne yapalım, mecburiyetten tek parti hükümeti kuruyoruz'. Bu da gayri samimi bir izah. Bal gibi demokrasiye geçilebilirdi. Yeter ki, Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, dönemin siyasi güçleri genel olarak siyasi elitin bu konuda samimi kararlar almış olsalar idi...

Atatürk'ün kalıp ve söyleminin aynısı Hitler'de de vardı

1923'lerde şöyle bir kanunsuzluk işleniyor. O sırada geçerli olan anayasa, 1921Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'dur. Burada seçim kararı ve meclisin kendisini ilga kararının üçte iki çoğunlukla alınabileceği çok net olarak ifade edilmiş. Anayasanın bu çok net hükmü, göz göre göre çiğneniyor. Onun yerine 16 Nisan 1923'te Birinci Meclis kendisini feshetme kararını basit çoğunlukla alıyor. Üzerinde nasıl bir baskı oluştu ki, vakit gelmeden meclis kendi kendisini yok etti? Bu noktada akla gelebilecek en makul soru bu.

Bu sorunun cevabını, satır aralarında kalmış ama gizli olmayan noktalara zoom yaparak verebiliriz. Mesela, dört ay öncesinde Atatürk'ün İzmit'te gazetecilerle yaptığı toplamda 15-16 saati bulan toplantısı vardı. Bu toplantı vasıtasıyla Atatürk, Türkiye'ye ve tüm dünyaya net olarak şunu söyledi: "Bu meclis vakti geldiğinde, kendisinden istediğimiz şeyleri yapmazsa, milletin iradesine karşı gelmiş sayılır." Baştan sonra Atatürk'ün bilinçaltını oluşturan en başlı unsurlardan bir tanesi, kendi iradesi ile milletin iradesini özdeşleştirmesidir. Bu modern çağ diktatörlerinin en belirgin özelliğidir. Bu kalıp ve söylem biçimi çok net olarak Hitler'de de var.

Atatürk darbe yapıp askeri diktatörlük kuracağını söyledi

Hemen şu örneğe atlayalım. 1923 seçimleri devam ediyor. O dönemde seçimler iki ay sürerdi. İngiliz Elçiliği'nden Londra'ya gönderilen bir rapor var. Okuduğum bilginin kaynağı; Taner Baytok, Doğan Yayıncıları, İngiliz Belgeleri Sevr'den Lozan'a, sayfa 320. Bu İngiliz dışişleri raporunda deniliyor ki; " Mustafa Kemal, seçilecek olan mecliste Lozan'ı kabul etmezse darbe yapıp askeri diktatörlük kuracağını söylüyor."

İşin içerisinde tank, top, sokağa çıkma yasağı, idam sehpası henüz daha olmadığı için ve zamana yayıldığı için belki bizim milletimizin Cumhuriyet tarihi içerisinde, biliçaltına askeri darbe olarak yerleşmiş olan imaja, şablona çok uygun olmadığından buradaki darbe konusu gözden kaçabilir, saklanabilir ama gerçekte darbe. Daha 28 Şubat var, postmodern bir darbe. Ama bu da aslında bir darbe.

Birinci Meclis, esasen zor kullanarak, tehdit yoluyla, cinayetler işlenerek falan korkutarak kendisini feshetme kararı almaya zorlanıyor. 1923 seçiminin özü bu.

 

KANALAHABER.COM/ÖZEL İÇERİK

21:43
 // Rasim DUMAN
Bize yillarca hangi siyahlarin "beyaz", hangi beyazlarin "siyah" diye ogretildigini acikliyor Said ALPSOY. Bu kiymetli insanin TV programlarini herkesin seyretmesini hararetle tavsiye ediyorum. Ari kovanina comak sokuyor ama cok hayirli ve kiymetli bir is yapiyor. ALLAH (C.C.) razi olsun, dunyasini ve ahiretini mubarek kilsin insallah. Tabii bu duayi, bu programlari yapan ve yayinlayan KANAL A Televizyonu sahibi,yonetimi ve emegi gecen herkese de yapiyorum....
14 Ekim 2014 21:43
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler