YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Üçüncü depremi yaşıyoruz
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin komşularında yaşanan siyasal ve ekonomik gelişmeleri üçüncü deprem olarak adlandırdı.
Üçüncü depremi yaşıyoruz
09 Ekim 2012 / 14:49 Güncelleme: 09 Ekim 2012 / 14:55

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin bulunduğu bölgede 1,5 yıl içinde yaşanan gelişmeleri ilk andan itibaren tarihin doğallaşması olarak gördüğünü belirterek, ''Tarihin doğallaşması süreci sancılı oluyor, çok sancılar yaşanıyor ama suni yapıların, suni psikolojilerin çözülmeye başladığı, tarihin doğal seyrine oturmaya başladığı bir dönemden geçiyoruz'' dedi.

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen ''Ortadoğu, Siyaset ve Toplum'' kongresine video konferansla katılan Davutoğlu, çok önemli konuların ele alınacağı toplantının doğru bir zamanda yapıldığını söyledi.

Türkiye'nin bulunduğu bölgede çok büyük bir dönüşüm yaşandığına dikkati çeken Davutoğlu, Arap Baharı 2010 yılı sonunda ilk başladığında yüzyıllık büyük bir dönüşümün izlerinin ilk işaretlerini görmeye başladıklarını söylediğini hatırlattı.

Bölgedeki gelişmelerle ilgili birçok analizde statik resim analizi yapıldığını ifade eden Davutoğlu, ''Yani günlük konu neyse onunla ilgileniliyor, o konu etrafında tartışmalar yapılıyor ve bütün büyük dönüşüm tek bir olay etrafında anlaşılmaya çalışılıyor. Aslında bu o olayın kavranması açısından bir takım imkanlar sunsa da uzun dönemli dönüşümünü ve tarihi akışı anlamak açısından doğru bir zemindeki yürümemizi güçleştirir'' diye konuştu.

Sürecin doğru anlaşılması ve doğru bir zeminde kavranmasının büyük önem taşıdığına işaret eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

''Parçadan bütüne doğru gitmek değil de bütünden parçaya doğru gitmek, parçaları birleştirerek bütünle ilgili kanaat oluşturmak, sonra da bütünle ilgili oluşturduğumuz o kanaatten tekrar parçalara gelerek olayı doğru anlamak zorundayız. Nehrin akış seyrini doğru anlamak, nereye doğru gittiğini, debisini doğru kavramaya çalışmak gerekiyor.

Bölgemizde son 1,5 yıl içinde yaşanan gelişmeleri ilk andan itibaren tarihin doğallaşması olarak gördüm. Tarihin doğallaşması süreci, doğal akışına oturma süreci sancılı oluyor, çok sancılar yaşanıyor ama suni yapıların, suni psikolojilerin çözülmeye başladığı, tarihin doğal seyrine oturmaya başladığı bir dönemden geçiyoruz.''


-''Şu anda üçüncü depremin içindeyiz''-


Davutoğlu, 21. yüzyılda sömürgecilik, Soğuk Savaş ve Soğuk Savaş sonrası dönemin arka arkaya yaşandığını ifade ederek, sömürge döneminden önce etnik ayrımların fazla yaşanmadığı bölge yapısı bulunduğunu, sömürgeciliğin birlikteliği parçaladığını anlattı.

Babil ve Şam arasında İngiliz ve Fransız sömürge devletlerinin, Mısır ile Libya arasında İngiliz ve İtalyan devletlerinin sınırlar koyduğunu belirten Davutoğlu, ''Öyle bir sınır yapılanması oldu ki sömürge devletleri nerede başlıyor ve nerede bitiyorsa, ulus devlet yapıları da ona göre şekillenmeye başladı. Sömürge devrinin bir de mantığı oluştu, Türkler Araplara, Araplar Türklere karşı'' şeklinde konuştu.

Soğuk Savaş döneminde de küresel parçalanmanın bütün bölgeye yansıdığına işaret eden Davutoğlu, Batı yanlısı-Sovyet blokuna yakın ülkeler şeklindeki bölünmelerin Suriye ile Mısır arasında büyük duvarlar ördüğünü söyledi.

Davutoğlu, Soğuk Savaş döneminin ardından Ortadoğu'da Soğuk Savaş yapılarıyla hesaplaşacak sosyal durumun ortaya çıkamadığına dikkati çekerek, Soğuk Savaş döneminde 3 deprem yaşandığını bildirdi.

''Şu anda üçüncü depremin içindeyiz'' diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

''Birinci deprem, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ortaya çıkan jeopolitik deprem. Bu deprem Saraybosna'dan, Berlin'den Çin'e kadar olan alanda büyük dalgalanmalar, büyük fay kırıklarını ortaya çıkardı. Hala Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ile uğraşıyoruz. Halen Dağlık Karabağ sorunuyla, Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesiyle uğraşıyoruz.

Bosna Hersek'te pazar günü seçim yapıldı. Srebrenitsa'da kimin belediye başkanı olacağı konusu o jeopolitik depremin bir sonucu büyük ölçüde. Bütün gücümüzle Srebrenista'da yapılan etnik kıyımı meşrulaştıracak bir sonucun çıkmaması için büyük çaba sarf ettik, birçok aktörle birlikte... Bunu şunun için söylüyorum. Bu jeopolitik deprem bütün sonuçlarıyla geniş Avrasya coğrafyasını etkiledi ancak yeni yapılar da ortaya çıktı. Bu yeni yapılar içinde demokratik sistemler, yeni parlamenter yapılar, yeni bir siyasi kültür oluşmaya başladı.''

İkinci büyük depremin ise 11 Eylül 2001'de yaşandığını vurgulayan Davutoğlu, aynı süreçte büyük bir güvenlik travması yaşandığını, bütün dünyanın güvenlik travmasıyla yeni bir anlayışa yönlendirilmeye çalışıldığını savundu.

1991 yılında özgürlüğün temel kavram olarak ortaya çıktığını, 2001'de ise güvenliğin ağırlıklı kavram olarak ortaya çıkmaya başladığını anlatan Davutoğlu, güvenlik travmasının genellikle Müslüman toplumlar üzerinde etki yaptığını bildirdi.


-Filistin sorunu-


Davutoğlu, 1991'de Filistin Devleti'nin kurulması için vaatler verildiğini, geçen yıl Mahmut Abbas'ın BM Genel Kurulu'nda Filistin Devleti'nin müracaatını ilan etmesine rağmen Filistinli kardeşlerinin büyük bir baskı altında kalmaya devam ettiğine dikkati çeken Davutoğlu, şöyle konuştu:

''Bunun bölgede oluşturduğu büyük bir travma var. Bölge insanı hangi etnik ya da mezhebi temelde olursa olsun, Filistin sorunu bağlamında kendisinin onurunun zedelenmiş olduğunu derinden hissediyor ve tepki veriyor. Sadece bu vaatleri gerçekleştirmeyen büyük güçlere karşı değil, kendi liderlerine karşı da tepki arayışı içindeydi. 2008'den itibaren üçüncü büyük depremin izlerini yaşamaya başladık, ekonomi-politik krizde.

Esas itibarıyla 2011'de 'üçüncü büyük deprem' olarak niteleyebileceğimiz siyasal ve ekonomik politik depremler etrafımızda etkisini göstermeye başladı. Arap uyanışı böyle bir dönemin işaretleri olarak görülebilir.

Muhammed Buazizi'nin kendisini 2011 yılı aralık ayında Tunus'ta yaktığında bir anlamda isyanı temsil ediyordu. Bu isyan hem Tunus ölçeğinde eşitsizliklere, adaletsizliklere, diktatöre, tek insan yönetimine karşı bir isyandı hem de bölgede ekonomi-politik eşitsizlikler ve özellikle İsrail'in baskıları sonucunda ortaya çıkan o psikolojik travmaya karşı bir isyandı. Bunun sonuçları görüldü.'' aa

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler