YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
"Türkiye'yi kıskanıyorlar"
Cumhurbaşkanı Gül, 'Türkiye'nin yönü' tartışmalarına cevap verdi. "Şimdiye kadar bizi yönlendirmeye alışanlar etki alanlarını kaybetmekten rahatsız" dedi..
"Türkiye'yi kıskanıyorlar"
03 Kasım 2009 / 08:40 Güncelleme: 03 Kasım 2009 / 08:45

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Slovakya ziyaretine giderken, uçakta, Batı basınında gündeme getirilen “Türkiye yön mü değiştiriyor” sorusunu yanıtladı, bunun 3 nedenden kaynaklandığını söyledi: 1) Samimi olanlar, 2) Kıskançlıktan soranlar, 3) Bilgisizlikten kolayca yazanlar. Ve ekledi:


“Türkiye’nin parlayan bir yıldız olduğunu görüyorlar. Etki alanları Türkiye’nin lehine kayıyor. Bundan kıskançlık duyuyorlar açıkçası. Bizim için önemli olan AB’nin standartlarını yakalamak. Bu standartları yakaladığımızda belki biz Norveç gibi oluruz...”

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, önceki akşam Slovakya’ya giderken bir grup gazeteciye uçakta yaptığı açıklamalarda, son günlerde Batı basınında sıkça gündeme getirilen “Türkiye nereye gidiyor, batıdan doğuya mı kayıyor” şeklindeki sorulara yanıt verdi. Gül, bu soruların 1) Biraz samimi ve uyarı amaçlı, 2) Biraz kıskançlık ve 3) biraz da bilgisizlik olmak üzere üç nedenden kaynaklandığını söyledi. Gül, “Bunların hepsini okuyorum, her üçü de var bu yazılarda” dedi. Gül, açıklamaları sırasında Fransa ve Almanya’ya ağır eleştiriler yönelterek, “Avrupa gücünün farkında değil, böyle giderse on yıl sonra dünyada global bir oyuncu olamaz” dedi.

Avrupa Birliği’ne girmeyi Norveç halkı istememişti

Gül, ayrıca AB’ye hassas bir mesaj göndererek, Norveç örneğini hatırlattı ve -belki de- Türkiye’nin bu yolu izleyeceğini söyledi. Norveç, bilindiği gibi, AB ile tam üyelik müzakerelerini başarıyla sonuçlandırmış, ancak 1972 yılında yapılan referandumda halkın yüzde 53.5’luk bölümü karşı çıkınca bu ülke AB’ye tam üye olmaktan vazgeçmek zorunda kalmıştı. 1994’te yapılan ikinci referandum denemesi de halkın bu kez yüzde 52.2’sinin karşı çıkması sonucu yine başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Ancak Norveç, tam üye olmasa da AB’nin pek çok programına katılıyor, örneğin Schengen vize sistemini uyguluyor.
Gül’ün geniş bir dış politika gündemine yayılan açıklamaları özetle şöyle:

Türkiye parlayan yıldız bunu görenler kıskanıyor

SAMİMİ OLANLAR VAR:

Bu soruyu soranlar arasında birinci grupta samimi olanlar var. Onlar şu açıdan yazıyorlar, AB nin vizyonsuzluğuna dikkat çekiyorlar; stratejik bakışı olmayan bir davranış içerisinde AB, çünkü Türkiye gibi bir ülkenin değerini bilmiyor diye... Samimi bakanlar böyle bakıyorlar. Onlar aslında Avrupa’yı uyarmak istiyorlar. Bu yazılarla Avrupa’yı uyarıyorlar. Samimi yazanların sesi daha çok çıkmaya başladı.

KISKANÇLIK DUYAN VAR:

Bir diğeri kıskançlık duyanlar. Alışık olmadıkları bir şekilde Türkiye’nin serbest, bağımsız ama gayet dikkatli ve etkili bir dış politika takip ettiğini ve bunun herkes tarafından nasıl saygınlıkla karşılandığını da görüyorlar. Bazı telkinlerini dinlemeyen Türkiye’nin haklı çıktığını görüyorlar. Türkiye engagement (dışlamayıp yapıcı bire şekilde müdahil olma) politikaları izledi. Bunu hep tehlikeli gördüler, ‘aman bunu yapma, böyle yapma, biz ne yapıyorsak aynısını yap’ diyenlere karşı Türkiye, ‘hayır benim konumum farklı’ dedi ve bu politikaları izledi. Bunun doğru neticeler verdiğini gördüler ve şimdi onlar da bunu tavsiye ediyorlar. Yani kıskançlık biraz burada. Ve Türkiye’nin parlayan bir yıldız olduğunu, örnek alındığını görüyorlar. Eskiden hep kendileri örnek alınırdı. Etki alanlarının Türkiye’nin lehine kaydığını görüyorlar. Bundan kıskançlık duyuyorlar açıkçası.

Noksanlıklarımız var, ama trend daima yukarı

KOLAYCA YAZAN BİLGİSİZLER VAR:

Bir de bilgisiz olanlar var. Bilgisiz olanlar, tabii doğru dürüst takip etmiyor ne olduğunu, Türkiye’nin gerçekten ne yaptığını. Şimdi önemli olan, ‘Türkiye doğuya mı batıya mı gidiyor’ demek değil, önemli olan hangi değerler Türkiye’de daha çok geçerli olmaya başlıyor. Türkiye’de demokrasi, insan hakları standartlarında, serbest piyasa ekonomisinde yükselen bir trend mi var, yoksa geriye giden bir trend mi? Tabii ki ileriye gidiş var. Noksanlıklarımız var, ama trend daima yukarı gidiyor, standartlar yukarı çekiliyor. Bu değerler eğer bir ülkede geçerliyse, giderek kökleşiyorsa, o ülke ister doğu, ister batıda olsun, coğrafi olarak bir anlamı yok. AB’nin coğrafi sınır şeyine karşı çıkışımız da zaten buradan. Zaten Japonya da Akdeniz’de olsaydı onlar da birliğin üyesi olurdu. Bu açıdan bunlar biraz takip etmiyorlar, kolaycı yazılar yazıyorlar.

TÜRKİYE HER TARAFA GİDİYOR:

“Türkiye ne tarafa gidiyor acaba?” sorusu üzerine: Türkiye doğru istikamette gidiyor, her tarafa gidiyor. (Gülüşmeler) Bakın bu sene benim iki tane en önemli devlet ziyaretim, biri Rusya’ya, biri Çin’e oldu. Rusya’ya yaptığım devlet ziyareti Cumhuriyet tarihinde bir ilktir.

ABD ARTIK BİZİ DİNLİYOR:

ABD ile gerçekten şu anda bütün konularda, bölge ve global meselelerde çok samimi, hiçbir dönemde olmadığı kadar bir dayanışma ve sağlam bir işbirliği içindeyiz. Niye, bu karşılıklı oluyor da onun için... Öyle konular var ki, açıkçası bizim daha iyi bildiğimizi görüyorlar; Orta Doğu’da olanları, Afganistan’da olanları... Onun için bizi hiçbir dönem olmadığı kadar daha çok dinliyorlar. Ankara’ya geldiği zaman ABD Başkanları biz konuştuk, biz ona her şeyin doğrularını anlattık. Hepsi çok büyük bir can kulağıyla dinlediler, not ettiler. Ve bugün doğrusu ABD de Suriye ile ilişkilerini gidermeye başladı; yani bir zaman bize mani olmaya çalıştıkları şeyi bugün kendileri yapıyorlar. Afganistan’da aynı şekilde...

Türkiye’nin cazibesi öyle çarpan etkisi yaratıyor ki

10 SENE SONRA DÜNYADA İLK 10’DAYIZ:

Bütün bunlarla inanın Türkiye on sene sonra hiç kimsenin düşünemeyeceği hale gelecek. 2002 veya 2001 yılında Türkiye’nin 7-8 sene içinde bir trilyon dolarlık gayrisafi milli hasılaya geleceğine kim inanıyordu? Türkiye’nin hedefi dünyanın ilk onu arasına girmek. İnanın ki, bu olur. Çarpan etkisiyle oluyor bu işler. Yani bunlar birer matematik, iki, dört, altı, çarpan etkisiyle... Türkiye’nin cazibesi böyle sağa sola öyle bir çarpan etkisi yaratıyor ki... Ama bizim bir retorik havaya girmememiz lazım, yani biz on sene sonra şunu oluruz, bunu oluruz diye hamasete dayanan aşırı bir özgüven değil. İşe dayalı olmalıyız, üreteceğiz devamlı... AB ile olan ilişkilerimiz onlar ne kadar engel çıkartırsa çıkarsın o fasılların içinde ne varsa, biz bunları kendimiz yapmamız lazım.

Önce demokrasi ve hukuk ekonomi üstünde yükselir

AMA BU İŞLER MASA ALTINDAN İŞ VEREREK DEĞİL, HUKUKLA OLUR:

On sene sonra Türkiye hiç kimsenin tahmin edemeyeceği güce ulaşır. Önce bu gücün altında Türkiye’nin yumuşak gücü vardır, demokrasisi, hukuk devleti... Ekonomi, bunun üstünde yükseliyor. Hukuk devletini sadece insan hakları değil, geniş anlamda söylüyorum, haklının haksızın ayrılması, güven duygusu, bütün bunlar çok geniş anlamda hukuk düzeni diyorum. Ekonominin büyümesi bunun üzerinde olur, birisine masa altında iş yapıp, öbürüne de kural uygulama şeklinde değil. O bakımdan Türkiye’nin bu işlerde daha yapacağı çok şey var. Onu yapıyor. Tabii ki Türkiye’nin askeri gücü, bütün bölgede herkese istikrar dağıtan bir güç olarak görülür.

Bakarsınız biz de Norveç gibi oluruz

“FRANSA’da en çok neden rahatsız oldular biliyor musunuz, Türkiye’ye böyle engel çıkartan insanlar karşısında ben hiçbir zaman yalvarmadım. ‘Gerekirse biz Norveç gibi olacağız’ deyince, bunların hepsi rahatsız oldu. ‘Biz müzakere sürecini başarıyla bitirelim, siz bir şey yapmayacaksınız ki, biz yapacağız... Siz de bizi takip edin, biz yapalım bitirelim, biz bitirdikten sonra zaten referandum kararı aldınız, belki yok diyeceksiniz. o zaman da yük görürseniz yok deyin... Ama belki sizden önce biz Norveç gibi oluruz’ deyince, hepsi bir tedirgin oluyor. Niye tedirgin olacaksın, beni itiyorsun... Onun için biz yani her şeyi Türkiye’nin kendi içine bağlıyorum. Bizim hiçbir şeye takılmamamız lazım. Biz kendi söylediğimiz istikamette, bütün standartlarımızı yükseltecek kararlılıkla götürmemiz lazım. Bütün mesele bu.”

İmzalarını unutmuş AB ülkeleri var

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, ‘’ AB’dede üzülerek görüyoruz ki, bazı ülkeler ahde vefa duygusunu kaybetmişlerdir, birkaç sene önce atılan imzaları unutmuş gibi davranmaktadır’’ dedi. Gül, Bratislava’da düzenlenen Türkiye-Slovakya İş Forumu toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye’nin AB ile yürüttüğü üyelik müzakerelerine de değinirken, şunları söyledi:
“Türkiye, ‘Yarın AB’ye tam üye olayım’ çağrısı yapmamaktadır. Müzakere süreci içinde yapacaklarımız var. Bunu biliyoruz. ‘Biz bunları aşalım ve tamamlayalım. Bizim önümüze engel çıkartmayın’ demektedir, ama üzüntüyle görmekteyiz ki bazı ülkeler ahde vefa duygusunu adeta kaybetmişlerdir, birkaç sene önce atılan imzaları unutmuş gibi davranmaktadır. Bunlar büyük ülkelere hiç yakışmamaktadır. Bunlar hem birliğin hem de üye ülkelerin inandırıcılığını, prestijini sarsmaktadır. Slovakya’nın gösterdiği ilkeli tavrı ve desteğini takdir ettiğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.’’

Barışa büyük hediye oluruz

“TÜRKİYE AB’nin yumuşak gücünü (soft power) alıp taşıyan bir ülke haline geldi mi?” sorusu üzerine: Oraya geliyor. Çevremizde dolaştığımız ülkelerde herkes diyor ki, onlara ‘bizi örnek alın, şu ülkeyi örnek alın’ diyorlarmış. ‘Biz (onlara) Türkiye’yi örnek alıyoruz diyoruz’ diyor adamlar. Bunları devlet başkanları söylüyor. Ve gerçekten örnek alıyorlar. O bakımdan Türkiye’nin AB’ye üyeliği, AB’ye girişi dünya barışına en büyük hediyedir. Ben bunu her konuşmamda söylüyorum. Biz bu değerleri, bunlar yayılıyor çevremize, herkese... Bizim dolaylı yaptığımızı hiç kimse yapmıyor.

Bizde akıl fikir yok mu arkadaş

“TÜRKİYE’ye 19’uncu yüzyıldan bu yana reformların hep dıştan dayatıldığı” yolundaki görüşlerin hatırlatılması üzerine: Bana en çok hüzün veren şey ne biliyor musunuz, ya biz bu kadar adamız, bu kadar tecrübesi olan bir devletiz. Cumhuriyeti kuranlar onlar hepsi görgülü, bilgili, paşa insanlar... Eskiden gelen büyük bir birikim var, şimdi 86 yıl geçti, bu kadar siyasetçisi, ilim adamı, komutanı, işadamı olan bir ülkeyiz... Bizde akıl fikir yok mu arkadaş? Niye biz oradan buradan şey edeceğiz ki.

MAALESEF öyle bir konjonktür yaşıyoruz ki, yani stratejik meselelerde daralma var. AB, bu gidişle böyle devam etsin, on sene sonra dünyada dikkate az alınan bir grup, bir güç olur. On sene bugünkü politikasıyla devam etsin, on sene sonra global oyuncu olmaz.”

Merkel ve Sarkozy’ye dedim ki

“AB’de inanın ki o kadar kafa karışıklığı var, hayretler içinde kalıyorum. Ben Fransa Cumhurbaşkanı’na da söyledim, dedim ‘ya siz Avrupa’nın gücünün farkında değilsiniz’ dedim. Bunu herkese söylüyorum, Merkel’e de kaç kez dedim. Siz Avrupa’nın gücünün farkında değilsiniz. Bu kadar nasıl korkuyorsunuz, tedirginsiniz? Tabii ki problemler olacak, tabii ki inişler çıkışlar olacak. Bu kadar gücünün farkında olmayan bir birlik, hayretler içinde kalıyorum. Kendilerine bunu söylüyorum.”

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler