YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Türkiye’yi felce uğratma projesini çökerten operasyon
Türkiye’nin ABD ile DAEŞ’a karşı ittifakla Suriye denklemine girmesiyle Obama’nın ifadesiyle “oyun değişti”. “Değişen oyunun” sadece DAEŞ ve Suriye’nin geleceğiyle ilgili olmadığı, PKK ve PYD’nin kaderiyle de yakından ilişkili olduğu kaydedilmeli.
Türkiye’yi felce uğratma projesini çökerten operasyon
02 Ağustos 2015 / 08:49 Güncelleme: 02 Ağustos 2015 / 08:52

SDE Siyaset Koordinatörü Murat Yılmaz DAEŞ ve PKK'ya karşı yürütülen operasyonun perde arkasını analiz etti. İşte Yılmaz'ın o yazısı,

Türkiye’de koalisyon ve erken seçim tartışmaları yaşanırken artan terör saldırıları karşısında başlatılan büyük operasyonla içeride ve dışarıda ‘oyunun değiştiği’ yeni bir döneme girildi.  Türkiye 13 yıldır devam eden bir değişim yaşıyor. Dalgalar halinde gelen bu değişime karşı reaksiyoner bir cephe olduğu aşikâr. Bu cephe değişim dalgalarının etkisini kıracak dalgakıranlar inşa etmeye çalışıyor. Bu dalgakıranlarda meşru ve gayrimeşru her türlü yol ve yöntem kullanılıyor, içeride ve dışarıda herkesle ittifak imkânı değerlendiriliyor.

Darbe planları, darbe tehditleri, Cumhuriyet mitingleri, AK Parti’nin kapatılma davası, devrimci halk savaşı, serhıldan, Gezi kalkışması, paralel yapının 17-25 Aralık darbe teşebbüsü, tehdit, şantaj kasetleri vs. bu denemelerden bazıları... 7 Haziran öncesinde reaksiyoner cephe, HDP’yi koçbaşı olarak kullanarak bir yandan çözüm sürecini tehdit ederken diğer yandan da AK Parti aleyhine içeride ve dışarıda DAEŞ ile işbirliği yaptığı yönündeki kara propagandayla netice almayı denedi. Bu stratejiye göre AK Parti, Kürt meselesi ve Başkanlık tartışması üzerinden kurt kapanına alınacak ve içeride ve dışarıda tecrit edilecekti. 7 Haziran seçimlerinde

AK Parrti’nin tek başına iktidar olamayacağı bir TBMM kompozisyonu ortaya çıkınca, bu stratejisinin başarılı olduğu zannedildi. Bu zanla hareket eden Erdoğan’ı tecrit ve AK Parti’nin devrilmesi siyasetinin koçbaşı olan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, CHP-MHP koalisyonunu destekleyecekleri açıklarken Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben “Korkma seni asmayacağız, yargılayacağız” diyen bir özgüven patlaması yaşıyordu. Hâlbuki daha 7 Haziran seçim akşamı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP’nin bu proje veya Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle %60’lık blok içinde yer almayacaklarını açık bir şekilde ilan etmişti.

PKK’nın hesapları

HDP ve PKK’nın bu projeye dahil olması, sadece Erdoğan karşıtlığı veya laiklik hayat tarzını tercih etmekten kaynaklanmıyordu. PKK, HDP’nin barajı aşmasının Başkanlık projesinin yanında AK Parti’nin tek başına iktidar olamamasını temin etmesi halinde, Türkiye’de siyasi karar alamayan bir koalisyonlar döneminin başlamasının Kuzey Suriye’de ve Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yakaladığı avantajlarını konsolide etmek ve daha ileri bir siyasi başarıya taşımak için avantajlı bir iklim yaratacağını hesaplıyordu. HDP’nin bu hesapları paylaştığı aşikardı. Türkiye’nin koalisyon aradığı ve siyasi iradesinin zayıfladığı bir dönemde, PYD’nin Kuzey Suriye’de kantonları birleştirerek Irak benzeri bir Suriye Federe Kürdistan bölgesi ilanına ve Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolusunda güvenlik kuvvetleri ve devlet kurumlarının şiddet hareketleriyle sindirilmesine ses çıkaramayacağı varsayılıyordu. Bu hesap karşısında Suriye’de PYD/PKK ile çatışan DAEŞ da bu çatışmayı PYD’nin güvenli üs bölgesi olarak kullandığı Türkiye’de, Suruç’ta bir terör eylemiyle bozmak istiyordu.  Bu şekilde Suriye’deki iç savaşın giderek Türkiye’ye taşındığı, devletin giderek inisiyatif kaybettiği, müzakere sürecinin bozulmasından ve Suriye iç savaşına bulaşmaktan korkarak bölgeden çekildiği bir senaryo denendi...

Ayaklanma süreci

Bunu temin etmek için de 7 Haziran’dan sonra yol kesme, adam kaçırma, iş makinası yakma, bombalama, suikast vs 281 eylemle bölgede PKK’nın tahakküm pekiştirildi, ateşkesin sona erdiği ilan edildi, KCK Eşbaşkanı Bese Hozat yeni süreci devrimci halk savaşı ve  serhıldan (ayaklanma) süreci olarak ilan etti, Cemil Bayık halkı silahlanmaya çağırdı. Bunların üzerine denk gelen DAEŞ’ın Suruç’ta 32 kişinin ölümüne yol açan bombalaması, PKK’ya yeniden Türkiye aleyhine propaganda, kalkışma ve Suriye’de harekete geçme imkanı verdi. Burada PKK’nın stratejik önceliği, Suriye’de PYD devletini ilan etmek ve buna karşı PKK’nın devrimci halk savaşı ve ayaklanma tehdidiyle doğuda; DHKP-C ile Batıda şiddet, HDP ile Batıda mitingler marifetiyle Türkiye’yi stratejik felce mahkum etmekti. Bu felç, Türkiye’de siyasi anlaşmazlığı zirveye taşıyacak ve PKK bu iç çatışma ortamında istediklerini alabilecekti. İşte Türkiye bu noktada hareketsiz kalmanın, Türkiye için bir beka meselesine dönüşeceği kararına vararak harekete geçti. PKK ve HDP bütün tahriklerine rağmen, Türkiye’nin böyle bir harekata girişemeyeceği kanaatinde oldukları için, Türkiye’ye atfettikleri “stratejik felce” kendileri yakalandılar. Operasyonlar DAEŞ ve PKK ile iltisaklı gruplara karşı Türkiye, Suriye ve Irak’ta aynı anda başladı. Operasyonların amacı Türkiye’nin siyasi istikrarını ve demokratik hukuk devletini korumak, DAEŞ ve PKK ile iltisaklı grupların Türkiye’ye ilişkin tehditlerinin ortadan kalkmasıydı...

Türkiye bu operasyonu milli imkânları başlatmakla beraber, DAEŞ’a karşı oluşan koalisyon ve bilhassa ABD ile NATO başta olmak üzere müttefiklerle büyük bir koalisyon ve ittifak tesis etti. Türkiye’nin ABD ile DAEŞ’a karşı ittifakla Suriye denklemine girmesiyle Obama’nın ifadesiyle “oyun değişti”. “Değişen oyunun” sadece DAEŞ ve Suriye’nin geleceğiyle ilgili olmadığı, PKK ve PYD’nin kaderiyle de yakından ilişkili olduğu kaydedilmeli.  Değişen oyunun bir ayağı da, PKK ve PYD’nin Ortadoğu, Suriye ve Türkiye okumalarının ve hesaplarının tamamen boşa çıkarılmasıydı. PKK Arap baharının sona ermesini dünyada siyasal İslamcılığın tasfiyesi olarak okuyup, Türkiye’de de AK Parti’nin bu cümleden tasfiye olacağına inanıyordu. PKK bu şekilde Suriye’de DAEŞ’a karşı ABD hava kuvvetleri ve özel güçleri sayesinde laik oldukları için aldıkları destekle Rojava’da yaptıkları bir devrimin benzerini, laik bir ittifakla ve ABD başta olmak üzere Batının desteğiyle Türkiye’de yapabileceklerine inanıyorlardı. Bunun devamında da Erdoğan ve AK Parti hükümetiyle ittifak yapan Barzani’nin devrilmesi de sıradaydı. PKK böylece Ordağu’da laikliğin yegane temsilcisi olarak Batının ve ABD’nin vazgeçilmez müttefiği olacaktı. Bu şekilde Rojava devriminden PKK devletine geçişi ABD hava kuvvetlerinin şemsiyesi altında tamamlayacak ve Türkiye’nin muhalefetinin de önüne geçilmiş olacaktı.. HDP’nin çözüm süreci bloğundaki AK Parti karşıtı “laik” cepheye geçmesinin arkasındaki siyasi mantık , işte burada yatıyordu.

Yanlış okuma ve HDP

Bu okumadaki yanlışlık, Türkiye’nin operasyonlarına ABD’nin açık desteğiyle ortaya çıktı. Hoş gerçi ABD muhalefet etse de, Türkiye ile PKK veya PYD ile bir kara savaşını göze alması için PKK’nın hayal ettiği türden bir sebebi olmadığı da söylenebilir. Bu hesabın Türkiye içindeki kısmının yanlışlığı, aslında 7 Haziran’da Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla ayan olmuştu. Nitekim kısa zamanda CHP ve seçim öncesinde HDP’nin stratejik ortağı olan Aydın Doğan medyası da HDP’ye mesafe koymaya başladı. Erdoğan ve  Davutoğlu’nun  yenilgi dolayısıyla tecrit olacakları ve hareketsiz kalacakları varsayımının boşluğu, 7 Haziran seçimlerinden sonraki siyasi performanstan anlaşılabilir.

PKK’nın TSK; MİT, emniyet, jandarma, yargı ve mülki idare amirlerinin siyasi istikrarsızlık ortamında risk almayarak hareket edemeyeceği ve AK Parti karşıtı bir tavır içine girebilecekleri beklentisi de boşa çıktı. Devlet geleneğini, kurumları ve kadrolarını hafife alan bu yaklaşım büyük ölçüde paralel yapının yarattığı tahribata duyulan güvenden kaynaklanıyordu. Devlet büyük bir uyum içinde Erdoğan ve Davutoğlu etrafında kenetlenerek, siyasi iradenin emirlerini yerine getiren bir çizgide duracağını gösterdi. Bunun ötesinde muhalefet partileri de, bu kararı destekleyen bir pozisyonda durmayı tercih ettiler. HDP’nin ve paralel yapı dışında muhalif muvafık çok geniş bir cephenin, terörle mücadele konseptine destek verdiği görüldü. Bu cephenin genişliği ve kararlılığının, HDP bileşenlerinde, tabanında ve paralel yapının tabanında da rahatsızlık yaratması kaçınılmazdır. Bu bakımdan PKK ve HDP cephesi barış bloğu adı altında bu cephenin kararlılığını bozacak çabaların içinde olacaktır. Amaç, PKK ve HDP’yi içine düştüğü çıkmaz ve anlaşmazlık durumunda Abdullah Öcalan’ın müdahalesiyle kurtulmak ve onun çağrısıyla yeniden çatışmasızlık ilan ettirmektir. PKK’nın ağır baskı karşısında ve Kuzey Suriye’deki kazanımlarını koruma karşılığında çatışmasızlık ve Türkiye’den çekilmeyi kabul etmesi mümkün olmakla beraber, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde kendisi aleyhine kullanılacak bir gerilla kuvvetinin oluşmasına izin vermesi kabul edilemez bir durum olacaktır. Bu bakımdan, PKK çözüm sürecini zehirleyen Rojava devrimi ve Suriye’de PYD adı altında bir PKK devleti kurma politikasından vazgeçmedikçe, müzakere sürecinin yeniden canlanması zor görünmektedir.

HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya koyduğu Türkiyelilik, demokratikleşme ve siyasileşme hedeflerinin hepsinin, PKK’nın Türkiye ve Suriye kollarının rahatça iş görmesini temin edecek şallar olmak dışında bir karşılığı olmayan politikalar olduğu anlaşılıyor. HDP’nin PKK yöneticileriyle zaman zaman yaşadığı anlaşmazlıkların her seferinde PKK yöneticilerinin dediklerinin olması, HDP’nin seçim başarılarını anlamsızlaşmaktadır. Bu bakımdan HDP artık 7 Haziran öncesinin koçbaşı rolünü kaybetmiş durumda. AK Parti, CHP ve MHP’nin koalisyonda olmasalar da ittifak halinde oldukları ve Türkiye’nin omurgasının yeniden inşa edildiği bir döneme girilmiştir. HDP ve PKK, bu baskı karşısında mevcut halini devam ettiremez. Ya müzakere sürecine dönecek yahut şiddeti ve bölünmeyi esas alacak yeni bir yola gireceklerdir. HDP ve PKK, artık bir yol ayrımındadır.

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler