YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Türkiye'nin AB üyeliğine destek
Türkiye-Yunanistan ilişkileri tarihî bir dönemeçten geçiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, bugün 10 bakan ve 100 işadamını taşıyan 3 uçakla Atina'ya gidiyor.
Türkiye'nin AB üyeliğine destek
14 Mayıs 2010 / 09:11 Güncelleme: 14 Mayıs 2010 / 09:18

Ekonomik krizle sarsılan 'Komşu'ya yapılacak iki günlük ziyarette ilk kez 'Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi' toplanacak. 20'ye yakın anlaşma ve protokole imza atılacak.

Atina, geçmişte benzeri olmayan ziyareti büyük bir heyecanla bekliyor. Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, bu önemli ziyaret öncesi Türk kamuoyuna seslenmek için Zaman'ı tercih etti. Ege'nin barış denizi olabileceğini ifade eden Yunan lider, "Yapmamız gereken, halklarımıza karşı açık konuşmak. İlişkilerimizdeki gri alanları giderip Avrupa ailesinde bizi bekleyen ortak geleceğe kendimizi vakfetmeliyiz." dedi.

İki ülke arasındaki yakınlaşmayı anlatırken Fransa ve Almanya örneğini hatırlatan Papandreu "Neden onlar gibi olmayalım?" diye sordu. Başbakan Erdoğan için, "Türk devleti ve toplumu üzerinde kalıcı bir iz bırakan lider." ifadesini kullandı. Avrupa Birliği'ne giden yolda Türkiye ile birlikte çalışma sözü verdi. Türk işadamlarına, "Yunanistan'da yatırım yapmanın tam zamanı." mesajını gönderdi. Bunun için de Yunan-Türk iş forumunun güzel bir şans olduğunu söyledi. Vizeleri kolaylaştırmak için Türkiye'deki konsolosluklara talimat verdiğini aktardı. İlk kez toplanacak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ise ilişkilerde dönüm noktası olabileceğini kaydetti.

Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, Atina'da Zaman'ın, Başbakan Erdoğan'ın ziyareti ve iki ülke ilişkilerine dair sorularını şöyle cevaplandırdı:

Ekonomik ve toplumsal olarak zor günler geçiriyorsunuz. Yunanistan'daki Türk yatırımı sıfıra yakınken Türkiye'deki Yunan yatırımı yükseklerde seyrediyor. Türk yatırımının olmamasını neye bağlıyorsunuz? Acaba Yunanistan'daki iş ortamı Türk yatırımcılar için iyi değil mi?

Türkiye'deki Yunan yatırımının daha büyük olduğu bir gerçek. Bunun değişmesini istiyoruz. Ancak yatırım hacminin, siyasi bir yanı olduğunu düşünmüyorum ya da en azından olmamalı. Bu tür kararlar, ekonomik kriterler çerçevesinde verilmeli. Hükümetim, radikal reformlar yapmak için açık bir yetki aldı. Ekonomik kriz, bu programa aciliyet kazandırdı. Bu krizden çıktığımızda –ki yakında çıkacağız– ekonomimiz daha sağlam temellere sahip olacak. Bu yüzden, Yunanistan'da yatırım yapmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Hükümet olarak da iyi bir yatırım ortamı oluşturuyoruz gerisi de girişimcilerin bu şansları değerlendirmesine kalmış. Yarınki (bugünkü), Yunan–Türk iş forumu güzel bir şans.

Yunanistan'da yatırım yapmak isteyen Türk işadamlarının önünde ne tür fırsatlar ve zorluklar var? Türk iş çevreleri vizeden ve bürokratik işlemlerden şikâyet ediyor. Hükümetiniz bu sorunların üzerine gidip vize kısıtlamalarını rahatlatmayı planlıyor mu?

Ne yazık ki Yunan bürokrasisinin ünü, sınırlarımızı aşmış durumda. Ancak bu değişiyor. Yunanistan'da insanların firma kurup iş yapması zordu. Bunların hepsi değişiyor. Ekonomik kriz de bu değişimlerde katalizör görevi görüyor. Vize rejimini de yumuşatmak için dışişleri bakanı olarak büyük çaba harcadım. Fakat Schengen, belirli limitler koyuyor. Bu yüzden Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'deki konsolosluklardan vize için kuralların izin verdiği limitleri zorlamalarını istedi. Bunun ardından süreç, çok kolaylaştı. Ayrıca Schengen sistemine pozitif reformlar getirmek için Avrupalı yetkililerle yakın temas halindeyiz. Belli gruptan insanların daha kolay vize almaları için pratik yollar arıyoruz.

Bu ekonomik şartlar altında gelecek 5 yıl içinde ne kadar askeri harcama yapmayı planlıyorsunuz? Devlet Bakanı Egemen Bağış, Yunan gazetesine verdiği röportajda iki ülkenin askeri harcamalarını eşzamanlı olarak azaltabileceğini söyledi. Uzun vadeli problemler çözülmeden bile harcamaları düşürmek mümkün mü?

Deneyimli bir gazeteci olarak iki ülkenin askeri harcamaların düşürülmesi –ki bu şekilde iki ülkenin silah yerine eğitim, sağlık ve kültüre yatırım yapmasını sağlayacaktı- yönündeki vizyondan bahsettiğim 1999-2004 yılları arasındaki dönemi hatırladığınıza eminim. İki ülke arasında güvenin imarı ve tehditlerin kaldırılması sonucu oluşacak "barış payı"ndan bahsediyorum. Bu, Yunanistan'ın çabalarının ardındaki itici güçtür. Adımlarımıza önderlik etmesi gereken vizyon budur. Ege, barış denizi olabilir. Yapmamız gereken –iki ülke liderinin yapması gereken– aramızda ve halkımıza karşı açıkça konuşmak. İlişkilerimizdeki gri alanları giderip Avrupa ailesinde bizi bekleyen ortak geleceğe kendimizi vakfetmeliyiz.

İki ülkenin Ege'deki problemlere yaklaşımı farklı. Atina, tek problemin kıta sahanlığı olduğunda ısrar ediyor. Ancak Ankara pek çok problemin olduğunu düşünüyor. Hâlâ aynı pozisyonda mısınız? Çözüm şansı görüyor musunuz?

Kıta sahanlığı noktasında istikşafi görüşmeleri başlattık. Bu yasal sorun iki ülke ilişkilerinde belirleyici bir rol oynadı ve oynamaya devam ediyor. Çözülebilecek de bir sorun. Çözüme yaklaşmıştık. 1999-2004 yılları arasındaki dışişleri bakanlığım sırasında bu sorunun da aralarında bulunduğu pek çok konuda çözüme yaklaşmak için meslektaşım İsmail Cem ve halefi ile yakın çalıştık. İyi ilerlemeler de sağladık. 10 yıl sonra bugün sorunları çözebileceğimize inanıyorum. Sıfırdan da başlayacak değiliz. Makul bir zaman içinde de bu soruna bir çözüm bulamazsak sorunu Lahey'deki Adalet Divanı'na taşıyabiliriz. Böyle bir adım atacak ne ilk ülkeyiz ne de son olacağız. Diğer 160 ülke gibi Adalet Divanı'na güvenmemiz lazım.

Şimdiye kadar Türk–Yunan ilişkilerindeki talihsiz elementlerden biri, çözüm bulmak isteyen liderlerdeki siyasi irade eksikliğiydi. Şimdi ise toplumdan mühim bir yetki alan liderler var. Bu sorunları aynı zamanda çözmek için şartlar olgunlaştı mı?

Büyük "diplomatik" çıkarların olduğu bir bölgede, komşu ülkeleriz. İlişkilerimizde iyi zamanlar da oldu gergin anlar da. Bu kolayca sona ermeyecek. Ancak bu demek değil ki olayları akışına bırakmalıyız. Ben insanların, kendi kaderlerini oluşturduklarına inanırım. Halklar kendi tarihlerini yazar. Yunanistan ile Türkiye sonsuza kadar çarpışmak zorunda olan düşmanlar değil. Tarihi bagajımız çok yüklü. İlişkilerde yeni bir sayfa açıp farklı bir gelecek yazmak elimizde. Bazı insanların Fransa ile Almanya örneğini gösterdiğini duyuyorum. Size soruyorum: Yunanistan ve Türkiye bu örneği takip edemez mi? Geleceğimizi kendi elimize alamayız mıyız? Cevabım, evet. Yarın Başbakanınıza, bu düşüncelerle hoşgeldin diyeceğiz.

Atina'ya cami devletimizin yükümlülüğü

Bütün bu yılların ardından, toplumun belli kesimlerinden gelen muhalefete karşın şimdi Atina bir camiye sahip olacak. Bu caminin Yunan milleti için anlamı nedir?

Atina'da bir caminin inşa edilmesi, Yunan devletinin başkentte yaşayan Müslümanlara yönelik bir yükümlülüğüdür. Dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlar var. Bu aynı zamanda inancın ifade edilmesi gibi gerçek bir ihtiyacı gidermeye yönelik benim kişisel bir sorumluluğum. Ancak sizi bir mesele konusunda tashih etmek istiyorum. Caminin yapımı konusunda tepki var ama çok az. Yunan toplumunun büyük çoğunluğu bunu doğru bir karar olarak görüyor ve destekliyor. Herkes sadece din ile siyasetin karıştırılmadığından emin olmak istiyor.

Avrupa Konseyi, ocak ayında yayınladığı bir raporda Müslüman Türk azınlığa yönelik tatmin edici olmayan muameleden dolayı ülkenizi eleştirdi. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yunan Müslümanları Trakya'da açık ve demokratik bir toplumda yaşıyor. Kendileri farklılıkların getirdiği bütün haklara sahip Avrupa vatandaşlarıdır. Hiç kimse mükemmel değil ve her zaman geliştirilecek alanlar vardır. Bu çerçevede insan haklarını koruyan uluslararası ve Avrupa kurumlarıyla diyaloğu sıcak karşılıyoruz. Yıllardır, Yunan devleti Müslüman azınlığı korumak ve desteklemek amacıyla pozitif ayrımcılık siyaseti takip ediyor. Ben, eğitim bakanı olarak üniversite seviyesinde eğitim imkânlarına kavuşmalarında yardımcı olacak bazı tedbirler almıştım. Bu, Yunan devletinin özel bir vecibesidir. Ve aynı zamanda itibarlarına saygı ve hakları için savaşmak benim her Yunan vatandaşıma karşı kişisel sorumluluğumdur.

Türkiye'nin Balkanlar'da aldığı inisiyatifleri destekliyor musunuz? Ülkeniz bu inisiyatiflere nasıl katkıda bulunabilir?

Bildiğiniz gibi, Yunanistan siyasi ve ekonomik olarak Balkanlar'daki en etkili Avrupa ülkesidir. Yunan diplomasisi, 2003'teki "Selanik Ajandası"nda (Batı Balkanlar için Selanik Ajandası) Balkanlar'daki Avrupa perspektifinin ayrıntılı planını yaptı. Ve biz bu planın uygulanmasında öncü rol oynadık. Bu bizim siyasetimizin köşe taşıdır ve başlıca önceliğimizdir: Çevremizde, bir barış, istikrar ve gelişme bölgesi oluşturmak. Türkiye bu gündemde çok faydalı bir rol oynayabilir.

Erdoğan iz bırakan, vizyon sahibi bir lider

Başbakan Erdoğan'la ilgili kişisel düşünceniz nasıl? Kolayca iş yapabileceğiniz biri mi?

Başbakan Erdoğan, Türk devleti ve toplumu üzerinde kalıcı bir iz bırakan lider oldu. Net amaçları ve iddialı bir vizyonu olan ve bu amaçları gerçekleştirecek pragmatikliğe sahip biri. Sonuç alan biri. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olması için mücadele kararı verdi ve sorunlar olsa da bu amaçtan şaşmadı. Bu yolda kendisinin müttefiki olacağımı bilmeli. Çünkü Türk demokrasisini güçlendiren her karar iyi komşuluk ilişkileri, azınlıklar ve Ekümenik Patrikhane ve Kıbrıs'ın birleşmesi yolunda da bir adımdır. Türkiye'yi Avrupa ailesine dahil etmek için beraber çalışacağız.

Türkiye ve Yunanistan ilişkilere canlılık kazandırmak için Yüksek Düzey Stratejik İşbirliği Konseyi'ni toplayacak. Bu konseyden beklentiniz nedir?

Konsey, işbirliğimizde önemli bir gelişmeyi işaret ediyor. Güven inşa edebileceğimiz ve ilişkileri istediğimiz seviyeye taşıyabileceğimiz bir temel. Bakanlarımdan işbirliği için yeni fikirler ortaya koymalarını istedim. Bu konsey, ikili ilişkilerdeki değişimin bir dönüm noktası olabilir. İki tarafın da yararına olacak işbirliği alanları bitip tükenmez. Özellikle kriz ve yoğun uluslararası rekabet ortamında bundan çıkar sağlamalıyız. Beraber, zorluklara karşı daha etkili mücadele edebiliriz. Ancak farklı bir noktayı vurgulamak istiyorum. Bu çaba önemli ve gelecek vaat ediyor. Fakat ilerlemek için yakıta ihtiyacımız var. Ege'deki Yunan adalarına yönelik tehditler olduğu ve Kıbrıs'ta işgal devam ettiği sürece iki ülke, ilişkilerini normalleştiremeyecek. Bunları geride bırakmak istiyoruz.

Kıbrıs'ta çözüm için şansları kaçırdık mı? 2004'te Annan Planı'nı desteklediniz. Yürürlüğe girseydi Birleşik Kıbrıs, 6 yaşında olacaktı. Ancak bugün neredeyiz? Hristofyas ile Eroğlu'nun anlaşmazlıkların üstesinden geleceğini düşünüyor musunuz?

Geçmişe takılıp kalmak istemiyorum. Geleceğe bakalım, "kayıp şansları" tarih yargılasın. Annan Planı, Kıbrıslıların kendilerini güvende hissetmesini sağlayamadı. Bu en önemli parametreydi. Referandumun sonucundan bağımsız olarak bu yüzden başarısız olmaya mahkûmdu. Kıbrıslıların çözüm üretmesine vurgu yaptık. Çerçeve belli ve üzerinde anlaşma sağlandı. BM parametreleri ve liderlerin anlaşmalarıyla belirlendi. Çözüm, Kıbrıslıların çözümü olmalı; Kıbrıslılar tarafından Kıbrıs için. Ayrıca Avrupalı bir çözüm de olmalı. Yani, Kıbrıs AB üyesi olduğu ve olacağı için çözüm AB kurallarına da uymalı. Eroğlu'nun buna ve müzakerelerde şimdiye kadar yapılan ilerlemeye saygı duyması gerekli. Güçlükler oluşturmaya ve engeller çıkarmaya başlarsa sorumluluk onun olur. Her halükarda bu bir gerçek ve Türkiye'nin rolü hayati.

Türkiye'den Yunanistan'a giriş yapan kaçak göçmenler sorununun çözümünde Ankara'dan beklentileriniz nedir? Bu aynı zamanda AB için de bir problem. AB ile Türkiye arasında geri kabul anlaşmasına varılmasında Brüksel'e Ankara'ya yardım etmesi için bastırıyor musunuz?

Kaçak göçmen sorunu, hepimizin karşılaştığı ortak bir problemdir. Bu bir Avrupa sorunudur ve hepsinden öte insani bir sorundur. Bu sadece bir engelleme meselesi değildir. Göçün geldiği ülkelerde kalkınma beklentilerinin yanında önleme ve caydırma da zaruridir. Ancak her yıl sınırlarımızı geçen 150 bin kaçak göçmenin Yunanistan üzerinde oluşturduğu baskıyı görmezden gelemeyiz. Bu insanlar modern köle ticaretinin kurbanlarıdır. Kadın ve çocuklar daha iyi bir yaşam hayali için herşeyi yapacaktır. İnsan tacirleri, ortak düşman olarak kabul edilmelidir. İnsan tacirlerinin yolları kesilmelidir. Yetkililer, başka bir yol aramak yerine onları durdurmalıdır. İnsan tacirlerini ararken Türk radarları tarafından rahatsız edilen bir sınır gücümüz olamaz. Sonunda bir sonuç elde edersek, yasa dışı göçmenler iade edilmelidir. Aksi halde insan kaçakçılarının planı işler ve buna da devam ederler. AB-Türkiye geri kabul anlaşmasına ihtiyacımız var. Fakat şunu da unutmayalım ki Yunanistan ve Türkiye arasında zaten böyle bir anlaşma var. Maalesef bu uygulanmıyor ve bu durum değişmeli.

Türkiye'nin ekonomi alanındaki tecrübelerinden istifade etmeyi planlıyor musunuz? Cevabınız evetse nasıl? 1999'daki İzmit depremi Türk-Yunan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştu. Yunanistan'daki ekonomik kriz de bir fırsat olarak değerlendirilebilir mi?

Yunanistan'da birçok şeyi değiştirmek için, yıllar önce yapılması gereken reformları hayata geçirmek için fırsat. Bu, Yunanistan'ı daha güçlü yapacak ve Yunan vatandaşlarına daha fazla refah sağlayacak. Unutulmamalıdır ki Yunanlar, açık, liberal bir demokraside yaşıyor. Onların hayat standardı ve yaşam kalitesi dünyanın en yüksekleri arasında ve birçok insan tarafından imreniliyor. Tarihe baktığımızda, 1999'daki depremler, toplumlarımızdaki kalıpları paramparça etti ve Yunan-Türk yakınlaşması için bir temel oluşturdu. Mevcut durumu, o zamanla değil, son on yılın başında yaşadığınız ekonomik krizle karşılaştıracağım. O dönemde, Yunanistan güvenini gösterdi ve Türkiye'yi destekledi. Yunanistan, Türkiye'nin AB perspektifindeki en önemli ve en samimi destekçisi oldu. Yunan yatırımları ve ticareti arttı ve karşılıklı yarar sağlayan bölgesel işbirliği girişimleri başlatıldı. Türkiye zorluklarının üstesinden geldi, yapmak zorunda olduğu reformlara başladı ve bu süreçten daha güçlü bir şekilde çıktı. Şimdi sıra Yunanistan'da. Değişikliklerin daha yumuşak bir şekilde yapılmasını isterdim ama bu yol gidecek tek yol (Zaman)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler