YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Türkiye bu isimleri cezalandırmak yerine, olayları
Türkiye bu isimleri cezalandırmak yerine, olayları
Türkiye bu isimleri cezalandırmak yerine, olayları
28 Ağustos 2008 / 14:08 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

İsimleri kâh Susurluk skandalında, kâh Yüksekova Çetesi Davası'nda geçti. Türkiye bu isimleri cezalandırmak yerine, olayların üzerini örtmeyi tercih etti. Geçen hafta yakalanan Em. Alb. Arif Doğan'la birlikte diğer isimleri taradık belleğimizde. Kurmay Albay Hamdi Poyraz, Albay Cafer Tayyar Çağlayan bir dönemin en çok tartışılan isimleriydi. Hikmet Köksal, Hasan Kundakçı, Altay Tokat, Necati Özgen gibi Paşalara ise hiç dokunulamadı...


Haftalık haber dergisi Yeni Aktüel'de yayınlanan haberde şu detaylar yer alıyor.


Önce en tanıdık olandan, Veli Küçük'ten başlayalım. Susurluk skandalında adı en çok geçen kamu görevlisi Veli Küçük'tü. Bu olayın ardından Veli Küçük'e ne oldu biliyor musunuz? Hiçbir şey. Çünkü Jandarma Genel Komutanlığı Küçük için soruşturma izni vermedi. Yapılan idari soruşturma ise yargılanmasını gerektirecek bir bulguya ulaşılamadığı için kapatıldı. Küçük o zaman Kocaeli İl Jandarma Alay Komutanı'ydı ve albay rütbesindeydi. İlk Yüksek Askeri Şura toplantısında bir üst rütbeye terfi ettirildi, yani "Paşa" oldu.


Ya Şırnak-Cizre'de Yeşilyurtlu köylülere insan dışkısı yediren Binbaşı'yı hatırlıyor musunuz? Adı Cafer Tayyar Çağlayan'dı. Kıdemli Albay olana kadar düzenli rütbe aldı ve Jandarma Genel Komutanlığı 116. Er Eğitim Alayı'nın başından, Çanakkale'den emekli oldu.


Yüksekova Çetesi'nde ismi geçen Kurmay Albay Hamdi Poyraz'ın başına ne geldi dersiniz? Poyraz Albay, emekli olduğunda Harp Akademisi Komutanlığı'nda görev yapıyordu. Ya da geçen hafta itirafçı İbrahim Babat'ın ifadelerinde sadece soyadını öğrenebildiğimiz "Asayiş Bölge Komutanı Kurmay Albay Kuru"nun akıbeti nasıldı? Muhtemelen o da diğer isimler gibi görevine devam etti ve normal yollardan terfi ederek, emekliliğine kadar görev yaptı.


Kamu görevlilerini yola getirmek için sağa sola bomba attırdığını anlatan Em. Korg. Altay Tokat, "Yeşil" lakaplı itirafçı ile makamında görüşen Em. Org. Necati Özgen ya da Yüksekova Çetesi ifadelerinde adına rastladığımız Hasan Kundakçı Paşa gibi isimlerle bu sayıyı arttırmak mümkün. Türkiye Güneydoğu Olayları ve Susurluk Skandalı sonrası ortaya çıkan gerçeklerin üzerine gidebilseydi bugün belki de Ergenekon Terör Örgütü olmayacaktı. Tüm bunları, bu isimleri iki hafta önce yakalanan Em. Alb. Arif Doğan vesilesiyle hatırladık. Size yakın geçmişi hatırlatmak, gündemden düşen isimleri ortaya çıkarmak derdimiz. Dosyasına ilk göz atacağımız ise Yüksekova Çetesi davasında yargılanan Hamdi Poyraz Albay...


Yurtdışı yasağını deldi


Yüksekova Çetesi, istihbarat astsubay Hüseyin Oğuz'un anlatımlarıyla ortaya çıktı. Buna göre Hakkari-Yüksekova'da tetikçiliğini Kahraman Bilgiç isimli PKK itirafçısının yaptığı bir çete vardı. Bu çete ilçede faili meçhul cinayetlerden para için adam kaçırmaya, uyuşturucu ticaretinden silah kaçakçılığına kadar hemen her illegal işin içindeydi.


Oğuz'un ifadesini aldığı Bilgiç, çetenin içinde "bazı kamu görevlileri"nin de olduğunu açıklamıştı. Bu kamu görevlileri o sırada Hakkari ve başta Yüksekova olmak üzere ilçelerinde görev yapan bazı TSK mensuplarıydı. Çetenin basında en tanınan üyesi Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul'du. Ama soruşturma derinleştikçe iş albay rütbesine kadar uzanmıştı. Bu çerçevede Kurmay Albay Hamdi Poyraz ismi de ortaya çıkmıştı.


Hamdi Poyraz, Yüksekova Tugay Komutanlığı'nda kurmay başkanı olarak görev yapıyordu. Kahraman Bilgiç'in anlattıkları ve kamuoyu baskısıyla ilk tutuklananlar arasında Kurmay Albay Hamdi Poyraz da vardı. Ancak bir ay tutuklu kaldı ve daha sonra serbest bırakıldı. Yıllar süren ve sonuçlandığında büyük bir hayal kırıklığına neden olan Yüksekova Çetesi Davası'nda mahkûm olanlar arasında Poyraz Albay'ın adı yoktu.


Zaten olsaydı da pek bir şey fark etmeyecekti. Çünkü yerel mahkemenin vermiş olduğu mahkûmiyet kararlarını Yargıtay bozmuş ve sadece itirafçı Kahraman Bilgiç'in mahkûmiyet kararı onaylanmıştı. Ne Mehmet Emin Yurdakul, ne de diğer subay ve kamu görevlilerine dokunan olmuştu. Ama işin ilginç yanı Hamdi Poyraz'ın durumuydu. Kurmay Albay Hamdi Poyraz, mahkeme süresince oldukça önemli görevlerde bulundu. Hakkari-Yüksekova'dan sonra ilk durağı Ankara'ydı.


Ankara'da Genelkurmay Başkanlığı İcra Tetkik Dairesi Başkanlığı'nda çalıştı. Burada bir süre görev yapan Poyraz, yurtdışı göreve atandı. Hem de mahkeme tarafından alınmış bir "yurtdışına çıkış yasağı" varken. Anlaşılan Genelkurmay mesaj veriyordu. Mahkeme bu mesajı aldı ve albayın yurtdışına çıkış yasağını kaldırdı.


Poyraz Albay, Türkiye'ye döndüğünde bu defa İstanbul'da mesaiye başladı. Bu sefer Harp Akademileri Komutanlığı'nda görevlendirilmişti. Kurmay albay rütbesiyle akademideki öğrencilere örnek olacak, ordunun kaymak tabakası sayılan kurmay subayların yetişmesine katkıda bulunacaktı. Birileri bir yerlere bir şeyler anlatmak istiyordu anlaşılan...


Albay burada da boş durmadı ve bor madenlerine el attı. Dilerseniz devamını 13 Temmuz 2004 tarihli Yeni Şafak gazetesinden takip edelim; "Türkiye'nin sıcak gündem maddeleri arasında yeralan bor madeni tartışmalarına askerler de katıldı. Harp Akademileri Komutanlığı, konuyla ilgili Tank Kurmay Kıdemli Albay Hamdi Poyraz'a bir kitap hazırlattı. Kitap Harp Akademileri Basımevi tarafından yayınlandı. 48 sayfalık kitapta, ülkemizde bor madenciliğinin tarihçesi, ticaret ve madenciliğimizdeki yeri anlatılıyor. Kitapta bu stratejik maden üzerinde çeşitli oyunlar oynandığı iddiası da yeralıyor. Türkiye'de bor üzerine yapılan tartışmaların, madenin ülkemizdeki rezervi üzerinden yürütüldüğünü, bunun yanıltıcı olduğunu vurguluyor. Türkiye'nin bor madeninin yaygın kullanımını sağlayacak teknolojiye yatırım yapmadığı savunulan yazıda Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü'nden ismi verilmeyen bir bilimadamına gönderme yapılıyor. Borun 21. yüzyılın petrolü olarak tanımladığı çalışma özelleştirmeye de şiddetle karşı çıkıyor. Poyraz, halen Askeri Bilimler Araştırma Merkezi Komutanlığı'nı yürütüyor." Poyraz emekliliğine kadar bu görevde kalmıştı.


FİBA Holding'te buluştular


Diğer örneğimiz ise adı Güneydoğu'da yaşanan olaylarla özdeşleşmiş bir isim; Cafer Tayyar Çağlayan. Türkiye bu adı 1989'da duydu. Şırnak'ın Cizre ilçesinin Yeşilyurt köylülerine Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan ve askerleri dışkı yedirmişlerdi. 14 Ocak gece yarısı gerçekleşen olayda dışkı yedirilenler arasında köy muhtarı da vardı. Binbaşının dışkı yedirdiği köylüler zor zahmet dava açmışlardı. Dava köylülerin lehine sonuçlanmayınca bu defa soluğu AİHM'de aldılar. Türkiye, Çağlayan yüzünden 1994'te mahkûm oldu ve dışkı yedirilen her bir kişiye 300 bin Fransız Frangı ödemek zorunda kaldı. Bu arada Cafer Tayyar Çağlayan da yargılandı. Bu yargılama sonucunda 10 ay hapis ve üç ay da memuriyetten men cezasına çarptırıldı. Hapis cezası para cezasına çevrildi. Üç aylık memuriyetten men cezasını tamamlayınca terfi ettirildi. Burada bir parantez açıp, bir başka isme dikkat çekelim. O zaman Anavatan Partisi işbaşındaydı ve İçişleri Bakanlığı koltuğunda yine Abdülkadir Aksu oturuyordu. Gazeteciler Aksu'ya bu konuyu hatırlattığında, Aksu'nun tepkisi oldukça dikkat çekiciydi; "Olacak o kadar".


Çağlayan gazetelere bir daha haber olduğunda, rütbesi artık "kıdemli albay"dı. Gerçi o yaptığı büyük hizmetlerin karşılığında generallik bekliyordu ama olmadıTugay komutanlığını Tuğ. Veli Küçük'ün yaptığı alayda yaşanan bir yolsuzluk haberi bu defa Cafer Çağlayan'ı gazete ve dergi sayfalarına taşımıştı. Bu haber Aktüel dergisinde "Veli Küçük, Kazık Büyük" başlığıyla yayımlandı; "Çağlayan komutanı olduğu Çanakkale 116. Er Eğitim Alayı'na metresi dört milyara mal olan dekovil hattı (demiryolu) yaptırdı. 264 metre demiryolu için ise neredeyse otoyol bedeli olan tam 800 milyar lira ödendi. Söz konusu demiryolu hattını projelendiren isim Susurluk'un ünlü simalarından Tuğgeneral Veli Küçük. Küçük bu hattı 20 Haziran 2000 tarihinde hizmete açtı. Alay'da er yemekhanesiyle mutfak arasına döşenen ve yemek taşımak için kullanılan hattın geçtiği yol üzerinde asılan bir levhada şu bilgiler yer alıyor: "Bu hat, İkinci Jandarma Er Eğitim Tugay Komutanı Tuğgeneral Veli Küçük'ün projelendirmesi ve şahsi girişimleri ile İzmir Devlet Demiryolları Üçüncü Bölge Müdürlüğü'ne yaptırılmak suretiyle hizmete sunulmuştur. Bu dekoder hattı ile günde karavana hizmetlerinde kullanılan bin er tasarruf edilmiştir. Maliyeti 800 milyar Türk lirasıdır."


Levhada dekoder hattı olarak belirtilen dekovil hattının inşasına 1999 yılı Ekim ayında başlandığı ve yapımında erlerin çalıştırıldığı da belirtiliyor. Raylar ve traverslerin İzmir'den hibe olarak alındığının belirtildiği haberde, Devlet Demiryolları Bölge Müdürlüğü yetkililerinin, 800 milyar liralık bu rakamı çok abartılı bulduklarına da dikkat çekiliyor. Görüşülen Bölge Müdürlüğü yetkilisinin, elektirifasyonu, sinyalizasyonu, ray ve traversleriyle birlikte bir kilometrelik demiryolunun maliyetinin 4 milyar lira olduğunu söylediği kaydedilirken, aynı yetkilinin dekovil hattının bir kilometresinin yüzde 30-50 arası daha ucuz olacağını da dikkat çekiliyordu. Dolayısıyla sadece ray ve travers masrafı yapılmış 260 metrelik dekovilin maliyeti 30 milyarı bulmamıştı. Adını açıklamak istemeyen bir demiryolları yetkilisi de şu açıklamayı yapmıştı o gün Aktüel'e: "Malzemenin hibe edildiğini göz önünde bulundurursanız, hattın neredeyse sıfır maliyetle yapıldığı ortaya çıkar."


Kıdemli Albay Cafer Çağlayan, 2001 yılı Ağustos'unda emekli oldu. Uzun yıllar Çağlayan'dan ses seda çıkmadı. Ta ki Umur Talu yazana kadar. Talu, Sabah gazetesinde Veli Küçük-Hüsnü Özyeğin bağlantısına dikkat çekiyordu. Veli Küçük, bir dönem süpermarketler zinciri Gima'nın da sahibi olan Endi Şirketi'nin ortakları arasındaydı ve yönetim kurulu üyesiydi. Ancak asıl ilginç olan Küçük ile Çağlayan'ın aynı şirket çatısı altında biraraya gelmiş olmasıydı. Çağlayan da şaşırtıcı bir biçimde Endi'nin güvenlik müdürlüğünü yapıyordu!


İnfaz emri komutandan


Güneydoğu Anadolu bölgesi çok uzun yıllar boyunca "Olağanüstü Hal" koşulları altında yaşadı. Bu durum aslında "sıkıyönetim"in kibarlaştırılmış bir görüntüsüydü. Bölgenin başında bir Olağanüstü Hal Valisi bulunuyordu. Tabii bir de bu bölgede görev yapacak bir komutan. Bu komutana da Jandarma Asayiş Bölge Komutanı unvanı verilmişti. İşte 1990 yılında bölgenin asayişinden sorumlu isim o zaman korgeneral olan Hikmet Köksal'dı. Köksal buradan ayrıldıktan sonra orgeneral oldu. Ege Ordu Komutanlığı, 1. Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulundu. 26 Ağustos 1996'da geldiği Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan 1 Eylül 1997'de ayrıldı. Bu tarihler arasında Türkiye tarihinin en büyük siyasi krizlerinden birisini, 28 Şubat sürecini yaşamıştı. Daha doğrusu sürecin başlangıcı Köksal Paşa'nın Kara Kuvvetleri Komutanlığı yaptığı tarihlere rastlamıştı.


Hikmet Köksal, Asayiş Bölge Komutanı olarak görev yaptığı sırada, JİTEM'in başına Veli Küçük atanmıştı. Aynı anda hem Asayiş Bölge Komutanı'nın, hem de JİTEM'in komutanının değişmesi özellikle itirafçıları bir anda ne yapacaklarını bilemez duruma getirmişti. Bu dönemde yeni gruplar kurulmuş, görev ve iş bölümü yapılmıştı. İtirafçıların bir kısmının ikna edilmesi işini o dönemde bizatihi Hikmet Köksal üstlenmişti. İtirafçı İbrahim Babat'ın, Kutlu Savaş'ın Susurluk Raporu'na da giren ifadelerinden takip edelim olan biteni; "1990 yılında... Asayiş bölge komutanlığına HİKMET KÖKSAL paşa... JİTEM'in başına da Veli KÜÇÜK paşa getirilmişti (o zaman albaydı) ... Yakalanıp serbest bırakılan bazı itirafçılar asker kimliğiyle JİTEM grup komutanlığına alınmışlardı... JİTEM'de bu itirafçıların sevk ve idareleri için bana görev çağrısı yapıldı, önce kabul etmedim daha sonra Hikmet Köksal Paşa araya girince bazı kaygılarım olmasına rağmen paşaya güvenerek Diyarbakır'a gittim... Diyarbakır ve çevresinde PKK ile ilişkili olduğundan şüphelendiğimiz hemen herkesi infaz etme yetkimiz vardı. Bu insanları yakalayıp... faili meçhul bir şekilde öldürmeyi yöntem olarak benimsemiştik. Bizden istenen buydu bu tarzda talimat alıyorduk... eski itirafçılardan Ali OZANSOY, Hüseyin TİLKİ, Abdülkadir AYGAN, Hayrettin TOKA, Recep TİPİZ, Adil TİMURTAŞ ve eski TİKKO'cu Fatih adındaki kişiler vardı. Antalya'da örgüt tarafından öldürülen Kuman kod (Salahattin GÖRGÜLÜ) grubumuzun istihbaratçısıydı: Örgütle ilişkilidir tarzında getirdiği kişilerin hepsini infaz ettik. Bismil'de benzinci Talat'ı, Diyarbakır-Bismil yol kavşağında bir vatandaşı, Batman'da iki kişiyi, Hazro'da bir vatandaşı infaz ettik. Bu çalışma beş ay sürdü. Salahattin GÖRGÜLÜ'nün istihbaratı doğrultusunda bir şahsı Celil kod Aytekin ÖZEN binbaşıyla Abdülkadir AYGAN birlikte infaz ettiler."...


Hikmet Köksal adı Asayiş Bölge Komutanlığı yaptığı sırada meydana gelen olaylar yüzünden bir iddianamenin de konusu olmuştu. PKK itirafçılarının yargılandığı Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davada Köksal'ın da adı geçiyordu; "Sanık Hasan (İbrahim Babat) birlikte çalıştığı eski itirafçılar Ali Ozansoy, Hüseyin Tekseren, Abdülkadir Aygan, Recep Tiril, Adil Timurtaş, Hayrettin Toka ve Fethi Çetin'le birlikte örgütle ilişkisi olan kişileri tespit edip adalete teslim etmek yerine faili meçhul bir şekilde öldürmeyi yöntem olarak benimsemişlerdir. Sanık Hacı Hasan, Batman ve Diyarbakır itirafçı grubunun istihbaratçı Aytekin Özen ve Binbaşı Selahattin Görgülü ile birlikte 1990'da çeşitli dönemlerde Batman, Bismil, Hazro ve Antalya'da örgütle bağlantılı olduklarını düşündükleri altı kişiyi öldürdüklerini anlatmıştır. Bu kişilerin öldürülmesi emrinin bizzat dönemin Asayiş Komutanı Hikmet Köksal tarafından verildiğini anlatan sanık ikramiye olarak da Diyarbakır'da Emlak Bankası konutlarından bir blok satın alınarak dayalı döşeli olarak gruba dağıtıldığını belirtmiştir."


Güneydoğu'da yaşanan olaylara karışanlar elbette sadece bu üç isimle sınırlı değil. Sadece Yüksekova Çetesi'nde adı geçen rütbeli sayısı 10'un üzerinde. Mehmet Emin Yurdakul'dan Albay Necati Kılıçkaya'ya, Albay Ersan Alhan'dan Albay İbrahim İşgüder'e kadar pek çok isim var. Bir de hakkındaki tek ipucu "Asayiş Bölge Komutanı'nın Kurmay Başkanı Albay Kuru" gibi tek cümle olanlar var. Bu isim İbrahim Babat'ın ifadelerinde geçiyor. Suçsuz, günahsız üç köylünün katledilmesinin ardından Alb. Kuru itirafçılarla görüşmüş. Sırtlarını sıvazlayıp, görevlerine devam etmelerini istemiş. Binbaşı Aytekin Özen var, Abdülkadir Aygan'ın "iş arkadaşı", Nurettin Ata var JİTEM'in Silopi'deki birliğinin komutanı... Bölgeyi bir dönem kasıp kavuran itirafçılar var... Tüm bunların öyküleri ise yayınlanmak üzere haftaya kaldı...


ZAMAN

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler