26 Mayıs 2017 Cuma
  • Altın143,932
  • BIST97.713
  • Dolar3,5669
  • Euro4,0007
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,6158
  • İstanbul17 °C
  • Ankara12 °C
  • İzmir13 °C
  • Konya9 °C
  • Adana16 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır12 °C
  • Bursa15 °C
  • Kayseri12 °C
  • Kocaeli10 °C
  • Şanlıurfa17 °C
  • Gaziantep14 °C
  • İçel19 °C
ABD VE TERÖR MÜHENDİSLİĞİ
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Türkçe olimpiyatlarının en ilginç yanları
Türkçe olimpiyatlarının en ilginç yanları
Türkçe olimpiyatlarının en ilginç yanları
28 Mayıs 2008 / 16:21 Güncelleme: 28 Mayıs 2008 / 00:00

Uluslar Arası Türkçe Olimpiyatları tüm coşkusuyla devam ediyor. Ankara'da belirlenen finalistler 1 Haziran'da İstanbul Gösteri Merkezi'nde düzenlenecek dev organizasyonla ödüllerini alacak. Olimpiyatlara katılan öğrenciler birbirinden renkli kıafetleri, kültürleri ve hikayeleriyle dikkat çekiyor.


Kimisi çiğ köfte yapıyor, kimisi Ebru sanatıyla ilgileniyor, kimisi de Atabarı'nı en az bizim kadar güzel söyleyip, oynuyor. Bazıları da hep bir ağızdan Fenerbahçe marşı okuyor. Renklerine, kıyafetlerine ve yaka kartlarına bakılmasa hepsi Anadolu'dan birer kare gibi adeta.


Türkçe Olimpiyatlarında Brezilyayı Daniel Cotta, Carman Bravo, Amarilis Camin ve Bruno Costa temsil ediyor. Birbirinden güzel Türkçe eserleri seslendiren öğrenciler, Fenerbahçe hayranlığıyla dikkatleri çekiyor. Fenerbahçe adını duyar duymaz hep bir ağızdan "Fenerbahçe canım feda olsun san, hiçbir şeye değişilmez senin sevdan bu dünyada" diye marş söylemeye başlıyor. Ülkelerinin stantlarını tanıtmak için kimi zaman vatandaşlara merhaba deyip içeri davet eden kimi zaman da yanık bir Urfa türküsü (Yandım Sabah ile) söyleyen öğrenciler ziyaretçilerin de ilgi odağı oldu. Türk insanını çok misafirperver ve sıcak kanlı bulan öğrenciler çok sayıda Türk arkadaşları olduğunu ve internet üzerinden yazıştıklarını söylüyor.


Türkiye'yi Fenerbahçe sayesinde tanıdıklarını anlatan Daniel Cotta, Roberto Carlos'un, Türkiye'de oynamasından çok mutlu olduklarını, imkan olursa kendisiyle tanışmak istediklerini söylüyor. Türkçe'yi öğrenmeden ve de Fenerbahçe'yi tanımadan önce Türkiye'nin nerede olduğunu dahi bilmediklerini aktaran Brezilyalı öğrenciler şimdi ise en az bir Türk kadar bilgiye sahip olduklarını ifade ediyor. Türk yemeklerinden Baklava, menemen, mantı, döner ve biber dolmasını çok sevdiklerini anlatan Costa, "Hepimiz fanatik Fenerbahçeliyiz. Chelse'ye elendiği gün sabaha kadar uyuyamadık. Bazı arkadaşlarımın ağladığını gördüm. Öğretmenlerimiz bizi teselli etmek için çok çaba harcadı. Ama Galatasaraylı arkadaşlar çok mutlu oldular. Biz de onları tebrik ettik. Volkan, Hasan Şaş, Hakan Şükür, Rüştü, gibi futbolcuları tanıyorum." diyor.


Brezilya'daki futbol hayranlığının tüm ülkeyi sardığını anlatan Costa, "Bizde kızlar bile çok güzel futbol oynar. Çekişmeli maçlar çok olur" şeklinde konuşuyor.  Türkler hoşgörüde beni çok şaşırttı: Hırsıza bile güveniyorsunuz  Meksika'dan katılan Joselin Miranda Suares, Nazan Öcel'den 'Gitme kal bu şehirde' şarkısını söylüyor. Anne ve babası öğretmen olan Suares, Eskiden Türkiye'nin sadece adını duyduğunu ama şimdi Türk kültürüne sahip pek çok değeri hayatında yaşattığını ifade ediyor. "Biz ailecek İstanbul aşığıyız. Türk takımlarının maçlarını seyrediyor ve sizinle beraber sevinip üzülüyoruz. Liseden sonra Türkçemi daha da geliştirip Türkiye'de Üniversite eğitimi almak istiyorum. Zaten okulda derslerin çoğu Türkçe ve İngilizce olduğu için iki dili çok iyi öğreniyoruz. Bunun yanında da bir tane daha seçmeli dil dersi var. 4 dil bilerek mezun olacağız. " diyen Suares, Türkiye'de olmaktan çok mutlu olduğunu aktarıyor.


 Annesi Conny Mıranda da kızıyla birlikte Türkiye'ye gelmiş. Tarihe çok meraklı olduğunu, Uzakdoğu, Asya ve Ortadoğu kültürlerine dair kitaplar okuduğunu söyleyen Anne Suares, "Bunlar içinde en çok ilgimi çeken Osmanlı ve Türkler oldu. Yüzyıllar boyu aynı coğrafyada insanlar özgür bir şekilde kültürlerini ve dinlerini yaşamışlar. Osmanlının hoşgörü ve kültür mozaiği şu anki Türkiye'ye miras kalmış. Osmanlı'nın bölgeye ve dünya medeniyetine kattıkları hala silinmemiş. En basit örneği bizde aile kavramı çok fazla gelişmemiş. Türklerde ise aile üyeleri arasındaki sıkı bağlar zengin ya da fakir fark etmeksizin çok sağlam. Türklerde hoş görü ve merhamet çok fazla. İnsanlar hiç tanımadıkları insanlara bile güvenebiliyor. Yeri geliyor malını ve canını emanet edebiliyor. Bazen hırsıza bile güvenenler oluyor. Evini kapısını herkese açıyor, ya da kapıyı kilitlemiyor. Ben bunları gördükçe çok şaşırdım. Çevremdeki insanlara bu anlattığımda onlar da çok şaşırıyor ve merak ediyor. Türkçe bana göre Osmanlı'nın Türklere en büyük mirası. Bence Çince, İngilizce gibi dillerden daha önemli. Bugün Avrupa'dan Çine kadar 250 milyon civarında insanın Türkçe konuştuğunu öğrendim ve bu beni çok şaşırttı. Kızım Türkçe öğrendikçe Türkiye'ye karşı güzel izlenimler beslemeye başladık. Artık ailecek Türkçe öğreniyoruz. Evimizde Dolma, pilav gibi yemekler de pişirmeye başladık. Kültürümüzde çok fazla olmayan akraba ziyaretlerine başladık. Kızım bizim de desteğimizle olimpiyatlardan güzel başarı elde etti. Meksika'yı Türkiye'de temsil edeceğini öğrenince ben de beraberinde geldim. İstanbul'u gezme Türk ailelerle tanışma imkânı bulduk. Benim de kültürüm çok ilginç geliyor Türkler için, Türkler de bizim zenginliklerimizi paylaştı. Bizim için en önemlisi de yardımlaşma denen kavramı hayatımıza yerleştirdik." Diyor.


Madagaskarlıyım ama Ata barı'nda üzerime tanımam


Kovboy şapkasıyla yöresel kıyafetleriyle hemen dikkatleri üzerine çeken ve ilgi odağı haline gelen Madagaskarlı Francice Paskalin Razananomenjanahary olimpiyatlarda derece alabilmek için boş bulduğu her fırsatta şarkısını ve sergileyeceği dansı çalışıyor. Bize çalışmandan kısa bir bölüm sunar mısınız? Dendiğinde "Bahçası var bağı var, ayvası var narı var. Atamızdan yadigar bizde Ata barımız var." Sözleri birden kulağa aşina geliyor. Francice güzel Türkçesiyle "bir yıldır Türkçe öğreniyorum. Sultanahmet, Topkapı sarayı ve boğazı gezdik. İstanbul'u çok beğendim. Bazen ailemi özlesem de burada da kendimi evimde gibi hissediyorum. Türkçem sayesinde anlaşma problemi hiç yaşamadım. İstanbul'da okumak ve doktor olmak istiyorum. Madagaskar'da Türk filmlerini izleyebiliyoruz" diyor.


Türkler kadar olmasa da biz de güzel Çiğ Köfte yapıyoruz


Tacikistan'dan katılan Şohruhi Şohmurod Özel beceriler katagorisinde yarışıyor. Karagöz ve Hacivat oyununu sergiliyor. Karagöz rolünde olduğunu anlatan Şohmurod , "Bu iki karakterin yaşam hikayesini öğretmenlerimiz bize anlattığında çok hoşuma gitti. Bir tanesi çok espirili diğeri ise daha kültürlü. Bambaşka hayat tarzları ama çok güzel bir dostlukları var. Farklı kültürlerin kaynaşması ve anlaşabilmesini sembolize ediyor. Hacivat ne derse karagöz bunu yanlış anlıyor. " diyor.


Babasının Doktor, annesinin ise Bankacılık yaptığını anlatan Şohmurod, şöyle konuşuyor: "Babam bize Türkleri hep överdi. İlk başlarda Türkçe öğrenirken zorlandım ama gramer yapısı bizim dilimize de benzediği için zamanla daha kolay öğrendim. Türk ve Tacik yemeklerini beraber yiyoruz. Çiğ köfte partileri düzenliyoruz. Türkiye'deki kadar güzel olmasa da hepimiz severek yiyoruz. Bunun yanında pilav, dolma ve baklava yapan arkadaşlarımız var."


Çemberimde Gül oya'yı bir de Burkinafaso'dan dinleyin
Burkina Faso'dan olimpiyatlara katılan öğrenciler de Türkiye'den binlerce kilometre öteden gelerek ülkelerini şarkı ve şiir alanlarında temsil ediyor. Burada yeni öğrencilerle tanıştıklarını belirten öğrencilerden Adam Sankara, Çemberimde Gül Oya şarkısını söylüyor. Şarkıyı Beyazıt Öztürk'ün sesinden öğrendiğini anlatan Sankara "Olimpiyatlar sayesinde sadece Türkiye'yi ve Türkçeyi daha yakından tanıma imkânıyla yetinmiyoruz aynı zamanda yüzlerce ülkeden yeni arkadaşlarımız oluyor. Diğer ülkelerden arkadaşlarımızla Türkçe anlaşabiliyoruz. Bu herkesin sahip olabileceği bir imkan değil. Bu sayede dünya artık bizim için daha küçük bir yer oluyor. Hayal bile edemediğimiz insanlarla samimi arkadaş oluyoruz. Arkadaşlarıma bunu anlattığımda bana çok özeniyorlar." diyor.


Kendilerinin Burkina Faso'da Türkçe öğrenen ilk kişiler olduğunu söyleyen Sankara, Türkçeye ilginin her geçen yıl daha da arttığını bunda olimpiyatların büyük etkisinin olduğunu aktarıyor. Burkina Faso'da Türkçe öğrenen öğrencilerin velileri de Kurs talebinde bulunmuş. Türkiye ile ticaret yapmak için girişimde bulunan iş adamları yeni bağlantılar kurmak için daha önce adını bile bilmediği Türkiye'ye gelmeye başlamış. 2-3 yıl içinde ülkede Türkçe bilen kişi sayısının 700'e yükselmesi bekleniyor.


'What do you do?' diyenlere 'Suya resim yapıyorum' diyorum
Yvonne Bourgeois, olimpiyatlara Amerika Birleşik Devletleri'nden katılıyor. Daha önce resim yaptığını ve öğretmeninin tavsiyesiyle Ebru yapmaya başladığını anlatan Bourgeois, "Dört aydır ebru sanatıyla ilgileniyorum. Ebru bana büyük bir haz veriyor. İngilizce olarak bana Ne yapıyorsun diye soranlara Türkçe olarak: Suya resim yapıyorum demek çok güzel bir duygu. Diğer tüm Avrupa dilleri birbirine benziyor fakat Türkçe çok farklı. Türkiye tam bir medeniyetler beşiği. Çok sıcakkanlı ve yardımsever insanlar tanıdım." Diyor.


Alex Campbell : Galatasary ve Döner'i çok seviyorum
İngiltere'den katılan Alex Campbell ise akıcı ve düzgün Türkçesi, ilginç kıyafetleriyle ilgiyi hep üstüne çekmeyi başardı. Türkiye deyince aklına ne geliyor? sorusuna: "Döner ve Galatasaray" cevabını veriyor.
İsveçli Jakob Falk'ı ise Vikinkler kıyafetiyle Türkçe konuşurken görenlerin yüzünü önce bir tebessüm kaplıyor. Tanıştığı herkese Nazım Hikmet'ten "Memleket isterim" şiirini okuyor. Pide ve mantıyı çok seven Falk, İstanbul'u çok sevdiğini anlatıyor.


ENDONEZYALI ÇOCUKLARDAN MEHTER MARŞI İÇİN TIKLAYIN

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler