18 Aralık 2017 Pazartesi
  • Altın155,771
  • BIST109.330
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin5,1428
  • İstanbul9 °C
  • Ankara10 °C
  • İzmir16 °C
  • Konya7 °C
  • Adana11 °C
  • Antalya16 °C
  • Diyarbakır6 °C
  • Bursa13 °C
  • Kayseri2 °C
  • Kocaeli12 °C
  • Şanlıurfa8 °C
  • Gaziantep7 °C
  • İçel15 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
Sizin özerk yargınız Başbakan asmadı mı?
Star Gazetesi yazarı Ahmet Kekeç, özerk yargı vurgusu yapanlara Adnan Menderes'i hatırlatarak cevap verdi.
Sizin özerk yargınız Başbakan asmadı mı?
31 Aralık 2013 / 10:34 Güncelleme: 31 Aralık 2013 / 10:48

Kimi HSYK üyelerinin de içinde bulunduğu “paralel” bir yapılanmadan söz ediliyor.

Kanaatimi peşinen belirtip öyle devam edeyim:

Devlet içinde paralel bir yapılanma var mı? Bu yapılanma devlet dışında (resmi olmayan) bir“hiyerarşiye” mi bağlı? Her kurumun bir imamı mı var?

Bilmiyorum...

Bu konuda müddei olacak kadar bilgi sahibi değilim.

Bildiğim şu: Grup dayanışması, hemşerilik dayanışması, cemiyet dayanışması, camia dayanışması, hayatın her alanında olduğu gibi, devlet kurumları içinde de görülebilir ve bu (çoğu zaman) yadırganmaz.

Burada sorun şu:

Kendi içinde dayanışan ve küçük “çıkar alanları” oluşturan grupların, bu dayanışma fotoğrafını (bu yakınlığı) kullanarak, devlet hiyerarşisini geçersiz kılacak bir “muhkem (kapalı) ilişki düzeni” kurmaları...

Ki, varsa, ciddi bir sorundur bu.

HSYK yayınladığı bildiriyle, birdenbire tartışılan kurum haline geldi.

Başbakan’ın ve Adalet Bakanı’nın kuruma yönelik sert açıklamaları oldu: HSYK’yı, görev alanı dışına çıkarak “korsan bildiri” yayınlamakla ve Danıştay’da görülmekte olan bir davayı etkilemekle suçladılar.

Henüz ete kemiğe bürünmemiş suçlamalardan biri de şu:

Bir HSYK üyesi, “ikinci dalga” yolsuzluk bombasını patlatacak savcıyı arıyor ve (mealen) şunları söylüyor: “Sen göz altıları başlat, bir zorlukla karşılaşırsan, biz bir bildiri yayınlayıp sana destek vereceğiz...”

Başbakan’ın ve Adalet Bakanı’nın sert açıklamalarını “yargıya müdahale” olarak yorumlayan çevreler birkaç gündür şu argümanları seslendiriyor:

BİR: Kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır, Başbakan’ın ve Adalet Bakanı’nın açıklamaları bu ilkeye tezat teşkil etmektedir.

İKİ: Yürütme, yargının alanına girmiştir...

ÜÇ: Başbakan’ın yargıya müdahale etme hakkı bulunmuyor. HSYK üyeleri seçimle gelmiştir... Bu kurum üzerinde herhangi bir vasi kabul edilemez.

Burada anahtar cümle şu: “Kuvvetler Ayrılığı ilkesi vardır ve HSYK üyeleri seçimle gelmiştir, müdahale kabul edilemez.”

Partisinden istifa eden İzmir milletvekili Erdal Kalkan da, istifasına gerekçe olarak yukarıdaki cümleyi gösterdi.

Burada tartışmamız gereken konu, sadece, Başbakan’ın ve Adalet Bakanı’nın “yargıya müdahale” olarak yorumlanan davranışları ve sözleri mi olmalı?

Başbakan’ı ve Adalet Bakanı’nı bu “tartışmalı” eyleme icbar eden meseleleri konuşmayacak mıyız?

HSYK seçimle gelmiştir de, Başbakan ve Adalet Bakanı seçimle gelmemiş midir?

Kuvvetler ayrılığı ilkesi, sadece siyasileri mi bağlamaktadır?

Daha da önemli soru şu:

Başbakan’ın bazı beyanları apaçık “yargıya müdahale”dir de, yargının Başbakan’ın siyasi tasarruflarını (Oslo görüşmelerini örneğin) sorgulaması ve muhakeme konuyu etmesi “yürütmeye müdahale” değil midir?

Efendim kuvvetler ayrılığı ilkesi...

Kuvvetler ayrılığı ilkesi şudur: Yargı kendi alanında kalacak, yürütme kendi alanında kalacak. Hiçbir erkin, hiçbir erke üstünlüğü yoktur. Erkler arasında hiyerarşi kabul edilemez.

Bizde yargı, her zaman hiyerarşinin “en tepesinde” olmuştur ve bu durum hiç sorgulanmamıştır.

Bu ülkede darbeler yargı eliyle (yargının meşrulaştırmasıyla) gerçekleşmiştir.

Başbakanlar “yargının meşrulaştırmasıyla” asılmıştır.

İşkence tezgâhları “yargının meşrulaştırmasıyla” kurulmuştur.

İlk gözden çıkarılan kurumlar, her defasında, “yasama” ve “yürütme” olmuştur.

mektup-ic.jpg

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler