YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
‘Şeriat geliyor’ balondan ibaret! 
‘Şeriat geliyor’ balondan ibaret! 
‘Şeriat geliyor’ balondan ibaret! 
17 Kasım 2008 / 09:16 Güncelleme: 00 0000 / 00:00

Alevi aydını, Alevilerin Kemalizm’le İmtihanı kitabının yazarı Cafer Solgun’dan tarihi eleştiri: 


Alevilik sorunu aslında ne sorunu?


Özünde bir demokratikleşme sorunu. Bir düşünce veya inanca katılmasanız da saygı gösterip kişinin kendisini ifade imkânı tanımak demokrasinin temel gereğidir. Türkiye’de kimi iddialara göre 5, kimi iddialara göre 25 milyon olduğu söylenen, hiç de azımsanamayacak bir topluluğun istemlerinin, ibadet etme haklarının, varlığının resmen kabul edilmemesi, güvenceye kavuşturulmaması ile ortaya çıkan bir sorun bu sorun. 


Tarihsel geçmişi olmakla birlikte Alevi meselesinin bir kimlik sorunu olarak ortaya çıkışı Cumhuriyet ile yaşıt. Fakat Aleviler çelişkili bir şekilde Cumhuriyetin, laikliğin, Kemalizm’in bekçisi olarak görülür, kendileri de inanır buna. Bu nasıl oluyor?

Aleviler, Hanefi-Sünni mezhebine göre düzenlenmiş dinsel bir devlet anlayışındansa cumhuriyeti savunurlar. Devletin bütün dinlere mezheplere eşit mesafede olmasını yani laikliği de canı gönülden tercih ederler. Bunlar anlaşılır şeyler fakat Alevi sorununu günümüze taşıyan temel mesele; cumhuriyete hâkim olan Kemalist ideolojinin, bu coğrafyada yaşayanların vicdan hürriyetlerine, inançlarına karşı çarpık bir laik yaklaşım geliştirmesinden kaynaklanıyor. 

Bu yaklaşım aslında Aleviler gibi diğer inanç ve mezhep grupları için de geçerli...

Kuşkusuz Diyanet sadece Alevilere karşı kurulmadı. Laikliğin en temel sözlük karşılığı; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve devletin tüm inanç kesimlerine aynı mesafede durmasıdır. Oysa Diyanetin, kuruluş yasasında yazdığı gibi; insanların dini ibadetlerini yönetmek, yönlendirmek gibi bir amacı, çoğunluk Sünnilerden oluştuğu için de buna yönelik bir tercihi var. Bugün 2 milyarlık bütçesi, yüz bin üzerinde personeli olan bir kurumun olduğu bir sistemin laik; Türkiye’de, insanların dini vicdanı inançsal özgürlüğünü güvence altına alan bir laiklik olduğunu kim iddia edebilir ki?

KOCAMAN BİR FİYASKO 

Bu tarihi bir gerçeklik, başından beri böyleydi. Aleviler Atatürk dönemini tüm çıplaklığıyla ‘olduğu gibi’ görebiliyor mu?

Aleviler içinde adeta bir misyoner gibi Atatürkçülüğü yaymaya çalışanlar bir hurafe olarak ‘Atatürk zamanında böyle değildi, sonradan oldu’ derler. ‘Atatürk zamanında neydi’ sorusunun cevabı şudur: Diyanet 1924’te kurulmuştur! Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili kanun da öyle... Türkiye’de çok şükür hiçbir zaman camileri kapatmaya niyetlenmediler. Ama Alevi dergâhları bu yasayla kapatıldı. Türkiye’de hiçbir zaman bir kişinin kendisini Müslüman olarak tarif etmesi yasak konusu olmadı. Ama Alevi inancı açısından anlam taşıyan, dedelik babalık pirlik gibi sıfatlar nedeniyle binlerce insan şiddet eziyet gördü, hapislere atıldı. Evet, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yaşandı bunlar.

Bütün bunlara rağmen Alevilerin Atatürk’e olan bağlılığının ardında ne var?

Milli mücadele yıllarında Mustafa Kemal’i destekleyen kesimlerden biri de Alevilerdir. Hacı Bektaşı ziyaret ettiği, dedelerin elini öpüp destek istediği, buna karşılık ilk Mecliste birçok Alevi dedesinin mebus olduğu bilinir. Ama Mustafa Kemal, bunu diğer kesimlere de yapmıştır. Destek için Kürtlere ‘Size muhtariyet vereceğiz’, bir şeyhe ‘Bizim mücadelemiz hilafeti kurtarmak içindir’ demiştir. Alevilerin de gönüllerini hoş edecek cümleler kurmuştur. Fakat Cumhuriyet hiçbir zaman Alevilerin varlığını, istemlerini, ibadet etme hak ve özgürlüklerini gözeten, güvence altına alan bir cumhuriyet olmadı. O yüzden Cumhuriyet ve laiklik, Aleviler açısından kocaman bir fiyasko, büyük bir hayal kırıklığıdır. 

Aradan geçen 85 yılda Alevilerin hiçbir kazanımları olmadı mı?

85 yılda Türkiye sosyo-ekonomik açıdan bir yerden bir yere geldi fakat Cumhuriyeti kuran, devleti yöneten zihniyet açısından fazla bir şey değişmedi. Alevilerin de daha özgür ve rahat, bir Alevi olarak yaşamalarına olanak sağlayacak hiçbir kazanımı olmadı. Bu kadar net ve kesin.

‘HZ. ALİ, ATATÜRK DONUNDA’ 

Aleviler kendilerine vaat edilenin dışında bir muameleye maruz kaldıklarının farkına niye bu kadar geç vardı peki?

Bu çok önemli bir sorundur. Cevabı şudur: Cumhuriyetin ilk on yıllarında topluma reva görülen düzenin sağlanabilmesi için daha çok baskı ve zor araçları kullanıldı. 1921’de Koçgiri’de, 1938’de Dersim’de çok ciddi Alevi katliamları yapıldı, korku empoze edildi. 85 yılın Alevileri nereye getirdiğini irdelerken ele alınması gereken temel kavramlardan biridir, korku. Sürekli kafanıza sopa vuran bir rejim varken korku duymamanız mümkün mü? 

Bu korku aynı şekilde devam ediyor mu?

Korku geçen sürede içselleşti. Paulo Freire’nin Ezilenlerin Pedagojisi’nde söylediği gibi, ezilenler istikrarlı ve sistematik şekilde baskı görürse, zamanla kendisini, baskıyı yapan güce benzetmeye çalışıyor. Alevi hikayesinin özü de bu. Aleviler güç sahiplerine karşı ‘Biz de sizin gibi düşünüyoruz, söylediklerinizin teminatıyız’ gibi bir psikolojiye girerek kendilerini yaşatmaya çalıştı. Açıkçası takıye yaptılar. Enteresan olansa zamanla buna inanmaya başlamaları. 

Bir çeşit rahatlama ihtiyacı herhalde?

Evet, kendilerini ikna etmeye çalışmak bu. Nefret ettikleri güce karşı ‘beni artık ezme, daha fazla vurma’ dercesine bir yakınlaşma ihtiyacı. Fakat korkunun içselleşmesi, ezilenlerin ezenlerle benzeşmesi, çarpık bir duruma yol açtı. Şöyle şayialar çıktı: ‘Atatürk aslında Diyaneti şeriatçılara karşı kurdu. Bizimle alakası yoktu. Alevilerin haklarını verecekti’. 

Bunların herhangi bir gerçekliği var mı?

Yok. Tamamen şayia. Atatürkçülük konusunda o kadar ileri gidiyorlar ki, mesela bir Alevi derneği başkanı, Alevilerin niçin Atatürkçü olması gerektiğini anlatırken kalkıp ‘Hazreti Ali Atatürk donunda geldi, siroz oldu, öldü’ diyor. Böyle bir gayri ciddilik, saçmalık olabilir mi?

Cafer Solgun ‘Atatürk Alevilerin gönlünü hoş etti ama Cumhuriyet hiç bir zaman Alevilerin varlığını, ibadet etme hak ve özgürlüğünü güvence altına almadı’ diyor

Aleviler Cumhuriyet tarihinde ilk kez geçen hafta sonu kitlesel bir eylem yaparak ‘eşit yurttaşlık’ istediler. Zorunlu din derslerine son, cem evlerine yasal statü verilsin, Diyanet kaldırılsın dediler. Cumhuriyetin, laikliğin, Kemalizm’in bekçisi, teminatı olarak görülen Aleviler, laik, Kemalist, Cumhuriyet’e itiraz ediyor, haklarını istiyorlardı. Buradaki paradoksun nedeni neydi? Alevi aydını, Alevilerin Kemalizmle İmtihanı kitabının yazarı Cafer Solgun, bu durumu ezilenler psikolojisine bağlıyor. Yüzleşme Derneği’nin başkanlığını da yürüten Solgun, Alevileri kendi gerçekleriyle yüzleşmeye davet ediyor.

Eşit yurttaşlık mitingini önemseyen ancak Alevi hareketinin bir partiye karşı, diğerine yandaş gibi gösterilmesine karşı çıkan Cafer Solgun’un Hayy Kitap’tan çıkan ‘Alevilerin Kemalizm’le İmtihanı’ adlı kitabı önemli bir yüzleşme kitabı. Solgun ‘Cumhuriyeti yıkmak peşinde değiliz. 85 yılı geri de götüremeyiz. Ama eksikleri hataları görüp Cumhuriyeti demokratikleştirmeliyiz mutlaka’ diyor.

85 yılda Türkiye bir yerden bir yere geldi fakat devleti yöneten zihniyet açısından Alevilere yaklaşımda hiç değişiklik olmadı

‘ŞERİAT GELİYOR’ BALONDAN İBARET
 

Alevi kimliği 80’lerde yeniden keşfedildi. 90’larda örgütlenildi, cem evleri kuruldu. Ne oldu da birden bire Alevilere böylesi bir alan açıldı?

Son derece politik nedenlerle açıldı bu alan. Çünkü Alevilerin kimliklerini keşfettikleri, tanımladıkları süreç ile Türkiye’yi yöneten geleceğine yön verme misyonunu kendinde gören derin yapıların Alevilere rol atfettikleri dönem aynıdır. 90’ların ikinci yarısı. Daha da somutu 28 Şubat sonrası. Bir algı, imaj yerleştirilmeye çalışıldı, Alevilere rol verildi. 

Nasıl bir imaj ve rol bu?

1993 Sivas katliamından sonra gündeme bütün ağırlığı ve yakıcılığıyla Kürt sorunu geldi oturdu. Rejim, Alevilerin Kürt muhalefetiyle buluşmasını engelleyebilmek için Alevilerin kurumlaşmasına, cem evleri açıp dernekler kurmasına izin vermeye başladı. Oysa 95’ten önce adında Alevi geçen bir dernek kurmak yasaktı. Aleviler de Kürtler gibi baş ağrıtan bir grup olarak görüldüklerinden düzen içileştirilmeleri gerekiyordu. Örgütlenmeye izin verildi ama çözüm için hiçbir adım atılmadı. Bunun yerine konjonktür gereği laik-anti laik kutuplaşmasının oluşmasında Alevilerin rol oynayabileceği düşünüldü, ‘önemleri’ keşfedildi. Aleviler içinde de bu rolü misyoner gibi sürdürenler oldu maalesef. 

Aleviler cumhuriyet ve laiklik konusundaki hassasiyetlerinin istismar edilmesine neden izin veriyor?

Alevilerin rejimle, rejime hákim zihniyetle çarpık ilişkilerinin tahrik istismar edilmesinde kullanılan argümanlardan biri ‘şeriat ha geldi ha gelecek’ diye yaratılan psikolojidir. Bizim bu balonu patlatmamız lazım. Türkiye’nin gündeminde şeriat tehlikesi yok. Türkiye’de yaratılmak istenen kutuplaşmalar yapaydır. Maraş ve Sivas katliamlarında Sünni vatandaşlarımız kullanılmıştır. Sorumlular halkı galeyana getirenlerdir. Bunların yapmak istedikleri düpedüz Alevi-Sünni iç savaşı çıkartmak istemesidir. Şükür ki başaramadılar. Aradan zaman geçince anlıyoruz ki darbe yapmak içinmiş.

SÜNNİLERE ASLA DÜŞMAN DEĞİLİZ
 

Sünnilere, Alevilerle ilgili bazı yanlış bilgiler kasıtlı olarak yayıldı, yerleşti de. Olaylar da var yaşanan. İstenen iç savaşı besleyecek şekilde Alevilerde Sünnilere karşı bir husumet duygusu var mı?

Alevi öğretisi son derece barışçıldır. Seni inciteni sen incitme, denir. Aleviler içinde Sünnilere karşı düşmanlık ve nefret duygusu yaymaya çalışanlar olsa da bir bütün olarak Alevilerde böyle bir husumet duygusu yok. 

Aleviler ve toplum geneli açısından bunu sağlayan ne?

Gündelik hayattaki dinamikler. Kız kardeşim bir Sünni ile evli. Eniştem ramazan, kız kardeşim muharrem orucu tutar. Bunun daha ötesi var mı? 

Aleviler gerçekle yüzleşmeli, diyorsunuz. Sünnilerden beklentiniz ne?

Mesela Sivas ya da Maraş gibi Alevilerin canını acıtan olaylarla ilgili olarak ‘bu bir katliamdır, insanlık dışıdır, İslam’ın da reddettiği bir şeydir’ gibi cümleler umduğumuzdan ciddi sonuçlar yaratabilir.

ERGENEKON TAVRI ÇOK UTANÇ VERİCİ
 

Alevi sorunu bir demokratikleşme sorunu ise, Alevilerin 2007’de olanlara, cumhuriyet mitinglerine, Ergenekon’a yaklaşımını nasıl değerlendirmeli?

Alevi kurumları Ergenekon gibi önemli bir konuda kayda değer bir tavrın sahibi olamadılar, bu utanç verici. Ergenekon soruşturmasını önemsediklerini, bu kirli yapının mağdurlarından birinin de Aleviler olduğunu dile getirmediler. Bu konuda konuşan, kendisini Alevi önderi ya da Alevi örgütü başkanı sıfatıyla lanse edenlerin ağzından çıkan en ileri söz şu oldu: ‘Bir bakalım ne olacak, kuşkularımız var’. Neden kuşku duyuyorsunuz ki? Ergenekon gibi bir konuda mümkün olan en yüksek sesle soruşturma derinleştirilmeli aydınlatılmalı, nereye kadar gidiyorsa o kadar gidilmeli, Ergenekon çetesi Aleviler konusunda da çok sayıda kanlı icraatın sahibidir, açığa çıkarılmalı, Maraş ve Sivas dosyası yeniden açılmalı’ demeleri gerekirdi halbuki.

ALEVİLERİ CHP VE SOL ASİMİLE ETTİ
 

Sorunlara rağmen Aleviler bugüne dek niçin hiç muhalefet sergilemedi?

Aslında Aleviler düzenle gerçek manada hiçbir zaman barışık olmadı. 1950’de DP’yi desteklediler, umduklarını bulamayınca CHP’ye meylettiler. 60 ve 70’lerde sol hatta radikal sol yapılarda mücadele ettiler. 

Sol yapılarla süren bu birlikteliğin Alevilere getirisi-götürüsü ne oldu?

Kesinlikle bir başka asimilasyona daha uğradılar. Alevilerin bugün tanınmaz hale gelmesinde, kimliğinin muğláklaşmasında, -niyet bu olmasa da- sol hareketin payı büyük. Devrim gerçekleşince Alevilerin de talepleri yerine getirilecek mantalitesi vardı ama bugüne dek, ben bu yapıların hiçbirinin Alevilerin istemlerini, demokrasi gereği ele aldığını görmedim, duymadım, bilmiyorum. Tersine, ‘Din halkın afyonudur’ sözü gibi Aleviliğin aşılması gerektiğini düşündüler. 

İlk asimilasyon Cumhuriyetin kuruluş politikalarıyla oldu. İkincisi sol örgütlerle. Üçüncüsü var mı bunun?

Var, CHP! Aleviler CHP’ye önce kurucu parti olduğu, 70’lerde konjonktürle solcu, sistemi değiştirmeye aday gördüğü için ilgi duydu. Fakat bu duygu platoniktir. Stockholm Sendromu’dur. CHP de Alevi oylarını blok halinde arkasında varsaydı. 

CHP neler yaptı bu ilgiye mazhar olabilmek için?

Göstermelik de olsa hiçbir zaman hiçbir şey yapmadı. Alevilerin taleplerini Meclis’te dile getirmedi, mücadelesini yürütmedi. Bazı CHP’li Alevi dedeler ‘Hiç iktidar olmadı ki, olsaydı yapacaktı’ diyor. Nerden belli, programında mı yazıyor? Böylesine temelsiz bir bağlılık var. Bu da Alevilerin kendi gerçeklerine bile yabancılaşmasında asimilasyonun, son derece sistematik bir baskının eseridir.

MHP ÖNCE iTiRAF ETSiN

‘MHP Alevileri ‘Aleviler asil Türk’tür’ söylemiyle kazanmaya çalışıyor ama kayda değer bir taraftar edinemez. Maraş’ta belki MHP de kullanıldı ama neden böyle bir itham karşısında kendisini arındırmıyor? Alevilere ilgisi ancak, bununla yüzleşir hatasını itiraf etme cesaretini gösterebilirse anlamlıdır.’ (Star)

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler