23 Ekim 2017 Pazartesi
  • Altın152,547
  • BIST108.489
  • Dolar3,6704
  • Euro4,3242
  • Euro/Dolar0.00
  • Sterlin4,8854
  • İstanbul17 °C
  • Ankara5 °C
  • İzmir9 °C
  • Konya5 °C
  • Adana20 °C
  • Antalya15 °C
  • Diyarbakır11 °C
  • Bursa11 °C
  • Kayseri6 °C
  • Kocaeli9 °C
  • Şanlıurfa15 °C
  • Gaziantep13 °C
  • İçel20 °C
YENİ HABERLER
ÇOK OKUNANLAR
SDE'den Ermeni kararına karşılık deklarasyon metni!
Stratejik Düşünce Enstitüsü Ermeni kararına karşılık deklarasyon metni yayınlanladı: "Uluslararası Aktörler“Ortak Acıları” Türkiye’ye Karşı Siyasi Silaha Dönüştürmek Yerine Daha Yapıcı Bir Rol Oynayabilirler"
SDE'den Ermeni kararına karşılık deklarasyon metni!
20 Nisan 2015 / 14:29 Güncelleme: 20 Nisan 2015 / 14:37

İşte o bildiri ve kararlar

Kökeninde Avrupalı Emperyalist güçlerin kendi aralarındaki siyasi ve ekonomik çıkar çatışmalarının bulunduğu I. Dünya Savaşı, Osmanlı coğrafyasındaki halkları da derinden etkilemiştir. Bu çerçevede 1915’e giden süreçte, Osmanlı Devleti’nde barış ve huzur içinde birlikte yaşayan Türkler ve Ermeniler emperyalist politikalardan ve savaştan her anlamda en fazla zarar göreniki halk olmuştur. Türkler ve Ermenilerin ortak acılarını anlayabilmek için yalnızca Anadolu’da yaşananlara değil, daha geniş bir çerçevede 1900’lü yılların başından itibaren Balkanlar ve Kafkasya’da yaşananlara da bakmak gerekir. 1918’e gelindiğinde en az iki milyon insanın yerlerinden kopartılarak Anadolu’ya göç ettikleri görülmektedir. Bugüne kadar geride kalanlarla ilgili hiçbir Avrupa ülkesi bir yüzleşme içine girerek yaşananlara yönelik olarak özür dileme hassasiyetini göstermemiştir.Ayrıca Türkler sadece Çanakkale’de 250 bin insanını kaybederken, Ermeniler de savaş şartlarının ürettiği güvenlik sorunları nedeniyle 1915’te zorunlu göçe tabi tutulmuşlar ve bu süreçte pek çok kişi hayatını kaybetmiştir.

Türkiye’nin Ermeniler konusunda gösterdiği hassasiyet Batılı ülkelerden çok daha ileri düzeyde olmuştur. Daha Osmanlı döneminde tehcir dolayısıyla mahkemeler kurulmuş ve tespit edilen sorumlular idam edilerek cezalandırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sıfatıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Nisan 2014 tarihinde yayınladığı “taziye mesajında” vurguladığı gibi “Birinci Dünya savaşı esnasında yaşanan hadiseler,hepimizin ortak acısıdır. Bu acılı tarihe adil hafıza perspektifinden bakılması, insani ve ilmi bir sorumluluktur.” Tarihin tek yanlı okunması acı çeken halkların acılarını azaltmayacağı gibi taraflar arasında ihtiyaç duyulan güven, barış ve diyalog ortamının geliştirilmesine de hizmet etmeyecektir.

Bu bağlamda bizler de o dönemde hayatını kaybeden herkesin acılarını paylaştığımızı belirterek,insani duyarlılığımızıbir kez daha göstermek isteriz.

Türkler ve Ermenler Arasındaki Normalleşmeyi Gerekli Görüyor ve Diyalogu destekliyoruz

Türkiye’nin önde gelen bir Sivil Toplum Kuruluşu olan SDE, Türkler ve Ermeniler arasında tarihten kalan sorunların hak ve adalet ilkeleri temelinde çözülmesi için ister devlet ister STK’lar arasında yapılsın her türlü diyalogun ve işbirliği girişiminin desteklenmesi gerektiğine samimiyetle inanmaktadır. Ancak Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından da defalarca vurgulandığı gibi iki halk arasındaki sürdürülebilir barışçıl ilişkiler ancak ortak bir “adil hafıza” yaratılmasıyla mümkün olabilir.

Bu çerçevede, ilişkilerin normalleştirilmesinin bir yolu olarak 2009 yılında Türkiye ve Ermenistan devletleri arasında ve BMGK üyeleri ile AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisinin müzaheretinde Zürih’te imzalanan protokollerle çizilen yol haritasının bir an önce uygulamaya geçirilmesini temenni ediyoruz. Yine protokollerde öngörülen, tarihi olayların araştırılması için ortak bir tarih komisyonunun kurulması ve iki ülke arasında kapsamlı diplomatik, ekonomik ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesini de destekliyoruz. Zira şuna inanıyoruz ki, tarihin ve coğrafyanın kader arkadaşı yaptığı Ermeni ve Türk halkları eninde sonunda tarihin ağır yükünün yarattığı kırgınlıkları ve siyasi ön yargıları aşarak yeniden insani, siyasi ve ekonomik ilişkilerini mutlaka geliştireceklerdir.

İki Halk Arasındaki İlişkilerin Tamirinde Avrupa’ya da Sorumluluk Düşüyor

Bir asır sonra Türkler ve Ermeniler arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için herkesin ve bu arada özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın, dolayısıyla savaşta yaşanan tüm acıların da müsebbibi olan Avrupalı dostlarımızın daha yapıcı roller oynaması istenir ve beklenir. Hatta yüzyıl önce kendilerinin sebep olduğu insani yaraların sarılması için yapıcı siyasi katkı sağlamak, Batılı aktörlerin insani, siyasi ve ahlaki yükümlülüğüdür de. Yaşananlarla birinci derecede yüzleşmesi gerekenler öncelikle Avrupa ülkeleridir.

Avrupa’nınTek Taraflı Bakışı Yanlıştır

Buna rağmen, son günlerde Ermenilerce ilan edilen sözde soykırımı anma tarihi olan 24 Nisan 2015 tarihi yaklaştıkça Katolik dünyasının dini lideri Papa Fransuva’nınyapmış olduğu açıklamalar ve Avrupa Parlamentosu’nun (AP) aldığı tavsiye kararları, ne yazık ki bu sorumluluktan uzaktır ve tarihi olayların tek yönlü olarak okunması üzerine inşa edilmiş çarpık bir bakış açsısını yansıtmaktadır.Yalnızca Ermenilerin ürettiği tarihi anlatıyı yansıtan açıklamaları “mutlak gerçeklikmiş” gibi okumak ve Türkiye’nin yıllardır ısrarla vurguladığı, sorunun çözümüiçin ortak komisyon tekliflerini ve diaspora da dahil olmak üzere tüm Ermenilerle iyi niyetle diyalog kurma çabalarını görmezden gelmek haksızlık ve insafsızlıktır. Bu yaklaşımın uluslararası ilişkilerin temelini oluşturan iyi niyet ve nesafet ilkeleriyle bağdaşmadığı da açıktır.

Papa ve AP’nin Tutumu Uzlaştırıcı Değil, Kutuplaştırıcı

Katolik dünyanın dini otoritesi olarak kabul edilen Papa’nın 12 Nisan’da, hiçbir dini ve bilimsel temele dayanmayanve tamamen siyasi nitelikli olan 1915 olayları ile ilgili açıklamaları, tarihsel gerçeklerle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Papa’nın bu siyasi yaklaşımı,yakın dönemde Türkiye’ye yaptığı ziyarette vurguladığı Hristiyan dünyası ile Müslüman dünyası arasında barış ve diyalog köprüleri kurmayı amaçlayan“uzlaştırıcı Papa” misyonuyla da uyuşmamaktadır.

Papa Fransuva’nınkonuşmasından hemen sonra, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’yi “soykırımı” tanımaya ve hatta “24 Nisan’ın dünya soykırım günü olarak kabul edilmesine” yönelik bir karar almasınıda bir tesadüf olarak görmüyoruz. Batı medyasının önemli bir kısmının da benzer bir dil kullanması, son olayların birbirleriyle bağlantılı bir girişim olduğu izlenimini güçlendirmektedir.

Türkiye’ye yönelik bu açıklamaları yapanların ve bu kararları alanların, geçmişte yaşanan travmalarla yüzleşmeyi teşvik etmek ve inandırıcı olmak için, öncelikle kendilerinin neden olduğu insanlık trajedileriyleyüzleşmeleri gerekir. Bu çerçevede Katolik Kilisesinin Engizisyon Mahkemeleri’nden başlaması ve Avrupa’nın 1492’de Endülüs’ün Hıristiyanlarca geri alınması sonrasında Müslümanlar ve Yahudilere karşı yapılan muameleyi ve Batının emperyalizm döneminde dünyanın dört bir tarafında işlediği siyasi ve askeri günahları insanlık vicdanında unutulmuş değildir. Ayrıca 1994’te Ruanda’da, 1995’te Bosna’da işlenen “soykırım” suçları Batının ihdas ettiği uluslararası mahkemelerce de kabul edilmişken AP ve Papa’nın henüz tam olarak aydınlanmamış 1915 olaylarındandolayı 24 Nisan tarihini “soykırım günü” kabul etmelerini iyi niyetle telif etmek hiç mümkün değildir.

Amaç YükselenTürkiye’nin İmajını Bozmak

Uluslararası aktörlerce yapılan bu son hamlelerin insani bir duyarlılık adına yapıldığına inanmak çok zordur.Türkiye’nin yüzyıl sonra yeniden ekonomik olarak güçlendiği, iç sorunlarını demokratik yöntemlerle çözme cesareti gösterdiği; sahip olduğu insani-ahlaki değerleriyle uluslararası politikaya yön vermeye çalıştığı ve Orta Doğu gibi karmaşık bir bölgede istikrar ve denge unsuru olarak görülmeye başlandığı bir dönemde bu tür girişimlerin başlatılması; Türk halkı tarafından doğru biçimde değerlendirilecektir. Biz tüm bu girişimleri, tarihi acıların suiistimal edilerek Türkiye’ye karşı siyasi bir baskı aracına dönüştürülmesi olarak okuyoruz ve yanlış buluyoruz.

Oysa Türkiye, Orta Doğu’da gerçek demokrasiye sahip tek ülkedir. Demokrasisini her geçen gün Avrupa standartlarını merkeze alarak geliştirmekte ve çoğulcu bir demokratikleşme yönünde önemli adımlar atmaktadır. Türkiye izlediği politikalarla bugün savaşın ve insanlık trajedilerinin yaşandığı Orta Doğu’da tüm halkları kucaklayacak bir demokratik dönüşümü gerçekleştirebilecek yegâne bölge ülkesidir.Ülkesindeki azınlıkların hakları konusunda önemli yasaldüzenlemelere imza atan Türkiye’nin, bu aşamada desteklenmesi ve cesaretlendirilmesi yerine baskı altına alınmaya çalışılması en azından sonuç getirmeyecek yanlış bir stratejidir.

Bu bağlamda, Papa’nın ve AP’nin son yaklaşımları Türkiye öncülüğündeki Müslüman dünyaya karşı yeni bir Haçlı Seferi’nin işaret fişeği gibi algılanacak ve olumlu hiçbir katkı sağlamayacaktır. Tarihte yaşanmış olumsuzlukları kaşıyarak, bölgesinde ve İslam dünyasında öne çıkan ve lider ülke konumuna gelen Türkiye'yi küçük düşürme amacı taşıyan bu tutumu SDE ve imzacı akademisyenler olarak şiddetle reddediyoruz.

Türk ve Ermeni halklarının barışçıl geleceği, dışarıdan kurgulanan yanlış stratejilerle veya bu halkların ortak tarihinin tek yanlı siyasi yorumu üzerine inşa edilemez. Ortak gelecek, Türk ve Ermeni halklarının kararıyla şekillenecektir. Bu nedenle üçüncü tarafların ikili ilişkileri bu tür kararlarla yanlış yönlere çekmek yerine, gerçekten yapıcı bir rol oynamaları en doğru yaklaşım olacaktır.

Kamuoyuna önemle arz ederiz.

İmzacı Akademisyenler:

1-Prof. Dr. Birol Akgün, SDE Başkanı ve Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

2-Doç. Dr. Mehmet Şahin, SDE Dış Politika ve Uluslararası İlişkiler Programı Koordinatörü ve Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

3-Prof. Muhsin Kar, SDE Ekonomi Programı Koordinatörü ve Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi

4-Dr. Murat Yılmaz, SDE İç Politika ve Demokratikleşme Programı Koordinatörü

5-Prof. Dr. Haluk Alkan, SDE Uzmanı ve İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi 

6-Doç. Dr. Ahmet Uysal, SDE Uzmanı ve Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi

7-Prof. Dr. Kemal Özcan, Necmettin Erbakan Üniversitesi SBBF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi

9- Doç. Dr. Feridun Ata, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi

10-Prof. Dr. İbrahim Kaya, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

11-Mehmet Akif Ak, SDE Yüksek İstişare Kurul Üyesi

12-Doç. Dr. Şaban Tanıyıcı, Necmettin Erbakan Üniversitesi SBBF Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi

13-Prof. Dr. Talip Özdeş, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

14-Alper Tan, KANAL A Genel Yayın Yönetmeni, Gazeteci-Yazar

15-Sinan Tavukçu, Araştırmacı-Yazar

16-İhsan Aktaş, GenarBaşkanı

17-Yrd. Doç. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi

18-Doç. Dr. Mustafa Orçan, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi

GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler